
ÖZDEMİR NUTKU
İNSANLARIN YÜZÜNE
NASIL BAKABİLİYOR?
Coşkun Büktel
(GÜNCELLEME
1 Ağustos 2008: Özdemir Nutku iftirası'ndan üç yıl sonra −12
Temmuz 2008− iftiranın yer aldığı DT koordinasyon toplantısının
iftirayla ilgili bölümünün
video kaydı
nihayet yayınlanabilmiş ve ortaya çıkan
CD
görüntüleri; o görüntüleri görmeden önce Şahin
Ergüney'in hafızasına dayanarak anlattığı iftira olayını, iftiranın
kendisiyle ilgili olmayan bazı önemsiz ayrıntılarda −örneğin,
toplantıda Ergüney'e müdahale eden kişilerin sayısı hakkında−
Ergüney'in hafızasını kelimesi kelimesine doğruluyor olmasa da;
"meselenin özünde", Ergüney'in Nutku'ya yönelik iftira suçlamasının
tamamen, yüzde yüz, kesinkes, en küçük kuşkuya yer bırakmayacak
biçimde, "gerçeği" yansıttığını belgelemiş ve iftirayı güneş kadar
apaçık ve net görülebilen bir hakikat haline getirmiştir. O
CD
görüntülerini −hakikati− ortaya çıkaran da zaten
Şahin Ergüney'den başkası değildir.
Ne var ki, DT mensubu Ergüney; önce
genel müdür Mine Acar'dan, daha sonra da genel müdür Lemi Bilgin'den
izin alamadığı için, −ortaya çıktığı günden beri isteyen herkese
bizim zaten göstermekte olduğumuz−
CD
kaydını internette yayınlamamıza uzun süre izin
verememiştir. Sonunda, baskılarımızla yıldırdığımız iftira
savunucusu isimsiz sapıklar, güneşi yalanlarla sıvayabileceklerine
güvenerek,
CD
kaydını; kimseden izin almaya gerek duymaksızın
ve iftirayı örtbas etmeye yönelik her türlü yalanla −"Canbaza bak!"
diyen dikkat çelici, hareketli yazılarla− görüntüleri kirleterek ve
görüntülere her türlü montaj hilesini tatbik ederek, yayınlayınca
−Bakınız:
"Yamalı Bohça"−
aynı
CD
kaydını bizim de −tabii ki, montajsız, katkısız,
hilesiz olarak− "çıplak görüntülerle", "çıplak gerçek" halinde,
yayınlayabilmemiz mümkün hale gelmiştir. −Bakınız:
"Nihayet!!!"−
CB)
“Unless a man feels he
has a good enough memory,
he should never venture
to lie.”
“ İnsan
yeterince iyi bir hafızaya sahip olduğunu
hissetmedikçe,
yalan
söylemeye kalkışmamalıdır.”
Michel De Montaigne
"ESSEYS”
I. IX,
Penguin Books, 1984. s. 30.
“Özdemir Nutku
Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir”
adlı yazım “Berfin Bahar” dergisinin
Eylül 2005 tarihli 91. sayısında yayınlandıktan sonra, “Tiyatro
Keyfi” adlı internet sitesinde de yayınlandı.
O yazımda, Özdemir
Nutku’dan, Ankara DT oyuncusu Şahin Ergüney’in bana verdiği bir
haberin hesabını soruyordum. Haber şuydu:
Devlet Tiyatrosu’nun 2005 yılı koordinasyon
toplantısı Mayıs ayının ikinci yarısında, Ankara’daki DT
tesislerinin Orhan Asena tesislerinde düzenlendi. Beş
gün süren toplantının dördüncü gününde (19 Mayıs)
oturumu yöneten kişi, DT’nin Edebi Kurul başkanı Özdemir
Nutku’ydu. DT genel müdürü Lemi Bilgin, yardımcısı Tamer
Levent, tüm bölge müdürleri, tüm sanatçı temsilcileri ve
tüm dramaturglar (Özcan Özer hariç) oradaydı. DT
sanatçılarından, oyuncu Şahin Ergüney de, DT disiplin
kurulu sanatçı temsilcisi olarak, bu yıl toplantıya ilk
kez katılıyordu.
Şahin Ergüney, Büktel’in “Theope” adlı oyununu yıllar
önce okumuştu ve okuyan her namuslu sanatçı gibi bu
oyunu çok beğeniyordu. Şahin Ergüney, insanları son
derece heyecanlandıran “Theope” gibi bir yerli oyun
yazılmışken, 1990 yılında DT repertuarına alındığı halde
bu oyunun 15 yıldır programa konmamış olmasını, DT
sahnesine çıkarılmamasını, Türk tiyatrosu için önemli
bir kayıp, yazara ve seyirciye ise büyük bir haksızlık
olarak değerlendiriyordu. Ve tiyatroyla ilgili pek çok
kişinin bildiği üzere, Şahin Ergüney “Theope”nin önemi
ve değeri konusundaki düşüncelerinde yalnız değildi.
“Theope” konusunda söz alan herkes, bu oyunla ilgili
olarak alışılmamış derecede heyecanlı cümleler
kuruyordu.
