Anasayfa Polemik İnceleme   Büktel Hakkında  İlkemiz Büktel'in Gör Dediği Arşiv İletişim

 

Linç imzacıları listesi

  Gammaz, resmi yazar

Peter Ustinov

Büktel kitabı satın al

Büktel'in tüm yazıları

Arka Sıradakiler

"Alacakaranlık" davası

Büktel'in Günlükleri

Ö. Nutku Skandalı

Skandalın özlü rehberi

Skandalın videosu

 Burak Caney sapığı

 Büktel biyografisi 

İlkemiz

Büktel'in Gör Dediği

Polemik

Arşiv

Şiir Sayfası

Sinema Sayfası

Öykü Sayfası

Theope

"Çığ" Eleştirisi

Nâzım Hikmet

Alıntı Namusu

Barış Büktel

İletişim

 

Sitemize Yazanlar

 

Acar Burak Bengi

 

Hilmi Bulunmaz

 

Feridun Çetinkaya

 

Coşkun Irmak

 

 

 

Coşkun Büktel'in Eserleri

 

Theope

(Tiyatro Oyunu)

 

 

Theope

( 2. Baskı)

 

 

Shakespeare'siz Herifler

(Tiyatro Oyunu)

 

 

Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları

(Eleştiri)

 

 

Eleştiren Oyunlar

(Çeviri/Telif)

 

 

Tilki / D. H. Lawrence

(Çeviri)

 

 

"Yönetmen Tiyatrosu"na Karşı Bir Shakespeare ve Nâzım Hikmet Savunması

 

(İnceleme-Eleştiri)

 

 

Fiyasko

(Roman)

 

 

 

 

 

Fiasco

(Novel)

translated by

Feyza Howell

 

 

ERTUĞRUL TİMUR'UN AŞAĞIDAKİ YAZIMIZLA İLGİLİ CEVABI

Timur, "Daha dün oradaydı... Okurlarımızın unutmuş olmasına imkân yok" başlıklı yazımıza karşı, bize birkaç saat arayla iki cevap yazısı gönderdi. Yine bazı  küçük yalanlar içerse de, cevaplarının özünde, bu kez haklı olduğu için, Timur'un bu iki haklı yazısını, "Timur'un Çöplüğü" bölümümüze atmak yerine, cevaplamaya değer bulduk.

Sansürcü Timur bu kez haklı!... Bu kez, sansür yapmamış. Bu kez biz yanılmışız.

Timur'un haklı cevaplarını ve Kâzım Şimşek ile Coşkun Büktel'in açıklama ve özürlerini okumak için, lütfen

TIKLAYINIZ!

 

Daha dün oradaydı... Okurlarımızın unutmuş olmasına imkân yok:
Cücenoğlu'nu, Erduran'ı ve Bilginer'i siyasilerle "deyim yerindeyse elense olmuş" birer "Gammaz" ve "resmi yazar" olmakla suçlayan,
27 Mart 2001 tarihli ve "Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları" başlıklı Mustafa Demirkanlı yazısını;
daha üç-beş gün önce, sitemizde, yeniden gündeme getirmiş; yazının tiyatrom.com'daki sayfasının fotoğrafını yayınladığımız gibi, yazının tiyatrom.com'daki orijinal sayfasına link de vermiştik. (Linki görmek için, TIKLAYINIZ!)
Biz, üç-beş gün önce, o linki verdiğimizde, link çalışıyordu ve linki tıklayanlar, Mustafa Demirkanlı'nın asılsız ispatsız hakaretlerle dolu yazısının tiyatrom.com'daki orijinal sayfasına ulaşabiliyorlardı. Yani tiyatrom.com dergisinin sahibi, (3. Abdülhamid lakabını bileğinin hakkıyla kazanmış) sansürcü Ertuğrul Timur, Demirkanlı'nın hakaretlerle dolu o yazısını sitesindeki o adresten henüz kaldırmamıştı.
Ama 2001 yılında, siyasilerle "deyim yerindeyse elense olmuş" olmakla, "resmi yazar" olmakla, "gammaz" olmakla suçladığı Tuncer Cücenoğlu'nu, bugün, sahibi olduğu Tiyato Tiyatro dergisinin "editörler kurulu"na buyur etmiş bulunan Mustafa Demirkanlı; bu iğrenç tutarsızlığı (ilkesizliği) kedi pisliğini örtercesine örtbas etmek çabasına girmiş...
O nedenle, daha dün, verdiğimiz linkin ucunda bulunan yazının yerinde bugün artık yeller esiyor.

Hilmi Bulunmaz araştırdı ve gördü ki: Demirkanlı ve Timur, yazıyı tiyatrom.com sitesinden tamamen söküp yok etmemişler. İki kurnaz kankanın yazıyı örtbas amacıyla yaptıkları şey şundan ibaret: Okurlar bizim verdiğimiz linkten yazının aslına ulaşamasınlar ve yazının aslı yok zannetsinler ve bizim kendilerine hileli link verdiğimizi düşünerek tüm okurlar bizi lanetlesinler diye; Demirkanlı ve Timur, yazının iki yıldan beri bulunduğu adresi değiştirmişler. Yazı, tiyatrom.com'un bir başka adresinde (şimdilik) hâlâ duruyor. Biz, ilgili sayfamızda verdiğimiz linkin yanına, yazının daha dün değiştirilen yeni adresini de ekleyeceğiz. Ama yazıyı okurların dikkatinden kaçırıp örtbas etmekte kararlı görünen Demirkanlı ve Timur'un, yazıyla ilgili olarak, bundan sonra hangi hilelerle okurları yanıltmaya kalkışacacağını elbette bilemiyoruz.

