Coşkun
Büktel'in Eserleri

Fiasco
(Novel)
translated by
Feyza Howell
|
|
Kongre Vadisi'nde kongre
olması yüzünden kapatılabiliyorsa, "Yeni" Muhsin Ertuğrul
Sahnesi, ancak kasapta et, fırında ekmek, manavda meyva
olmadığı zamanlar tiyatroya açılacak demektir.
"YENİ" MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ'Nİ
"GÜVENLİK GEREKÇESİYLE"
KAPADILAR...
TIPKI 18 YIL
ÖNCE DT'NİN YILDIZ SAHNESİ'Nİ DE
"GÜVENLİK
GEREKÇESİYLE"
KAPADIKLARI GİBİ...
7 Şubat 2010
|
 

1992'de, DT'nin Yıldız Sahnesi'ni kapatan üçlü:
1) Kültür bakanı
Fikri Sağlar
2) Bakan baş
danışmanı Emre Kongar
3) DT genel müdürü
Yücel Erten
AKP, tiyatroların
"güvenlik gerekçesiyle" (ya da "bahanesiyle")
kapatılabileceğini 18 yıldır biliyordu. AKP, bu
yöntemi, Fikri Sağlar, Emre Kongar ve
Yücel Erten'den
öğrenmişti. Hatta Yücel Erten'den yalnızca
güvenlik bahanesiyle sahne kapatmayı değil,
fazlasını da öğrenmişti:
O zamanın DT genel
müdürü
Yücel Erten,
Yıldız Sahnesi'nin kapatılmasına onay vermekle
kalmamış; sahnenin kapatılmasına karşı çıkan,
Yıldız Sahnesi'nin kapatılmaması için
seyircilerden imza toplayan DT sahne amiri Ediz
Baysal'ı disipline vermiş, Baysal'ın maaş
kesintisiyle cezalandırılmasını da sağlamıştı.
Yıldız Sahnesi kapatılmasın amacına yönelik
mücadelesi nedeniyle maruz kaldığı bu haksız
cezayı içine sindiremeyen DT sahne amiri Ediz
Baysal, DT yönetimini mahkemeye vermiş,
mahkemeyi kazanmış ve haksız yere ödediği cezayı
Yücel Erten
yönetiminden faiziyle birlikte çatır çatır geri
almıştı.
Biz, sahne amiri
Ediz Baysal'ın tiyatro kapatan yüksek yetkili
vandallara karşı 1992'de verdiği mücadeleyi
destekleyen ve duyuran tek yazar olmuştuk.
(Bakınız: Coşkun Büktel,
"Bir Politikacının Portresi: Yücel Erten",
Gölge Tiyatro, sayı 11, Kasım 1997. Bu yazımız,
"Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları"
adlı kitabımızda da yer almaktadır: Sayfa
380-457.)
Şimdi,
"Bir Politikacının
Portresi: Yücel Erten" başlıklı
yazımızdan tadımlık bir parça aktaralım da,
"güvenlik bahanesiyle" tiyatro kapatmayı kimler
nasıl başlattı bir kez daha anımsayalım:
(...) Bakanlık, Yıldız
Sahnesi'ni "güvenlik" gerekçesiyle kapatıyordu.
Güvenlik önlemleri almak yerine. sahneyi halka
yasaklayıvermek, elbette çok daha kolay, ucuz,
pratik ve bir o kadar da antidemokratik bir
yöntemdi. Ama Fikri Sağlar gibi, danışmanı Emre
Kongar gibi, genel müdürü Yücel Erten gibi,
demokrasi şampiyonu olarak tanınmayı becermiş
kişiler için, kokusu pek fazla yayılmadıkça,
antidemokratik yöntemlerin hiçbir sakıncası
yoktu. Kokusunun pek fazla yayılmasına da izin
vermeyeceklerdi. Ayrıca kamunun duyarsızlığına
ve hafızasızlığına da zaten güvenleri tamdı.
Bu yazıyı baştan beri
okuduysanız, Yıldız Sahnesi'ni Kültür bakanı
Fikri Sağlar'a karşı savunan sahne amiri
Ediz Baysal'ın girişimine, Sağlar'ın genel müdür
yaptığı Yücel Erten'in "aferin" demeyeceğini
tahmin etmiş olmalısınız. Yücel Erten için
Yıldız Sahnesi'ni savunmak mı daha önemliydi,
Fikri Sağlar'a yaranmak mı? Bu sorunun cevabını
biz vermeyelim. Biz somut olayları aktarmakla
yetinelim. Cevap kendiliğinden ortaya çıkacak.
Raik Alnıaçık'ı
biliyorsunuz: Aile dostu Nezihe Araz'ın
"Savaş Yorgunu Kadınlar" adlı rezilliğini
DT'ye öneren ve Yücel Erten'in himmetiyle kabul
ettiren şahıs.
Sahne amiri Ediz Baysal;
yukarıdaki dilekçeyi ("Yıldız Sahnesi
Kapatılmasın!" konulu dilekçe. CB) 6 Kasım'da
imzaya açmasından tam bir hafta sonra, Yücel
Erten'in İstanbul Devlet Tiyatrosu müdürlüğüne
"özenle" seçtiği işte o Raik Alnıaçık'tan, 13.
11. 1992 tarih ve 370/577/2833 sayılı şu yazıyı
aldı:
EDİZ BAYSAL
ist. Dev. Tiy. Sahne
Amiri
Müdürlüğümüzün sözlü
uyarılarına rağmen görevli olduğunuz Yıldız
Sarayı Tiyatrosunda oyundan sonra izinsiz ve
yetkisiz olarak, Yıldız Tiyatrosu ile ilgili
seyircilerle konuşma yaptığınız tespit
edilmiştir.
Bu nedenle 13. 11. 1992
cuma gününden itibaren Yıldız Sarayı
Tiyatrosundaki görevinizden alınarak yeni bir
göreve kadar Merkez Sahne Amirliği emrinde
görevlendirilmiş bulunmaktasınız.
Bilgi ve gereğini
öenemle rica ederim.
Prof. Raik Alnıaçık
İstanbul Devlet
Tiyatrosu Müdürü
İmza
İşte sevgili Yücel, senin
döneminde sırf Yıldız Sahnesi'ni kurtarmaya
çalıştığı ve seyirciye görüş açıkladığı için,
bir sahne amirinin, senin "özenle" seçtiğin
İstanbul müdürü tarafından önce sözlü olarak
"uyarılması" ve daha sonra da, Yıldız Sarayı
Sahnesi'ndeki görevine son verilerek
"cezalandırılması" ile ilgili kapı gibi belgeyi
burnuna dayıyorum. Ve şu laflarını yemen için
tekrar önüne atıyorum: "Peki ama, benim
Genel Müdürlüğüm döneminde, bu türden pek çok
girişim olduğu halde, bu yüzden ceza almış bir
tek kişi var mı? Yok! E ne oluyor peki? Niye
bana tebelleş oluyorsun?" (Afiyet olsun,
Yücel!)
(...)
(Kaynak: Büktel,
"Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları",
sayfa 436-438. NOT:
Bu kitabı
okuyanlar,
Yücel Erten gibi
linççilerin, iftiralarla
dolu o
linç
bildirisini neden
imzaladıklarını gayet iyi anlıyorlar.)
("Açsalar bile güvenlik gerekçesiyle yine
kapatırlar, olur biter" diyerek Feridun
Çetinkaya ile Hilmi Bulunmaz'a defalarca
belirttiğimiz tahminimizi tıpa tıp doğrular
biçimde) "Güvenlik gerekçesiyle" kapatılan ve
şimdilik, ebediyen kapatılmayacağını umduğumuz
"Yeni" Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu hakkında, A.
Ertuğrul Timur'un Medya Faresi sitesinden
aktardığı kapatılma haberine link veriyoruz
(İnşallah biz link verdik diye Timur, eskiden
hep yaptığı gibi, yine sayfayı silip bizi
yalancı çıkarmaya kalkmaz):
HİÇ DE SÜRPRİZ OLMAYAN BİR HABER!
Harbiye Çok Amaçlı Salonu Açıldığı Gibi Kapandı!
Lütfen,
TIKLAYINIZ!
|
|
HİLMİ YAVUZ'UN İTİRAFLARI
Nurettin Sözen döneminin İstanbul
Belediyesi başkan danışmanı
Hilmi Yavuz
kendi kendisini övemediğinden; kendinden
sonraki dönemin (Tayyip Erdoğan döneminin) başkan danışmanı
Şenol Demiröz'ün
(Hilmi Yavuz'dan kalan programı devam
ettirerek) kazandığı başarıları(!) övüyor |

74 yaşına varmış
olmasına rağmen hâlâ formunu koruyan ve saçları
bile gayet gür "görünen"
Hilmi Yavuz diyor ki:
(...)
"1994'te
sosyal demokratlardan İstanbul Büyükşehir
Belediyesi'ni seçimle devralan Refah Partisi de
bu programı olduğu gibi korudu ve kapsamını daha
da genişleterek uygulamayı sürdürdü
Açıkça söylemek gerekirse Tayyip Erdoğan'ın
azınlıkta olsalar da fevkalade etkin nüfuzlu ve
kudretli İstanbul entelijansiyasını siyaseten
karşısında olmalarına rağmen pasifize etme
başarısını göstermesinde Kültür İşleri Daire
Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı
Şenol Demiröz'ün
payı vardır"
(Hilmi Yavuz:
"Zaman")
***
Peki
Şenol
Demiröz, "kudretli İstanbul entelijansiyasını
pasifize etme başarısını" nasıl gösterdi?
Örneğin,
tıpkı Hilmi Yavuz'un yaptığı gibi, Şenol
Demiröz de, İstanbul entelijansiyasının en
yetenekli yazarı Coşkun Büktel'i aforoz edip,
Büktel'i (gerekirse tıpkı
linççilerin
yaptığı gibi,
iftiraya bile başvurarak) engellemeyi
bir gelenek haline getirdi. İşte, Demiröz'ün,
Büktel'e,
"Ölüleri Gömün"ü de içeren çeviri
oyunları için, İBBŞT adına, kendi imzasıyla ve
bir yıl gecikmeyle Mart 2000'de gönderdiği resmi
cevabın tam metni:
Sayın Coşkun Büktel,
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na
çevirerek göndermiş olduğunuz Frank Weekend'in
Tenor, Alice Gerstenberg'in
Dokundurmalar, Serafin ve
Joaquin Alvarez Quintero'nun ortak çalışması
Güneşli Bir Sabah, Irwin
Shaw'un
Ölüleri Gömün adlı
oyunları okundu ve 19 Mart 1999 tarihli
Repertuar Kurulu'nda değerlendirildi.
Çevirilerinizin tiyatromuz Yönetim Kurulu'na
önerilme-mesine karar
verildi. Repertuar Kurulu'nun kararını
bilginize sunar, çalışmalarınızda başarılar
dilerim.
(ŞENOL DEMİRÖZ
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları
Repertuar Kurulu Başkanı; İstanbul Anakent
Belediyesi'nin önce Refah sonra Fazilet Partili
kültür danışmanı)
İcraatı Hilmi
Yavuz tarafından çok beğenilen
Şenol Demiröz'ün
yukarıda aktardığımız cevabına karşı, Cevat
Çapan, Altan Erkekli, Memet Baydur,
Mehmet Ege, Özlem Ersönmez,
Cuma Boynukara, Selçuk Erez,
Gürkan Gür, Nâlân Örgüt, Şahin
Ergüney, Selim Gürata, İlhan
Kantarcı, Metin Coşkun ve Hamdi
Alkan'ın verdiği yazılı tepkileri okumak
için, lütfen,
TIKLAYINIZ!
|
TEKEL
DİRENİŞİNDEN MÜTHİŞ FOTOĞRAFLAR!...


