Coşkun
Büktel'in Eserleri

Fiasco
(Novel)
translated by
Feyza Howell
|
|
ERTUĞRUL TİMUR'UN AŞAĞIDAKİ YAZIMIZLA
İLGİLİ CEVABI
Timur,
"Daha dün
oradaydı... Okurlarımızın unutmuş
olmasına imkân yok"
başlıklı yazımıza karşı, bize birkaç
saat arayla iki cevap yazısı gönderdi.
Yine bazı küçük yalanlar içerse de,
cevaplarının özünde, bu kez haklı olduğu
için, Timur'un bu iki haklı yazısını,
"Timur'un Çöplüğü" bölümümüze atmak
yerine, cevaplamaya değer bulduk.
Sansürcü Timur bu
kez haklı!... Bu kez, sansür yapmamış.
Bu kez biz yanılmışız.
Timur'un haklı cevaplarını ve Kâzım
Şimşek ile Coşkun Büktel'in açıklama ve
özürlerini okumak için, lütfen
TIKLAYINIZ! |
Daha dün
oradaydı... Okurlarımızın unutmuş
olmasına imkân yok:
daha
üç-beş gün önce, sitemizde, yeniden
gündeme getirmiş;
yazının tiyatrom.com'daki sayfasının
fotoğrafını
yayınladığımız gibi, yazının
tiyatrom.com'daki orijinal sayfasına
link de vermiştik. (Linki görmek için,
TIKLAYINIZ!)
Biz,
üç-beş gün önce, o linki verdiğimizde,
link çalışıyordu ve linki tıklayanlar,
Mustafa
Demirkanlı'nın asılsız
ispatsız hakaretlerle dolu yazısının
tiyatrom.com'daki orijinal sayfasına
ulaşabiliyorlardı. Yani tiyatrom.com
dergisinin sahibi, (3.
Abdülhamid
lakabını
bileğinin hakkıyla kazanmış)
sansürcü
Ertuğrul Timur,
Demirkanlı'nın hakaretlerle dolu o
yazısını sitesindeki o adresten henüz
kaldırmamıştı.
Ama 2001
yılında, siyasilerle
"deyim yerindeyse elense olmuş"
olmakla,
"resmi yazar"
olmakla,
"gammaz"
olmakla
suçladığı Tuncer Cücenoğlu'nu, bugün,
sahibi olduğu Tiyato Tiyatro dergisinin
"editörler
kurulu"na buyur etmiş
bulunan
Mustafa
Demirkanlı; bu iğrenç
tutarsızlığı (ilkesizliği) kedi
pisliğini örtercesine örtbas etmek
çabasına girmiş...
O
nedenle, daha dün, verdiğimiz linkin
ucunda bulunan yazının yerinde bugün
artık yeller esiyor.
Hilmi Bulunmaz araştırdı ve gördü ki:
Demirkanlı ve Timur, yazıyı tiyatrom.com
sitesinden tamamen söküp yok etmemişler.
İki kurnaz kankanın yazıyı örtbas
amacıyla yaptıkları şey şundan ibaret:
Okurlar bizim verdiğimiz linkten yazının
aslına ulaşamasınlar ve yazının aslı yok
zannetsinler ve bizim kendilerine hileli
link verdiğimizi düşünerek tüm okurlar
bizi lanetlesinler diye; Demirkanlı ve
Timur, yazının iki yıldan beri bulunduğu
adresi değiştirmişler. Yazı,
tiyatrom.com'un bir başka adresinde
(şimdilik) hâlâ duruyor. Biz,
ilgili sayfamızda
verdiğimiz linkin yanına, yazının daha
dün değiştirilen yeni adresini de
ekleyeceğiz. Ama yazıyı okurların
dikkatinden kaçırıp örtbas etmekte
kararlı görünen Demirkanlı ve Timur'un,
yazıyla ilgili olarak, bundan sonra
hangi hilelerle okurları yanıltmaya
kalkışacacağını elbette bilemiyoruz.
O halde şimdi,
birkaç gündür, verdiğimiz linki tıklayıp
da, Demirkanlı'nın Cücenoğlu'ya (ve
Refik Erduran'a ve Recep Bilginer'e)
ettiği hakaretlerin orijinal kaynağına
ulaşamamış okurlara, buradan
seslenmemiz gerekiyor:
Lütfen, bizim sizi
aldatmak için size
yanlış link
verdiğimizi;
böylelikle, var olmayan bir yazıyı size
varmış gibi gösterdiğimizi sanmayın!
Yazının
fotoğrafından
da anlayabileceğiniz üzere, sizi
dezenforme etmek (yanıltmak, aldatmak)
gibi orostopolca yöntemler, asla bizim
yöntemlerimiz olmadı/olmayacak. Biz asla
orospu çocuğu olmadık/olmayacağız.
Aşağıdaki kutuda, Demirkanlı ve Timur'un
adres değiştirerek örtbas etmeye
çalıştığı, asılsız ispatsız hakaretleri,
Demirkanlı ve Timur sansürüne inat, bir
kez daha, gündeme taşıyoruz:
|
Demirkanlı'dan,
Tuncer Cücenoğlu,
Refik Erduran
ve
Recep Bilginer'e
Dedikodu Formatında, Asılsız
İspatsız (veya İspatı
Demirkanlı'dan
Menkul) Hakaretler!
"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu
görüyorum. Son 3-4 yıla kadar
Refik Erduran,
Tuncer Cücenoğlu,
Recep Bilginer
gibi
resmi
yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş,
Ankara koridorlarının yollarını
ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca
Bakan' dediği siyasileri tanımış,
deyim yerindeyse el ense olmuş
bu zatlar ortalıkta dolaşırken,
gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili
dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin
ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar
karşısında, göreve gelen siyasiler de
ortalıkta sürekli
bunları
gördüğü için, Türk tiyatrosunu
bunların
temsil ettiğini sandılar hep. Onların
bir suçu yok.