O halde şimdi, birkaç gündür, verdiğimiz linki tıklayıp da, Demirkanlı'nın Cücenoğlu'ya (ve Refik Erduran'a ve Recep Bilginer'e) ettiği hakaretlerin orijinal kaynağına ulaşamamış  okurlara, buradan seslenmemiz gerekiyor:

Lütfen, bizim sizi aldatmak için size yanlış link verdiğimizi; böylelikle, var olmayan bir yazıyı size varmış gibi gösterdiğimizi sanmayın! Yazının fotoğrafından da anlayabileceğiniz üzere, sizi dezenforme etmek (yanıltmak, aldatmak) gibi orostopolca yöntemler, asla bizim yöntemlerimiz olmadı/olmayacak. Biz asla orospu çocuğu olmadık/olmayacağız.

Aşağıdaki kutuda, Demirkanlı ve Timur'un adres değiştirerek örtbas etmeye çalıştığı, asılsız ispatsız hakaretleri, Demirkanlı ve Timur sansürüne inat, bir kez daha, gündeme taşıyoruz:

 

Demirkanlı'dan, 

Tuncer Cücenoğlu,

Refik Erduran ve Recep Bilginer'e Dedikodu Formatında, Asılsız İspatsız (veya İspatı Demirkanlı'dan Menkul) Hakaretler!

"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca Bakan' dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok.
 
"Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; 'Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz', 'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.', 'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.' gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca."

(KAYNAK: Demirkanlı, "Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları")

 

 

Konjonktür değiştikçe, linç kampanyası ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı ile Tuncer Cücenoğlu'nun ahlak ilkeleri de değişiyor:

 

 

"DÜN DÜNDÜR, BUGÜN BUGÜNDÜR"

 

 

Dünkü (örneğin  2001 yılındaki) Mustafa Demirkanlı'ya göre:

Tuncer Cücenoğlu,  siyasilerle "deyim yerindeyse elense olmuş" bir "gammaz"dı.

 

(Kaynak için yukarıdaki mavi linklerden birini tıklayınız!)

 

Bugünkü Mustafa Demirkanlı'ya göre:.

 

 

Tuncer Cücenoğlu, Demirkanlı'nın dergisi "Tiyatro Tiyatro"nun "editörler kurulu" üyesi olmaya layık seçkin bir tiyatrocudur.

 

(Kaynak için yukarıdaki mavi linki tıklayınız!)

 
Peki, 2001'den bugüne ne (ya da kim) değişti?.

 

 

 

Tuncer Cücenoğlu hacca gidip, tövbekâr olup, kendini temizlediği ve siyasilerle "deyim yerindeyse elense olmuş" bir "gammaz" olmaktan vazgeçtiği için mi, Mustafa Demirkanlı, bugün, Cücenoğlu'nu dergisinin "editörler kurulu"na layık görüyor?

 

Yoksa Demirkanlı, dergisine reklam alabilmek için, artık "armudun sapı, üzümün çöpü" demeden, kalite kontrolüne gerek görmeden, her türlü alçak ve iftiracılarla ittifak kurmak zorunda olduğunu anladığı için mi, siyasilerle "deyim yerindeyse elense olmuş" bir "gammaz"ı bile bağrına basıp onu dergisinin "editörler kurulu"na buyur ediyor?

 

 

Demirkanlı'nın Cücenoğlu hakkında sekiz yıl arayla yaptığı iki farklı yayın, üçüncü bir şıkka izin vermiyor.

 

 

Ya Cücenoğlu hacca gidip tövbekar oldu ve değişti ya da Demirkanlı, siyasilerle "deyim yerindeyse elense olmuş" "gammaz"lara dair olumsuz bakışını değiştirip reklam almak hatırına "gammaz" dedikleriyle "elense" (can ciğer kuzu sarması veya al takke ver külah ya da en doğrusu "suç ortağı") olmaya karar verdi.

 

Üçüncü bir şık yok.

 

Linç kampanyasının ana sponsorları Demirkanlı ve Cücenoğlu'ndan bu iğrenç tutarsızlık konusunda açıklama yapmaları beklenemeyeceğine ve biz de, okurların zekâlarına hakaret etmiş olmamak için (tiyatromuzdaki ahlaksal çürümeye yeni bir kanıt oluşturan) söz konusu  tutarsızlığın sekiz yıl aralı iki somut belgesini art arda yayınlamış olmakla yetineceğimize göre; yukarıdaki iki iğrenç şıktan hangisinin geçerli olduğuna okurlar kendi inisiyatifleriyle  karar vermek zorunda...

 

Okurlar, şuna da kendileri karar verecek: Demirkanlı ve Cücenoğlu kadar tutarsız ve ilkesiz olmak mı daha iğrenç; onların peşine takılarak linç kampanyasına imza atacak kadar ahmak olmak mı daha iğrenç?

CB

 

 

NOT: Linç imzacıları listesini görmek için, lütfen

 

TIKLAYINIZ!

 

 

 

"Arka Sıradakiler"in dün (28 Haziran 2009) yayınlanan final bölümü de, tam beklendiği üzere, yine birinci oldu.

"Arka Sıradakiler" sezonu ön sırada kapattı!

Büktel'in "senaryo doktoru" olarak görev yaptığı "Arka Sıradakiler", daha bir yılını yeni doldurmuş FOX TV  kanalında ve kanallar arası haftalık rekabetin en vahşi gününde (Pazar) ve en vahşi saatinde (20.00) yayınlandığı halde ve tanınmamış genç oyunculardan kurulu kadrosuna rağmen; geçtiğimiz Pazar günü de (28 Haziran 2009) en büyük kanallarda yayınlanan yarışma, spor, dizi ve komedi programlarının tümünü "yine" geçerek, yalnızca diziler arasında değil, günün "tüm" programları arasında, "BİRİNCİ" oldu.

Sezonu ön sırada kapayan "ARKA SIRADAKİLER" adlı TV dizisinin birinci olan sezon finali bölümünden Büktel kaleminin tadımlık örneklerini görmek için, lütfen aşağı kutudaki linki tıklayınız:

(Sezon finali olan 78. Bölüm'den, Büktel'in yazdığı bazı replikleri sunuyoruz.)