(…)
Özdemir Nutku’nun o günkü
oturumda müdürlerin ve dramaturglar ın
oyun önerilerini tartışmaya açmasıyla öneriler ortaya
konulduğunda görüldü ki, DT müdürlerinin oyun önerileri
arasında (15 yıldır olduğu gibi bu yıl da) “Theope”
yoktu. Müdürlerin ve toplantıda bulunan diğer kişilerin
oyun önerilerini sonuna kadar sabırla dinlemiş olan
Şahin Ergüney, sonunda söz aldı ve (özetle) orada
önerilen oyunların pek çoğundan daha iyi bir oyun olduğu
halde hiç kimsenin “Theope”yi önermemiş olmasını
hayretle karşıladığını belirterek, DT’nin “Theope”yi
niçin değerlendirmediğini sordu. Bu haklı soru, rahmetli
Tarık Buğra başkanlığındaki Edebi Kurul’un “Theope”yi
repertuara aldığı 1990 yılından beri, o çatının altında
büyük bir ihtimalle, ilk kez soruluyordu. Büyük bir
ihtimalle, 15 yıldır ilk kez, koordinasyon
toplantılarına bu haklı soruyu soracak kadar namuslu bir
insan katılıyordu.
Hiç kimse söz alıp açıklama yapmaya yanaşmadı.
Yalnızca bazı kişiler, sağdan soldan laf atarak,
“Yazarın tavrı yüzünden
böyle oluyor”, “Oyunun kısalması gerekir”, “Yazar
Theope’yi kendisi yönetmek istiyor”
gibi iddialarla, 15 yıldır sürdürülen haksızlığa bahane
yada kılıf bulmaya, meşruiyet kazandırmaya çabaladılar.
(…)
Co şkun
Büktel’in eleştiri yazılarına en sert biçimde maruz
kalmış tiyatro insanlarından biri olan Özdemir Nutku
(Örneğin, bakınız: “Türk Tiyatrosundan İnsan
Manzaraları”, sayfa 144 ve 301.) Büktel’in
“Shakespeare’siz Herifler” ve “Haram Lokma Sendromu”
adlı oyunlarını reddetmiş olan DT Edebi Kurulu’nun da,
uzun süreden beri, başkanıdır. Sayın Nutku, Büktel’in
belgelere dayanan eleştirilerini asla cevaplayamamış ve
sessizce hazmetmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle olsa
gerek, sayın Nutku; koordinasyon toplantısında “Theope”
konusunun gündeme gelmesinden ve Şahin Ergüney’in
“Theope” yanlısı açıklamalarından, hiç hoşlanmamıştı.
Sayın Nutku, hoşnutsuzluğunu ve “Theope” konusunu
kapatmak yönündeki arzusunu ortaya koyan bir tavırla,
Şahin Ergüney’e,
“Konuşmanız bitti mi?”
diye sordu ve hemen ardından, “Theope”nin uygun bir
prodüksiyonla DT sahnelerinde Türk ve dünya seyircisine
sunulması ve uluslararası arenada Türk tiyatrosuna
prestij kazandırması ihtimalini (kendisinin övünç yerine
utanç duyacağı anlaşılan bu ihtimali) bertaraf etmek
için, profesörce bilgiç, profesörce otoriter bir eda ile
(Şahin Ergüney’in, daha sonra unutmamak için, hemen o
anda, kelime kelime not aldığı) şu sözleri söyledi:
“Fransa’da Theope diye bir oyun var; Fransızca bilen
kişiler, bu oyuna, benzerliğinden dolayı bir bakmalılar ”
Özdemir Nutku, yukarıdaki
cümleyi telaffuz ettikten sonra, sanki “Theope”nin
aslında çalıntı olduğunu kanıtlamışçasına kendinden emin
bir tavırla konuyu derhal kapatıp bir başka kişiye söz
hakkı verdi.
(Coşkun Büktel,
“Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir”
Berfin Bahar, Eylül 2005.)
Evet, haber
yukarıda aktardığım gibiydi ve ben haberi aktaran yazımı Şahin
Ergüney’in onayına sunduktan ve onun istediği düzeltmeleri yaptıktan
sonra yayınladığımı; Nutku’nun “ikinci bir Theope’den” söz ettiği
bilgisini, toplantıya katılmış iki isimden daha (Selen Korad Birkiye
ve Esen Çamurdan) ayrıca doğruladığımı da, yazımın sonunda not
etmiştim.
Yazımın sonunda bu
haberi değerlendiriyor ve Özdemir Nutku’dan hesap sorarak ya belge
göstermesini yada özür dilemesini talep ediyordum:
“Theope” adlı ikinci bir oyunun var olduğunu hiç
sanmıyoruz. Böyle bir oyun varsa bile, bu oyunun ya
benim “Theope”mden sonra yazılmış olması gerektiğini,
yada benim “Theope”mle arasında en küçük bir benzerlik
bile bulunamayacağını kesinlikle biliyoruz.
Bu durumda, “Theope”nin DT’de sahnelenmesini
engellemek için 15 yıl boyunca bulabildiğiniz tek
gerekçenin, haksız ve asılsız olduğuna inanmak
zorundayız. Siz, “Theope”yi haksız ve asılsız
gerekçelerle 15 yıldır engelleyerek, yalnızca bana
değil, Türk tiyatrosuna da zarar vermektesiniz.
(…)
Siz, Türk tiyatrosunun geli şmesine
katkı sağlamak için maaş alan bir tiyatro profesörü ve
DT Edebi Kurul başkanı olarak, “Theope” gibi hayranlık
yaratan bir oyunu engellemekle değil, tam tersine,
desteklemekle görevliydiniz. Taşıdığınız unvanın ve
aldığınız maaşın hakkını vermek için, “Theope” gibi Türk
tiyatrosuna prestij kazandıracak oyunları engellemek
değil, tam tersine desteklemek zorundaydınız. Ama siz,
“Theope”yi desteklemediğiniz gibi bir de kalkıp (her
yola başvurarak, iftiraya bile tenezzül ederek) onu
engellediniz. Bu engellemeyi yapabilmek için, o
toplantıdaki tiyatrocuların tümünü aldatmaktan
çekinmediniz. Profesör etiketiniz yüzünden size güven
duyan o insanların güvenlerini suiistimal edip
zekalarıyla alay ettiniz.