"Kimsede
bunlara
dokunamadı, dokunmak istemedi, var
olduğu sanılan sanal güçleri hep
korkuttu insanları. Korkuttu çünkü,
bunlar
konuşmaya başlarken;
'Yarın bakanla sabah kahvaltısı
yapacağım,
senin sorunları anlatırım, çözeriz',
'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a
söylerim sizin tiyatroya özel önem
verir.',
'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı
varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.'
gibi cümlelerle durdurdular insanları,
insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve
korktular. Yıllarca."
(KAYNAK:
Demirkanlı,
"Dünyanın
Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel
Dostluk Ve Barış Çağrıları")
|
Konjonktür değiştikçe,
linç kampanyası
ana sponsorlarından Mustafa
Demirkanlı ile Tuncer Cücenoğlu'nun
ahlak ilkeleri de değişiyor:
|
"DÜN DÜNDÜR, BUGÜN BUGÜNDÜR"
Dünkü
(örneğin 2001 yılındaki) Mustafa
Demirkanlı'ya göre:
|

Tuncer Cücenoğlu, siyasilerle
"deyim yerindeyse
elense
olmuş" bir
"gammaz"dı.
(Kaynak için
yukarıdaki mavi linklerden birini tıklayınız!)
Bugünkü Mustafa Demirkanlı'ya göre:.
|
Tuncer Cücenoğlu, Demirkanlı'nın dergisi
"Tiyatro Tiyatro"nun
"editörler kurulu" üyesi olmaya
layık seçkin bir tiyatrocudur.
(Kaynak için
yukarıdaki mavi linki tıklayınız!)
Peki,
2001'den bugüne ne (ya da kim) değişti?.
|
Tuncer Cücenoğlu hacca gidip, tövbekâr olup,
kendini temizlediği ve siyasilerle "deyim
yerindeyse elense olmuş" bir "gammaz"
olmaktan vazgeçtiği için mi, Mustafa Demirkanlı,
bugün, Cücenoğlu'nu dergisinin "editörler
kurulu"na layık görüyor?
Yoksa Demirkanlı, dergisine reklam alabilmek
için, artık "armudun sapı, üzümün çöpü" demeden,
kalite kontrolüne gerek görmeden, her türlü
alçak ve iftiracılarla ittifak kurmak zorunda
olduğunu anladığı için mi,
siyasilerle "deyim yerindeyse elense olmuş"
bir "gammaz"ı
bile bağrına basıp onu dergisinin "editörler
kurulu"na buyur ediyor?
Demirkanlı'nın Cücenoğlu hakkında sekiz yıl
arayla yaptığı
iki farklı yayın, üçüncü bir
şıkka izin vermiyor.
Ya
Cücenoğlu hacca gidip tövbekar oldu ve değişti
ya da Demirkanlı,
siyasilerle "deyim yerindeyse elense olmuş"
"gammaz"lara
dair olumsuz bakışını değiştirip reklam almak
hatırına "gammaz" dedikleriyle
"elense" (can ciğer kuzu sarması veya al
takke ver külah ya da en doğrusu "suç
ortağı") olmaya karar verdi.
Üçüncü bir şık yok.
Linç kampanyasının
ana sponsorları Demirkanlı ve Cücenoğlu'ndan bu
iğrenç tutarsızlık konusunda açıklama yapmaları
beklenemeyeceğine ve biz de, okurların
zekâlarına hakaret etmiş olmamak için
(tiyatromuzdaki ahlaksal çürümeye yeni bir kanıt
oluşturan) söz konusu
tutarsızlığın sekiz yıl
aralı iki somut belgesini art
arda yayınlamış olmakla yetineceğimize göre;
yukarıdaki iki iğrenç şıktan hangisinin geçerli
olduğuna okurlar kendi inisiyatifleriyle
karar vermek zorunda...
Okurlar, şuna da kendileri karar verecek:
Demirkanlı ve Cücenoğlu kadar tutarsız ve
ilkesiz olmak mı daha iğrenç; onların peşine
takılarak
linç kampanyasına
imza atacak kadar ahmak olmak mı daha iğrenç?
CB
NOT:
Linç imzacıları listesini görmek için, lütfen
TIKLAYINIZ!
|
|
"Arka Sıradakiler"in dün (28
Haziran 2009) yayınlanan final bölümü
de, tam beklendiği üzere, yine birinci
oldu.
"Arka Sıradakiler" sezonu ön sırada
kapattı!
Büktel'in "senaryo doktoru" olarak görev
yaptığı
"Arka Sıradakiler",
daha bir yılını yeni doldurmuş FOX TV
kanalında ve kanallar arası haftalık
rekabetin en vahşi gününde (Pazar) ve en vahşi
saatinde (20.00) yayınlandığı halde ve
tanınmamış genç oyunculardan kurulu
kadrosuna rağmen; geçtiğimiz Pazar günü
de (28 Haziran 2009)
en büyük kanallarda yayınlanan yarışma,
spor, dizi ve komedi programlarının
tümünü
"yine" geçerek, yalnızca diziler arasında değil,
günün "tüm" programları arasında,
"BİRİNCİ" oldu.
Sezonu ön sırada kapayan
"ARKA SIRADAKİLER" adlı TV
dizisinin birinci olan sezon finali
bölümünden Büktel kaleminin tadımlık
örneklerini görmek için, lütfen aşağı
kutudaki linki tıklayınız:
(Sezon finali olan 78.
Bölüm'den, Büktel'in yazdığı bazı
replikleri sunuyoruz.)
29 Haziran
2009
|
 
Mavi Sakal kimliğine yeniden bürünerek akıl
hastanesinden kaçan Barış (Tuncer Öz) öğrencisi
olduğu liseyi silahla basarak, arkadaşlarını
rehin aldığında, Kemal hoca (Bülent Yarar)
tarafından ikna edilmeye çalışılır.
Büktel'in
yazdığı repliklerden bazılarını okumak için...