29 Haziran 2009  

Mavi Sakal kimliğine yeniden bürünerek akıl hastanesinden kaçan Barış (Tuncer Öz) öğrencisi olduğu liseyi silahla basarak, arkadaşlarını rehin aldığında, Kemal hoca (Bülent Yarar) tarafından ikna edilmeye çalışılır.

 

Büktel'in yazdığı repliklerden bazılarını okumak için...

TIKLAYINIZ!

 

ARŞİV / 27 MART 2001

Reklam alamadığı

dönemlerde

o da herkesi eleştirirdi:

Demirkanlı'dan, 

Tuncer Cücenoğlu,

Refik Erduran ve Recep Bilginer'e Dedikodu Formatında, Asılsız İspatsız (veya İspatı Demirkanlı'dan Menkul) Hakaretler!

"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca Bakan' dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok.
 
"Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; 'Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz', 'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.', 'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.' gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca."

(KAYNAK: Demirkanlı, "Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları")

NOT: Demirkanlı, Coşkun Büktel'i (ve Feridun Çetinkaya'yı) daha 2001 yılında "cevap hakkı istiyorsanız mahkemeye gidin!" diyerek sansür ettiği için; belli ki, Cücenoğlu, Erduran ve Bilginer gibi yazarları Büktel'in de (hem de Demirkanlı'dan çok önce) korkusuzca ama "belgelere dayanır biçimde" eleştiren kitaplarını ("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" 1998, "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı" 2001) görmezden gelmeyi tercih ediyor ve "Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları" diye, hiçbir araştırma yapmaksızın, asılsız ispatsız "sallayarak", okurlarını, "bunlardan" korkmayan tek kişinin kendisi olduğuna inandırmaya çalışıyor.

NOT 2: Bilindiği üzere, Demirkanlı, 2001 yılında, siyasilerle "deyim yerindeyse el ense olmuş" olmakla suçladığı Tuncer Cücenoğlu'yla, bugün kendisi "deyim yerindeyse el ense olmuş",  2001 yılında "gammaz" olmakla suçladığı Cücenoğlu'yu bugün dergisinin "editörler kurulu"na dahil etmiş ve Cücenoğlu'yla birlikte ikisi, Büktel ve Bulunmaz'a karşı linç kampanyasının suç ortakları ve en azılı kışkırtıcıları olmuşlardır.

Demirkanlı ve dergisini reklam adı altında devlet sadakasıyla besleyen DT genel müdürü Lemi Bilgin ile DT İstanbul müdürü Osman Wöber  arasındaki, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkilere dair bir enstantane...

Hemen her sayısı gecikmeli olarak basılıp dağıtılan dergisinde, reklam olarak verilen DT programlarını, genellikle programların sona erdiği tarihten sonra, bir başka deyişle "iş işten geçtikten sonra" yayınlaması yüzünden, sık sık Hilmi Bulunmaz'ın eleştirilerine hedef olan Mustafa Demirkanlı, her şeye rağmen, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkileri sayesinde,(Bulunmaz'ın deyişiyle söylersek) "arka kapağını Lemi Bilgin'e vermeye devam ediyor."

 

İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSU SANATÇILARI DERNEĞİ'NİN (İŞTİSAN) "MÜDAHALE KARŞITI"(?) BİLDİRİSİNE ELEŞTİREL BİR KATKI.

 

Tiyatro kurumunuza değil, tiyatro sanatına ve demokratik ilkelere aidiyet duyun!

 

 

İştisan bildirisini onurlu ve bilimsel kılmak için, bildiri metnine öneri mahiyetinde yaptığımız bazı ekleme, çıkarma ve eleştiriler

 

 

Coşkun Büktel  

24 Haziran 2009

 

 

(...)

Yani "Kadir Topbaş değil, danışmanı suçlu" diyor ve Kenan Işık'ı günah keçisi ilan ediyorsunuz. Kadir Topbaş'a karşı çıkmayı gözünüz yemediği için, Kadir Topbaş'ın "dışardan" danışmanına karşı çıkıyorsunuz. Özerklik hakkınız için Kadir Topbaş'ın yakasına yapışacak ve Topbaş'ın ikram edeceği hiçbir makamla yolundan ve ilkelerinden saptırılamayacak bir kararlılığa sahip, asla dağılmayacak, sağlam bir örgütlülük kuramadığınızdan, Topbaş'a karşı ağlamaklı ve ricacı bir dil kullanmayı yeğliyorsunuz. Yalan çıkan somut ve belgeli vaatlerini (2) bile, Topbaş'ın yüzüne vurmaktan çekiniyorsunuz. (...)

 

Büktel'in yazısının devamını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

13 Haziran 2009
O REHBERİ O KADAR AÇIK, SEÇİK VE NET YAZMIŞTIM Kİ; DEĞİL YALNIZ GERİ ZEKÂLILAR, ŞEMPANZELER BİLE ANLAYABİLİR SANIYORDUM

Heyhat!... Yanılmışım. O nedenle rehberin bazı bölümlerini aşağıda yeniden gündeme getirirken, bazı ifadeleri şempanzelerin bile anlayabileceği biçimde, "kırmızı harflerle" vurgulamaya karar verdim.

ARŞİVDEN / 20 Şubat 2009

 

(...)

 

3. Toplantının yöneticisi Nutku bu iftirayı durup dururken değil, DT sanatçısı Şahin Ergüney'in söz alıp "Theope DT'de oynanmalıdır" mealindeki konuşması üzerine, yumurtlamıştır. Nutku, Ergüney'in talebini şu iftirayla cevaplamıştır:

 

4. “...şimdi efendim bir de, bir dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum. Fransızca’da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var. Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek için. Teşekkür ederim...”

