
ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE
BELGE GÖSTERMELİDİR
Coşkun Büktel
Bu yazı, “Berfin Bahar” dergisinin
Eylül 2005 tarihli
sayısında yayınlanmıştır.
(GÜNCELLEME
1 Ağustos 2008: Özdemir Nutku
iftirası'ndan üç yıl sonra −12 Temmuz 2008−
iftiranın yer aldığı DT koordinasyon
toplantısının iftirayla ilgili bölümünün
video kaydı
nihayet yayınlanabilmiş ve ortaya çıkan
CD
görüntüleri; o görüntüleri görmeden önce Şahin
Ergüney'in hafızasına dayanarak anlattığı iftira
olayını, iftiranın kendisiyle ilgili olmayan
bazı önemsiz ayrıntılarda −örneğin, toplantıda
Ergüney'e müdahale eden kişilerin sayısı
hakkında− Ergüney'in hafızasını kelimesi
kelimesine doğruluyor olmasa da; "meselenin
özünde", Ergüney'in Nutku'ya yönelik iftira
suçlamasının tamamen, yüzde yüz, kesinkes, en
küçük kuşkuya yer bırakmayacak biçimde,
"gerçeği" yansıttığını belgelemiş ve
iftirayı güneş kadar apaçık ve net görülebilen bir hakikat haline
getirmiştir. O
CD
görüntülerini −hakikati− ortaya çıkaran da zaten Şahin
Ergüney'den başkası değildir.
Ne var ki, DT
mensubu Ergüney; önce genel müdür Mine Acar'dan,
daha sonra da genel müdür Lemi Bilgin'den izin
alamadığı için, −ortaya çıktığı günden beri
isteyen herkese bizim zaten göstermekte
olduğumuz−
CD
kaydını internette yayınlamamıza uzun süre izin
verememiştir. Sonunda, baskılarımızla
yıldırdığımız iftira savunucusu isimsiz
sapıklar, güneşi yalanlarla sıvayabileceklerine
güvenerek,
CD
kaydını; kimseden izin almaya
gerek duymaksızın ve iftirayı örtbas etmeye
yönelik her türlü yalanla −"Canbaza bak!" diyen
dikkat çelici, hareketli yazılarla− görüntüleri kirleterek ve
görüntülere her türlü montaj hilesini tatbik ederek, yayınlayınca
−Bakınız:
"Yamalı Bohça"−
aynı
CD
kaydını bizim de −tabii ki, montajsız,
katkısız, hilesiz olarak− "çıplak
görüntülerle", "çıplak gerçek"
halinde, yayınlayabilmemiz mümkün hale
gelmiştir. −Bakınız:
"Nihayet!!!"−
CB)
DT yönetimince 15
yıldır bir mafya sırrı gibi gizlenen ret gerekçesini sonunda
öğrenebildik:
Özdemir Nutku,
Devlet Tiyatrosu’nun koordinasyon toplantısında, otuz tiyatrocunun
önünde, Coşkun Büktel tarafından yazılmış “Theope” adlı oyunun,
Fransa’da bir benzerinin bulunduğunu söyledi. Yani sayın Nutku,
Coşkun Büktel tarafından yazılmış olan “Theope”nin, orijinal bir
oyun olmadığını ima etti. Sayın Nutku, Büktel’in “Theope”sine
benzeyen ikinci bir “Theope”nin bulunduğunu söylerken, söylediği
şeyden öylesine emin görünüyordu ki, resmi bir toplantıda
“Theope”nin çalıntı bir eser olduğunu kesinlikle biliyormuş gibi
davranmakta hiç sakınca görmedi.
DT’nin
koordinasyon toplantısında “Theope”nin DT sahnesine çıkarılmasını
öneren DT sanatçısı Şahin Ergüney’in önerisini, Özdemir Nutku,
tartışmaya bile gerek görmedi. Sayın Nutku, öneri sahibi Şahin
Ergüney’i, otuz tiyatrocunun önünde, Büktel’inkine benzeyen ikinci
bir “Theope” bulunduğunu söyleyerek susturup, konuyu derhal
kapatıverdi.