TIKLAYINIZ!
|
ARŞİV / 27 MART 2001
Reklam
alamadığı
dönemlerde
o da herkesi
eleştirirdi:
Demirkanlı'dan,
Tuncer Cücenoğlu,
Refik Erduran ve Recep Bilginer'e
Dedikodu Formatında, Asılsız
İspatsız (veya İspatı
Demirkanlı'dan
Menkul) Hakaretler!
"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu
görüyorum. Son 3-4 yıla kadar
Refik Erduran,
Tuncer Cücenoğlu,
Recep Bilginer
gibi
resmi
yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş,
Ankara koridorlarının yollarını
ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca
Bakan' dediği siyasileri tanımış,
deyim yerindeyse el ense olmuş
bu zatlar ortalıkta dolaşırken,
gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili
dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin
ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar
karşısında, göreve gelen siyasiler de
ortalıkta sürekli
bunları
gördüğü için, Türk tiyatrosunu
bunların
temsil ettiğini sandılar hep. Onların
bir suçu yok.
"Kimsede
bunlara
dokunamadı, dokunmak istemedi, var
olduğu sanılan sanal güçleri hep
korkuttu insanları. Korkuttu çünkü,
bunlar
konuşmaya başlarken;
'Yarın bakanla sabah kahvaltısı
yapacağım,
senin sorunları anlatırım, çözeriz',
'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a
söylerim sizin tiyatroya özel önem
verir.',
'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı
varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.'
gibi cümlelerle durdurdular insanları,
insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve
korktular. Yıllarca."
(KAYNAK:
Demirkanlı,
"Dünyanın
Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel
Dostluk Ve Barış Çağrıları")
NOT:
Demirkanlı, Coşkun Büktel'i (ve Feridun
Çetinkaya'yı) daha 2001 yılında
"cevap hakkı
istiyorsanız mahkemeye gidin!"
diyerek sansür ettiği için; belli ki,
Cücenoğlu, Erduran ve Bilginer gibi
yazarları Büktel'in de (hem de
Demirkanlı'dan çok önce)
korkusuzca ama "belgelere dayanır
biçimde" eleştiren kitaplarını ("Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları"
1998,
"Yönetmen
Tiyatrosuna Karşı" 2001)
görmezden gelmeyi tercih ediyor ve
"Kimsede
bunlara
dokunamadı, dokunmak istemedi, var
olduğu sanılan sanal güçleri hep
korkuttu insanları"
diye,
hiçbir araştırma yapmaksızın, asılsız
ispatsız "sallayarak", okurlarını,
"bunlardan"
korkmayan tek kişinin
kendisi olduğuna inandırmaya çalışıyor.
NOT 2:
Bilindiği üzere, Demirkanlı, 2001
yılında,
siyasilerle
"deyim
yerindeyse el ense olmuş"
olmakla suçladığı Tuncer Cücenoğlu'yla,
bugün kendisi
"deyim
yerindeyse el ense olmuş",
2001 yılında
"gammaz"
olmakla suçladığı Cücenoğlu'yu bugün
dergisinin "editörler kurulu"na dahil
etmiş ve
Cücenoğlu'yla birlikte ikisi, Büktel ve
Bulunmaz'a karşı
linç kampanyasının
suç ortakları ve en azılı kışkırtıcıları
olmuşlardır.
Demirkanlı ve dergisini reklam adı
altında
devlet sadakasıyla besleyen DT genel
müdürü Lemi Bilgin ile DT İstanbul
müdürü Osman Wöber arasındaki,
"deyim
yerindeyse el ense olmuş"
ilişkilere dair bir enstantane...
Hemen her sayısı gecikmeli olarak
basılıp dağıtılan dergisinde, reklam
olarak verilen DT programlarını,
genellikle programların sona erdiği
tarihten sonra, bir başka deyişle "iş
işten geçtikten sonra" yayınlaması
yüzünden, sık sık Hilmi Bulunmaz'ın
eleştirilerine hedef olan Mustafa
Demirkanlı, her şeye rağmen,
"deyim
yerindeyse el ense olmuş"
ilişkileri sayesinde,(Bulunmaz'ın
deyişiyle söylersek)
"arka kapağını Lemi
Bilgin'e vermeye devam ediyor."
|
İSTANBUL
ŞEHİR TİYATROSU SANATÇILARI DERNEĞİ'NİN
(İŞTİSAN)
"MÜDAHALE KARŞITI"(?) BİLDİRİSİNE ELEŞTİREL
BİR KATKI.
|

Tiyatro kurumunuza
değil, tiyatro sanatına ve demokratik ilkelere
aidiyet duyun!
İştisan bildirisini onurlu ve bilimsel kılmak
için, bildiri metnine öneri mahiyetinde
yaptığımız bazı ekleme, çıkarma ve eleştiriler
Coşkun Büktel
24 Haziran 2009
(...)
Yani "Kadir Topbaş değil, danışmanı suçlu"
diyor ve Kenan Işık'ı günah keçisi ilan ediyorsunuz. Kadir Topbaş'a karşı çıkmayı
gözünüz yemediği için, Kadir Topbaş'ın "dışardan" danışmanına karşı
çıkıyorsunuz. Özerklik hakkınız için Kadir Topbaş'ın yakasına
yapışacak ve Topbaş'ın ikram edeceği hiçbir makamla yolundan
ve ilkelerinden saptırılamayacak bir kararlılığa sahip, asla dağılmayacak, sağlam
bir örgütlülük kuramadığınızdan, Topbaş'a karşı ağlamaklı ve
ricacı bir dil kullanmayı yeğliyorsunuz. Yalan çıkan somut ve
belgeli vaatlerini
(2)
bile, Topbaş'ın yüzüne vurmaktan çekiniyorsunuz. (...)
Büktel'in yazısının devamını okumak için,
lütfen...
TIKLAYINIZ! |
13 Haziran 2009
O
REHBERİ
O KADAR AÇIK, SEÇİK VE NET YAZMIŞTIM Kİ;
DEĞİL YALNIZ GERİ ZEKÂLILAR, ŞEMPANZELER
BİLE ANLAYABİLİR SANIYORDUM
Heyhat!... Yanılmışım. O nedenle
rehberin
bazı bölümlerini aşağıda yeniden gündeme
getirirken, bazı ifadeleri şempanzelerin
bile anlayabileceği biçimde,
"kırmızı harflerle"
vurgulamaya karar verdim. |
ARŞİVDEN / 20 Şubat 2009
(...)