 

5. Oysa ki, "Fransızca’da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun" yoktur. Herhangi başka bir ülkede ya da yüzyılda da yoktur. Olduğunu söylemek, düpedüz, açık, somut, kesin bir yalandır. Bırakın oyunu, "Theope" adlı bir roman, hikaye, beste, bale, vb. bile yoktur. Ama herhalde, Yunanistan'da Theope adlı yaşamış ve yaşayan binlerce insan, Yunan edebiyatında Theope adında yüzlerce karakter, hatta diğer ülkelerin edebiyatında da Theope adlı üç-beş karakter bulmak ihtimal dahilindedir. Çünkü Theope, Coşkun Büktel'in uydurduğu bir isim değildir. Tıpkı "Cevdet Bey ve Oğulları"ndaki Cevdet isminin Orhan Pamuk tarafından uydurulmuş bir isim olmadığı gibi... Ama isimleri Büktel ve Pamuk uydurmuş olmasa da, Büktel'in Theope'si ve Pamuk'un Cevdet'i, ya da Namık Kemal'in "Cezmi"si, Halide Edip Adıvar'ın "Handan"ı, Refik Halit Karay'ın "Nilgün"ü, vb, yalnızca yazarlarının yaratıcılığına özgü, "özgün" karakterlerdir.

 

6. İhtimalleri bir yana bırakır da, kesin ve şüphesiz olan şey nedir diye sorarsak, şu cevaba ulaşırız: Theope adlı yaşamış ve yaşayan binlerce insanın veya yüzlerce edebi karakterin muhtemel varlığı, Nutku'nun iftirasını ortadan kaldırmıyor. Dolayısıyla, Şahin Ergüney'in "Theope oynanmalıdır" talebi üzerine, Nutku tarafından, Theope adlı var olmayan ikinci bir "oyun" uydurulması, iki Theope oyunu arasındaki benzerlikten söz edilmesi, Büktel'e karşı yazılan cevap yazısında bile hâlâ "17. Yüzyıl'da yazılmış" Theope adlı o ikinci oyunun var olduğunda ısrar edilmesi; pek çok geri zekâlının bile kolayca değerlendirebileceği üzere, maksatlı bir iftira olmaktadır.

 

(...)

 

8. Nutku bu iftirayı dalgınlıkla ya da yanlış hatırladığı için atmış değildir. Çünkü:

 

9. Büktel, Eylül 2005'te (henüz CD ortaya çıkmadan önce) yazdığı ilk yazıyla Nutku'dan, sözünü ettiği ikinci Theope'nin kanıtını isteyince; Nutku, üç-beş gün sonra yayınladığı cevap yazısında, ilk yalanına sahip çıkmış, yeni yeni yalanlarla, o ilk yalanını inandırıcı kılmaya ve Büktel'in tepkisini yumuşatmaya çalışmıştır. Nutku, "Coşkun Büktel'e yanıt" başlıklı o yazısının ilk paragrafında şunları söylemiştir:

 

10. "Sayın Coşkun Büktel,

Benim hiçbir iddiam olmadı. Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın 'Theope' adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim. (Nutku'nun öyle bir şey söylemediği CD'de net görülüyor.) Üstelik hiçbir imada bulunmadan. (Benzerlik imasında bulunduğu CD'de net görülüyor.) Metni görmedim, yalnızca adına eski bir belgede rastladım. Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu okuma olanağı bulamayacaktım. Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. (Belirtmediği CD'de net görülüyor.) Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim." (Eklemediği CD'de net görülüyor.)  

 

11. Nutku, toplantıdaki konuşması ile yukarıdaki savunmayı yazması arasında geçen sürede gerekli araştırmayı yapmış ve dalgınlığını fark mı etmiş ki (!), ikinci Theope için toplantıda konuşurken 16. Yüzyıl tarihini verdiği halde, Büktel'in hesap sormasından sonra yazdığı ve yukarıda aktardığımız cevap yazısında 17. Yüzyıl tarihini veriyor? Yoksa konuşurken söylediği yalanı unutmuş ve savunma yazısında aynı yalanı tekrarlamaya çalışırken yanlış yalan(!) mı söylemiş? Her iki ihtimal de Nutku'yu iftiracı kılıyor.

 

(...)

 

13. Bütün diğer kanıtları göz ardı ederek Nutku'nun toplantıda konuşurken dalgınlık etmiş olabileceğine inanmak için geri zekâlı olmak yetebilir. Ama Büktel'in ilk yazısında yönelttiği suçlamalara karşı (yukarıda ilk bölümünü aktardığımız) savunma yazısını yazarken Nutku gibi duayen bir bilim adamının, Büktel suçlamalarından sonra bile hâlâ  ayılamayıp, "aynı" dalgınlığı sürdürdüğüne ve savunma yazısında koyu harflerle belirlediğimiz (CD görüntüleriyle çelişen) bütün o yalanları, dalgınlıkla söylediğine inanmak için, geri zekâlı olmak yetmez. Ya moron ya da iftiracı Nutku'nun yalakası olmak gerekir.

 

14. Peki ama çevremizde Özdemir Nutku skandalını inkâr ya da örtbas etmeye çalışan; güneş kadar apaçık ve net görünen iftirayı balçıkla sıvamaya, ortada şaibeli ya da ihtilaflı bir durum varmış gibi bir izlenim yaratarak insanları yanıltmaya kalkışan; ya da Türkiye'nin en meşhur tiyatro profesörünün iftiracı olması tiyatrocular için hayati bir konu değilmiş gibi davranan birini gördüğümüzde onun moron mu, yalaka mı olduğunu nasıl anlayacağız? derseniz; ağzını koklayın, derim: Yalakaların ağızlarında yaladıkları yerlerin kokusu kalırmış.

 

Coşkun Büktel / 20 Şubat 2009

 

(Arşiv yazımızı eksiksiz okumak için, kaynak:

Büktel, "Geri Zekâlılar İçin Alfabe Düzeyinde Özdemir Nutku Skandalı Rehberi")

 

 

BİRGÜN GAZETESİ SANAT SAYFASI EDİTÖRÜ ALİ ŞİMŞEK'İN CEVAP HAKKI KAVRAMINA VOLTAIRE KADAR DEĞİL ANCAK GOEBBELS KADAR SAYGILI OLDUĞUNU KANITLAMAK İSTERCESİNE SANSÜR EDİP YASAKLADIĞI HİLMİ BULUNMAZ YAZISI

 

 

 

 

 

 

Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!
 