(Türk tiyatrosunu “Komşu Köyün Delisi”ne layık gören
ve “Theope”ye layık görmeyen bir tiyatro profesörü
olarak) siz sayın Nutku; bana ise yalnızca maddi zarar
vermekle yetinmediniz. Siz, otuz tiyatrocu önünde,
asılsız bir gerekçe uydurup “Theope”nin sahnelenmesini
tartışmaya bile yanaşmayarak, benim eserime ve
yazarlığıma da hakaret ettiniz. Benim yazarlık onurumu
hiçe saydınız. İçinde yaşadığım sefalete rağmen, benim
para kaybetmeye ne kadar dayanıklı olduğum, sizlerin
beğenmediği eleştirel tavrımı ısrarla sürdürmemden
bellidir. Ama bilindiği üzere ben, maddi menfaatlerime
saldırılmasına ne kadar tahammüllüysem, onuruma
saldırılmasına o kadar tahammülsüzüm. Ben, çoğunuzdan
farklı olarak, ancak maddi sefalete dayanabilirim,
manevi sefalete değil.
Bu durumda, sizi, ya iddianızı ispat etmeye yada
benden özür dilemeye davet ediyorum. Ya şu Fransa’daki
diğer Theope’nin belgesini ve benim “Theope”mle
arasındaki benzerliği göstermek yada bunu
yapamıyorsanız, en net ve yeterli ifadelerle yazılı
olarak benden özür dilemek ve 15 yıldır sürdürdüğünüz
hatayı tamir etmek zorundasınız.
Bu konuda gerekeni yapmazsanız, yani benim onuruma
aldırmayarak davetimi cevapsız bırakırsanız; yazacağım
ikinci yazıda benim de sizin onurunuza aldırmayacağım ve
ikinci yazımda bu denli kibar olmayacağım tabiidir.
(Coşkun Büktel,
“Özdemir Nutku
Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” Berfin Bahar, Eylül 2005.)
Benim yazımın
Berfin’de yayınlanmasından bir ay sonra (Ekim 2005 tarihli
İnsancıl’ın 43. sayfasında) Cengiz Gündoğdu da konuyla ilgili olarak
şunları yazdı:
(...) Bu sırada, toplantılara Devlet Tiyatrosu
Disiplin Kurulu üyesi olarak katılan oyuncu Şahin
Ergüney, Coşkun Büktel’in Theope adlı oyununun
neden önerilmediğini soruyor.
Şahin Ergüney’in sorusu yerinde. Çünkü Coşkun
Büktel’in Theope adlı oyunu 15 yıldır Devlet
Tiyatrosu’nun dağarında.
(Burada bir
parantez açarak Cengiz Gündoğdu’ya cevap vermek zorundayım:
Şahin Ergüney’in
sorusu elbette yerinde, sayın Gündoğdu. Ama
“Theope adlı oyun 15 yıldır Devlet
Tiyatrosu’nun dağarında” olduğu için
değil... Theope adlı oyun, mükemmelliğine hiç kimsenin
–Coşkun Büktel’den nefret edenlerin bile– karşı çıkamadığı bir oyun
olduğu için... Özdemir Nutku gibi tüm “otoritelerin” yıllardır
kapalı kapılar ardında engellemesine karşın, her gerçek tiyatrocunun
mutlaka okuduğu ve okurken heyecan duyduğu bir oyun olduğu için...
Coşkun Büktel’le hiçbir samimiyeti ve ahbaplığı bulunmayan
sanatçılar tarafından bile şu türden heyecanlı ifadelerle övüldüğü
için:
“İnsanı
sinirlendirecek kadar mükemmel yazılmış bir oyun.”
SEÇKİN
SELVİ
“Theope, Türk tiyatrosunda yepyeni bir
kulvar açıyor.”
CÜNEYT TÜREL
“Hayran oldum!”
C İHAN
ÜNAL
“Theope’yi kendi oyunlarımın
hepsinden daha çok beğeniyorum.”
MEMET BAYDUR
“Büyülendim!”
HASAN AL İ
TOPTAŞ.
Şahin Ergüney’in,
o toplantıda Theope’nin DT’de sahnelenmesini talep etmesi
elbette haklı, sayın Gündoğdu; ama sizin dediğiniz gibi,
“15 yıldır DT dağarında”
beklediği için değil... DT dağarında bekleyen
on binlerce oyun var. Bu oyunların hepsinin oynanması pratik olarak
zaten imkânsız. Sizin de DT veya İstanbul Şehir Tiyatrosu dağarında
Theope’den daha uzun süre beklemiş oyunlarınız olabilir. Ama
Theope’nin durumu farklı... Siz bu farkı inatla görmemeye çalışsanız
bile, gören insanların sayısı her gün artıyor: Theope,
yalnızca çok beklediği için değil, sahnelenmeyişi, “bu ülkenin
tiyatro sanatı bakımından utanç verici, yüz kızartıcı bir skandal
olduğu için”, sahnelenmek zorundadır.)
Bu geniş parantezi
kapadıktan sonra, Cengiz Gündoğdu’nun Ekim 2005 tarihli
İnsancıl’daki “destek” yazısını kaldığımız yerden sürdürüyoruz:
Şahin Ergüney’in sorusuna karşı Edebi Kurul Başkanı
Özdemir Nutku, şöyle diyor, “Fransa’da Theope diye
bir oyun var. Fransızca bilen kişiler, benzerliğinden
dolayı bir bakmalıdır.” Özdemir Nutku, bu savı ileri
sürüyor, sonra konuyu kapatıyor.