3. Toplantının yöneticisi Nutku
bu iftirayı durup dururken değil, DT sanatçısı
Şahin Ergüney'in
söz alıp "Theope
DT'de oynanmalıdır" mealindeki konuşması üzerine, yumurtlamıştır.
Nutku, Ergüney'in talebini şu iftirayla cevaplamıştır:
4.
“...şimdi efendim bir de, bir
dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum.
Fransızca’da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var.
Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu
biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek
için. Teşekkür ederim...”
5. Oysa ki,
"Fransızca’da
16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun"
yoktur. Herhangi başka bir ülkede ya da
yüzyılda da yoktur. Olduğunu söylemek, düpedüz, açık, somut, kesin
bir yalandır. Bırakın oyunu, "Theope" adlı bir roman, hikaye, beste,
bale, vb. bile yoktur.
Ama herhalde, Yunanistan'da Theope adlı
yaşamış ve yaşayan binlerce insan, Yunan edebiyatında Theope adında
yüzlerce karakter, hatta diğer ülkelerin edebiyatında da Theope adlı
üç-beş karakter bulmak ihtimal dahilindedir. Çünkü Theope, Coşkun
Büktel'in uydurduğu bir isim değildir. Tıpkı "Cevdet Bey ve
Oğulları"ndaki Cevdet isminin Orhan Pamuk tarafından uydurulmuş bir
isim olmadığı gibi... Ama isimleri Büktel ve Pamuk uydurmuş olmasa
da, Büktel'in Theope'si ve Pamuk'un Cevdet'i, ya da Namık Kemal'in
"Cezmi"si, Halide Edip Adıvar'ın "Handan"ı, Refik Halit Karay'ın
"Nilgün"ü, vb, yalnızca yazarlarının yaratıcılığına özgü, "özgün"
karakterlerdir.
6. İhtimalleri bir yana bırakır
da, kesin ve şüphesiz olan şey nedir diye sorarsak, şu cevaba
ulaşırız: Theope adlı yaşamış ve yaşayan binlerce insanın veya
yüzlerce edebi karakterin muhtemel varlığı, Nutku'nun iftirasını
ortadan kaldırmıyor. Dolayısıyla,
Şahin Ergüney'in "Theope oynanmalıdır"
talebi üzerine, Nutku tarafından, Theope adlı var olmayan ikinci bir
"oyun" uydurulması,
iki Theope oyunu arasındaki benzerlikten söz edilmesi, Büktel'e
karşı yazılan cevap yazısında bile hâlâ "17. Yüzyıl'da
yazılmış"
Theope adlı o ikinci oyunun var olduğunda ısrar edilmesi; pek çok geri zekâlının
bile kolayca değerlendirebileceği üzere, maksatlı bir iftira
olmaktadır.
(...)
8. Nutku bu iftirayı dalgınlıkla
ya da yanlış hatırladığı için atmış değildir. Çünkü:
9. Büktel, Eylül 2005'te (henüz
CD
ortaya çıkmadan önce) yazdığı
ilk yazıyla Nutku'dan, sözünü
ettiği ikinci Theope'nin kanıtını isteyince;
Nutku, üç-beş gün sonra
yayınladığı
cevap yazısında,
ilk yalanına sahip çıkmış, yeni yeni
yalanlarla, o ilk yalanını inandırıcı kılmaya ve Büktel'in tepkisini
yumuşatmaya çalışmıştır. Nutku,
"Coşkun Büktel'e yanıt" başlıklı o
yazısının ilk paragrafında şunları söylemiştir:
10.
"Sayın Coşkun Büktel,
Benim hiçbir
iddiam olmadı.
Size olayı nakleden Şahin Ergüney
eksik nakletmiş.
Bazan eski belgeleri karıştırırken
17. yy.da
yaşamış ikinci sınıf bir yazarın 'Theope' adlı bir oyunu olduğunu
öğrendiğimi
söyledim.
(Nutku'nun
öyle bir şey söylemediği CD'de
net görülüyor.)
Üstelik hiçbir
imada
bulunmadan.
(Benzerlik
imasında bulunduğu CD'de
net görülüyor.) Metni
görmedim,
yalnızca adına eski bir belgede
rastladım.
Metni
görseydim bile,
Fransızca
bilmediğim
için oyunu
okuma olanağı bulamayacaktım.
Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de
okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim.
(Belirtmediği
CD'de net görülüyor.)
Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir
yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim."
(Eklemediği
CD'de net görülüyor.)
11. Nutku, toplantıdaki
konuşması ile yukarıdaki savunmayı yazması arasında geçen sürede
gerekli araştırmayı yapmış ve dalgınlığını fark mı etmiş ki (!),
ikinci Theope için toplantıda konuşurken
16. Yüzyıl tarihini verdiği
halde, Büktel'in hesap sormasından sonra yazdığı ve yukarıda
aktardığımız cevap yazısında
17. Yüzyıl tarihini veriyor? Yoksa
konuşurken söylediği yalanı unutmuş ve savunma yazısında aynı yalanı
tekrarlamaya çalışırken yanlış yalan(!) mı söylemiş? Her iki ihtimal
de Nutku'yu iftiracı kılıyor.
(...)
13. Bütün diğer kanıtları göz
ardı ederek Nutku'nun toplantıda konuşurken dalgınlık etmiş
olabileceğine inanmak için geri zekâlı olmak yetebilir. Ama
Büktel'in ilk yazısında yönelttiği suçlamalara karşı (yukarıda ilk
bölümünü aktardığımız)
savunma yazısını yazarken Nutku gibi
duayen bir bilim adamının, Büktel suçlamalarından sonra bile hâlâ
ayılamayıp, "aynı" dalgınlığı sürdürdüğüne ve
savunma yazısında
koyu harflerle belirlediğimiz (CD
görüntüleriyle çelişen) bütün o yalanları, dalgınlıkla söylediğine
inanmak için, geri zekâlı olmak yetmez. Ya moron ya da iftiracı
Nutku'nun yalakası olmak gerekir.