 

Hilmi Bulunmaz

12 Haziran 2009

 

Adnan Tönel'in iftiralarla dolu yazısını yayınlayarak linç kampanyasıBirgün gazetesinde lanse ettikten sonra, Büktel ve Bulunmaz'ın cevap hakkını gasp ederek, linççileri sansürle de koruyup/kollayan Birgün gazetesi sanat sayfası editörü Ali Şimşek, (daha önce Taraf gazetesi sanat sayfası editörü Ferhat Uludere'nin Büktel'e tanıdığı cevap hakkını tanımak yerine, tam tersini yaparak) kendisinden cevap hakkı talep eden Büktel ve Bulunmaz'ı bir ay boyunca "salladıktan" sonra, linç mağdurlarına cevap hakkı tanımayacağını yazılı olarak da açıkladı: TIKLAYINIZ!

Hilmi Bulunmaz'ın Ali Şimşek tarafından sansür edilen yazısını okumak için ise, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!
 

 

 

TODER'in halihazırdaki "yasal" başkanı Ulvi Alacakaptan, Nedim Saban'ın suçlamalarını yanıtlıyor

 

 

 

DARBECİLERİN SABANI NE?

 

 

"Beni Genel Kurul seçti Genel Kurul düşürebilir Dışardaki kışkırtmaya kapılıp ve veya bizzat yönetip darbe yapanlara karşı elbette Noter e koşacaktım yoksa nereye Medya ya mı?Yoksa Nızamıye ye mı?"

 

Alacakaptan'ın Nedim Saban'a (imla özelliklerini bozmadan yayınladığımız) yanıt metnini okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

ARŞİVDEN / 12 MART 2008

(...)

 

Değil beş on

beş on milyon

"facepaye" olsanız,

 

iftirayı onaylayan

o kirli imzalarınız

vız gelir bize vız.

 

COŞKUN BÜKTEL  

12 Mart 2008 / Saat: 23.30

Tamamını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

ARŞİVDEN / MART 2008

 

İFTİRAYI NASIL İTİRAF ETTİRDİK

 

 "EXORCISM"İN*

GÜN BE GÜN VE SAAT BE SAAT ÖYKÜSÜ

 

 

*Exorcism: Şeytan çıkarma

 

 

 

"2. EXORCISM"DE 6. GÜN:                   

 

Bizim onurumuza iftira ettiklerini, bir kez daha ve yine "iki kere iki dört" netliğiyle kanıtladığımız bu "yüzsüz" sapıklara "orospu çocuğu" demenin küfür olduğunu iddia eden herkes; bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemeyen tüm pespayeler, orospu çocuğudur.

 

Burak Caney'in, helâ kapısındaki gibi "çift "oo"lu tiyatroyun.org adlı sitesinde Büktel ve Bulunmaz'ı "mafyalaşma", "tehdit", "susturma", "Burak Caney'in sitesini satın almaya kalkışma" gibi, ancak fıkra lazlarının akıl edebileceği kadar ahmakçasına iğrenç suçlarla suçlayan "yüzsüz sapıklar", "elimizde ses kaydı ve bilgisayar kaydı var" diyerek, birtakım konuşma metinleri yayınlamışlardı. (Bakınız: "İftira Belgeleri") Ses kaydı var dedikleri metinde, yukarıda sıralanmış suçların tüm unsurlarını içeren konuşmalar vardı ama o metni kendilerinin uydurdukları, "1. Exorcism"in sonunda o metne ait ses kaydının bulunmadığını itiraf etmeleriyle açığa çıktı:

 

"İlk gün yaptığımız haberimizde ses kaydı olduğundan söz ettiğimiz doğrudur. Webmaster’ın yanılması/yanıltması sonucu bu ifadeye haberimizde yer verilmiştir. Fakat daha sonra yaptığımız görüşmelerde ses kaydının yapılamadığını öğrendik."

 

(Kaynak:  Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun desteklediği hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı: "Coşkun Büktel yine kıvırıyor".)

 

 

"Bilgisayar kaydı var" diyerek  yayınladıkları konuşma metinleri ise, tamamen gerçekti ama bu konuşmalarda yukarıda sıralanan suçlarla ilgili en küçük bir imaya bile rastlanmıyordu. (Bakınız: "İftira Belgeleri") O konuşmaları sırf ellerinde gerçek belge de bulunduğunu gösterebilmek için koymuşlardı.

 

Kısacası, "elimizde ses kaydı var, bilgisayar kaydı var" diyerek, helâ gibi "çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı sitelerinde, imzasız yazılarla bize günlerdir en iğrenç "mafyatik" suçlamaları yönelten "yüzsüz" sapıklar; suç unsuru içeren konuşmanın belgesini gösteremiyor (ses kaydının bulunmadığını "80 saat sonra" itiraf etmek zorunda  kalıyor); belgesini gösterebilecekleri MSN konuşmalarında ise suç unsuru gösteremiyorlar.

 

Fakat suç unsuru içeren telefon  konuşmasının "elimizde" dedikleri ses kaydının "ellerinde" bulunmadığını "80 saatte de olsa" itiraf ettirebildiğimiz halde (Bakınız: "1. Exorcism"); bilgisayar kaydı var diyerek yayınladıkları MSN konuşmalarında hiçbir suç unsuru bulunmadığını itiraf etmeye yanaşmıyorlar. Oysa kanıt ortada:

 

Demişlerdi ki:

 

CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.

(Kaynak:  Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun desteklediği helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı: "Coşkun Büktel yine kıvırıyor".)

 

"Çıksın" dedikleri Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:

 

"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM"

 

Yani Cemal Bulunmaz, korkak sapıkların restini gördü ve sapıkların "diyemez" dediği şeyi "dedi".