TEKEL DİRENİŞİNDEN DİĞER ONLARCA FOTOĞRAFI AYNI SAYFADA
GÖRMEK İÇİN, LÜTFEN,
TIKLAYINIZ!
|
GÜNCELLEME 27 OCAK 2010:
İtiraf ediyorum:
Timur'un aşağıda linkini verdiğim yazısını çok
üstünkörü okumuş ve sırf "de"leri/"da"ları
ayırmayı öğrendiğini fark ettiğim için Timur'un
"sonunda gayret edip Türkçe imlayı bile
sökmüş ve bugün önümüze imla yanlışlarıyla
kaynıyor olmayan" bir metin
koyabildiğini yazmıştım. Timur'un yazısında
beğendiğim diğer özellikler konusunda yeni bir
şey söylememe gerek yok. Ama Hilmi Bulunmaz,
Timur'un söz konusu yazısını, o kuyumcu
titizliğiyle değerlendirmiş ve "de"leri/"da"ları
öğrenmiş olmak dışında Timur'un Türkçe imlayı
kavramak konusunda herhangi bir mesafe
almadığını, söz konusu Timur metninin de
tıpkı daha önceki Timur metinleri gibi yine "imla
yanlışlarıyla kaynıyor" olduğunu,
metindeki yanlışları
kırmızıya boyayarak ve
yeşil harflerle
doğrularını yazarak, somut biçimde göstermiş.
Bulunmaz'ın
Timur'u nasıl okuduğunu/düzelttiğini görmek
için, lütfen,
TIKLAYINIZ!
Bu
linççiler A. Ertuğrul Timur'u nasıl
"kafalayabildiler", oldum olası anlayamadım.
Sansürcü bir
linççiden
tiyatral iktidara karşı net tavır:

EVET VATAN CADDESİNE DE, BOĞAZ KÖPRÜSÜNE DE
KARŞIYDIK, HARBİYE'DE YENİ ÇOK AMAÇLI SALONA DA
KARŞIYIZ!
A. Ertuğrul
Timur
COŞKUN
BÜKTEL'İN SUNUŞU / 27 OCAK 2010:
Timur, fıkra Laz'ı
zekâsıyla yaptığı (bize, yani bana ve Bulunmaz'a
iftira
etmeye varan) iğrenç saçmalıklarına rağmen,
ondan nefret etmemizi bir türlü başaramadı,
başaramıyor. Özellikle Hilmi Bulunmaz, linççiler
arasındaki tek proleter olması nedeniyle Timur'a
hep bir yakınlık duydu, duyuyor.
Ama Timur; sonunda gayret
edip Türkçe imlayı bile sökmüş ve bugün önümüze
imla yanlışlarıyla kaynıyor olmayan, üstelik
yeni, enteresan, cesur ve ufuk açıcı bir
yaklaşım dahi içeren bir metin koyabilmiş de
olsa; (sanırım, serde o fıkra Laz'ı
"kurnazlığının" var olması yüzünden) Timur'u
kullanmayı bir an bile akıllarından geçirmemiş
olan iki dürüst insan (Bulunmaz ve Büktel)
tarafından kullanılmaya "kurnazca"(!)
direnirken, Türk tiyatrosunun gelmiş geçmiş en
ilkel ve en iğrenç unsurlarıyla (linççilerle)
ittifak kurmaktan, can ciğer kuzu sarması
olmaktan ve kendini onlara kullandırmaktan hiç
sakınmadı/sakınmıyor.
Ya da son zamanlarda galiba
biraz sakınıyor; diğer linççilerle arasına biraz
mesafe koymaya başladığı anlaşılıyor. Bu
sakınmanın Türkçe imlayı öğrenmesiyle aynı
döneme raslamasını hayra yormak, "Timur
uyanıyor, donanıyor!" demek isterdik. Ama ne
yazık ki, biz ne zaman bu tür hayra yorma
mesajları versek, Timur'un fıkra Laz'ı zekâsı
derhal öne atılıp, Timur'un fıkra Laz'ı damarını
kabartıyor ve onu, "Hayır, uyanmıyorum işte!
Donanmıyorum işte!.. Kendimi kullandırıcam,
işte!... Kendimi size değil, linççilere
kullandırıcam! Ben de linççiyim, işte, ben de
linççiyim!... Var mı ötesi?!"
biçiminde özetlenebilecek tepkisel bir tavra
itekliyor.
Kendisini şuraya veya
buraya kullandırmasının bizim için hiçbir
sakıncası ya da avantajı bulunmadığını
anladığı gün, Timur, burnunu boktan
kurtarabilecek.
Timur'la bir kez daha
ilgilenmemize yol açan Timur yazısına gelince:
Timur, yeni Muhsin Ertuğrul
Sahnesi'ne (herhalde henüz görmediği için) neden
karşı olduğunu açıklayamıyor ya da açıklamaya
kalkışmıyor ama Boğaz köprüleri ile Vatan ve
Millet caddelerine neden karşı olduğunu, düzgün
bir imlayla, açık, anlaşılır bir Türkçe'yle,
gayet mantıklı biçimde açıklamış. (Timur'a
yalnızca şu itirazı yöneltebilirim: Gördüğüm
bazı fotoğraflara dayanarak eskiden
şeytanların Vatan Caddesi'nde çelik çomak
oynadığını ileri sürüp, Vatan ve Millet
caddelerinin ilk açıldığı günlerde çok ıssız
olduğu konusunda, Timur'un söylediklerine
katılabilirim. Ama Timur, arabaları sayma oyunu
oynadıklarını anlatarak, 1975'te bile bu
caddelerin çok kalabalık olmadığını ima etmeye
kalkışıyor ki, o zamanlar İstanbul'da yaşamakta
olduğum için, gözlerimin tanıklığına dayanarak
Timur'un o açıklamasını pek gerçekçi bulmadığımı
söylemeliyim. Vatan pek değil ama Millet Caddesi
o zamanlar da tıkanıyordu.)
Sansürcü
ve
Linççi Timur'un, iktidardan
nemalanma çabası içermediği için,
linççilerin yazdıklarından çok
farklı görünen, okunmaya değer ve gayet yararlı
yazısını okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:
Lütfen,
TIKLAYINIZ!
|
|
YİNE ÇETİNKAYA!...
Bu dönemde her şeyi
Feridun
Çetinkaya
www.tiyatrofanzini.blogspot.com
adlı sitesinde yazıyor ve Coşkun Büktel
ile Hilmi Bulunmaz, Çetinkaya'nın
sitesine gerekli linkleri vererek, Türk
tiyatrosunun vandallarca örtbas edilmeye
çalışılan vahim gerçeklerini okurlara
ulaştırmayı başarıyorlar.
Linççi tiyatro yayıncıları
ise, Çetinkaya'yı ve onun teşhir ettiği
vahim gerçekleri görmezden gelme
politikaları yüzünden, İstanbul DT
müdürü
Şakir Gürzumar'ın İskender
Pala'ya verdiği o çok sert, tarihi cevap
yazısını bile, (sırf
Çetinkaya'nın sitesinde yayınlanmış
olması nedeniyle) haber yapamıyorlar.
Linççi tiyatro yayıncıları,
tiyatromuzun vahim gerçeklerini okurlara
aktarmak yerine, o vahim gerçekleri
sansürlüyor; o vahameti yaratan kurum ve
kişilere, sırf reklam ya da başka
menfaatler beklentisi gereğince,
yıkama/yağlama hizmeti vererek, okurları
dezenforme ediyorlar.
İşte Çetinkaya'nın
tiyatrofanzini.blogspot.com adlı
sitesinden 3 yeni başlık daha:

1)
22 Ocak 2010
2)
20 Ocak 2010
3)
19 Ocak 2010
|
|
İçinde
bulunduğumuz dönemde Türk tiyatrosunun
en etkin ve en yetkin eleştirmeni
Feridun
Çetinkaya'nın
www.tiyatrofanzini.blogspot.com
sitesini düzenli izlemedikçe, Türk
tiyatrosunda neler "döndüğünü" anlamak
ya çok zordur ya da mümkün değildir.
İşte Çetinkaya'dan "madalyonun arka
yüzüne" ışık tutan iki önemli yazı daha: |

|
|
 
Pala
Gürzumar
İstanbul DT müdürü Şakir Gürzumar,
DT'yi kapatacak kültür bakanı arayan Prof.
İskender Pala'yı,
Feridun Çetinkaya'nın
tiyatrofanzini.blogspot.com adlı sitesinde "fena
halde" cevapladı:
BOL KEPÇEDEN SALLAYAN PROF!
Öfkesini
gizlemeye gerek duymayan Gürzumar'ın,
(yayınlamak için Çetinkaya'nın editörlüğüne
emanet ettiği) tokat gibi çarpıcı, önemli ve
tarihi yazısını okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
|
|
FERİDUN ÇETİNKAYA TİYATROMUZUN RESMİ
TARİHİNE KARŞI GERÇEK TARİH
YAZIYOR
İşte birbirini tamamlayan, ezberlerinizi
bozacak dört güncel Çetinkaya yazısı:
|