14.
Peki ama çevremizde
Özdemir Nutku skandalını inkâr ya da örtbas
etmeye çalışan; güneş kadar apaçık ve net görünen iftirayı balçıkla
sıvamaya, ortada şaibeli ya da ihtilaflı bir durum varmış gibi bir
izlenim yaratarak insanları yanıltmaya kalkışan; ya da
Türkiye'nin en meşhur tiyatro profesörünün iftiracı olması
tiyatrocular için hayati bir konu değilmiş gibi davranan birini
gördüğümüzde onun moron mu, yalaka mı olduğunu nasıl anlayacağız? derseniz; ağzını koklayın, derim:
Yalakaların ağızlarında yaladıkları yerlerin kokusu kalırmış.
Coşkun Büktel / 20 Şubat 2009
(Arşiv yazımızı
eksiksiz okumak için, kaynak:
Büktel,
"Geri Zekâlılar İçin
Alfabe Düzeyinde Özdemir Nutku Skandalı Rehberi")
|
|

DARBECİLERİN SABANI NE?
"Beni Genel
Kurul seçti Genel Kurul düşürebilir
Dışardaki kışkırtmaya kapılıp ve veya
bizzat yönetip darbe yapanlara karşı
elbette Noter e koşacaktım yoksa nereye
Medya ya mı?Yoksa Nızamıye ye mı?"
Alacakaptan'ın
Nedim Saban'a (imla özelliklerini bozmadan
yayınladığımız) yanıt metnini okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
|
ARŞİVDEN / 12 MART 2008
(...)
Değil beş on
beş on milyon
"facepaye" olsanız,
iftirayı onaylayan
o kirli imzalarınız
vız gelir bize vız.
COŞKUN
BÜKTEL
12
Mart 2008
/ Saat: 23.30
Tamamını okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
|
ARŞİVDEN / MART 2008
İFTİRAYI NASIL İTİRAF ETTİRDİK
"EXORCISM"İN*
GÜN BE GÜN VE
SAAT BE SAAT ÖYKÜSÜ
*Exorcism: Şeytan çıkarma
|
"2.
EXORCISM"DE 6. GÜN:
Bizim onurumuza iftira ettiklerini, bir kez
daha ve yine "iki kere iki dört" netliğiyle
kanıtladığımız bu "yüzsüz" sapıklara "orospu
çocuğu" demenin küfür olduğunu iddia eden
herkes; bizim onurumuza iftira edilmesini
önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza
iftira edilmesini önemsemeyen tüm
pespayeler, orospu çocuğudur.
Burak Caney'in,
helâ
kapısındaki gibi "çift "oo"lu tiyatroyun.org
adlı sitesinde
Büktel ve Bulunmaz'ı "mafyalaşma", "tehdit",
"susturma", "Burak
Caney'in
sitesini satın almaya kalkışma" gibi, ancak
fıkra lazlarının akıl edebileceği kadar
ahmakçasına iğrenç suçlarla suçlayan "yüzsüz
sapıklar", "elimizde ses kaydı ve bilgisayar
kaydı var" diyerek, birtakım konuşma
metinleri yayınlamışlardı. (Bakınız:
"İftira Belgeleri")
Ses kaydı var dedikleri metinde, yukarıda
sıralanmış suçların tüm unsurlarını içeren
konuşmalar vardı ama o metni kendilerinin
uydurdukları,
"1. Exorcism"in
sonunda o metne ait ses kaydının
bulunmadığını itiraf etmeleriyle açığa
çıktı:
"İlk gün yaptığımız haberimizde ses kaydı
olduğundan söz ettiğimiz doğrudur.
Webmaster’ın yanılması/yanıltması sonucu bu
ifadeye haberimizde yer verilmiştir. Fakat
daha sonra yaptığımız görüşmelerde ses
kaydının yapılamadığını öğrendik."
(Kaynak:
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
desteklediği hela gibi çift "oo"lu
tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı:
"Coşkun Büktel
yine kıvırıyor".)
"Bilgisayar kaydı var" diyerek
yayınladıkları konuşma metinleri ise,
tamamen gerçekti ama bu konuşmalarda
yukarıda sıralanan suçlarla ilgili en küçük
bir imaya bile rastlanmıyordu. (Bakınız:
"İftira Belgeleri")
O konuşmaları sırf ellerinde gerçek belge de
bulunduğunu gösterebilmek için koymuşlardı.
Kısacası, "elimizde ses kaydı var,
bilgisayar kaydı var" diyerek, helâ gibi
"çift "oo"lu tiyatrooyun.org adlı
sitelerinde, imzasız yazılarla bize
günlerdir en iğrenç "mafyatik" suçlamaları
yönelten "yüzsüz" sapıklar; suç unsuru
içeren konuşmanın belgesini gösteremiyor
(ses kaydının bulunmadığını "80 saat sonra"
itiraf etmek zorunda kalıyor);
belgesini gösterebilecekleri MSN
konuşmalarında ise suç unsuru
gösteremiyorlar.
Fakat suç unsuru içeren telefon
konuşmasının "elimizde" dedikleri ses
kaydının "ellerinde" bulunmadığını "80
saatte de olsa" itiraf ettirebildiğimiz
halde (Bakınız:
"1. Exorcism");
bilgisayar kaydı var diyerek yayınladıkları
MSN konuşmalarında hiçbir suç unsuru
bulunmadığını itiraf etmeye yanaşmıyorlar.
Oysa kanıt ortada:
Demişlerdi ki:
CEMAL BULUNMAZ ÇIKSIN "BU SİTEYİ
(DOMAİNİ BİZE SAT DEMEDİM" DİYEMEZ ÇÜNKÜ
BİLGİSAYAR KAYITLARI VAR.