 

Bu durumda, Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun "açık destek" verdiği "yüzsüz" sapıklara ne yapmak düşer? Gayet açık:

 

"Çıksın" dedikleri Cemal Bulunmaz gibi, onlar da "çıkacaklar" ve ("kendilerinin yayınladıkları" Cemal  Bulunmaz'a ait bilgisayar kayıtlarının neresinde, Cemal Bulunmaz'ın "BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT dediğini göstererek; Cemal Bulunmaz'a yönelttikleri suçlamanın palavra olmadığını, ciddiye alınması gerektiğini  kanıtlayacaklar. Bunu kanıtladıklarında, onlara "orospu çocuğu" derken bizim  yanılmış olduğumuzu, onlara "orospu çocuğu" demekle haksızlık ettiğimizi de kanıtlamış olacaklar.

 

Ama hayır! Burak Caney takma adının ardına saklanmış "yüzsüz" sapıklar, bu kez itiraf etmiyorlar. Kendi iddialarının "var" dedikleri kanıtını göstermekten 6 gündür yan çiziyor; suçlamalarına ilişkin hiçbir belge gösteremiyor; suçlananların savunmasına asla sayfa ya da link vermedikleri helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı sitelerinde,yalnızca, tek kale maç yapar gibi, belgesini gösteremedikleri iftiraları fıkra lazı inadıyla yayınlamaya devam ederek, suçlananların görüşünü merak etmeyen vasat zekâlı okurları bize karşı nefretle "dolduruyorlar".

 

Bu durumda diyorum ki: Bizim onurumuza iftira ettiklerini, bir kez daha ve yine "iki kere iki dört" netliğiyle kanıtladığımız bu "yüzsüz"  sapıklara "orospu çocuğu" demenin küfür olduğunu iddia eden herkes; bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza iftira edilmesini önemsemeyen tüm pespayeler, orospu çocuğudur.

 

Hiçbir helâ duvarı, "yüzsüz" ve iftiracı sapık Burak Caney'in helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun sayfalarındaki kadar aşırı bir çirkeflik barındıramaz. (Bakınız: "Burak Caney'in fotoğraf sergisi".) İmza toplayacaksanız, önce "Burak Caney'in fotoğraf sergisi" ne karşı imza toplayın! Orospu çocukları sizi!...

 

         

Coşkun Büktel  

2 Mart 2008

 

Not : Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki tıklayınız:

 

Nutku, Akmen ve Cücenoğlu

İftira metnini, Mustafa Demirkanlı'nın iftirayı destekleyen yazısını, Büktel ile Bulunmaz'ın iftiraya karşı ilk tepki yazısını, ve Büktel'in vandalları iftirayı itiraf etmeye zorlayan ve seksen saat sonra bir exorcism (şeytan çıkarma) gerçekleştirerek, vandalları itiraf ettiren seri yazılarını, gün be gün, saat be saat, sırasıyla ve aynı sayfada okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

 

Tiyatro sitelerimizin değerli sahipleri!...      Değerli eleştirmen ve akademisyenlerimiz!...

Lütfen, gözlerinizi daha sıkı yumunuz!     Lütfen, kulaklarınızı daha sıkı tıkayınız!

 

 

 

COSKUNBUKTEL.COM ARŞİVİ

 

 

COSKUNBUKTEL.COM 2009/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2008/2

 

COSKUNBUKTEL.COM 2008/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/2

 

COSKUNBUKTEL.COM 2007/1

 

COSKUNBUKTEL.COM 2006

 

 

 

 

Linç imzacıları listesi sayfamızı yeni metinler ve yeni linklerle  daha da geliştirdik. Lütfen... TIKLAYINIZ!

————————————

Linç kampanyası'nın ana sponsorları kararsızlık çıkmazında...

Kılavuzu Bileyci Kurhan olan İATP-G, komik düşmekten kurtulamıyor:

KINIYOR, KINAMIYOR, KINIYOR, KINAMIYOR, KINIYOR...

Lütfen,

TIKLAYINIZ!

————————————

Sakallı Celal'i tanıyor musunuz?

Tanımalısınız!

Lütfen,

TIKLAYINIZ!

————————————

Coşkun Büktel'i aforoz etmeyen adam

Şair Kemal Özer, hayata veda etti.

Kemal Özer'i zaman zaman, çeşitli etkinliklerin temsil veya galalarında görürdüm. Merhabamız yoktu. Çünkü tanıştığımızı hatırlıyor olamazdı. Oysa 1985'de tanışmıştık.

Önce "Sanat Olayı" dergisine önerdiğim  (sonradan çok beğenilen ve  yarattığı heyecanın saikiyle benimle tanışmak için Ankara'dan İstanbul'a gelip beni arayacak ve bulacak kadar fanatikler bile edinen) "Bir İntihar Mektubu Teşebbüsü -2" başlıklı şiirim, "Sanat Olayı"nın yöneticisi Attila İlhan tarafından reddedilince; şiirimi bu kez Varlık dergisine götürmüş ve derginin o zamanki yöneticisi Kemal Özer'e teslim etmiştim. Kemal Özer'le tanışıklığım bundan ibaretti. Neler konuştuğumuzu hatırlamıyorum ama konuşmamız beş dakikadan uzun sürmüş olamaz sanıyorum.

"Bir İntihar Mektubu Teşebbüsü -2" Ağustos 1985 tarihli çarşaf gibi büyük boyutlu Varlık'ta iki tam sayfa olarak, harika bir mizanpajla ve hatasız, yayınlandı.

O sıralar Theope'yi yazmakla uğraştığımdan, uzun süre, Varlık'a ya da herhangi bir başka dergiye yazı önermedim. Theope'nin ortaya çıkmasından sonra, bazı yazılarım için yeniden Varlık'ın kapısını çaldıysam da, Varlık, artık eski Varlık değildi. Artık dergide basılacak yazıları "yazar bizim kabilemizden mi?" kriterine hiç aldırmadan, yalnızca "yazı başarılı mı?" kriteriyle test ederek belirleyen Kemal Özer gitmiş; yerine, diğer kriterin en azılı militanı cemaatçi Enver Ercan gelmişti. Ve tüm diğerleri gibi Enver Ercan da, Büktel'in yazılarına asla geçit vermedi/vermiyor. Dergisinin geniş kitap bölümünde Büktel kitaplarını asla tanıtmadı/tanıtmıyor.