Çetinkaya'nın yazılarına ulaşmak
için, lütfen ilgili mavi başlıkları
tıklayınız!
|
|
GÜNCELLEME 7 Ocak 2010:
Başarılı bir ameliyat geçiren
Hamdi
Alkan,
kısa bir dinlenme döneminin ardından,
Cumartesi ya da Pazar günü setteki
görevine geri dönecek.
GÜNCELLEME 6 Ocak 2010:
"Arka Sıradakiler"in başarılı ve
yaratıcı yönetmeni
Hamdi
Alkan,
bugün, (bize pek önemli olmadığını ve
bir saat kadar süreceğini söylediği) bir
safra kesesi ameliyatı geçirecek.
Haftalardır,
reyting
listesinde sürekli ikinci (hatta bazen
üçüncü) olan
"Arka Sıradakiler", bu hafta
nihayet tekrar
birinci...
Büktel'in "senaryo doktoru" (script
doctor) olarak görev yaptığı FOX TV'nin
"Arka Sıradakiler"i
ile KANAL D'nin
"Çok Güzel Hareketler Bunlar"
ve ATV'nin
"Aşk Bir Hayal"i
arasında haftalardır başa baş sürmekte
olan
reyting rekabetini, bu hafta
yine "kıl payıyla", nihayet
"Arka Sıradakiler"
kazandı.
Büktel'in "senaryo doktoru" olarak görev
yaptığı
"Arka Sıradakiler",
üç yıl önce, daha bir yılını yeni doldurmuş FOX TV
kanalında ve kanallar arası haftalık
rekabetin en vahşi gününde ve en vahşi
saatinde yayınlanmaya başladığı halde ve
tanınmamış genç oyunculardan kurulu
kadrosuna rağmen; ilk iki sezon boyunca
çoğu hafta birinci olmuş, üçüncü sezona
ise, en yakın rakibine
%50'ye yakın bir
fark atarak, yine birinci girmişti. Ne
yazık ki, bu birincilik, devam eden
haftalar boyunca bir daha
tekrarlanamamış ve
"Arka Sıradakiler" bu
yeni sezonda, çoğu haftalar, ikincilik
ve üçüncülüklerle yetinmek zorunda
kalmıştı. Sonunda dün (3 Ocak 2010)
"Arka Sıradakiler" nihayet listelerdeki
eski yerine yeniden ulaştı ve...
...en büyük kanallarda yayınlanan yarışma,
spor, dizi ve komedi programlarının
tümünü
"yine" geçerek, yalnızca diziler arasında değil,
günün "tüm" programları arasında,
yine
"BİRİNCİ" oldu.
"Arka Sıradakiler"
ADLI TV DİZİSİNDE
BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık iki ÖRNEK
(Aşağıda, önümüzdeki Pazar gösterilecek
olan 98. Bölüm'ün final sahnesiyle, 96.
Bölüm'de gösterilmiş bir Kemal hoca
dersinin Büktel tarafından yazılmış
metinlerine link veriyoruz:)
4 Ocak
2010
|
Ali, Memo, İbo ve
Kemal hoca, Kerem'in şakağına silah dayamış olan
Saffet'i durdurmaya çalışıyorlar.
***
Kemal hoca, derslerde
siyasal konulara dair niye hiç konuşmadığını
soran öğrencilere cevap veriyor.
Büktel'in
yazdığı sahneleri okumak için...
TIKLAYINIZ!
|
|
FERİDUN ÇETİNKAYA TİYATROMUZUN GAYRI
RESMİ TARİHİNİ İNŞA EDİYOR!
Çetinkaya'nın aşağıda linkini
sunduğumuz son yazısı için Hilmi
Bulunmaz diyor ki:
"Karınca yazar" Feridun Çetinkaya'nın
kaleme aldığı bu müthiş yazıyı
okumayanlar, Türkiye tiyatro dünyasının
kaç bucak olduğunu anlayamayacakları
gibi, asla 2010 yılına girmiş
sayılmazlar
Hilmi'nin abarttığını sananlar
yanılırlar. Türkiye'de tiyatral "resmi
tarihin" nasıl, kaça ve kimlere
yazdırıldığını (üstelik tahmin ve
söylentilere değil de, orijinal
kaynaklarına link verilmiş "somut
belgelere" dayanarak) öğrenmek istemeyen
Türk tiyatrocular; yalnızca tiyatromuzun
2010 yılına girememekle kalmaz,
tiyatronun yontma taş devrine saplanıp
kalmış "marifetli maymunlar" (ya da
"maymunlar") olmak gibi bir handikapla
da karşılaşırlar.
Tiyatromuzu iyi niyetle ve gerçekten
anlamak ve tiyatral 2010 yılına adım
atmak isteyen "tiyatroseverler" (bir
başka deyişle, tiyatroya yalnızca
seyirci kalmak ya da tiyatronun
"marifetli maymunlarından" biri olmakla
yetinmek istemeyenler); Çetinkaya'nın
aşağıda linkini sunduğumuz tarihi (daha
doğrusu, gayrı resmi "tarihi") yazısını
okumak ve resmi tarih inşa etmekle
"görevli"
linççi vandalların
"bahar temizlikleri" hakkında fikir
sahibi olmak zorundalar. CB
|

FERİDUN ÇETİNKAYA
/ 1 Ocak 2010
(...)
Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürü Lemi Bilgin
ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir
Tiyatroları (İBBŞT) Genel Sanat Yönetmeni
Ayşenil Şamlıoğlu gibi ödenekli kamu tiyatroları
yöneticileri ve tiyatro iktidarları tarafından (Türkiye
tiyatrosundaki çürüme ve yozlaşma gerçeğini
manipüle etmek, gerektiğinde tiyatroyla ilgili
gerçekleri çarpıtacak ve yönlendirecek şekilde
dezenformasyon üretmek, Türkiye tiyatrosu ve
tiyatro iktidarlarının icraatları ve
uygulamalarıyla ilgili tarihsel gerçeklerin
tiyatro tarihine, tiyatro iktidarlarının işine
geldiği biçimde yanlı ve yanlış aktarılmasını
sağlayacak birtakım sahte belgeler düzenlemek,
kısacası bir çeşit düzmece "resmi tarih"
oluşturmak amacıyla kullanılmak üzere) el
altında bir "yandaş tiyatro medyası" bulunsun
anlayışıyla, yıllardır ödenekli kamu
tiyatrolarının reklam bütçeleriyle fütursuzca ve
sorumsuzca beslenen ve desteklenen (...)
Çetinkaya'nın, bu
(gayrı
resmi) "tarihi" yazısının
tam metni, kendi
sitesi tiyatrofanzini.blogspot.com'da...
KAÇIRMAYIN!
|
|
TÜRK TİYATROSU DENEN ÇÖLDE ENDER GÖRÜLEN
ELEŞTİRİ VAHALARINDAN BİRİ
Kendilerine "temiz yayıncı" diyen
linççi vandallar
"mama"
beklentisiyle "yaladıkları" tiyatral ve
siyasal aktörlerden asılsız çıkan
vaatlerin hesabını sormayı bir an bile
düşünemezken...
Feridun Çetinkaya, kültür bakanı
Ertuğrul Günay'dan (video kaydıyla belgeli
vaadini hatırlatarak) çatır çatır hesap
soruyor
CB/25 Aralık 2009 |

HARBİYE MUHSİN
ERTUĞRUL SAHNESİ'Nİ "BU YIL BİTMEDEN, 2010
YILINA GEÇMEDEN" HİZMETE AÇACAĞIZ DİYEN KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY SÖZÜNÜ TUTACAK
MI?
Feridun Çetinkaya
/ 23 Aralık 2009
(...)
İşte tiyatrocuların, tiyatroseverlerin ve
kamuoyunun akıbetlerinin ne olduğunu, ne
olacağını merak ettikleri, açılacakları
umuduyla gün saydıkları İstanbul Şehir
Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
ve Atatürk Kültür Merkezi (AKM) hakkında
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın
beyanatları böyle.
Bakanın açıklamalarına baktığımızda AKM'nin
kısa vadede, bugünden yarına sanatseverlerin
hizmetine açılabileceğine dair ufukta
herhangi bir olumlu işaret görünmediğini
söyleyebiliriz.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yakın
zamanda hizmete açılıp açılmayacağına dair
ise, en azından şimdilik, Bakan Ertuğrul
Günay'ın umut veren, somut ve kesin,
"Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni bu yıl
bitmeden, 2010 yılına geçmeden açacağız"
sözü, vaadi var elimizde.
Ancak Kadir Topbaş ve Orhan Alkaya'nın
gereğini yerine getiremedikleri vaat ve
sözleri "dikkate alındığında", Coşkun
Büktel'in yukarıda link verirken atıfta
bulunduğumuz,
“Somut sonuçları gözümüzle görmedikçe,
sanatsal ve siyasal aktörlerin hiçbir
vaadine inanmıyoruz!”
sözünü akılda tutmak gerekiyor.
Evet, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul
Günay'ın "Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni
bu yıl bitmeden, 2010 yılına geçmeden açma
vaadinin" somut sonuçlarını 1 hafta içinde
veya sonunda hep birlikte görmüş olacağız.
Bakalım, Ertuğrul Günay verdiği sözde durup
vaadinin gereğini yerine getirecek mi? Yoksa
Ertuğrul Günay da Kadir Topbaş ile Orhan
Alkaya'nın durumuna mı düşecek?
“Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin açılışı
yine bir başka bahara mı kalacak?”
(...)
Çetinkaya'nın, bu
ustaca yazılmış,
gerekli ve yürekli son yazısının
tam metni, kendi
sitesi tiyatrofanzini.blogspot.com'da...
KAÇIRMAYIN!
|
|
Kısaca
BİR BÜKTEL KRİTERİ
Efendiler, yazar,
ressam, müzisyen, mimar, oyuncu, yönetmen, vb.
olabilirsiniz ama ezilenler karşısında ezeni,
iftirayla gerçek karşısında iftirayı
destekliyor, hatta yalnızca tarafsız kalıyor
iseniz; sanatçı olmak için uygun ve yeterli bir
kişiliğe sahip değilsiniz demektir; kişilik
zaafınıza rağmen sanatçı olmak iddianızda ısrar
ederseniz, sonunda, en iyi ihtimalle bir
"marifetli maymun" olabilir; çok büyük bir
ihtimalle ise, yalnızca "maymun" olduğunuzu fark
edersiniz.
Coşkun Büktel/24 Aralık 2009 |
|
Linççilerin
arsızlığı, bugüne dek daima yumuşak
başlı bir üslûptan yana olmuş
"lokum gibi sakin ve efendi çocuk"
Feridun Çetinkaya'yı, "dinamit lokumuna"
çevirdi.
Feridun Çetinkaya'nın "altı ayda bir
yazı" yazdığını iddia ederek, onun
seyrek yazmasından şikayet eden
3. Abdülhamid
ya da nam-ı diğer
linççi
A. Ertuğrul Timur'a
yeni bir
müjde(!):
Linççilerin
hiçbir insani ölçüyü tanımayan
arsızlığı,
(bugüne dek Büktel ve Bulunmaz'ı sonuna
dek desteklediği halde, Büktel ve
Bulunmaz'dan farklı olarak;
linççilere
koz vermemek gayesiyle üslûbunda daima
"efendiliğini bozmamayı" tercih etmiş
olan)
Çetinkaya'yı, fena halde sinirlendirdi
ve Çetinkaya,
linççilere
nezaket göstermekten vazgeçti.
İşte Çetinkaya'nın dinamit şiddetindeki
son yazısı |