Ben kesinlikle böyle bir savı ileri
süremezdim.dediğim sav işte bu... Özdemir Nutku’nun
savı.
Coşkun Büktel’in Theope adlı oyununun
Fransızca yazılmış Theope adlı bir başka oyuna
benzediğinin söylenebilmesi için, iki oyunun da masada
olması, benzer yerlerinin kırmızı kalemle gösterilmesi
zorunludur.
Özdemir Nutku’nun tiyatro dünyasına çok emeği
geçmiştir. Özdemir Nutku’nun hiçbir kanıt göstermeksizin
Theope’yle ilgili bu savını duydukta çok
şaşırdım, “Olamaz” dedim.
Daha sonra Theope’yi
gündeme getiren Şahin Ergüney’le görüştüm. Bana yazılı
olarak bildirilen bilgiler doğruymuş.
(Burada bir
parantez daha açalım:
“Özdemir Nutku
Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” adlı ilk yazımı, önce Evrensel Kültür’e götürmüş
ve –öyküsünü bu yazının sonundaki bir numaralı dipnotta anlattığım
üzere– reddedilmiştim. Daha sonra yazıyı Cengiz Gündoğdu’ya
götürdüm. Gündoğdu olayı böylece öğrendi ve “hakaret içerdiği”
gerekçesiyle yazımı basamayacağını belirtti. Ama olayı takip
edeceğini ve Özdemir Nutku’dan cevap alana dek, hem de kapaktan,
hesap soracağını da söyledi. Ve söylediği gibi de yaparak, konuya üç
kez kapaktan dikkat çekti: Bakınız, İnsancıl, Ekim/Aralık 2005 ve
Şubat 2006 sayıları... İnsancıl’dan sonra, yazımı hiçbir
değişiklik yapmadan Berfin Bahar’a götürdüm ve yazım Eylül 2005 tarihli
Berfin Bahar'da yayınlandı. Daha sonra Tiyatro Keyfi sitesinde de yayınlanan
yazımda, Cengiz Gündoğdu’dan başka hiç kimse hakaret bulmadı.
Gündoğdu,
Coşkun Büktel’i sevmediğini açıkça onun yüzüne karşı söyleyebilen
bir insandır ve buna rağmen, zaman zaman, belki de kerhen, Coşkun
Büktel’in bazı yazılarını, Evrensel Kültür’ün basmadıklarını,
basmıştır. Ama Gündoğdu’nun bile basmadığı yazılarım oluyor.
Gündoğdu yazılarımı basmayışıyla ilgili tavrını, güncesinde arada
bir tekrarladığı şu ilkeye dayandırıyor olmalı: “Eleştiri kişilere
değil, düşüncelere yönelmelidir”.
Ama ne yazık ki,
benim karşıma çıkan insanların genellikle düşünceleri değil,
yalnızca “suçları” oluyor. Ben kanıtlanmış suçlarla ve suçlularla
mücadele ediyorum. Bir profesör resmi bir toplantıda benim oyunumu
engellemek için yalana başvuruyorsa, benim onunla düşünce
tartışmasına girip ona yalanın ne kadar kötü bir davranış bozukluğu
olduğunu anlatmaya kalkmam gerekmez. Çünkü görünüşte, Nutku da
yalana karşıdır. Görünüşte, Nutku da ilerici, çağdaş, demokrat bir
insandır. Bu yüzden onun düşüncelerini eleştirmeye kalkmam saçma
olur. Çünkü Nutku, karşıma çıkan pek çok diğerleri gibi, bana karşı,
açıkça, kasten, bile bile suç işlemiştir ve işlediği suç, “düşünce
suçu” değildir. O nedenle Gündoğdu’nun, “Eleştiri kişilere değil,
düşüncelere yönelmelidir” tezi, her durumda, özellikle benim
durumumda, mutlak bir hakikat olarak değerlendirilmemelidir. Ben
çoğu zaman düşünce tartışması yapmak için değil, suçluları "suç
kanıtlarıyla teşhir ederek" caydırmak için yazı yazıyorum.
Özdemir Nutku Theope’nin Frans ızca
yazılmış bir başka oyuna benzerliği var demiş.
Şahin Ergüney de Özdemir Nutku’nun bu savına şaşırmış. Ama kimse ç ıkıp da Coşkun Büktel’in
Theope adlı oyununun benzediği öbür
Theope’nin yazarını sormamış.
Şimdi ben burdan soruyorum Özdemir
Nutku’ya. Coşkun Büktel’in Theope oyununun benzediği öbür
Theope’nin yazarı kimdir. Bu oyun hangi tarihte nerde
oynamıştır. Bu oyun kitaplaştırılmış mıdır.
(Sorularının
sonuna soru işareti koymayan Cengiz Gündoğdu’nun imlasını aynen
aktardım. CB.)
Şu
bilinir. Savı ileri süren savını kanıtlamakla
yükümlüdür. Bana ulaşan birçok insan bunun
kanıtlanmasını bekliyor Özdemir Nutku’dan.
(Cengiz
Gündo ğdu,
“Yıldız Güncesi”
İnsancıl, Ekim
2005.)
