Ahmet Levendoğlu,
Yücel Erten, Güngör Dilmen,
Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu'dan

(Başka sitelerin
açıklamaya yanaşmadığı)
İBRET VERİCİ
"OMURGASIZLIK"
BELGELERİ
Coşkun Büktel
9
Mayıs
2007
(Not: Bu yazının yayınlanmasından kısa
süre sonra, yazıda yaptığım alıntıların pek çoğunun kaynağı olan
www.tiyatrodergisi.com.tr arıza yaptı ve izlediğim
kadarıyla şu an'a –12 Mayıs 2007. 03. 40– kadar da arıza
giderilemedi. tiyatrodergisi.com.tr'nin arızası, dilerim ki, tez
zamanda giderilir. Bu süre içinde, yaptığım alıntıların
–verdiğim
linklerin– kaynağının
okurlarca test edilemiyor
oluşu, beni fazlasıyla rahatsız ediyor. O
nedenle siz okurlara şu kadarını en baştan
belirtmek isterim ki, kaynaklarını "şu an"
göremediğiniz alıntılarla/belgelerle suçladığım
şahıslardan hiçbiri, yaptığım alıntıların ve
gösterdiğim belgelerin gerçekliği konusunda
herhangi bir itirazda bulunmuş değildir. Ve
umarım ki, tiyatrodergisi.com.tr'deki arıza
giderilip de site yeniden yayına başladığında,
yazımdaki belgelerin
link verdiğim kaynaklarında herhangi
bir "arızayla" karşılaşmayacağızdır.)
Kültür Bakanı Atilla Koç, Lemi Bilgin'i DT genel müdürlüğünden
aldığı zaman, hatırlarsınız, kıyametler kopmuştu. Tiyatrocular,
bireysel olarak ve örgütler aracılığıyla, bakan Koç'un (en hafif
tanımıyla "şık olmayan") siyasal müdahalesini protesto etmişlerdi.
Bakanın Lemi Bilgin'i azledip yerine Mine Acar'ı vekaleten genel
müdür atamasına tepki olarak, kimi sanatçılar oyunlarını, kimileri
reji önerilerini, Cem İdiz de oyun müziklerini, DT'den geri
çekmişlerdi. Detis ise bakanı mahkemeye vereceğini açıklamıştı.
(İki yıl kadar önce yapılan o protestoları tiyatrodergisi.com.tr
sitesinin sayfalarında toplu olarak okumanız mümkündür. Örneğin
bakınız:
"DT Tepkiler")
(Yazının konusu dışında olmasına rağmen iki genel müdür hakkındaki
değerlendirmemi de şu parantez içinde belirtivereyim: Benim
için, al Lemi Bilgin'i vur Mine Acar'a... Hiç fark etmez. Mesleki
onurlarını hiçe sayarak Theope'yi görmezden gelebilen insanları —vandalları—
tiyatrocu ya da sanatçı sayamam.)
Bakan Koç hiçbir geri adım atmadı. Tükürdüğünü yalamamak için
hatasında ısrar etti. Ama bakana tepki veren bazı "büyük"
sanatçılarımız, bakanı protesto uğruna oyunlarını geri çekerek, reji
yapmayarak bakana ya da başbakana kolayca geri adım attıracaklarını
düşünmüş olmalıydılar ki, bakanın da, başbakanın da tepkileri hiç
umursamayacağını ve geri adım atmaya hiç niyetli olmadıklarını fark
ettiklerinde, derhal demoralize olup kendilerine şu soruyu sordular.
"Bakanı protesto edeceğim diye, kendi menfaatlerime zarar vermeye
daha ne kadar devam edebilirim? Oyunlarımın DT'de oynanmamasına,
DT'de reji yapmamaya daha ne kadar katlanabilirim? Bu bakanın geri
adım atmaya, tükürdüğünü yalamaya hiç niyeti yok. Bu protestoyu daha
fazla sürdürmeli miyim? Elâlem oyunlarını oynatır, rejilerini
yapar ve küplerini doldururken; ben enayi gibi kahramanlık yapıp
avucumu yalamaya devam etmeli miyim?"