İFTİRA VE LİNÇ
İMZACISI ÜSTÜN AKMEN'İN BAŞKANLIK ETTİĞİ
"TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ"NDEN İKİYÜZLÜLÜK
VE ARSIZLIK ŞAHİKASI BİR BİLDİRİ
Feridun Çetinkaya
/ 19 Aralık 2009
(...)
Burak Caney takma adlı tiyatro ve insanlık
düşmanı internet sapığının, tiyatro yazarı
Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi Bulunmaz’ı
hedef alan
her türlü alçakça ve kalleşçe yüzkarası kirli
faaliyetlerini ve iftiralarını bugüne dek
açık adıyla desteklemekte sakınca görmemiş olan,
hatta Burak Caney sapığının korsan internet
sitesinde açık adıyla köşe yazarlığı yapmış olan
Üstün Akmen gibi bir ismin başkanlık
ettiği Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin,
sadece bu bildirisinin değil, böyle bir kişinin
başkanlık ettiği bir kurum olması hasebiyle
kendisinin de osuruk kadar bile “ağırlığı”,
ciddiyeti, değeri ve itibarı olmadığı,
olamayacağı açıktır.
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’ni ve
“Tiyatrocularımızı, tiyatrocu olma ciddiyetine
davet ediyoruz” başlıklı bildirisini nitelerken
neden özellikle “osuruk” gibi pek de güzel
çağrışımları olmayan bir sözcük kullanmayı
seçtim? (...)
Yukarıda tadımlık olarak
aktardığımız iki paragrafta bile görülebildiği
üzere,
linççilerin
ölçü ve sınır tanımaz arsızlığı, lokum gibi
yumuşak başlı, sakin ve "efendi çocuk" Feridun
Çetinkaya'yı "dinamit lokumuna" çevirdi.
Çetinkaya'nın, bu en çarpıcı son yazısının,
oldukça doyurucu uzunlukta tam metni, kendi
sitesi tiyatrofanzini.blogspot.com'da...
KAÇIRMAYIN!
|
|
Eğer bu haber, bir tiyatro sitesi için
haber olamıyorsa, o site, tiyatro
severlerin temiz menfaatleri için değil,
site sahiplerinin kirli menfaatleri için
yayın yapıyor demektir.
DİĞER TİYATRO YAYINCILARI, OKURLARDAN
İŞTE BU ACI GERÇEKLERİ, BU ÖNEMLİ
"BELGELERİ" SAKLIYOR VE BU ÖRTBAS
ETKİNLİĞİNE "TEMİZ YAYINCILIK" ADINI
VERİYORLAR:
Aşağıdaki haberi on yıldır, Hilmi
Bulunmaz'ın
tiyatroyun
sitesi dışında hiçbir tiyatro dergisi ve
sitesi haber vermedi, hâlâ da vermiyor
Coşkun Büktel'in
Irwin
Shaw oyunu
"Bury The Dead"den
yaptığı
"Ölüleri Gömün"
adlı çeviri için, 1999 yılında,
demişlerdi ki:
Ölüleri Gömün'ün ilk okuma
provasını unutamıyorum. Otuz kişi
kadardık. Sadece okumakla bile, hepimiz
müthiş etkilenmiştik. Aramızdan
bazıları, kontrollerini kaybedip, göz
yaşları içinde kalmıştı.
(GÜRKAN
GÜR
Oyun yazarı / Yıldız Üniversitesi
Oyuncuları'nca sahnelenen "Ölüleri
Gömün" prodüksiyonunun yönetmeni.)
Theope'nin
yaratıcısı olan Coşkun Büktel,
çevirilerinde bile farkını ve
yaratıcılığını derhal hissettiriyor.
Ölüleri Gömün adlı çevirisinde,
sahne dilini, her zaman olduğu gibi,
yine bir virtüöz ustalığıyla kullanmış.
Bana öyle geliyor ki, herhangi bir insan
bile, en sıradan insan bile, eğer orman
kaçkını bir barbar değilse, Ölüleri
Gömün çevirisini, heyecan duymadan
okumayı, asla başaramaz.
(NÂLÂN
ÖRGÜT
DT sanatçısı / Van Devlet Tiyatrosu
Müdürü)
Coşkun Büktel'in
çevirdiği oyunlardan oluşan
Eleştiren Oyunlar
başlıklı kitabın kapağında, şu iddialı
ve kışkırtıcı ibare yer alıyor:
"Türkçe'yi en iyi kullanan oyun
yazarından en yetkin yazarların, en
yetkin çevirileri." Bu yargıya
tümüyle katılıyorum. Çok iyi seçilmiş,
ve Türkçe'de benzeri olmayan bir
yetkinlikle çevrilmiş oyunlar. Hele
"Ölüleri Gömün", müthiş!...
(İLHAN
KANTARCI
Ankara Devlet Tiyatrosu Sanatçısı)
Irwin Shaw'un "Bury The Dead"
adlı oyunu, dünya tiyatro edebiyatında
yerini sağlam biçimde almış, bizim
savunmamıza hiç ihtiyacı olmayan çağdaş
bir klasiktir. Coşkun Büktel'in
"Ölüleri Gömün" adlı çevirisi ise,
Shaw'un oyunundaki heyecan verici tüm
özellikleri, Shaw'a layık bir başarıyla
Türkçe'de canlandırıyor.
(CEVAT
ÇAPAN
Şair/Çevirmen / İngiliz Edebiyatı
ve Amerikan Tiyatrosu Profesörü)
Ölüleri Gömün, savaşa ve
militarizme karşı şiirsel ve yaratıcı
bir destan. Türkiye'nin bu oyuna
şiddetle ihtiyacı var. Ve ne mutlu Türk
tiyatrosuna ki, Ölüleri Gömün'ün
Türkçe'de nefis bir çevirisi var. Tüm
tiyatrocular, Coşkun Büktel'e minnettar
olmalıyız.
(HAMDİ
ALKAN
Yıldız Teknik Üniversitesi
Oyuncuları Genel Sanat Yönetmeni)
"Ölüleri Gömün" konusu,
içeriği, teması ve başarılı çevirisiyle
çok çarpıcı ve önemli bir oyun.
(ALTAN
ERKEKLİ
Ankara Sanat Tiyatrosu, AST,
oyuncusu)
Irwin Shaw'un Ölüleri Gömün
adlı oyunu, özellikle içinden geçmekte
olduğumuz dönemde, konusuyla ve Coşkun
Büktel tarafından yapılmış çevirisiyle,
her tiyatronun repertuarına onur verecek
bir oyun. Ayrıca belirtmeliyim ki,
ödenekli tiyatrolarımızda tiyatro ile
ilgili kararların altında "partililerin"
değil, "tiyatrocuların" imzası
olmalıdır.
(MEMET
BAYDUR
Oyun yazarı)
"Ölüleri Gömün"ü oynamamak,
tiyatral bir suçtur. Harika bir oyun ve
oyundan hiç de aşağı kalmayan şiirsel
bir çeviri. Seçimi ve çevirisi için
Coşkun Büktel'i kutluyorum.
(TOROS
ÖZTÜRK
Oxford University Press Eğitim
Direktörü)
Coşkun Büktel'in Irwin Shaw'dan
çevirdiği Ölüleri Gömün adlı o
sarsıcı oyunu sesli olarak okurken,
duyduğum tiyatral heyecanla tüylerimin
ürperdiğini fark ettim. Büktel'in
Türkçesiyle konuşmak bir oyuncu için
şampanya içmek gibi nefis bir deneyim.
(ÖZLEM
ERSÖNMEZ
Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncusu)
Coşkun Büktel'e hak veriyorum:
"Ölüleri Gömün, savaşı ve militarizmi
destekleyenlere karşı dünya tiyatro
repertuarında yer alan en yaratıcı, en
sarsıcı, en vurucu, en soylu cevaptır".
Kafasının içinde beyin yerine pirzola
bulunmadıktan sonra, bir insanın böyle
bir oyunu, üstelik de Coşkun Büktel
çevirisinden, okuyup da
beğenmeyebileceğini, düşünemiyorum.
(CUMA
BOYNUKARA
Oyun yazarı)
Ölüleri Gömün'ün bazı çağdışı
kafalarca gömülmeye kalkışılması, ben
merkezci kişisel bir tavır olmaktan
öteye gidemez. Sanatın ortak
yaratımcılığına inananların bu engeli
yan yana gelerek çok kısa sürede
aşacaklarına inanıyorum. Ölüleri
Gömün adlı oyunun ve çevirisinin
değeri bu inancımı ayrıca güçlendiriyor.
(MEHMET
EGE
Oyuncu ve yönetmen / Devlet
Tiyatrosu Eski Genel Müdürü)
Sevgili Coşkun
Büktel,
Irwin Shaw'un, dünya tiyatrosundaki
seçkin yapıtlar arasında yer alan
Ölüleri Gömün adlı piyesini, temiz
ve akıcı bir Türkçe ile repertuarımıza
kazandırmanız beni mutlu etmişti. Şimdi,
(Kenan
Işık yönetimindeki CB)
İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun bu oyunu
reddettiğini öğrendim. Ret yazısının
altındaki imzanın (Şenol Demiröz CB)
sanatla ne tür bir ilişkisi olduğu
konusunda bir bilgim yok. Kendisi bir
sanatsever olabilir, ancak sanatsal bir
konuda karar verebilmek için, bu,
yeterli bir kriter değildir. Ülkemizin
en eski tiyatrosu olan bu kurumun oyun
seçiminde, "sanatçı" kariyeri tartışmaya
açık olmayan kişilerin söz sahibi
olması, vazgeçilmez talebimiz olmalıdır.
Bu konuda yapılacak her türlü çalışmaya
elimden geldiğince katkıda bulunacağımı
bilmenizi isterim. Dostlukla.
(METİN
COŞKUN
Ankara Sanat Tiyatrosu, AST,
oyuncusu / Yeni Tiyatro kurucusu ve
sanat yönetmeni)
(...) Oyun, sadece harbe karşılığı
nedeniyle değil, konunun zekice
incelenmesi ve diyalogların
sürükleyiciliği açısından da dünya oyun
edebiyatının önemli bir yapıtıdır.
Büktel, bu oyunu gayet güzel bir
Türkçe'ye çevirmiş, bunu yaparken de
okuyacak ve izleyeceklerin en güç
beğenenlerini bile doyuracak bir ürün
oluşturmuştur.
Bir çok sıradan, kof yapıtın
sergilendiği tiyatrolarımızın
repertuarlarında arada sırada böyle
nitelikli eserlerin de yer almasını
dilerim.
(SELÇUK
EREZ
Yazar / İstanbul Şehir Tiyatroları
Yönetim Kurulu eski üyesi)
Ölüleri Gömün adlı çeviriniz
dramaturgi raporu ile birlikte
incelenerek Edebi Kurul'un 26/12/1998
gün ve 1421 sayılı toplantısında kabul
edilmiştir. Bilgilerinizi rica eder,
yeni çalışmalarınızı bekler, başarılar
dilerim. Saygılarımla.
(ÖZDEMİR
NUTKU
DT Edebi Kurul Başkanı / Çevirmen /
Tiyatro profesörü)
Sayın Coşkun Büktel,
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na
çevirerek göndermiş olduğunuz Frank
Weekend'in Tenor, Alice
Gerstenberg'in Dokundurmalar,
Serafin ve Joaquin Alvarez Quintero'nun
ortak çalışması Güneşli Bir
Sabah, Irwin Shaw'un
Ölüleri Gömün
adlı oyunları okundu ve 19 Mart 1999
tarihli Repertuar Kurulu'nda
değerlendirildi. Çevirilerinizin
tiyatromuz Yönetim Kurulu'na
önerilme-mesine karar verildi. Repertuar
Kurulu'nun kararını bilginize sunar,
çalışmalarınızda başarılar dilerim.
(ŞENOL
DEMİRÖZ
İstanbul Belediyesi Şehir
Tiyatroları Repertuar Kurulu Başkanı;
İstanbul Anakent Belediyesi'nin önce
Refah sonra Fazilet Partili kültür
danışmanı)
"Ölüleri Gömün" hakkında, başka neler
dendiğini okumak için, lütfen, haber
yazımıza...
TIKLAYINIZ! |
|
Feridun Çetinkaya'nın "altı
ayda bir yazı" yazdığını iddia
ederek, onun seyrek yazmasından şikayet
eden
3. Abdülhamid
ya da nam-ı diğer A. Ertuğrul Timur'a
müjde(!):
Çetinkaya artık çok daha sık yazıyor,
çok daha sert yazıyor!
|