Daha çok
beklerler! Bu eğer kanıtlanabilir bir şey olsaydı, eğer (bırakın
eser hırsızlığını) en küçük bir açığım, tek bir açığım bulunsaydı;
vandallar bugüne dek kapalı kapılar ardında sinsice sürdürdükleri
propogandayı bir yana bırakıp açıkça saldırıya geçer, pire kadar
bile olsa o küçük açığımı deve yaparak, beni çoktan kepaze eder ve
defterimi dürerlerdi.
Özdemir
Nutku’nun, daha önceki yazılarıma olduğu gibi,
“Özdemir Nutku
Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” adlı yazıma da cevap
verebileceğini sanmıyordum. Belki de, ilk kez bir başka kalem
tarafından (yarım ağızla da olsa) desteklendiğim için, yani sorduğum
soruyu Cengiz Gündoğdu da sorduğu için; belki de yeni Gündoğdu’ların
çıkmaması için; Ö. Nutku, bu kez, cevap vermek gereğini hissetti.
Verebileceği bir cevabın bulunmadığından emindim. Elbette haklı
çıktım.
Özdemir Nutku,
“Özdemir Nutku
Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” adlı
yazıma “Berfin Bahar” dergisinde cevap vermesi gerekirken,
“Coşkun Büktel’e Yanıt”
başlıklı cevap yazısını (nedense, “yalnızca”
sanal ortamda yayınlamayı tercih ederek) yalnızca “Tiyatro Keyfi”nde
yayınladı. Özdemir Nutku’nun kısa cevabını sanal ortamdan gerçek
ortama aktarmayı; yani kağıt ve mürekkepten oluşan, yok edilemez,
değiştirilemez, somut bir “belge” şekline sokmayı gerekli bulduğum
için, tek kelimesini kısaltmadan aynen aktarıyorum:
Sayın Coşkun Büktel,
Benim hiçbir iddiam olmadı. Size
olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski
belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf
bir yazarın “Theope” adlı bir oyunu olduğunu ö ğrendiğimi
söyledim. Üstelik hiçbir imada bulunmadan. Metni
görmedim, yalnızca adına eski bir belgede rastladım.
Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu
okuma olanağı bulamayacaktım. Benim bile varlığından
haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış
olduğunuza emin olduğumu belirttim. Bunu yalnızca bilgi
olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt
olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim.
Üstelik, sizin Theope'nizin
oynanması gerektiğini de Kurul'da birkaç kez dile
getirmiştim. Bunu eski kurul üyelerinin hepsi de bilir.
Siz çeşitli kişilerden bunu onaylattığınızı
söylüyorsunuz. Elbette onaylayacaklar. Çünkü Theope'den
söz ettim. Ama size nakledilen tavırda değil.
Biz kurul üyeleri olarak
repertuarı seçmeyiz. Yalnızca oynanabilecek her türden
oyunu havuza atarız. Bölge müdürleri ve yönetmenler, bu
havuzdan sahnelemek istedikleri oyunları seçerler.
Seçerken de kendi seyirci durumunu ve niteliklerini
hesaplarlar. Bunlar kurul üyelerinin işi değildir.
Gelelim hakaret konusuna; ben
sizin için bir kez bile kötü söz söylemedim. Ama siz 15
yıldan beri, çeşitli dergilerde bana saygısızca
saldırıyorsunuz. En azından sizin kadar, benim de onurum
var. Böyle bir durum karşısında bana mektup yazsaydınız,
ben de eksik olanları size mektupta belirtirdim. Ama
siz, Theope gibi, ikinci bir başarılı oyun yazmanız
gerekirken, reklamı çok sevdiğiniz için, oraya buraya
saldırarak boş yere vakit geçiriyorsunuz!
Yeteneğinize yazık! Yeteneğinizi
polemik yazılarla heba etmeyin. Bize oyunlar yazın, Türk
tiyatrosu kazansın.
Sevgilerimle,
Prof. Özdemir Nutku
Editörün notu:
Sitenin kuruluşundan beri
sayfalarda hiçbir polemiğe yer vermemeyi ilke edindim.
Bu tartışma, ilk ve son oldu. Coşkun Büktel gibi
yönetmen olarak yapmak istediğim oyunların başında gelen
“Theope” gibi değerli bir eserin yazarının gönderdiği
yazıyı da, ülkemizin yetiştirdiği en önemli tiyatro
adamlarından Özdemir Nutku'nun bu yazıya yanıtını da
yayımlamazlık edemedim. Ancak bu polemiğin artık bizim
sayfalarımızda süremeyeceğini ve Özdemir Bey'in
yazısının bu konuda yayımladığımız son belge olduğunun
bilinmesini isterim.
Kemal
Başar
Tiyatro Keyfi adlı
internet sitesinin editörü Kemal Başar tarafından yazılmış ve
yukarıda aktardığım açıklama, benim konuyla ilgili bu ikinci yazımın
“Tiyatro Keyfi”nde yer alamayacağı anlamına geliyor. Yani
“Editörün
notu” Özdemir Nutku’yu değil,
aslında yalnızca beni engelliyor.
(1)
Görüldüğü üzere,
Özdemir Nutku, cevabında, “ikinci Theope” konusundaki iddiasını
itiraf ediyor ve aynen tekrarlıyor. Ama iddiasının kaynak yada
kanıtını göstermeye hâlâ daha yanaşmıyor. Bana “kıyak” olarak
yalnızca şunu yapıyor: Benim Theope’min özgünlüğünden şüphe
etmediğini de belirttiğini söylüyor: “Benim
bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de
okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. Bunu yalnızca bilgi
olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan
kuşku duymadığımı da ekledim.”