Peki ama tiyatro
profesörü ve DT edebi kurul başkanı Özdemir Nutku doğru mu
söylüyordu? İkinci bir “Theope” gerçekten var mıydı? Yaşlı başlı
koskoca bir tiyatro profesörü, otuz tiyatrocunun önünde yalan
söylüyor olabilir miydi?
Şimdi,
koordinasyon toplantısında “Theope”yi DT’nin bu yılki programı için
öneren ve önerisi Özdemir Nutku tarafından (“Theope”nin bir
benzerinin bulunduğu söylenerek) reddedilen Şahin Ergüney’in konuyla
ilgili olarak bize anlattıklarını kısaca özetleyelim:
Devlet
Tiyatrosu’nun 2005 yılı koordinasyon toplantısı Mayıs ayının ikinci
yarısında, Ankara’daki DT tesislerinin Orhan Asena sahnesinde
düzenlendi. Beş gün süren toplantının dordüncü gününde (19 Mayıs)
oturumu yöneten kişi, DT’nin Edebi Kurul başkanı Özdemir Nutku’ydu.
DT genel müdürü Lemi Bilgin, yardımcısı Tamer Levent, tüm bölge
müdürleri, tüm sanatçı temsilcileri ve tüm dramaturglar (Özcan Özer
hariç) oradaydı. DT sanatçılarından, oyuncu Şahin Ergüney de, DT
disiplin kurulu sanatçı temsilcisi olarak, bu yıl toplantıya ilk kez
katılıyordu.
Şahin Ergüney,
Büktel’in “Theope” adlı oyununu yıllar önce okumuştu ve okuyan her
namuslu sanatçı gibi bu oyunu çok beğeniyordu. Şahin Ergüney,
insanları son derece heyecanlandıran “Theope” gibi bir yerli oyun
yazılmışken, 1990 yılında DT repertuarına alındığı halde bu oyunun
15 yıldır programa konmamış olmasını, DT sahnesine çıkarılmamasını,
Türk tiyatrosu için önemli bir kayıp, yazara ve seyirciye ise büyük
bir haksızlık olarak değerlendiriyordu. Ve tiyatroyla ilgili pek çok
kişinin bildiği üzere, Şahin Ergüney “Theope”nin önemi ve değeri
konusundaki düşüncelerinde yalnız değildi. “Theope” konusunda söz
alan herkes, bu oyunla ilgili olarak alışılmamış derecede heyecanlı
cümleler kuruyordu.
Şimdi,
bilmeyenlerin hatırı için, bilenlerin izniyle, “Theope” hakkında
yapılan bazı değerlendirmeleri burada tekrarlayalım. Çünkü bu
yazının konusu olan resmi tutumun ne denli vandal bir karakter
taşıdığını “tüm” okurların kavrayabilmesi için, “Theope”nin nasıl
bir oyun olduğunu hatırda tutmak gerekiyor. “Theope”ye saldırılar
tekrarlandıkça, aşağıdaki değerlendirmeleri tekrarlamak bir
zorunluluk oluyor.
“İnsanı
sinirlendirecek kadar mükemmel yazılmış bir oyun.”
SEÇKİN SELVİ
“Theope, Türk
tiyatrosunda yepyeni bir kulvar açıyor.”
CÜNEYT TÜREL
“Hayran oldum!”
CİHAN ÜNAL
“Theope’yi kendi
oyunlarımın hepsinden daha çok beğeniyorum.”
MEMET BAYDUR
“Theope,
Nobel’i hak ediyor.”
HAMDİ ALKAN
“Büyülendim!”
HASAN ALİ TOPTAŞ.
Özdemir Nutku’nun
o günkü oturumda müdürlerin ve dramaturgların oyun önerilerini
tartışmaya açmasıyla öneriler ortaya konulduğunda görüldü ki, DT
müdürlerinin oyun önerileri arasında (15 yıldır olduğu gibi bu yıl
da) “Theope” yoktu. Müdürlerin ve toplantıda bulunan diğer kişilerin
oyun önerilerini sonuna kadar sabırla dinlemiş olan Şahin Ergüney,
sonunda söz aldı ve (özetle) orada önerilen oyunların pek çoğundan
daha iyi bir oyun olduğu halde hiç kimsenin “Theope”yi önermemiş
olmasını hayretle karşıladığını belirterek, DT’nin “Theope”yi niçin
değerlendirmediğini sordu. Bu haklı soru, rahmetli Tarık Buğra
başkanlığındaki Edebi Kurul’un “Theope”yi repertuara aldığı 1990
yılından beri, o çatının altında büyük bir ihtimalle, ilk kez
soruluyordu. Büyük bir ihtimalle, 15 yıldır ilk kez, koordinasyon
toplantılarına bu haklı soruyu soracak kadar namuslu bir insan
katılıyordu.