TÜRKİYE
TİYATROLARI GÜÇ BİRLİĞİ GİRİŞİMİ FALAN DEĞİL,
BASBAYAĞI "TÜRKİYE TİYATROLARI SUÇ BİRLİĞİ
GİRİŞİMİ"
Feridun Çetinkaya /
10 Aralık 2009
"Linç imzacısı
iftiracı alçaklar bunları yapanları asla
kınamadılar"
Burak Caney adlı tiyatro ve
insanlık düşmanı internet sapığından
üreyen ve Türkiye tiyatrosunda uzun bir süredir
“Cadı Kazanı” kaynatarak, “düşman” icat edip
iftira ve linç kampanyaları düzenleyerek, bir
çeşit güç odağı, kerameti kendinden menkul fetva
makamı, bir çeşit astığım astık kestiğim kestik
çetesi haline gelmeye çalışan “Türkiye
Tiyatrolar Birliği” ve “Türkiye Tiyatro
Kurultayı” adlı yapılanmaların kirli yüzlerini
ve kirli faaliyetlerini
“Türkiye Tiyatrolar Birliği değil ‘Türkiye
Tiyatrolar Çiğliği’: Türkiye Tiyatro Kurultayı
değil ‘Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı’”
başlıklı yazımda teşhir etmiştim.
Söz konusu iftiracı ve linçsever tiyatrolar ve
tiyatrocular, ipliklerini pazara çıkaran, kirli
yüzlerini faş eden
“Türkiye Tiyatrolar Birliği değil ‘Türkiye
Tiyatrolar Çiğliği’: Türkiye Tiyatro Kurultayı
değil ‘Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı’”
başlıklı yazımın ardından, bir kez daha yeni bir
"naylon örgütlenme" girişiminde bulunup, bir kez
daha "tabela" değiştirerek kendilerine bu sefer
de, "Türkiye Tiyatroları Güç Birliği Girişimi"
adını taktılar.
Burak Caney adlı tiyatro ve insanlık düşmanı
internet sapığından üreyen ve Türkiye
tiyatrosunda uzun bir süredir “Cadı Kazanı”
kaynatarak, “düşman” icat edip iftira ve linç
kampanyaları düzenleyerek, bir çeşit güç odağı,
kerameti kendinden menkul fetva makamı, bir
çeşit astığım astık kestiğim kestik çetesi
haline gelmeye çalışan bu iftiracı ve linçsever
tiyatrocuların bir "güç birliği" değil de apaçık
bir "suç birliği" olduğu ortadadır. Bu nedenle
iftiracı ve linçsever tiyatrocuların bu
örgütlenme çabasına da, "Türkiye Tiyatroları Güç
Birliği Girişimi" değil Türkiye Tiyatroları
Suç Birliği Girişimi demek daha doğru
olacaktır.
Tıpkı "Tiyatro Yayıncıları Birliği" tabelası
altında "naylon örgütlenme" ve çeteleşme
faaliyetlerini sürdüren, iftiracı, sansürcü ve
linççi tiyatro yayıncılarının suç birliğine,
suçortaklığına "Tiyatro Yayıncıları Birliği"nden
çok Tiyatro İftiracıları ve Yalancıları
Birliği -TİYAB adının daha çok yakıştığı
gibi.
İftiracı ve linçsever
tiyatroların/tiyatrocuların bu çeteleşme
faaliyetlerine neden Tiyatro İftiracıları ve
Yalancıları Birliği (TİYAB) ve Türkiye
Tiyatroları Suç Birliği Girişimi adlarını
vermeyi uygun gördüğümü daha iyi anlamak için
Coşkun Büktel'in kişisel internet sitesindeki,
tiyatro ve insanlık düşmanı
"Burak Caney" ve
"Tarih hepinizin suratına tükürecek!"
başlıklı
"Linç İmzacıları Listesi" sayfalarını
ziyaret etmek bile başlıbaşına yeterli
olacaktır.
Feridun Çetinkaya'nın kısa
ama çok çarpıcı son
yazısının tam metni, kendi sitesi
tiyatrofanzini.blogspot.com'da...
KAÇIRMAYIN!
|
|
LİNÇÇİ
TOBAV'DAN ERTUĞRUL GÜNAY'A KARŞI
AÇIKLAMA!
İftiralarla dolu
linç bildirisini
yalnızca genel başkan Tamer Levent
olarak imzalamakla yetinmemiş, ayrıca
örgüt olarak da imzalamış olan
TOBAV mensubu
linççiler,
ne tiyatral yetkinlik ve uzmanlığa,
ne de "sivil" toplum kuruluşu olduğunu
iddia etme hakkına sahiptir. Çünkü
"linççi
iftiracılar" sivil (medeni)
olamaz, sivil sayılamazlar.
Ama TOBAV yetkilileri, TOBAV'ın "kirli
siciline" (linççiliğine)
aldırmaksızın, Kültür Bakanı Ertuğrul
Günay'a akıl vermeye kalkışıyor ve
ismini anmaksızın Günay'ı suçladıkları
yeni açıklama metninde, kendilerine
(yani
linççilere)
danışmak ve kendilerinin (yani
linççilerin)
"uzmanlığından"(!) yararlanmak gereğini
duymadığı için, kendi (linççi)
anlayışları doğrultusunda Günay'ı
yönlendirmeye çalışıyorlar. Yani
TOBAVcılar, aslında devlet müdahalesine
karşı çıkmak için mücadele etmiyor;
yalnızca, devlet müdahalesi kendilerine
bütçe akıtmaktan ibaret kalsın diye, bir
de tabii (halkın cebinden kendilerine
akıtılmış onca paraya rağmen) yapılan
kötü tiyatroya
ve
DT'yi koca bir
"gecekondu" haline getirmiş
cahilce/beceriksiz uygulamalara
müdahale edilemesin diye, mücadele
ediyorlar.
Oysa mantık, sağduyu ve biz diyoruz ki:
Kültür Bakanlığı tiyatral konularda
TOBAV gibi
linççileri
muhatap almadığı için değil, ancak
gerçek tiyatro insanlarını muhatap
almadığı için suçlanabilir;
suçlanmalıdır. Bir "kültür" bakanlığı
için TOBAV gibi
linççi ve iftiracı
bir örgütü muhatap almamak değil, asıl
"muhatap almak" suç olurdu.
Linççi
TOBAV'ın Bakan'ı suçlayan cahilce
açıklamasını (imla yanlışları Hilmi
Bulunmaz'ın "müdahalesiyle"
kırmızıya
boyanmış olarak) okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
|
Yeni
Tiyatro dergisinin yeni sayısı çıktı. Haberin
ayrıntıları için, lütfen kapak fotoğrafına
tıklayınız!