Özdemir Nutku’nun
öteki Theope’yi okumamış olduğumdan
emin olduğunu söylemesi beni
rahatlatmak için yeterli değil. “Öteki Theope” varsa, onu
okumadığımdan hiç kimse tam olarak emin olamaz. “Öteki Theope”
varsa, Özdemir Nutku kanıtını/kaynağını göstermeli. Gösteremiyorsa,
Theope’nin orijinalliği konusunda kasıtlı olarak şüphe yarattığı
için benden özür dilemeli. Özdemir Nutku ne kaynak yada kanıt
gösteriyor, ne de özür diliyor.
Yalnızca,
“sizin Theope'nizin özgün bir yapıt
olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim.”
diyor.
Acaba gerçekten
eklemiş mi?
Hayır, eklememiş.
Özdemir Nutku’nun
“Size olayı nakleden Şahin Ergüney
eksik nakletmiş.” dediği Şahin
Ergüney, Nutku’ya karşı Tiyatro Keyfi’nde bir cevap yazısı
yayınladı. Cengiz Gündoğdu, sağolsun, bu yazıyı sonradan İnsancıl’da
da (Şubat 2006) yayınlandı. (Şahin Ergüney’in yazısı, şunu
kanıtlıyor: Özdemir Nutku, Coşkun Büktel ve Theope ile ilgili gerçek
dışı açıklamalarını, yalnızca otuz kişilik koordinasyon
toplantısıyla sınırlı tutmayıp,
“Coşkun Büktel’e Yanıt”
başlıklı
yazısında da sürdürmüş. Ergüney’in yazısı, hakikatin Özdemir
Nutku’yu bir kez daha yalanladığını kesin bir kanıtla ortaya
koyuyor. Tek kelime kısaltmadan aktarıyorum:
Sayın Özdemir Nutku,
Tiyatro sanat ıyla
ilgilenen hemen herkes, yazdığınız ve çevirdiğiniz
yapıtları okumuş, onlardan yararlanmıştır.
Devlet Tiyatroları Edebi Kurulu’ndaki varlığınızı
önemseyen ve bunu tiyatromuz adına kazanç sayan bir
Devlet Tiyatrosu oyuncusu olarak; Mayıs 2005’te yapılan
Devlet Tiyatroları Koordinasyon toplantısında sizinle
aynı çatı altında çalışma şansım oldu. Sizin başkanı
olduğunuz o toplantıda on beş yıl önce kuruldan geçmiş
olmasına karşın bir türlü sahnelenmeyen, Coşkun
Büktel’in “Theope” adlı oyununu, bu vesile ile gündeme
getirdim. Bunu yaparken, “Theope”nin her bakımdan yetkin
bir oyun olduğunu, dilimin döndüğünce anlatmaya
çalıştım. (Geçen yüzyılda, İstanbul Belediyesi Şehir
Tiyatroları’nda, Ali Taygun'un rejisiyle sahnelenen bu
oyunun, Coşkun Büktel’in deyişiyle “vandalca budanarak”
tanınmaz hale getirildiği herkesin malumudur. Pek çok
tiyatrocu ve tiyatroseverin bu konudaki ortak görüşü,
“Theope” ye haksızlık edildiği yolundadır.) Bu oyunu,
sizin başkanlığınızdaki bir toplantıda gündeme
getirirken amacım, “Theope”nin Devlet Tiyatrolarınca
sahnelenmesi için sizden destek geleceği konusundaki
safiyane inancımdı.
Sonuç hiç de beklediğim gibi olmadı!
Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu Sanatçı Temsilcisi
sıfatıyla katıldığım toplantıda, tiyatro festivalleri
üzerine düşüncelerimi anlatmaya çalışmış ve ayrıca
repertuar üzerine kendimce eleştiriler getirmiştim. On
dakikayı geçmeyen bu konuşmamım son iki dakikasında,
“Theope”den söz etmeye kalkmıştım ki, siz konuşmamı
kesmiş ve 16. yüzyılda, Fransızca yazılmış başka bir
“Theope”nin varlığına işaret etmiştiniz: “...özellikle
Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu
biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar... Aradaki
benzerliği görmek için ....”
Sizin gibi bir bilim adamının sözlerinden sonra
“Theope” üzerine konuşmak, onu savunmaya kalkışmak
haddime değildi elbet. ( Zaten siz de, çoktan sözü
benden alıp başkasına vermiştiniz.) Siz düpedüz,
“Theope”nin çalıntı olabileceğini ima ediyor ve sayıları
otuzu geçen tiyatro insanı önünde bunu
söyleyebiliyordunuz. Mutlaka bir bildiğiniz vardı!
“Theope”den ve onun yazarı Coşkun Büktel’den ilk kez
kuşkulandım! Sizden başka hiç kimsenin bilmediği bu
gerçeği, asıl muhatabına, yani oyunun yazarına – sizin
deyişinizle – naklettim.
Sonraki gelişmeleri biliyorsunuz. Büktel ve
arkadaşları – sizin koordinasyon toplantısında 16.
yüzyılda yazıldığını söylediğiniz, Büktel’e cevabi
yazınızda ise, nedense 17.yüzyıla taşıdığınız –
Fransızca “Theope” için hummalı bir araştırmaya
giriyorlar ve bir şey bulamıyorlar. Büktel, her zamanki
üslubuyla sizi kanıtlamaya veya özür dilemeye çağıran
bir yazı yayımlıyor. Siz de “Tiyatro Keyfi” sayfalarında
kısa bir yanıt veriyorsunuz ve “...size olayı nakleden
Şahin Ergüney eksik nakletmiş” diyerek, topu benim
kafama çarptırarak, taca atıyorsunuz.