(Kaynak:
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
desteklediği helâ gibi çift "oo"lu
tiyatrooyun.com'da çıkmış imzasız yazı:
"Coşkun Büktel
yine kıvırıyor".)
"Çıksın"
dedikleri Cemal Bulunmaz çıktı ve dedi ki:
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT
DEMEDİM"
Yani Cemal
Bulunmaz, korkak sapıkların restini gördü ve
sapıkların "diyemez" dediği şeyi "dedi".
Bu durumda,
Nutku,
Akmen
ve
Cücenoğlu'nun
"açık destek" verdiği "yüzsüz" sapıklara ne
yapmak düşer? Gayet açık:
"Çıksın"
dedikleri Cemal Bulunmaz gibi, onlar da
"çıkacaklar" ve ("kendilerinin
yayınladıkları" Cemal Bulunmaz'a ait
bilgisayar kayıtlarının neresinde, Cemal
Bulunmaz'ın
"BU SİTEYİ (DOMAİNİ BİZE SAT dediğini göstererek; Cemal Bulunmaz'a
yönelttikleri suçlamanın palavra olmadığını,
ciddiye alınması gerektiğini
kanıtlayacaklar. Bunu kanıtladıklarında,
onlara "orospu çocuğu" derken bizim
yanılmış olduğumuzu, onlara "orospu çocuğu"
demekle haksızlık ettiğimizi de kanıtlamış
olacaklar.
Ama hayır!
Burak Caney
takma adının ardına saklanmış
"yüzsüz" sapıklar, bu kez itiraf etmiyorlar.
Kendi iddialarının "var" dedikleri kanıtını
göstermekten 6 gündür yan çiziyor;
suçlamalarına ilişkin hiçbir belge
gösteremiyor; suçlananların savunmasına asla
sayfa ya da link vermedikleri helâ gibi çift
"oo"lu tiyatrooyun.org adlı
sitelerinde,yalnızca, tek kale maç yapar
gibi, belgesini gösteremedikleri iftiraları
fıkra lazı inadıyla yayınlamaya devam
ederek, suçlananların görüşünü merak etmeyen
vasat zekâlı okurları bize karşı nefretle
"dolduruyorlar".
Bu durumda
diyorum ki: Bizim onurumuza iftira
ettiklerini, bir kez daha ve yine "iki kere
iki dört" netliğiyle kanıtladığımız bu
"yüzsüz" sapıklara "orospu çocuğu"
demenin küfür olduğunu iddia eden herkes;
bizim onurumuza iftira edilmesini
önemsemiyor demektir. Ve bizim onurumuza
iftira edilmesini önemsemeyen tüm
pespayeler, orospu çocuğudur.
Hiçbir helâ
duvarı, "yüzsüz" ve iftiracı sapık
Burak Caney'in
helâ gibi çift "oo"lu tiyatrooyun
sayfalarındaki kadar aşırı bir çirkeflik
barındıramaz. (Bakınız:
"Burak Caney'in
fotoğraf sergisi".)
İmza toplayacaksanız, önce
"Burak Caney'in
fotoğraf sergisi"
ne karşı imza toplayın! Orospu çocukları
sizi!...
Coşkun Büktel
2 Mart 2008
Not :
Nutku, Akmen ve Cücenoğlu'nun özellikle
Büktel'den niçin nefret ettiklerini ve Büktel
ile Bulunmaz'a karşı olunca kalleş sapıkları
bile desteklemekten niçin kaçınmadıklarını
bilmeyenler!... Lütfen şu aşağıdaki üç linki
tıklayınız:
Nutku,
Akmen ve
Cücenoğlu |
İftira metnini,
Mustafa Demirkanlı'nın iftirayı destekleyen
yazısını, Büktel ile Bulunmaz'ın iftiraya karşı
ilk tepki yazısını, ve Büktel'in vandalları
iftirayı itiraf etmeye zorlayan ve seksen saat
sonra bir exorcism (şeytan çıkarma)
gerçekleştirerek, vandalları itiraf ettiren seri
yazılarını, gün be gün, saat be saat, sırasıyla
ve aynı sayfada okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
|
|
Linç imzacıları listesi
sayfamızı yeni metinler ve yeni linklerle daha da
geliştirdik. Lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
Linç
kampanyası'nın ana sponsorları kararsızlık
çıkmazında...
Kılavuzu
Bileyci
Kurhan olan İATP-G, komik düşmekten kurtulamıyor:
KINIYOR,
KINAMIYOR, KINIYOR, KINAMIYOR, KINIYOR...
Lütfen,
TIKLAYINIZ!
————————————
Sakallı Celal'i tanıyor
musunuz?

Tanımalısınız!
Lütfen,
TIKLAYINIZ!
————————————
Coşkun Büktel'i aforoz
etmeyen adam

Şair Kemal
Özer, hayata veda etti.
Kemal Özer'i zaman zaman,
çeşitli etkinliklerin temsil veya galalarında görürdüm.
Merhabamız yoktu. Çünkü tanıştığımızı hatırlıyor olamazdı. Oysa
1985'de tanışmıştık.
Önce "Sanat Olayı"
dergisine önerdiğim (sonradan çok beğenilen ve
yarattığı heyecanın saikiyle benimle tanışmak için Ankara'dan
İstanbul'a gelip beni arayacak ve bulacak kadar fanatikler bile
edinen)
"Bir İntihar Mektubu Teşebbüsü -2" başlıklı
şiirim, "Sanat Olayı"nın yöneticisi Attila İlhan tarafından
reddedilince; şiirimi bu kez Varlık dergisine götürmüş ve
derginin o zamanki yöneticisi Kemal Özer'e teslim etmiştim.
Kemal Özer'le tanışıklığım bundan ibaretti. Neler konuştuğumuzu
hatırlamıyorum ama konuşmamız beş dakikadan uzun sürmüş olamaz
sanıyorum.
"Bir
İntihar Mektubu Teşebbüsü -2" Ağustos 1985
tarihli çarşaf gibi büyük boyutlu Varlık'ta iki tam sayfa
olarak, harika bir mizanpajla ve hatasız, yayınlandı.