|
GÜNCELLEME
8 Şubat 2010
DETİS'TEN HABER YOK!
Sanki sahte kan, sahte tabanca, sahte bıyık,
sahte içki kullanıldığı gibi sahte sigara
kullanmak mümkün değilmişçesine, hiç gereği
yokken, sahnede "gerçek" sigara içilmesini
savunan
saçma bir bildiri
yayınlayarak tiyatromuza yapay bir sorun
kazandıran ve bu sorunu kazandırırken gayet
aceleci davranan DETİS; DT panolarının
tiyatro afişleri yerine birtakım ticari
afişlerle(örneğin şampuan reklamlarıyla) işgal
edilmesi gibi vahim ve "gerçek" bir sorun söz
konusu olduğunda, nedense hiç aceleci
davranmıyor.
DETİS başkanı sayın Şahin Ergüney'in, konuyla
"bir an önce" ilgilenmesini ve o panoların nasıl
bir anlaşmayla ve kimler tarafından özel
şirketlerin menfaatlerine tahsis edildiğini
belgeleriyle açıklamasını ve bu konuda halkı
aydınlatıp kamuoyu oluşturarak
DT'nin zararı pahasına birilerinin ceplerini
dolduran bu tür uygulamaların hiç değilse
gelecekteki faillerini caydırmasını (umutsuzca
da olsa, hâlâ) bekliyoruz.
Diğer DT kuruluşlarından ve
linççi
tiyatro yayıncılarından ise
zaten hiçbir şey beklemiyor, "komşuda pişer bize
de düşer" umuduyla yaşadıkları için, onların bu
konuda parmaklarını bile kımıldatmayacaklarına
"güveniyoruz".
CB
BİR DT PANOSU
ŞAMPUAN AFİŞLERİYLE İŞGAL EDİLEN DT PANOLARI
KONUSUNDA
TOP
ARTIK DETİS VE
DETİS BAŞKANI
ŞAHİN ERGÜNEY'DE
Feridun
Çetinkaya,
sahnede
sigara içmek
ya da
içmemek
sorunu(?)
hakkında
DETİS
(Devlet
Tiyatroları
Sanatçıları
Derneği)
adına
bildiri
yayınlamış
olan
Şahin
Ergüney'le
görüştü ve
ticari
afişlerce
işgal edilen
DT panoları
konusunda
sayın
Ergüney'i
bilgilendirdikten
sonra, ona
konuyla
ilgili tüm
belge ve
bilgileri
içeren bir
mail mesajı
gönderdi.
Çetinkaya'nın
bize de
gönderdiği
bu mesajı
okurlara
ulaştırıyor,
tüm
okurlarımızdan
da, (tıpkı
DETİS'den ve
Ergüney'den
beklediğimiz
gibi) konuya
duyarlı ve
konunun
takipçisi
olmalarını
ve (üç
kuruşluk
reklam
menfaati
uğruna
konuyu
görmezden
gelen)
linççi
yayıncıları
caydıracak
bir
çoğunluğa
ulaşmalarını
bekliyoruz.
CB
Çetinkaya'nın
Ergüney'e
mesajını
okumak için,
lütfen...
ÇETİNKAYA'NIN "EKŞİ SÖZLÜK" YAZILARI DA
ÇOK
ÖNEMLİ
Yıllardır bir "Ekşi Sözlük" yazarı olan Feridun Çetinkaya'nın, "Ekşi Sözlük"te
"Mütebaki"
imzasıyla yayınladığı yazıları çok önemsiyor ve
bu yazıları kendi imzasıyla tiyatro sitelerinde
de yayınlaması gerektiği yolundaki inancımı
Çetinkaya'ya sık sık yineliyordum.
Çetinkaya,
"Mütebaki"
imzasıyla yayınladığı yazılarda gerçek kimliğini
saklamaya çalışmıyor, Ekşi Sözlük yazarlığının
genel "trendine" uygun olarak bir "nick" (takma
isim) kullanmakta olduğu halde, yazılarında,
(gerçek ismini açıkça belirtmese bile)
gerçek kimliğine ilişkin çok açık kanıtlar
bulundurmaktan kaçınmıyordu.
Kısacası, Çetinkaya korkusu veya saklanmak
ihtiyacı yüzünden nick kullanıyor değildi. Bu
durumda, tiyatroya ilişkin "Ekşi Sözlük"te
"Mütebaki"
imzasıyla yayınladığı o ustaca ve had safhada
yararlı yazıları, Çetinkaya imzasına güvenen ve
artık oldukça genişlemiş bir tiyatrosever okur
kitlesinin de dikkatine sunmamak büyük bir emek
israfı, büyük bir mahrumiyet olacaktı.
Bence, Türk tiyatrosunun ve Türk tiyatrosunu
anlamak isteyenlerin, o harika yazıları es
geçmek gibi bir lüksü olamazdı. Sonunda,
Çetinkaya'nın kendini yeterince önemsemesini
engelleyen o ünlü tevazusunu yenmeyi başardım ve
Çetinkaya, "Ekşi Sözlük"teki
"Mütebaki"
imzalı yazılarını kendisine ait Tiyatro Fanzini
adlı sitede yayınlamaya
başladı.
İşte Çetinkaya'nın
"Mütebaki"den
seçtiği ilk güncel ve önemli tiyatro yazısı
(Yazıyı okumak için, lütfen başlığa
tıklayınız!):
"Muhsin Ertuğrul Sahnesi" ve Taraf
gazetesi yazarı Alper Görmüş'ün "Yerine cami
yapılacak diye yıkıma karşı çıkmışlardı"
çarpıtmasına, dezenformasyonuna yanıt
————————————
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni cami yapmadığı,
yalnızca bir çevre katliamına, bir betonlaştırma
projesine kurban ettiği için; Kadir Topbaş ve
Topbaş savunucuları mı utanmalı? Yoksa
"müstakil" Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni tüm
tarihiyle birlikte beton bir mezara gömmüş
olması nedeniyle Topbaş'a karşı çıkanlar mı
utanmalı?
ÖZGÜR GÖKMEN VE TORA PEKİN, KONUYU
"BİRİKİM"DE İNCELEDİLER:
Alper Görmüş duymuş yazmış... Medya
eleştirisi nasıl yapılmamalı?
23
Ocak 2010
Lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————

"ÖLÜLERİ GÖMÜN"Ü SEYİRCİYE ULAŞTIRMAK BU KEZ
MÜMKÜN OLACAK MI?
DT
genel müdürü Lemi Bilgin'den nihayet onay geldi
ve
"Ölüleri Gömün"ün kadrosu DT panosuna
"asıldı". Oyunun yönetmeni ve İstanbul DT müdürü
Şakir Gürzumar'ın verdiği bilgiye göre,
dün (13 Ocak 2010) "Ölüleri Gömün"ün ilk provası
yapıldı. Yönetmen Gürzumar, prömiyer tarihi
olarak, şimdilik 12 Mart 2010 gününe yetişmeyi
hedefliyor.
Oyunda görev alacakların tam ve kesin listesi
henüz belirlenmiş olmadığı için, listeyi daha
sonra yayınlayacağız. Ama şu kadarını
çıtlatabiliriz: Oyundaki 1. General'i, Kurtlar
Vadisi'nin İskender'i Musa Uzunlar
canlandırıyor.
NOT:
Bilindiği üzere, "Ölüleri Gömün" için, iki yıl
önce de ve yine Şakir Gürzumar tarafından oyuncu
seçmeleri düzenlenmiş, seçilen kadroyla okuma
provalarına başlanmış, ama Lemi Bilgin DT genel
müdürlüğüne yeniden döner dönmez, provalara son
vererek "Ölüleri Gömün"ü o yılın DT
programından çıkarmıştı. (Ayrıntılar için,
bakınız:
"Ölüleri Gömün skandalı")
Bu
yıl İstanbul DT müdürlüğüne tayin edilmiş olan
Şakir Gürzumar, hâlâ Lemi Bilgin'in genel
müdür olduğu
DT denen gecekonduda,
genel müdürün "Ölüleri Gömün"e ve Coşkun Büktel
eleştirilerine karşı bilinen (gecekondu tarzı)
ilkel düşmanlığına rağmen, "Ölüleri Gömün"ü
sahneleyerek, tiyatroseverlere hak ettikleri
tiyatral şöleni sunmayı, bu kez gerçekten
başaracak mı?
Ben bir türlü emin olamıyorum ama iki yıl
öncesine göre bu kez biraz daha umutluyum. CB.
————————————