Bakan tükürdüğünü yalamamak için hatasında ısrar ettiğinden, bizim
bazı "büyük" sanatçılarımız daha fazla avuçlarını yalamamak için
kahramanlıkta ısrar etmekten vazgeçtiler. Bakan geri adım atmadığı için,
onlar geri adım attılar. Bakan tükürdüğünü yalamadığından onlar
(avuçlarını yalamamak için) tükürdüklerini yaladılar.
Peki neler tükürmüşlerdi? Neleri yaladılar?
İşte belgeler, kaynakları ve linkleri:
1) Ahmet
Levendoğlu ne demişti?
tiyatrodergisi.com.tr'deki
Ahmet Leventoğlu DT'de Oyun
Yönetmiyor başlıklı
haberden
aktarıyoruz:
Levendoğlu'nun Dilekçesi:
Devlet Tiyatroları
Ankara Müdürlüğüne
Ankara
Görevden alınan
Devlet Tiyatroları yönetimince Arthur Miller’ın Çift Yönlü Ayna
oyununu Ankara Yeni Sahne’de yönetmekle görevlendirilmiştim.
Kurumunuzla, konuk
yönetmen olarak aramda ön anlaşma yapılmış ve oyunun rol dağıtımı
ilan edilmişti.
Geçmişte kendi
hizmetlerimi de vermiş olduğum Devlet Tiyatroları gibi köklü bir
Cumhuriyet kurumunda yapılan ve kurumu her açıdan zedeleyecek bu
yönetim değişikliğine karşı durduğumdan, söz konusu görevi
üstlenmeyeceğimi belirtmek durumundayım.
Bu nedenle, 27
Ağustos 2005 tarihinde provalarının başlaması planlanmış olan söz
konusu oyundaki görevimden affımı dilerim.
Ahmet Levendoğlu
(Bakınız:
Ahmet Leventoğlu DT'de Oyun Yönetmiyor.)
"Devlet Tiyatroları gibi köklü
bir Cumhuriyet kurumunda yapılan ve kurumu her açıdan zedeleyecek bu
yönetim değişikliğine karşı durduğumdan, söz konusu görevi
üstlenmeyeceğim" diyen
Ahmet Levendoğlu ne yaptı?
Ahmet Levendoğlu, kendi çevirisi
olan "Inismaan'ın Sakatı" adlı oyunu İstanbul DT'de yönetti.
Levendoğlu'nun çevirisi "Tatlı Kaçık" yine bu dönemde Bursa DT'de
Mustafa Kurt rejisiyle sahnelendi. (Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? Açlık sofuluğu
bozar. (İnanmayın! Açlık, bazı sofuları bozmaz.) Ama kravatlı ve
losyon kokulu "seçkin" bir beyefendi olabilmek ve kalabilmek için;
söylediğiniz sözlerin losyon kokusundan daha fazla kalıcı olmasında
ısrar etmek gibi ("klinik vak'a" saydığınız dürüst insanlara has)
tavırlara özenmeye kalkışmamalısınız.
2) Yücel Erten ne demişti:
Erten'in, önce 9 Eylül 2005
tarihli Radikal gazetesinde, sonra da tiyatrodergisi.com.tr'de
yayınlanan
"Bakan Koç'a Açık Mektup" başlıklı
yazısından aktarıyoruz. Altı çizili ifadeyi ben vurguladım:
“Bu kargaşa içinde,
idari bir görev kapabilmek için nicedir aportta bekleyenlerin
kapıkulluğuna soyunmaları, mediokrasiyi, çapsızlığı şaha kaldırıyor.
Neden? DT Genel Müdürlüğü makamına, liyakat gözetmeksizin, 'ben
kıldım, oldu' şeklinde bir atama yaptınız da, onun için.