Ben bu “ eksik nakletmiş” sözünü ciddiye aldım.
Toplantı sonrasında aldığı notlar yanlış yada sizin de
söylediğiniz gibi “eksik” olabilir düşüncesiyle, o günkü
toplantının beni ve sizi ilgilendiren bölümünün kaydına
ulaşmaya çalıştım. Şimdi elimde on dakikalık bir VCD
var. Bu VCD, sizin benim konuşmamı keserken, sonra da
“Theope” üzerine malum yorumunuzu yaparkenki olumsuz
tavrınızı, öylesine iyi yansıtıyor ki... Neyse, bu işin
görüntüsel boyutu, yoruma açık olabilir diye
düşünebiliriz. Ama bir de sözleriniz var, kendi
sesinizden... “Theope” konusunda, kelimesi kelimesine,
aynen şöyle buyuruyorsunuz hocam:
“....şimdi efendim bir de, bir dikkatini çekmek
istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum. Fransızca’da
16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var. Özellikle
Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu
biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki
benzerliği görmek için. Teşekkür ederim...”
Akademisyen kişilerin sözleri “konularının hakimi
olarak” çok önemsenir. Yukarıdaki sözleriniz eğer bir
belgesi yoksa, bir bilim adamı için sorumluluk
gerektiren bir iddiadır. Kaldı ki, siz bu konuşmanızı
herhangi bir kahve sohbetinde değil Devlet Tiyatroları
Koordinasyon Toplantısı’nda yapıyorsunuz. Konu ile
ilgilenen herkes, bu iddianın kanıtlarını sizden bekleme
hakkına sahiptir. Tiyatro tarihi de, tiyatro tarihi
yazmış bir bilim adamından bunu bekleyecektir.
Saygılarımla.
Şahin Ergüney (İnsancıl, Şubat 2006)
Ergüney’in bu
cevabına karşı Özdemir Nutku, sessizliğe gömüldü. Yani sayın Nutku,
bugün dahi, hâlâ, resmi DT toplantısında varlığını iddia ettiği
ikinci Theope’nin belgesini ya da kaynağını gösterebilmiş veya
Büktel’e karşı işlediği suçu kabul ederek özür dilemiş değildir. Ve
Theope, bugün dahi, hâlâ, DT sahnelerine çıkarılmamakta ve DT
yönetimleri, fosil yazarları zengin eden geleneksel halk düşmanı
tutumunu, bugün dahi, hâlâ sürdürmektedir.
Kesin delillerle
(CD kasetiyle) saptanmış böylesine vahim ve kasıtlı bir haksızlık
(skandal) karşısında bile tepkisiz kalarak, haksızlık eden
profesörün haksızlığını pasif biçimde desteklemiş ve (sırf nitelikli
ve dürüst eleştirileri yüzünden zaten yıllardır aforoz ettikleri)
Büktel'in mağduriyetini bir kez daha üç maymun tavrıyla seyretmiş
olan tiyatro insanlarımız (oyuncu, yönetmen, yazar, eleştirmen ya da
akademisyenlerimiz) şu sıra, ödenekli tiyatrolardan devlet desteğini
çekme (bir anlamda DT’yi kapatma) noktasına adım adım yaklaşan
AKP’den yakınıyorlar. Tiyatro insanlarımız, yeterli donanıma,
yeterli haklılığa ve yürek gücüne sahip olsaydılar, tiyatro
sanatıyla halka öylesine tükenmez bir coşku, öylesine kalıcı bir
heyecan ve sanatsal tutku aşılamış olurlardı ki; tiyatrocular
iktidarlara değil, iktidarlar tiyatroculara yaranmak zorunda
kalırdı. Tıpkı futbolculara yaranmak zorunda kaldıkları gibi...
Eğer tiyatro
insanlarımız politik iktidarların sanata olumsuz müdahalelerini
caydırmak için gerekli haklılığa ve yürek gücüne sahip olsalardı,
Özdemir Nutku, yalanı ve iftirası CD kaydıyla kanıtlandıktan
sonra, o yürekli insanlarımızın yüzüne bakamıyor olurdu. Suçunu
kabul edip yaptığı haksızlığın mağdurundan özür dileyinceye kadar,
tiyatro insanlarımız tarafından aforoz edilmiş olurdu. Ama tam
tersine, tiyatro insanlarımız haksızlığın failini değil, haksızlığın
mağdurunu aforoz ediyor. Yani Nutku’nun suçunu (yalan ve iftirayı)
mazur ve meşru sayıyor. Bu nedenle, Özdemir Nutku tiyatro
insanlarımızın yüzüne hiç sıkılmadan bakabiliyor.
Bu nedenle AKP
böylesi tiyatrocuların sanatından (böyle bir tiyatrodan) devlet desteğini tamamen çekmek
konusunda emin adımlarla ilerleyebiliyor. Böylesi tiyatrocular, bu
adımlara karşı çıkmak konusunda, gayet doğal olarak, halkı yanlarında
bulamıyorlar.
Cengiz Gündoğdu,
Şahin Ergüney’in internette yayınlanan yazısını okuduktan sonra
yazıyı derhal İnsancıl’da da yayınlamaya karar vermiş ve Ergüney’in
somut kanıtı karşısında suskunluğa gömülen Özdemir Nutku için,
“Özdemir Nutku’da bir gram gurur varsa, sokağa çıkamaması gerekir.”
demiştir.