Geçen hafta birinci olan
"Arka Sıradakiler", bu hafta da birinci...
"Arka Sıradakiler", 10 Ocak 2010 Pazar günü
20.00'de Fox TV'de yayınlanan 98. bölümüyle,
(tıpkı 97. bölümüyle de olduğu gibi) "tüm"
kanalların Pazar günü yayınlanan "tüm"
programları arasında en çok seyredilen program
oldu.
"Arka Sıradakiler"in 17 Ocak 2010 Pazar günü
gösterilmesi beklenen 99. bölümünde, dizinin
karakterlerinden biri, Coşkun Büktel'in ünlü
uzun şiiri
"Bir İntihar Mektubu Teşebbüsü-2"den,
kısa bir parça okuyacak.
Aşağıda, senaryonun, söz konusu şiir parçasını
içeren sahnesine link veriyoruz. Lütfen...
TIKLAYINIZ!
NOT:
Büktel'in "Bir İntihar
Mektubu Teşebbüsü -2" başlıklı şiirinin tam
metnini okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
AÇIKLIYORUZ:
5 Ocak 2010
Aşağıdaki haberde, kimliğini daha sonra
açıklayacağımızı belirttiğimiz
iftiracı linççinin
adını açıklamak için gerekli motivasyonu
nihayet bugün hissettik ve vakit ayırıp bu
güncelleme yazısını yazmaya karar verdik:
Kısacık bir yazıda onlarca imla ve bilgi yanlışı
yapan ve William Shakespeare'in adı ile Samuel
Beckett'in soyadını bile yanlış yazabilen;
buna rağmen
bir üniversitenin tiyatro bölümü hocası olarak
ders verip, bir günlük gazetenin tiyatro yazarı
olabilen, hatta Tiyatro Eleştirmenleri Birliği
genel sekreteri seçilebilen bu
iftiracı linççi,
Metin Boran'dır.
Kısacık bir yazıda onlarca imla ve bilgi yanlışı
yapan ve William Shakespeare'in adı ile Samuel
Beckett'in soyadını bile yanlış yazabilen
Metin Boran;
Ankara Üniversitesi'nin DTCF Tiyatro
Bölümü'nden, Nurhan Karadağ'ın bölüm
başkanı olduğu 1996 yılında mezun edilmiştir.
Metin Boran,
İhsan Çaralan'ın genel yayın yönetmeni olduğu
Evrensel gazetesinin tiyatro yazarıdır.
Metin Boran,
Üstün Akmen'in başkanı olduğu Tiyatro
Eleştirmenleri Birliği (TEB) genel sekreteridir.
Metin Boran,
Sema Göktaş'ın bölüm başkanı olduğu Kocaeli
Üniversitesi GSF Tiyatro Bölümü'nde
öğretim görevlisi olarak, öğrencilere ders
vermektedir.
Metin Boran'ı
bu makamlara getirenleri tebrik edemesem de,
sahip olduğu tüm handikaplarına rağmen, (benim
Coşkun Büktel olarak asla ulaşamadığım)
makamlara ulaşabildiği için
Metin Boran'ı
hararetle tebrik ediyorum.
Metin Boran'ın
kısacık bir yazıda onlarca imla ve bilgi yanlışı
yapması ve William Shakespeare'in adı ile Samuel
Beckett'in soyadını bile yanlış yazmasına
ilişkin belgeleri görmek için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
LİNÇÇİLERİN
DÜZEYİ
Kısacık bir yazıda onlarca imla ve bilgi yanlışı
yapan ve William Shakespeare'in adı ile Samuel
Beckett'in soyadını bile yanlış yazabilen bir
insan;
dünyanın neresinde, bir üniversitenin tiyatro
bölümü hocası olarak ders verebilir? Dünyanın
neresinde bir günlük gazetenin tiyatro yazarı
olabilir? Dünyanın neresinde bir Tiyatro
Eleştirmenleri Birliği genel sekreteri
seçilebilir? Hatta dünyanın neresinde bir
üniversitenin tiyatro bölümünden mezun
edilebilir?
Dünyanın bu enteresan, bu mutena, bu acaip
memleketi neresidir? Nerdedir yetenek ve
liyakatin adeta günah sayılıp aforoz
edildiği bu kifayetsizler cenneti; nerdedir
kifayetsizlere bu yoğurdun bolluğu?
Cevap ve belgeler:
Çok yakında!
————————————
Demirkanlı ve
Timur gibi
linççi
vandalların kendi sitelerinde yayınlayıp da,
sonradan konjonktür değiştiğinde, kedi pisliğini
örtbas eder gibi gözden kaybettiği suç
belgelerini göz önüne koyarak toplumsal hafızayı
sürekli diri tutmayı görev sayıyoruz
27
Aralık 2009
ARŞİV:
BİR DEMİRKANLI KLASİĞİ