Kemal Özer'le tanışıklığımız yoktu ama; ben onun kıymetini en iyi bilenlerden biriyim.

Işıklar içinde yatsın!

CB.

NOT:  Ölüm haberini Zaman gazetesinden aktararak ama kendi nefis başlığını  atarak veren Hilmi Bulunmaz'ın ilgili sayfasına ulaşmak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

"Kemal Özer de zoru seçip Haziran'da öldü!"

————————————

Sivas Katliamı'ndan şans eseri sağ kurtulan, Canlar Tiyatrosu topluluğu üyesi tiyatro yazarı Serdar Doğan'ın Sivas Katliamı tanıklığı

TIKLAYINIZ!

————————————

Büktel ve Bulunmaz'a karşı Linç kampanyası düzenleyenler, imzaları nasıl topladı?

Kampanyada imzası bulunan İhsan Ustaoğlu'dan Hilmi Bulunmaz'a mesaj: "Önce sana ve Büktel'e karşı açılan imza kampanyasıyla bir ilgim olmadığını belirteyim." 
 

Nedim Saban'ın kampanyadaki imzasını çekmesinden (ve imzasını sessizce çeken başkalarından) sonra; OYÇED üyesi İhsan Ustaoğlu da, üç gün önce Hilmi Bulunmaz'a aşağıdaki mesajı gönderdi:

24 Haziran 2009


"Usta,

Sana 'Usta' diyorum; bilirsin birbirimize böyle hitap ederiz. Önce sana ve Büktel'e karşı açılan imza kampanyasıyla bir ilgim olmadığını belirteyim. Büyük bir ihtimalle bunu benim adıma bir arkadaşım yapmış. Bu imza değil; sadece oraya isimler geçmiş. İmza başka bir şey. Aynı davranış biçimi, Ulvi Alacakaptan'a yapıldı ve ben, o isimlerin altında yoktum. Nedeni; ilgili, ilgisiz insanların yazıp, karalama yöntemini seçmeleri.

Ben direkt gidip muhatabıyla konuşur, çözerim.

Bu arada, ben de OYÇED üyesiyim; yazdığım 3 oyundan ötürü üye yaptılar. Ama tabii tüm görüşlerine katılmak zorunda değilim; bilirsin öyle bir yapım vardır. Çalışmalarında başarılar diler, sevgilerimi sunarım.

İhsan Ustaoğlu."

————————————
 

Geçtiğimiz Pazar günü (21 Haziran 2009) yayınlanmış  olan, sezon finali öncesi bölümüyle

"ARKA SIRADAKİLER" YİNE BİRİNCİ

Coşkun Büktel'in "senaryo doktoru" ("script doctor") olarak görev yaptığı "Arka Sıradakiler" adlı TV dizisi, geçtiğimiz Pazar günü (21 Haziran 2009) tüm kanalların tüm programlarını geride bırakarak, bir kez daha, günün en çok izlenen programı oldu.

"Arka Sıradakiler"e Büktel katkısından iki yeni örnek okumak için, lütfen, aşağıdaki başlıkları tıklayınız:

Gamze (Sinem Öztürk), Oktay'a (Bülent Çetinarslan), nasıl olup da, Buket'in (Esin Civangil) hamilelik yalanını öğrenmiş olduğu halde, o nikah defterine yine de imza atabildiğini sorar.
 
 
Memo (Caner Erdem), Ece'ye (Enise Ütük)entelektüel adam havası atmaya çalışırken, Ali (Barış Büktel) arkadaşı Memo'nun potlarını umutsuzca örtbas etmeye çalışmakta...

 

————————————

 

Coşkun Büktel, "Arka Sıradakiler" ekibiyle birlikte çıktığı 6 günlük Kemer tatilinden döndü.

20 Haziran 2009.

 

————————————

 

 

 

 

————————————

 

 

 

"LİNÇ İMZACILARI LİSTESİ"

 

 

SAYFAMIZI (KONUNUN TÜM YÖNLERİNİ DAHİL EDEREK) NEREDEYSE EKSİKSİZ BİÇİMDE GELİŞTİRDİK

 

 

Lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

Büktel'den, 2007 yılında yazılmaya başlanmış ama iftira saldırılarına cevap vermek zorunluğu nedeniyle  bitirilemeden bırakılmış bir yazı:

 

 

 

HAL VE GİDİŞ

"2008 yılına yaklaşırken tiyatromuzun gidişatını özetleyen karakteristik bazı olayların ve durumların özet halinde bir dökümünü yapmaya çalışalım:

Tiyatro oyunlarına pek gitmiyorum. İçimden gelmiyor. Epey uzun bir zamandır, 'Inishmaan'ın Sakatı' dışında, alkışladığım tek oyun 'Savaş İkinci Perdede Çıkacak' oldu."

 

(...)

 

 

Coşkun Büktel'in, yarım kalmış yazısını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

 

"Çocuklar için adalet çağrıcıları" gönderdi:

 

TÜRK TABİBLER BİRLİĞİ - DİYARBAKIR TMK MAĞDURU ÇOCUKLAR RAPORU

 

Aynen yayınlıyoruz. Lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

Feridun Çetinkaya'dan, sansürcü sitelerin asla yayınlamayacağı, zekâ, yaratıcılık, birikim ve sorumluluk ürünü, muhteşem bir yazı daha:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İstanbul Şehir Tiyatroları, Kadir Topbaş ve Kenan Işık gibi belediye zabıtalarının şamaroğlanı olmaktan ne zaman kurtulacak?

 

(...)