Hiç kimse söz alıp
açıklama yapmaya yanaşmadı. Yalnızca bazı kişiler, sağdan soldan laf
atarak, “Yazarın tavrı yüzünden böyle oluyor”, “Oyunun kısalması
gerekir”, “Yazar Theope’yi kendisi yönetmek istiyor” gibi
iddialarla, 15 yıldır sürdürülen haksızlığa bahane ya da kılıf
bulmaya, meşruiyet kazandırmaya çabaladılar.
İyi niyetli
olduklarını hiç sanmadığımız bu şahısların iddialarına, iyi niyetli
olduklarını varsayarak hemen ve kısaca cevap verelim:
Bir: “Tavrımla”
ilgili iddia sahiplerine cevap;
Tavrımla ilgili
olarak şu cümleyi bir slogan gibi pek çok yerde tekrarlamıştım:
“Ben yalnızca maddi sefalete dayanıklıyım ve bununla övünüyorum.
Onlar ise yalnızca manevi sefalete dayanıklılar ama bununla
övünemezler.” (Örneğin, bakınız: “Yönetmen Tiyatrosuna
Karşı”, sayfa 137.) Büktel’in, sizler tarafından aforoz edilmeyi
göze alarak yazdığı eleştiri yazılarında, sizlerle ilgili sevimsiz
gerçekleri (tıpkı bu yazıda olduğu gibi) 15 yıldır sergiliyor
olması, tarafsız okurların çok hoşuna gidiyor. Ama Büktel, tavrını
belirlerken, değil sizlerin, tarafsız okurların bile hoşuna gitmeye
çalışmıyor. Büktel, yalnızca, hak, adalet, namus, vicdan gibi
(pabucunu sizlerin çoktan dama attığınız) eski moda kavramlara uygun
davranıp, 21. Yüzyılda bile hâlâ, (menfaatlerinin değil) yalnızca o
kavramların gereğini yapıyor. Büktel, gerçekleri sizler gibi
saklamak “zorunda” olmadığından, özgürce konuşup yazabiliyor,
özgürlüğünü ve yazma yeteneğini tarafsız okurlardan yana sonuna dek
kullanabiliyor. Sizlerin bu özgür tavrı beğenmiyor olmanız,
Büktel’in değil, aslında sizin sorununuzdur. Çünkü bu tavrı
sahiplenmek, Büktel’e yalnızca para kaybettiriyor. Ama bu tavrı
sahiplenmemek, sizlere paranın dışında her şeyi kaybettiriyor. Evet,
Büktel’in tavrı, sizlerin tavrından farklı. Evet, siz de tiyatrocu
sayılıyorsunuz ama, Büktel sizlerden farklı. Zaten o yüzden
“Theope”yi sizler değil de, ancak Coşkun Büktel yaratabiliyor.
İki: “Kısaltmayla”
ilgili iddia sahiplerine cevap;
Bu konuda, Ekim
1995’te, şöyle yazmıştım: (...)“Beni ikna edebilirse ‘Theope’yi
yarı yarıya bile kısaltabilir. Hiçbir önyargım yok. Ama bir
yönetmenin bu konuda beni ikna edebileceğine, elbette ki pek şans
tanımıyorum.” (Bakınız: “Türk Tiyatrosundan İnsan
Manzaraları”, sayfa 222.) Bir tiyatrocu, “Theope” kadar
heyecanla takdir edilen bir metnin kısalması gerektiğini
düşünüyorsa, bu gerekliliğin mantıklı bir açıklamasını
yapabilmelidir. Bugüne dek, böyle bir açıklama yapabilen bir tek
kişi çıkmadı. Böyle bir açıklama yapamadıkları halde, bazı
insanların, “oyunun kısalması gerektiğini” nasıl
söyleyebildiklerini anlayamıyorum. Yani aslında anlıyor ama hayra
yoramıyorum. Şimdi burada onlara uygun yeni bir ahlaki terim aramak
istemiyorum. Onlara yalnızca ağızlarından çıkanı kulaklarının
duyması gerektiğini ihtar ediyorum. Hiçbir mantıklı açıklama
yapmadan yalnızca metnin kısalması gerektiğini söyleyip, sonra da
kendi kendine yumurtladığı bu gereklilik yüzünden herkesçe beğenilen
bir oyunun mahkum edilmesine, sahnelenmesinin engellenmesine seyirci
kalmak veya katkı yapmak; vicdan, zeka ve kişilik sahibi insanların
kabul edebileceği bir tavır değildir.