Eser:
Mustafa Demirkanlı
(DT genel müdürü
Lemi Bilgin
ile İBŞT genel sanat yönetmeni
Orhan Alkaya
tarafından, skandalları teşhir eden Büktel ve
Bulunmaz'a saldırması ve skandalları örtbas
etmesi için, dergi adı altında yayınladığı
"şeye" reklam adı altında sadaka verilerek suni
yemle yaşatılan)
besleme sapık
Düzinelerce yalanı
somut biçimde belgelenmiş,
linç patronu Mustafa
Demirkanlı'yla aynı havayı solumak, insanın
ciğerlerine ve değerlerine son derece
zararlıdır;
Demirkanlı'yla iş birliği etmek,
"iki kere iki dört gibi somut biçimde
belgelenmiş de olsa yalan ve iftiranın bence
hiçbir sakıncası yok, ben de Demirkanlı kadar
alçağım"
demektir;
tiyatro sanatı hakkında en küçük bir fikri
bulunmayan Demirkanlı'nın koyduğu tiyatro
ödülünü almaya tenezzül etmek, göğsüne gazoz
kapağından daha değersiz, üstelik de paslı ve
çalıntı bir madalya takarak kendini ve onurunu
maskara etmek ve tiyatro sanatını
soysuzlaştırmak demektir;
Demirkanlı'nın dergisini reklamla beslemek ise,
tiyatro tarihimizin (besleyenler lehine ve
hakikat aleyhine) yanlış yazılmasını teşvik
ederek, tiyatroya ve halka ihanet etmek
demektir.
Demirkanlı'nın, Hilmi Bulunmaz tarafından teşhir
edilmiş,
diğerlerine
oranla daha az bilinen zincirleme yalan ve
iftiralarından farklı bir "öbek" okumak için,
lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
TGTGBP-G
(TÜRKİYE'NİN GERÇEK TİYATROLARI GÜÇ BİRLİĞİ
PLATFORMU-GİRİŞİM)
BUGÜN YAYINLADIĞI 01 NO'LU MERKEZ KARAR VE
DENETİM KOMİTESİ BİLDİRİSİYLE, TİYATRO
CAMİAMIZDA DOMUZ GRİBİNDEN HIZLI YAYILAN "FASON"
YA DA "NAYLON" SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİ(!)
KINADI
TGTGBP-G'den bugün aldığımız (bizce Türk
tiyatrosunun kanayan yarası bir soruna, bir tür
"tiyatral Sülün Osman'cılık" sendromuna parmak
basan) 01 no'lu önemli bildiriyi, (bu tür örgüt
bildirilerinde artık kural haline gelmiş imla ve
ifade bozukluklarını hoş görerek) virgülüne
dokunmadan, aynen yayınlıyoruz:
23
Aralık 2009
Tiyatro
kamu oyun'a:
Hepimizin
bizzat kendi gözleriyle gözlemlediği üzere, gün
geçmiyor ki, yeni bir tiyatral örgüt ortaya
çıkmasın ya da üç gün önce kurulmuş bir başka
Örgüt ismini değiştirerek yeni bir isimle ortaya
çıkmaya girişim etmesin? Biz bir Örgütün ismini
öğrenmeye çalışırken, tam, oh nihayet öğrendik
derken, bir de bakıyoruz ki, örgütün ismi
değişmiş. Hadi tekrar ezber süreci başlıyor. Bu
süreci "gavur eziyeti" olarak
tanımlamanın, gerçekçi bir jest olacağında kuşku
yoktur.
türk
Tiyatrosu, sabahleyin erken kalkanın, tek başına
ve on dakkada yirmi tane Örgüt, girişim, birlik,
platform ya da konsorsiyum oluşturduğu, fason ya
da naylon kuruluşlardan geçilmez oldu. örgüt
kurmak, turşu kurmaktan çok daha kolay,
külfetsiz ve masrafsız oldu. Üye sayısı bir elin
kaç parmağıyla sayılıyor ve hangi imal edilmiş
çakma isimlerden oluşuyor belli olmasın diye, bu
"sivil"(!!!) toplum örgütleri, tabii ki de Kuku
Klux Klan'dan bile daha gizli, daha kriminal bir
imgelem (yani görüntü) sunuyor ve üye
listelerini zinhar açıklamaktan kaçınmakta
imtina etmeyi düşünmüyorlar.
Türk
tiyatrosunda pıtrak saçılan bu tür anormalizatik
jestleri kınıyor, kınından çıkacak bıçaklarla
ekmek kesmek niyetinde olmadığımızı
hatırlatmakta beis değil fayda gördüğümüzü
hatırlatıyoruz.
İlgililerin
kendilerine ve jestlerine çeki düzen vermemesi takdirde,
olacaklardan sorumlu olmayacak olanların dışında
kalmayan herkesi jestin Allahını görecekleri
konusunda şiddetle uyarıyoruz.
TGTGBP-G Merkez Karar ve Denetim Komitesi
Başkanlığı
————————————
"ÖLÜLERİ GÖMÜN" İÇİN, OYUNCU SEÇMELERİ
İstanbul Devlet Tiyatrosu, Şakir Gürzumar'ın
yöneteceği "Ölüleri Gömün" ("Bury The Dead")
adlı, geniş kadrolu oyunun prodüksiyonu için,
oyuncu seçmeleri yapacak. Irvin Shaw'un
1936'da yazdığı "Ölüleri Gömün", Coşkun Büktel
tarafından Türkçe'ye çevirildi ve Büktel bu
çeviriyi, diğer oyun çevirileriyle birlikte,
1998'de yayınladığı
"Eleştiren Oyunlar"
adlı oyun antolojisine dahil etti.
İstanbul DT yönetiminden bize verilen bilgiye
göre, oyuncu seçmeleri, yarın (22 Aralık 2009
Salı) saat 11.00'de, Beyoğlu Atlas Sineması
pasajındaki Küçük Sahne'de yapılacak.
NOT:
Bilindiği üzere, "Ölüleri Gömün" için, iki yıl
önce de ve yine Şakir Gürzumar tarafından oyuncu
seçmeleri düzenlenmiş, seçilen kadroyla okuma
provalarına başlanmış, ama Lemi Bilgin DT genel
müdürlüğüne yeniden döner dönmez, provalara son
vererek "Ölüleri Gömün"ü o yılın DT
programından çıkarmıştı. (Ayrıntılar için,
bakınız:
"Ölüleri Gömün skandalı")
Bu
yıl İstanbul DT müdürlüğüne tayin edilmiş olan
Şakir Gürzumar, hâlâ Lemi Bilgin'in genel
müdür olduğu
DT denen gecekonduda,
genel müdürün "Ölüleri Gömün"e ve Coşkun Büktel
eleştirilerine karşı bilinen (gecekondu tarzı)
ilkel düşmanlığına rağmen, "Ölüleri Gömün"ü
sahneleyerek, tiyatroseverlere hak ettikleri
tiyatral şöleni sunmayı, bu kez gerçekten
başaracak mı?
Ben bir türlü emin olamıyorum ama iki yıl
öncesine göre bu kez biraz daha umutluyum. CB.
————————————
16
16 ARALIK 2009
ALİ TAYGUN
(1990 YILINDA THEOPE'NİN İLK SAHNELENİŞİNE
YÖNETMEN OLARAK İMZA ATAN İSTANBUL ŞEHİR
TİYATROSU SANATÇISI)
ÖLDÜ
gazeteport.com.tr'de gördüğümüz haberi okumak
için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
PEKİ LİNÇÇİLER NE DİYOR?
Bizim, karşı görüşü okurlardan saklamayan, karşı
görüşün orijinal sayfalarına link vermekten
korkmayan,
kanıtlı,
belgeli,
kaynaklı,
dayanaklı,
bilimsel
yazılarımıza karşı;
"belge soğukluğu"ndan
mustarip
iftiracı linççiler;
bilimselliği filan hiç takmaksızın; kanıt,
belge, kaynak, dayanak göstermek gibi onur ve
bilimsellik gereklerine asla yanaşmaksızın;
karşı taraf olan bizim gerçek görüşlerimizin
yanlışlığını (o görüşlerin gerçek kaynaklarına
link vererek) kanıtlamayı ise akıllarından bile
geçirmeksizin; kısacası, bir tık daha entel
görünümlü cümleler kurmak dışında, mahalle
dedikoducusu o bıyıklı kocakarıların
seviyesini aşmaya hiç kalkışmaksızın;
içerdiği
belgeli iftiradan
bile utanmaksızın, ("imza attığımdan haberim
yok" diyerek imzasını çekip linççilerin ne mene
sahtekarlar olduklarını belgelemiş) Nedim
Saban'dan, İhsan Ustaoğlu'dan, Pelin Akil'den ve
başkalarından arlanmaksızın;
hâlâ kalkmış;
sırf (büyük çoğunluğu imal
edilmiş imzalardan ve aldatılmış ve
aldatıldığını açıklamaya korkarak "ahmak" olmak
yerine "iftiracı ve linççi" olmayı
yeğlemiş mağdurlardan oluştuğu anlaşılan) 1100
kişilik kelle sayısına dayanarak, kelle
sayısının
belgelenmiş gerçekleri
bastıracağını ve güneşi bile sıvayacağını
sanarak;
o
orostopolca yazılmış
iftiracı linç bildirisini
ve linç kampanyasını savunmaya çalışıyor ve
bakın, tiyatral
iktidarın tabuları aleyhinde
"gerçek muhalefet"
yürüten biricik insanlara karşı tezgahlanmış bu
beceriksiz
linç
iftirasını savunmanın tek tük,
bir-iki yazıyla sınırlı kalan o nafile çabası
içinde ve o asılsız ispatsız, dedikodu formatıyla, ne
saçmalar üretiyorlar:
Lütfen,
TIKLAYINIZ!
————————————
TODER BAŞKANI ULVİ ALACAKAPTAN'DAN "FECİ
FELSEFECİ"
BİLEYCİ
KURHAN'A:
"Tiyatro Müfettişliğine tayininizi kutlarım."
CB
/
4 Aralık
2009
Irkçılıkla suçladığı Feridun Çetinkaya'dan "dersini
alan" Feci Felsefeci
Bileyci
Kurhan; hiç yoktan ırkçı düşmanlar imal ederek,
o düşmanlara karşı linç kampanyası düzenlemek ve
ortak "düşman" sayesinde örgütlenmek
(çeteleşmek) yöntemini, (aldığı "ders"ten
sonra, artık "açıkta" sürdürmek yerine) özel
"e-mail"ler aracılığıyla sürdürmeye karar
verdi...
...ve (Çetinkaya tarafından burnu sürtülerek
paçavraya çevrildiği, paspas gibi çiğnendiği,
kepaze edildiği, sanki kimsenin
bilgisi
dahilinde değilmiş gibi; Çetinkaya'nın
"Bileyci"yi
yerle yeksan ettiği,
"Bileyci"yi
herkesin
"eğlence konusu"
haline getirdiği sanki hiç kimse tarafından fark
edilmemiş gibi) hâlâ o küstah müfettiş edasında
(ve yine ırkçılık konusunda) Ulvi Alacakaptan'ı
da sorgulamaya kalkıştı...
...ve bu kez Alacakaptan'dan da "dersini
alan" bizim "feci felsefeci"miz
"Bileyci"
Kurhan, bir kez daha duvara toslamış, şapa
oturmuş, küle osurmuş oldu.
("Bileyci"ye
bir ağbi olarak, bu
"linç kampanyaları dahil her ne yöntemle ve her
ne pahasına olursa olsun"
çeteleşme hırsından kurtulmaya çalışmasını ve
eğer gerçekten tiyatral bir "marifeti" varsa;
prestijinden geriye kalan son kırıntıları suni
düşmanlar yaratmakta kullanmak yerine, yaratıcı
bir şeyler ortaya koymakta kullanmasını tavsiye
ediyorum. Kendisine ve kendisinin ipiyle iftira
kuyusuna inenlere daha fazla zarar vermekten
vazgeçmediği takdirde, elinde o
"kırıntıların" da kalmayacağını hatırlatıyorum.)
TODER başkanı Ulvi Alacakaptan'dan
(Alacakaptan'ın
Ömer F. Kurhan
dediği)
Bileyci
Kurhan'la
ilgili olarak aldığımız
(Kurhan'ın Alacakaptan'a gönderdiği mesajı da
içeren)
mesajı okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
————————————
FERİDUN ÇETİNKAYA'DAN
TÜRK TİYATROSUNDA YAZILMIŞ
"EN EĞLENCELİ"
ELEŞTİRİ YAZISI:
Devlet Tiyatroları Genel
Müdürü Lemi Bilgin istifa etmelidir
Aşağıda Çetinkaya'nın yazısından bir "fırt"
sunuyoruz. Sunduğumuz bölümde de göreceğiniz
üzere, "Feci felsefeci"
Bileyci
Kurhan, Feridun'un yazılarından "kesinlikle"
yararlanıyor; ama okurların da yararlanmasını
istemediği için, Feridun'a cevap hakkı bile
tanımayan
"yalan makinası"
Mustafa Demirkanlı'nın sansürüne karşı çıkmak
yerine, tam tersine, arka çıkıyor.
"Feci felsefeci"
Bileyci
Kurhan'ı felsefeci sanıp da
"bir felsefeci nasıl olur da sansürü
destekleyebilir?"
diye sakın şaşırmayın!
Bileyci
Kurhan, her şeyden önce bir
tehditçidir
ve tehdit, sansürün en tehlikeli biçimlerinden
biridir.
Bileyci
Kurhan ayrıca
linç kampanyacısıdır
ve bütün
linççiler
sansürcüdür.
İşte Feridun'un yazısından sunduğumuz tadımlık:
(...) Kurhan'ın aynı
konuyu ele aldığı ve Tiyatrom.com adlı internet
sitesinde yayımladığı
"Bir Takım Azizlikler Kimin?"
başlıklı yazısında
"birtakım" sözcüğünü sürekli olarak "bir takım"
biçiminde ayrı yazdığına, "birtakım" sözcüğünü
"bir kerecik bile doğru yazamadığına" dikkat
çekmiştim. Kurhan'ın Genco Erkal tarafından
kitap olarak da yayımlanan "Birtakım Azizlikler"
adlı oyununun adını yazarken dahi bu sözcüğü
"Bir takım" diye yazmakta ısrar ettiğinin altını
çizmiştim. Ayrıca, yine Tiyatrom.com internet
sitesinde yayımlanan
"Saban-Özinel Polemiği ve Yine Irkçılık"
başlıklı yazısının altına
da 2009 yılında olmamıza rağmen 2010 diye tarih
atan Kurhan'ı bu tür dikkatsizlikleri konusunda
nazikçe uyarmıştım.
Her ne kadar Ömer Faruk Kurhan bana hâlâ
"parazit" falan diye küfrediyor olursa olsun,
hakkaniyet anlayışım ve fikri takip ilkem
gereği, bu konuda bir güncelleme, bir düzeltme
yapmak zorundayım: Ömer Faruk Kurhan, yine
Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde
yayımlanan "Aziz
Nesin’in Başına Gelen Azizlikler"
başlıklı son yazısında, bu
sefer "birtakım" sözcüğünü hiç sektirmeden, her
defasında doğru yazmayı becermiş.
Bu da gösteriyor ki, Kurhan aslında çabuk
öğrenebiliyor, aslında güzel konuşma ve yazmaya
istidadı var. Bugüne kadar "birtakım" yazmayı
bile öğrenememiş olması demek ki onun kabahati
değilmiş. Demek ki isteyince oluyormuş. Belli ki
Kurhan'a yıllarca eğitim ve öğrenim gördüğü
Galatasaray Lisesi ile Boğaziçi Üniversitesi
Felsefe Bölümü'ndeki hocaları yeterli gelmemiş.
Ona benim gibi ömür boyu unutmayacağı dersler
verecek bir hoca gerekiyormuş. Galatasaray
Lisesi ile Boğaziçi Üniversitesi Felsefe
Bölümü'ndeki hocalarının 10-12 senede
öğretemediklerini, Kurhan benim bir yazımla
hemen kavradı, hemen öğrendi. Hatta
öğrendiklerini birkaç günde cümle içinde
kullanmayı bile becerdi.
Eğlence konusu olanlar için değilse de, tüm
gerçek "tiyatroseverler" için olağanüstü
eğlenceli bu Feridun Çetinkaya yazısını
(Özellikle, finaldeki
"Kurhani"
esprisi müthiş yaratıcı) orijinal
sayfasında ve tümüyle okumak için, lütfen...
TIKLAYINIZ!
NOT:
Çetinkaya/Kurhan polemiğinin cemaziyülevvelini
öğrenmek için, lütfen
TIKLAYINIZ!
|