O sıralar
Theope'yi
yazmakla uğraştığımdan, uzun süre, Varlık'a ya da herhangi bir
başka dergiye yazı önermedim.
Theope'nin ortaya
çıkmasından sonra, bazı yazılarım için yeniden Varlık'ın
kapısını çaldıysam da, Varlık, artık eski Varlık değildi. Artık
dergide basılacak yazıları "yazar bizim kabilemizden mi?"
kriterine hiç aldırmadan, yalnızca "yazı başarılı mı?"
kriteriyle test ederek belirleyen Kemal Özer gitmiş; yerine,
diğer kriterin en azılı militanı cemaatçi
Enver Ercan gelmişti.
Ve tüm diğerleri gibi
Enver Ercan da, Büktel'in yazılarına asla
geçit vermedi/vermiyor. Dergisinin geniş kitap bölümünde Büktel kitaplarını asla
tanıtmadı/tanıtmıyor.
Kemal Özer'le
tanışıklığımız yoktu ama; ben onun kıymetini en iyi bilenlerden
biriyim.
Işıklar içinde yatsın!
CB.
NOT:
Ölüm haberini Zaman gazetesinden aktararak ama kendi nefis
başlığını atarak veren Hilmi Bulunmaz'ın ilgili sayfasına
ulaşmak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:
"Kemal Özer de zoru seçip Haziran'da
öldü!"
————————————
————————————
Büktel ve
Bulunmaz'a karşı
Linç kampanyası
düzenleyenler, imzaları nasıl topladı?
Kampanyada imzası bulunan İhsan Ustaoğlu'dan Hilmi Bulunmaz'a
mesaj: "Önce sana ve Büktel'e
karşı açılan imza kampanyasıyla bir ilgim olmadığını
belirteyim."
Nedim Saban'ın kampanyadaki imzasını
çekmesinden (ve imzasını sessizce çeken
başkalarından) sonra;
OYÇED üyesi İhsan
Ustaoğlu da, üç gün önce Hilmi Bulunmaz'a aşağıdaki mesajı
gönderdi:
24 Haziran 2009
"Usta,
Sana 'Usta' diyorum; bilirsin birbirimize böyle hitap ederiz.
Önce sana ve Büktel'e karşı açılan imza kampanyasıyla bir ilgim
olmadığını belirteyim. Büyük bir ihtimalle bunu benim adıma bir
arkadaşım yapmış. Bu imza değil; sadece oraya isimler geçmiş.
İmza başka bir şey. Aynı davranış biçimi, Ulvi Alacakaptan'a
yapıldı ve ben, o isimlerin altında yoktum. Nedeni; ilgili,
ilgisiz insanların yazıp, karalama yöntemini seçmeleri.
Ben direkt gidip muhatabıyla
konuşur, çözerim.
Bu arada, ben de OYÇED üyesiyim; yazdığım 3 oyundan ötürü üye
yaptılar. Ama tabii tüm görüşlerine katılmak zorunda değilim;
bilirsin öyle bir yapım vardır. Çalışmalarında başarılar diler,
sevgilerimi sunarım.
İhsan Ustaoğlu."
————————————
Geçtiğimiz Pazar
günü (21 Haziran 2009) yayınlanmış olan, sezon finali
öncesi bölümüyle
"ARKA SIRADAKİLER"
YİNE BİRİNCİ
Coşkun Büktel'in
"senaryo doktoru" ("script doctor") olarak görev yaptığı "Arka
Sıradakiler" adlı TV dizisi, geçtiğimiz Pazar günü (21
Haziran 2009) tüm kanalların tüm programlarını geride bırakarak, bir kez daha, günün en çok izlenen programı oldu.
"Arka Sıradakiler"e Büktel
katkısından iki yeni örnek okumak için, lütfen, aşağıdaki başlıkları tıklayınız:
————————————
Coşkun Büktel, "Arka
Sıradakiler" ekibiyle birlikte çıktığı 6 günlük Kemer tatilinden
döndü.
20 Haziran 2009.
————————————

————————————
"LİNÇ
İMZACILARI LİSTESİ"
SAYFAMIZI (KONUNUN
TÜM YÖNLERİNİ DAHİL EDEREK) NEREDEYSE EKSİKSİZ BİÇİMDE GELİŞTİRDİK
Lütfen,
TIKLAYINIZ!
————————————
Büktel'den, 2007
yılında yazılmaya başlanmış ama iftira saldırılarına cevap vermek
zorunluğu nedeniyle bitirilemeden bırakılmış bir yazı:

HAL VE GİDİŞ
"2008 yılına yaklaşırken
tiyatromuzun gidişatını özetleyen karakteristik bazı olayların
ve durumların özet halinde bir dökümünü yapmaya çalışalım:
Tiyatro oyunlarına pek
gitmiyorum. İçimden gelmiyor. Epey uzun bir zamandır,
'Inishmaan'ın Sakatı' dışında, alkışladığım tek oyun 'Savaş
İkinci Perdede Çıkacak' oldu."
(...)
Coşkun Büktel'in,
yarım kalmış yazısını okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
"Çocuklar için
adalet çağrıcıları" gönderdi:
TÜRK TABİBLER
BİRLİĞİ - DİYARBAKIR TMK MAĞDURU ÇOCUKLAR RAPORU
Aynen yayınlıyoruz. Lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
Feridun
Çetinkaya'dan, sansürcü sitelerin asla yayınlamayacağı, zekâ,
yaratıcılık, birikim ve sorumluluk ürünü, muhteşem bir yazı daha:

İstanbul Şehir Tiyatroları, Kadir Topbaş ve Kenan Işık gibi belediye
zabıtalarının şamaroğlanı olmaktan ne zaman kurtulacak?
(...)