Üç: “Yönetmekle”
ilgili iddia sahiplerine cevap;
Coşkun Büktel’in
“Theope”yi yönetmek gibi bir talebi gerçekten de vardır. Ama
Büktel’in asıl tercihi, “Theope”yi, Büktel’le iş birliğinden
kaçınmayacak, yetkin ve kompleksiz bir yönetmenin yönetmesidir.
Böyle bir yönetmen bulunamıyorsa, “ancak o zaman”, Coşkun Büktel,
“Theope”yi yönetmeye taliptir. Bu talebimi daha önce şöyle bir
cümleyle ifade etmiştim: “Devlet Tiyatrosu oyunlarımı yönetecek
yönetmen bulamıyorsa, oyunlarımı kendim yönetmek istiyorum.”
(Bakınız: “Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları”, sayfa 125.)
Laf atan iddia
sahiplerini (ve onlar gibi düşünenleri) böylece cevapladıktan sonra,
şimdi yeniden toplantıya dönelim:
Coşkun Büktel’in
eleştiri yazılarına en sert biçimde maruz kalmış tiyatro
insanlarından biri olan Özdemir Nutku (Örneğin, bakınız: “Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları”, sayfa 144 ve 301.) Büktel’in
“Shakespeare’siz Herifler” ve “Haram Lokma Sendromu” adlı oyunlarını
reddetmiş olan DT Edebi Kurulu’nun da, uzun süreden beri,
başkanıdır. Sayın Nutku, Büktel’in belgelere dayanan eleştirilerini
asla cevaplayamamış ve sessizce hazmetmek zorunda kalmıştır. Bu
nedenle olsa gerek, sayın Nutku; koordinasyon toplantısında “Theope”
konusunun gündeme gelmesinden ve Şahin Ergüney’in “Theope” yanlısı
açıklamalarından, hiç hoşlanmamıştı. Sayın Nutku, hoşnutsuzluğunu
ve “Theope” konusunu kapatmak yönündeki arzusunu ortaya koyan bir
tavırla, Şahin Ergüney’e, “Konuşmanız bitti mi?” diye sordu
ve hemen ardından, “Theope”nin uygun bir prodüksiyonla DT
sahnelerinde Türk ve dünya seyircisine sunulması ve uluslararası
arenada Türk tiyatrosuna prestij kazandırması ihtimalini (kendisinin
övünç yerine utanç duyacağı anlaşılan bu ihtimali) bertaraf etmek
için, profesörce bilgiç, profesörce otoriter bir eda ile (Şahin
Ergüney’in, daha sonra unutmamak için, hemen o anda, kelime kelime
not aldığı) şu sözleri söyledi:
“Fransa’da Theope
diye bir oyun var; Fransızca bilen kişiler, bu oyuna, benzerliğinden
dolayı bir bakmalılar”
Özdemir Nutku,
yukarıdaki cümleyi telaffuz ettikten sonra, sanki “Theope”nin
aslında çalıntı olduğunu kanıtlamışçasına kendinden emin bir tavırla
konuyu derhal kapatıp bir başka kişiye söz hakkı verdi.