 

Tiyatrocular, gelen ağam giden paşam zihniyetini terk etmedikçe, ilkeli ve tutarlı bir duruş sergileyip, kişiliklerini ve kimliklerini savunarak gerçek karakterlerini, tiyatrodan, tiyatrocu olmaktan gelen güçlerini açıkça ortaya koymadıkça; merkezi ve yerel yönetimlerin tiyatro sanatı ve sanat kurumları üzerindeki antidemokratik vesayetlerini ve yetkilerini, bu iktidar odaklarının tahakküm ve dayatmalarını ciddi ve kararlı bir şekilde sorgulamadıkça, bunlara karşı açıkça tavır alıp mücadele etmedikçe; koltuk sevdasına, iktidar uğruna, ancak siyasal iktidarlardan aldıkları icazetle ve ancak onların uygun gördüğü, izin verdiği sınırlar içinde kalarak var olmayı doğal saydıkları sürece, ülkenin kültür sanat yaşamına da, ülke tiyatrosuna da herhangi bir şekilde değerli ve anlamlı bir katkıda bulunamayacaklardır.

 

Çetinkaya'nın yazısını mutlaka okuyun/okutun!

Yazının tamamına ulaşmak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

 

 

TMK MAĞDURU ÇOCUKLAR İÇİN, PEN TERASINDA ETKİNLİK

 

(...) 8 Haziran’da 15-17 yaş arası Batmanlı 8 çocuğun Diyarbakır’da duruşması var.

 

Bu duruşma için “YAZARLAR TMK MAGDURU ÇOCUKLAR için ÇOCUKLARA DAİR YAZDIKLARINI OKUYORLAR” başlıklı bir etkinlik planlıyoruz.

 

Bu etkinliği Tarık Günersel’in koordinatörlüğünde, 8 Haziran saat 14:30’da PEN’in terasında gerçekleştireceğiz.

 

Ayrıntıları okumak ve ÇOCUKLAR İÇİN ADALET ÇAĞRICILARI'nın  2044'e ulaşan imzacı listesini incelemek için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

 

 

COŞKUN BÜKTEL

 

Timur'un "Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor" cümlesi bir iftiradır

 

 

Bu cümle gerçekten bir iftiradır. Ama bu iftira, öyle Timur'un iddia ettiği gibi Hilmi Bulunmaz'ın iftirası değil; bu cümleyi kendisi imal ederek onu Hilmi Bulunmaz'a, (hatta, yazısı boyunca "lar" diye biten çoğul yüklemler kullanarak Coşkun Büktel'e de) yamamaya kalkan Ertuğrul Timur'un bizzat kendi iftirasıdır. Timur, iftiraya uğradığını söyleyerek bu cümleyi pek çok kez kullanmış, ama bu cümlenin orijinal kaynağına link vermeye asla yanaşmamıştır. (İddialarını orijinal kaynağa link vererek belgelemeyi, sırf Timur değil, tüm linççiler, tüm vandallar, ve sırf bugün değil, her daim, reddetmişlerdir.) Timur, orijinal kaynağa link vererek bu iddiasını (ya da tüm diğer iddialarını) belgelemeye yanaşmamıştır, çünkü Hilmi Bulunmaz (ve tabii, Coşkun Büktel) "Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor" biçiminde bir cümleyi asla kurmamış, böyle bir iddiada asla bulunmamışlardır.

 

Ertuğrul Timur, bu  yazımıza cevap verir de, aşağıda tümünü aktardığımız yazısında Büktel ya da Bulunmaz'a mal ederek "tırnak içinde aktardığı" o iğrenç cümlenin (iftiranın) orijinal kaynağına link vererek, o cümlenin gerçekten de Büktel ya da Bulunmaz'a ait olduğunu kanıtlarsa; cevabını önemli bir belge sayarak, ana sayfamızda yayınlarız. Ama  bunu yapmaz da, her zaman yaptığı gibi, orijinal kaynağa link veremeden, desteksiz atıp tutarsa, cevabını yine belge sayar ama  ana sayfamızda değil, tüm diğer çöplerini yayınladığımız yerde, "Timur'un Çöp Kutusu"nda yayınlarız.

 

(Biliyorsunuz, yazılarının pek çoğunu zaten Timur da çöp sayıyor ve son iki ayda  ishal olmuş gibi yazıp durduğu yüze yakın yazısının pek çoğunu yayınladıktan kısa süre sonra silip yok etmek zorunda kalıyor.)

 

Büktel'in "Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor" başlıklı dosyasını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

————————————

 

 

 

FERİDUN ÇETİNKAYA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nedim Saban'ın "Temiz Tiyatro" Başlıklı Yazısına Katkı

 

Tiyatro Kare'nin kurucusu, sahibi ve sanat yönetmeni Nedim Saban, 21 Mayıs 2009 günü "Temiz Tiyatro" başlıklı bir yazı yayımladı.

Bir yönüyle Saban'ın bu yazıyı kaleme almasına vesile olduğunu söyleyebileceğim, bir yönüyle bu yazının arka planı niteliğindeki, Nedim Saban'la yaptığımız yazışmayı (Sayın Saban'ın iznini de alarak) yayımlamanın yararlı olacağını düşündüm.

Çünkü bu yazışma aynı zamanda, "Temiz Tiyatro", "Temiz Tiyatro Yayıncılığı" kisvesi altında tertiplenen, ancak gerçekte, sadece ve doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı hedef göstermekten, karalamaktan başka hiçbir amaca hizmet etmediği son derece açık olan, "Kınıyoruz" başlıklı düzmece ve "şaibeli" linç kampanyasıyla ilgili bir belge niteliği taşıyor (Hem konuyla ilgili üçüncü kişiler hem de konunun kamuoyuna yansımış bölümüyle ilgisi bakımından).

Nedim Saban'la yaptığımız bu yazışmayı, yukarıdan aşağıya tarih sırasıyla, Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin dikkatine sunuyorum:

 

Linç kampanyası üzerine ibret verici Çetinkaya-Saban yazışmasını okumak için, lütfen...

 

TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

© coskunbuktel.com