Tiyatrocular, gelen
ağam giden paşam zihniyetini terk etmedikçe, ilkeli ve tutarlı bir
duruş sergileyip, kişiliklerini ve kimliklerini savunarak gerçek
karakterlerini, tiyatrodan, tiyatrocu olmaktan gelen güçlerini
açıkça ortaya koymadıkça; merkezi ve
yerel yönetimlerin tiyatro sanatı ve sanat kurumları üzerindeki
antidemokratik vesayetlerini ve yetkilerini, bu iktidar odaklarının
tahakküm ve dayatmalarını ciddi ve kararlı bir şekilde
sorgulamadıkça, bunlara karşı açıkça tavır alıp mücadele etmedikçe;
koltuk
sevdasına, iktidar uğruna, ancak siyasal iktidarlardan aldıkları
icazetle ve ancak onların uygun gördüğü, izin verdiği sınırlar
içinde kalarak var olmayı doğal saydıkları sürece, ülkenin kültür
sanat yaşamına da, ülke tiyatrosuna da herhangi bir şekilde değerli
ve anlamlı bir katkıda bulunamayacaklardır.
Çetinkaya'nın
yazısını mutlaka okuyun/okutun!
Yazının tamamına
ulaşmak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
TMK MAĞDURU
ÇOCUKLAR İÇİN, PEN TERASINDA ETKİNLİK
(...) 8 Haziran’da 15-17
yaş arası Batmanlı 8 çocuğun Diyarbakır’da duruşması var.
Bu duruşma için
“YAZARLAR TMK MAGDURU ÇOCUKLAR için ÇOCUKLARA DAİR YAZDIKLARINI
OKUYORLAR” başlıklı bir etkinlik planlıyoruz.
Bu etkinliği Tarık
Günersel’in koordinatörlüğünde, 8 Haziran saat 14:30’da PEN’in
terasında gerçekleştireceğiz.
Ayrıntıları okumak
ve
ÇOCUKLAR İÇİN ADALET ÇAĞRICILARI'nın
2044'e ulaşan imzacı listesini incelemek için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
COŞKUN BÜKTEL
Timur'un "Ertuğrul Timur penis
büyütücü satıyor"
cümlesi bir iftiradır
Bu cümle gerçekten bir iftiradır. Ama
bu iftira, öyle Timur'un iddia ettiği gibi Hilmi Bulunmaz'ın iftirası değil; bu cümleyi kendisi imal
ederek onu Hilmi Bulunmaz'a, (hatta, yazısı boyunca "lar"
diye biten çoğul yüklemler kullanarak Coşkun Büktel'e de) yamamaya kalkan
Ertuğrul Timur'un bizzat kendi iftirasıdır. Timur, iftiraya uğradığını söyleyerek
bu cümleyi pek çok kez kullanmış, ama bu cümlenin orijinal kaynağına
link vermeye asla yanaşmamıştır. (İddialarını orijinal kaynağa link
vererek belgelemeyi, sırf Timur değil, tüm linççiler, tüm vandallar,
ve sırf bugün değil, her daim, reddetmişlerdir.) Timur, orijinal
kaynağa link vererek bu iddiasını (ya da tüm diğer iddialarını)
belgelemeye yanaşmamıştır, çünkü Hilmi Bulunmaz (ve tabii, Coşkun
Büktel) "Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor" biçiminde bir
cümleyi asla kurmamış, böyle bir iddiada asla bulunmamışlardır.
Ertuğrul Timur, bu
yazımıza cevap verir de, aşağıda tümünü aktardığımız yazısında
Büktel ya da Bulunmaz'a mal ederek "tırnak içinde aktardığı" o
iğrenç cümlenin (iftiranın) orijinal kaynağına link vererek, o
cümlenin gerçekten de Büktel ya da Bulunmaz'a ait olduğunu
kanıtlarsa; cevabını önemli bir belge sayarak, ana sayfamızda
yayınlarız. Ama bunu yapmaz da, her zaman yaptığı gibi,
orijinal kaynağa link veremeden, desteksiz atıp tutarsa, cevabını
yine belge sayar ama ana sayfamızda değil, tüm diğer çöplerini
yayınladığımız yerde, "Timur'un Çöp Kutusu"nda yayınlarız.
(Biliyorsunuz, yazılarının pek
çoğunu zaten Timur da çöp sayıyor ve son iki ayda ishal olmuş
gibi yazıp durduğu yüze yakın yazısının pek çoğunu yayınladıktan
kısa süre sonra silip yok etmek zorunda kalıyor.)
Büktel'in "Ertuğrul Timur penis
büyütücü satıyor" başlıklı dosyasını okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
FERİDUN ÇETİNKAYA

Nedim Saban'ın "Temiz Tiyatro" Başlıklı Yazısına Katkı
Tiyatro Kare'nin
kurucusu, sahibi ve sanat yönetmeni Nedim Saban, 21 Mayıs 2009 günü
"Temiz Tiyatro" başlıklı bir yazı yayımladı.
Bir yönüyle Saban'ın bu yazıyı kaleme almasına vesile olduğunu
söyleyebileceğim, bir yönüyle bu yazının arka planı niteliğindeki,
Nedim Saban'la yaptığımız yazışmayı (Sayın Saban'ın iznini de
alarak) yayımlamanın yararlı olacağını düşündüm.
Çünkü bu yazışma aynı zamanda, "Temiz Tiyatro", "Temiz Tiyatro
Yayıncılığı" kisvesi altında tertiplenen, ancak gerçekte, sadece ve
doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi
Bulunmaz'ı hedef göstermekten, karalamaktan başka hiçbir amaca
hizmet etmediği son derece açık olan, "Kınıyoruz" başlıklı düzmece
ve "şaibeli" linç kampanyasıyla ilgili bir belge niteliği taşıyor
(Hem konuyla ilgili üçüncü kişiler hem de konunun kamuoyuna yansımış
bölümüyle ilgisi bakımından).
Nedim Saban'la yaptığımız bu yazışmayı, yukarıdan aşağıya tarih
sırasıyla, Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin dikkatine sunuyorum:
Linç kampanyası üzerine ibret verici Çetinkaya-Saban yazışmasını
okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
|