Ben, Özdemir
Nutku’nun bu tavrını ne kadar vahim bulduğumu bu yazıda değil,
ikinci bir yazıda anlatmak istiyorum. Çünkü önce, Özdemir Nutku’ya
savunma hakkı tanımayı uygun buluyor ve bu yazımı, Özdemir Nutku’ya
seslenerek, şimdilik tamamlıyorum:
Sayın Nutku;
Ben ve iki
arkadaşım (Acar Burak, Feridun Çetinkaya) internetteki arama
motorlarını dikkatle taradık. Coşkun Büktel’in “Theope”sinden başka
“Theope” diye ikinci bir oyuna rastlayamadık. Fransa’da “Theope”
adında bir başka oyun varsa; aforoz edilmiş, görmezden gelinmiş
yerli “Theope” bile internette görünürken; çok daha ünlü olması
gereken Fransız “Theope”nin internetten nasıl olup da
gizlenebildiğini bir türlü anlayamadık. Anlamak için neden mi bu
kadar uğraştık? Özdemir Nutku adında, yaşlı başlı bir profesörün;
herkesçe beğenilen bir yerli oyuna çalıntı iması yapabilmek uğruna
(kendisinin de gurur duymasını gerektiren o metnin orijinalliğine
çamur atarak onun seyirciye ulaşmasını engellemek uğruna) yalan
söylemeye tenezzül edecek kadar kendini alçaltacağına inanamadık da,
onun için bu kadar uğraştık. Ama tüm uğraşlarımıza karşın, ne benim
“Theope”me benzeyen ikinci bir “Theope”yi, ne de hatta benim
“Theope”me benzemeyen ikinci bir “Theope”yi saptayabildik.
“Theope” adlı
ikinci bir oyunun var olduğunu hiç sanmıyoruz. Böyle bir oyun varsa
bile, bu oyunun ya benim “Theope”mden sonra yazılmış olması
gerektiğini, ya da benim “Theope”mle arasında en küçük bir benzerlik
bile bulunamayacağını kesinlikle biliyoruz.
Bu durumda,
“Theope”nin DT’de sahnelenmesini engellemek için 15 yıl boyunca
bulabildiğiniz tek gerekçenin, haksız ve asılsız olduğuna inanmak
zorundayız. Siz, “Theope”yi haksız ve asılsız gerekçelerle 15 yıldır
engelleyerek, yalnızca bana değil, Türk tiyatrosuna da zarar
vermektesiniz. “Komşu Köyün Delisi” gibi bir oyunun sahnelenmesini
engellemeyerek yazarına 150 milyar Lira’dan fazla (hem de çok daha
fazla) para kazandırdığınızı anımsarsak, “Theope” ve diğer
oyunlarımın sahnelenmeyişi yüzünden benim yüz milyarlarla ifade
edilebilecek maddi bir kazançtan yoksun kaldığım söylenebilir. Siz,
Türk tiyatrosunun gelişmesine katkı sağlamak için maaş alan bir
tiyatro profesörü ve DT Edebi Kurul başkanı olarak, “Theope” gibi
hayranlık yaratan bir oyunu engellemekle değil, tam tersine,
desteklemekle görevliydiniz. Taşıdığınız unvanın ve aldığınız maaşın
hakkını vermek için, “Theope” gibi Türk tiyatrosuna prestij
kazandıracak oyunları engellemek değil, tam tersine desteklemek
zorundaydınız. Ama siz, “Theope”yi desteklemediğiniz gibi bir de
kalkıp (her yola başvurarak, iftiraya bile tenezzül ederek) onu
engellediniz. Bu engellemeyi yapabilmek için, o toplantıdaki
tiyatrocuların tümünü aldatmaktan çekinmediniz. Profesör etiketiniz
yüzünden size güven duyan o insanların güvenlerini suiistimal edip
zekalarıyla alay ettiniz.
(Türk tiyatrosunu
“Komşu Köyün Delisi”ne layık gören ve “Theope”ye layık görmeyen bir
tiyatro profesörü olarak) siz sayın Nutku; bana ise yalnızca maddi
zarar vermekle yetinmediniz. Siz, otuz tiyatrocu önünde, asılsız bir
gerekçe uydurup “Theope”nin sahnelenmesini tartışmaya bile
yanaşmayarak, benim eserime ve yazarlığıma da hakaret ettiniz. Benim
yazarlık onurumu hiçe saydınız. İçinde yaşadığım sefalete rağmen,
benim para kaybetmeye ne kadar dayanıklı olduğum, sizlerin
beğenmediği eleştirel tavrımı ısrarla sürdürmemden bellidir. Ama
bilindiği üzere ben, maddi menfaatlerime saldırılmasına ne kadar
tahammüllüysem, onuruma saldırılmasına o kadar tahammülsüzüm. Ben,
çoğunuzdan farklı olarak, ancak maddi sefalete dayanabilirim, manevi
sefalete değil.