(…)
"Bu
düşüncelerin ışığında, Devlet Tiyatroları'nı tez zamanda, yasal
düzenlemelerin değişmesini ödev olarak kabul eden bir yediemine
teslim edip; yeni düzenlemenin de takipçisi olmak görevinizdir gibi
görünüyor. Gündelik didişmelerin dışına çıkıp, bu sorunu çözen Kültür Bakanı,
tarihe geçecektir.
"Aksi takdirde sizi,
tayin ettiğiniz genel müdürü, başrejisörü ve bu kargaşayı fırsat
bilip görev kabul eden herkesi, istifaya davet etmek zorunda
kalacağım. İstifalarınızın yarar sağlamayacağını bile bile. Çünkü o
yolun yolcusu her zaman bulunur. Sizler gidersiniz, başkası gelir.
Seçilmiş de olsanız, bakan da olsanız, Devlet Tiyatroları konusunda
yanlış davrandığınızı kabul etme olgunluğunu gösterip, doğruya
bakmaya çalışın lütfen. Sanat uzun, hayat kısa.
Yücel Erten:
Devlet Tiyatroları Eski Genel Müdürü
"bu kargaşayı
fırsat bilip görev kabul eden herkesi, istifaya davet etmek zorunda"
kalacağını söylemiş olan
Yücel Erten ne yaptı?
“Yaşamak mı Ölmek mi?” adlı
çevirisini Ankara DT’de Yücel Erten kendisi yönetti. Erten’in
“Azizname” adlı uyarlamasını Hüseyin Avni Danyal Van DT’de yönetti.
Erten’in “Ada” adlı çevirisi Hakan Boyav rejisiyle Antalya DT’de
sahnelendi. (Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? Yağmur yağarken
testiyi doldurmak gerek. Testiyi doldurmak için ("sanatçı onurunu ve
gerçeği her şeyin üstünde tutmak" gibi çömezlere verdiğiniz
talkınlara kulak asmadan) uyanık olmak, "aportta
beklemek" gerek. Allah ziyade etsin!
Nedense, birdenbire, Yıldırım
Fikret Urağ'ın hocası Yücel Erten hakkında döktürdüğü hamasi
güzellemeler aklıma geldi:
Eline sağlık Yücel
Hoca! Demek bu kadar korkmuş gözleri senden! (...) Hala
anlayamadılar Yücel Hoca: "Hattı müdafa yoktur. Sathı müdafa vardır.
O satıh bütün vatandır!" (...) İşte Devlet Tiyatrolarında yaşanan bu
topyekun istifalar siyasetçi-işbirlikçi kısır döngüsünü nihayet
kırmış; sadece ve sadece sanatın/tiyatronun hizmetinde olanlarla,
işbirlikçi olanları birbirinden ayırmanın yolunu açmıştır. (...)
Tiyatroyu, sanatçı onurunu ve gerçeği her şeyin üstünde tutanlara
Eskişehir’den selam olsun!
(Bakınız: Yıldırım
Fikret Urağ,
"Yaşasın Kuvayı Milliye")
3) Güngör Dilmen ne
demişti?
tiyatrodergisi.com.tr'deki
"Güngör Dilmen 'Deli Dumrul'u İzmir DT’den Çekti"
başlıklı kısa haber metnini aynen aktarıyoruz:
Oyun Yazarı Güngör Dilmen, İzmir
Devlet Tiyatrosu’nda oynanan “Deli Dumrul” isimli oyununu geri
çektiğini açıkladı. Dilmen, tiyatro yönetimi ile görüşerek oyununun
bu sezon kaldırılmasını istediğini söyledi. Yazar, “Devlet
Tiyatrosu’na yapılan müdahaleyi protesto ettiğim için oyunumu
çektim” diye konuştu.
(Bakınız:
"Güngör Dilmen 'Deli Dumrul'u İzmir DT’den Çekti".)
Güngör Dilmen ne
yaptı?
Dilmen'in "çektim" dediği "Deli Dumrul" adlı
oyunu İzmir DT tarafından bir süre daha sahnelenmeye devam ettiği gibi, Dilmen'in "Kurban" adlı oyunu
da, Ayşe Emel Mesci
rejisiyle Ankara DT'de sahnelendi.
(Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? Kahramanlık da bi yere kadar!
Kahramanlık hikayeleri yazıyoruz diye, yazdığımız hikayelere
inanacak/kanacak değiliz ya! Biz onları kendimiz kanalım diye değil,
okurlar ve seyirci kansın diye yazıyoruz. Sanat başka, hayat başka!
Ah, şu kör kursak!...
Ama hakkını yemeyelim: Dilmen, zaten, bu "oyun
çekme" yöntemine sıcak bakmadığının (dolayısıyla "kıvıracağının")
işaretini vermişti. Dilmen'in,
"Güngör Dilmen de
Bakan’ı İstifaya Çağırdı"
başlıklı haberde yer alan üç maddelik
açıklamasının üçüncü maddesindeki "Bir
iki kişinin oyunumu çekiyorum demesiyle olmaz"
biçimindeki ifadesi, Dilmen'in bu
tür kahramanlıklar yaparak bütçesinin menfaatlerini baltalamaya uzun
süre katlanamayacağını belli ediyordu.
1- Kültür Bakanı,
zücaciye dükkânına giren fil ya da deve gibi devlet tiyatrosunu
şangır şungur etti. Bakın art arda istifalar geliyor. Bakan verdiği
bu zararın altından kalkamaz. İstifa etmesi gerekli ya da görevden
alınmalı.
2- Ben, bizim
Türkiye Oyun Yazarları Derneği ve İTİ (Uluslararası Tiyatro
Enstitüsü) nasıl bir tepki göstereceğini merak ediyorum. Her iki
kuruluş da Kültür Bakanı’nı protesto etmeli. Bu kurumların varlık
nedeni en çok böyle günlerde belli olur. Refik Erduran ile dün
telefonla konuştuk ortak bir kınama yayınlanmasını istedim. Sanırım
o da aynı görüştedir.
3- Bir iki
kişinin oyunumu çekiyorum demesiyle olmaz, toplu bir kınama
gerekli. Bunu iki dernek yapabilir; İTİ ve Oyun yazarları Derneği.
Derhal harekete geçip, toplu olarak bir kınama yapmaları gerekiyor.
(Bakınız:
"Güngör Dilmen de
Bakan’ı İstifaya Çağırdı".)
4) Özdemir Nutku ne demişti?
tiyatrodergisi.com.tr'de
yayınlanan
"Sayın Bakan Derhal İstifa Etmeli"
başlıklı yazısında,
“Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Attila Koç'un, son eyleminden büyük bir dehşet duyduğunu"
belirten Nutku, yazısının son paragrafında, Mine Acar'ın DT'yi
batıracağını ima ederek, yaptığı tercihle bakanın Devlet
Tiyatroları'nı bir karmaşanın içine ittiğini söylüyordu.
"Kurumları, yücelten ya da batıran
onların başına gelen insanlardır. Bugün Devlet Tiyatroları bir
karmaşanın içine itilmiştir. Bu bakımdan, bu konuda hiçbir bilgisi
olmayan ve bu yüzden çok yanlış bir karar veren Kültür ve Turizm
Bakanı Sayın Attila Koç istifa etmelidir. Artık bu bir gereklilik
olmuştur.”
(Bakınız:
"Sayın Bakan Derhal İstifa Etmeli".)
Yukarıdaki demecinden sonra Bakan tarafından DT
repertuar kurulu üyeliğinden (Tuncer Cücenoğlu'yla birlikte)
azledilen (Bakınız:
"Özdemir Nutku ve Tuncer Cücenoğlu Görevinden
Alındı") ve azledilmesi üzerine
“Böyle bir Bakan tarafından
görevden alınmak benim için bir onurdur. Zaten istifa edecektim.” diyen
Özdemir Nutku ne
yaptı?
Erzurum DT’de “Resimli Osmanlı Tarihi”ni
yönetti. Van DT’de, Nutku'nun “Romeo ve Juliet” çevirisi Kemal
Başar rejisiyle sahnelendi.
(Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? Bülbülün dili
belasıdır. Hay tutulaydı o dilim de, etraftakilerin gazına gelip,
bakanı istifaya davet etmek gibi kabadayılıklara heves etmeseydim.
Neyse, sağ olsunlar, yine insaflı davrandılar da, Erzurum'da da
olsa, bir reji verdiler. Eh, Van'daki çeviriden de gelir üç beş
kuruş. Bu Kış'ı da çıkardık demektir. Bir daha bu dilimin gemini
gevşek tutarsam... Tövbeler tövbesi.
5) Tuncer Cücenoğlu
ne demişti:
Cücenoğlu, tiyatrodergisi.com.tr'de yayınlanan
"Sayın Bakan Duraksamaksızın İstifa Etmeli"
başlıklı yazısında, bakanı şöyle aşağılıyordu:
“Sayın
Koç’a tavsiyem; ülkemizin yüz akı Devlet Tiyatrolarımız’ı çöküşe
götürecek bu müdahalelerden, Devlet Tiyatroları Yasası ışığında
Kurumu idare etmekte olan yönetimleri serbest bırakarak vazgeçmesi
ve yeniden sevimli/samimi bir görünüme bürünebilmesi için de,
hemen istifa etmesidir.
"Yerim
doldurulamaz endişesine kapılmasına da gerek yok Sayın Koç’un…
(...)
"Sayın Koç’un,
Avrupa Birliği’ne girme çabasındaki Türkiye’mizin hemen her konuda
imajını bozduğunun bilinciyle duraksamaksızın istifa etmesi, hem
kendisi hem de ülkemiz açısından hayırlı olacaktır."
(Bakınız: Tuncer
Cücenoğlu,
"Sayın Bakan Duraksamaksızın İstifa Etmeli".)
Tuncer Cücenoğlu ne
yaptı:
Bakanı böylesine aşağılayan ve
istifaya davet eden Cücenoğlu, bakan tarafından repertuar kurulundan
azledildiği halde; mantık hatalarıyla dolu oyunlarını DT'ye
kakalamanın yolunu yine de bulabildi. (Cücenoğlu oyunlarının yedi
yaş zekâsıyla bile görülebilen mantık
hatalarıyla dolu olduğunu kanıtlamak için onun en başarılı,
"Rusya'yı bile sarsmış", oyununu ayrıntılı incelemiş ve hataları
metinden alıntılarla birer birer sergilemiştik. Bakınız:
"Çığ Aslında
Nedir, Neyi Sarsıyor?") Mine Acar döneminde, hem “Kadıncıklar” adlı
Cücenoğlu
oyunu Ensar Kılıç rejisiyle Ankara’da, hem de “Neyzen” adlı Cücenoğlu oyunu
Erdal Gülver rejisiyle Bursa’da sahnelendi. (Bakınız:
"Devlet Tiyatroları web sitesi 2006-2007")
E, ne demişler? At binenin, kılıç
kuşananın, oyun pazarlayanın. Pazarlamacılar hacıyatmaz gibidirler.
Hiçbir darbe onları deviremez. Rüzgâr nereden eserse essin onlar
ayakta kalırlar. Omurgaları olmadığı için esnektirler. Eğilebilme
yetenekleri sayesinde kırılmaktan kurtulurlar. Her
iktidar onların iktidarıdır. Her iktidara tutunurlar, her iktidarda
"tutulurlar".
Coşkun
Büktel / 9 Mayıs 2007
Not:
1. Bizim bilmediğimiz başka
omurgasızlık örneklerini ve belgelerini bilenlerden (yazımızı
eklerle geliştirmeye hazır olarak) katkı bekliyoruz.
2. Bu yazımı ve her yazımı, şu ya da
bu biçimde tahrif etmemek ve kaynak göstermek koşuluyla, tüm sitelerin izin istemeksizin
yayınlayabileceğini bir kez daha hatırlatırım.
|