Bu durumda, sizi,
ya iddianızı ispat etmeye ya da benden özür dilemeye davet ediyorum.
Ya şu Fransa’daki diğer Theope’nin belgesini ve benim “Theope”mle
arasındaki benzerliği göstermek ya da bunu yapamıyorsanız, en net ve
yeterli ifadelerle yazılı olarak benden özür dilemek ve 15 yıldır
sürdürdüğünüz hatayı tamir etmek zorundasınız.
Bu konuda gerekeni
yapmazsanız, yani benim onuruma aldırmayarak davetimi cevapsız
bırakırsanız; yazacağım ikinci yazıda benim de sizin onurunuza
aldırmayacağım ve ikinci yazımda bu denli kibar olmayacağım
tabiidir.
(Not: Bu
yazıyı, yayınlanmaya göndermeden önce, olayın tanığı Şahin Ergüney’e
gönderdik. Ergüney yazıyı okudu. Bazı ayrıntılara dikkatimizi
çekerek, bize bazı düzeltmeler yaptırdı. Yani, biz, metnin buradaki
son şeklini, sayın Ergüney’in onayından ve süzgecinden geçirerek,
okurlara sunduk. Ayrıca, söz konusu toplantıya katılmış olan bir
başka DT mensubunu da –Selen Korad Birkiye– telefonla aradık. Sayın
Birkiye’ye sorarak, ikinci bir tanığın ağzından, Nutku’nun
toplantıda “Theope” diye bir Fransız oyunundan söz ettiği bilgisini
kesinlemiş olduk. Ayrıca, toplantıya katılan dramaturglardan biri
olan Esen Çamurdan ile dostum Ediz Baysal görüştü. Ediz Baysal’dan
öğrendiğime göre, Özdemir Nutku’nun ikinci bir “Theope”den söz
ettiği bilgisini Esen Çamurdan da, doğrulamış.)
Bu yazıya cevap (2. yazı):
Özdemir Nutku,
COŞKUN
BÜKTEL’E YANIT
Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı'nın tarihçesini
kavramak için, (Büktel tersini tercih ettiği halde, çoğu
coskunbuktel.com'dan başka hiçbir yerde yayınlanmamış) aşağıdaki
yazılara bir göz atmanız yeterlidir:
(Eskiden yeniye
doğru tarih sırasıyla)
ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE BELGE
GÖSTERMELİDİR
Coşkun BÜKTEL / Eylül 2005
COŞKUN BÜKTEL’E YANIT
Özdemir NUTKU / Eylül 2005
“THEOPE” ÜZERİNE ÖZDEMİR NUTKU’YA YANIT
Şahin ERGÜNEY / Ekim 2005
ÖZDEMİR NUTKU İNSANLARIN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 5 Temmuz 2006
İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 19 Temmuz 2006
İNSANLAR BİRBİRLERİNİN (VE ÇOCUKLARININ)
YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?
Salih COŞKUN
- 3 Ağustos 2006
PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET
ETMEYİN!
Coşkun BÜKTEL - 16 Ağustos 2006
OYÇED YAZARI OLMAKTAN
(HÂLÂ) UTANMAYAN BİR GÖNÜLLÜ ARANIYOR
Coşkun BÜKTEL - 9 Eylül 2006
Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU
KLUX KLAN MI?
Coşkun BÜKTEL - 28 Kasım 2006
NE ÂLÂ MEMLEKET
Coşkun BÜKTEL - 24 Aralık 2006
OYÇED NE HAKLA
AÇIKLAMA BEKLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 16 Şubat 2007
OYÇED KİŞİLERİ VE
KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?
Coşkun BÜKTEL - 13 Mart 2007
OYÇED'İN YÜZLEŞME
ÇAĞRISI ÜZERİNE
Coşkun BÜKTEL - 19 Mart 2007
UTANMA EŞİĞİ
Coşkun BÜKTEL - 24 Mart 2007
OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI
Coşkun BÜKTEL - 28 Mart 2007
NİHAYET!!!
(Koordinasyon toplantısının CD'si yayınlandı)
Coşkun BÜKTEL - 12 Temmuz 2008
|