Özdemir Nutku’nun
(Gündoğdu gibi düşünmeyen kişiler tarafından aristokrat ve yüce bir
tavır olarak yorumlanabilecek) sessizliğini cevap olarak
kabul etmiyorum. Ve ilk yazımda yer alan şu paragrafı, gereği
yapılıncaya değin, bulabildiğim her platformda tekrarlayacağımı ilan
ediyorum:
Bu durumda, sizi, ya iddianızı
ispat etmeye ya da benden özür dilemeye davet ediyorum.
Ya şu Fransa’daki diğer Theope’nin belgesini ve benim
“Theope”mle arasındaki benzerliği göstermek ya da bunu
yapamıyorsanız, en net ve yeterli ifadelerle yazılı
olarak benden özür dilemek ve 15 yıldır sürdürdüğünüz
hatayı tamir etmek zorundasınız.
COŞKUN BÜKTEL
Haziran 2006
NOT:
(I) Okurlarım, engellemelere alışık
olduğumu bilirler. Bu konudaki ilk yazımı da (“Özdemir Nutku
Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir”) her zaman olduğu gibi,
önce Evrensel Kültür dergisine göndermiştim. Derginin genel yayın
yönetmeni Aydın Çubukçu yazıyı “yayınlayacağız” diye cevapladığı
halde, derginin yazı işleri müdürü Eylem Yıldızer, “Özdemir
Nutku’nun görüşünü almadan yayınlayamayız” diyerek, Ö. Nutku’ya
ulaşmak için yazıyı bir ay beklettikten sonra, Nutku’yla konuştu.
Nutku, yukarıda aktardığımız cevabında da olduğu gibi, o toplantıda
“ikinci” bir Theope’den söz ettiğini inkâr etmemiş. Ama bu itirafına
rağmen, Eylem Yıldızer’le konuşmasında, “Onlar üç tanık bulursa ben
on üç tanık bulurum. Ama ben Coşkun Büktel’e cevap vermem” demiş.
Bir sürü tanıkların ifadelerine dayanan yazımı bir ay bekletmesinden
de onu yayınlamak istemediğini çoktan anlamış olduğum Eylem Yıldızer
için, Nutku’nun “Ben Büktel’e cevap vermem” demesi, yazımın
reddedilmesi için yeterli bir gerekçe oldu.
Eylem Yıldızer, Nutku’yla konuştuktan
sonra, bana, (yazıda anlattığım şeylerin inkâr edilmemiş olmasına
rağmen), yazıyı yayınlamaktan vazgeçtiklerini söyledi. Tabii ki,
Yıldızer’le tartıştık (telefonda). Tartışmamızı, Ankara’daki
Çubukçu’ya da aktardım. Çubukçu, Eylem Yıldızer’in kararına karşı
çıkmadı. Yani
“Özdemir Nutku
Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” adlı yazımın Evrensel Kültür'de basılmasından
vazgeçti. Tartışmamız boyunca Yıldızer’in bana karşı birkaç kez
tekrarladığı ve bana hayret veren şu cümleyi, o zamanlar Aydın
Çubukçu’ya aktardığım gibi, şimdi okurlara da aktarayım ki, Evrensel
Kültür’ün karar mekanizmasında yer alan mantık hakkında okurlar bir
nebze daha aydınlanabilsin: “Özdemir Nutku cevap vermeyeceğine göre,
biz bu yazıyı niçin basalım, Coşkun Bey?”
Yazılarım Evrensel Kültür’de çoğu zaman
“cevap hakkı doğuracağı”, yani cevap verileceği için reddedilirdi.
Yazıyı yayınlamamak konusundaki kararlılığını ilk günden hissettiğim
Eylem Yıldızer ise, benim yazılarımın, gerekirse “cevap
verilmeyeceği” için de reddedilebileceğini kanıtladı. Yani Coşkun
Büktel’in yazılarını basmamak için, havanın yağışlı olması da,
yağışsız olması da (artık Evrensel Kültür için bile) yeterli gerekçelerdi.
(II) Bu
ikinci yazımı da, yine önce Evrensel Kültür dergisine gönderdim.
Eylem Yıldızer, özetle, yazılarımın hakaret içerdiğini, kendimi öne
çıkararak kendi reklamımı yapmaya çalıştığımı, kendisiyle
konuştuğumuz bir sürü şey arasından
“Özdemir Nutku cevap vermeyeceğine
göre, biz bu yazıyı niçin basalım, Coşkun Bey?”
cümlesini cımbızlamamın yanlış olduğunu söyledi. Kendisine,
“öyleyse, aslında ne demek istediğinizi belirten bir açıklama yazın”
aynen sizin açıklamanızı koyayım, dedim.(Bu önerim hâlâ geçerlidir
ve daima geçerli olacak.) Yıldızer, böylesine kötü niyetli bir
yazının içinde kendi imzasını taşıyan bir açıklamayla yer
alamayacağını, yazımın (önceki yazım gibi) baştan sona yanlış
olduğunu belirtti. Öyleyse oraya geleyim ve şu yanlışları bir bir
gösterin de düzelteyim dedim, reddetti. “Yazınızı bu haliyle
istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz ama bunun bir bedeli olacak”
dedi. “Bunun bir bedeli olacak” ifadesini on beş dakikalık
konuşmamız boyunca her fırsatta yineledi.
Benim naçiz inancıma göre, Yıldızer, “bunun bir bedeli olacak”
ifadesini zaten on beş yıldır haksızlığa uğrayarak bedel ödeyen
Büktel’e değil, Büktel'e haksızlık eden Özdemir Nutku’ya
söyleyebilseydi ve yazımı yayınlayarak Nutku'ya bu bedeli
ödetebilseydi,.haktan ve haklıdan yana (ve Evrensel Kültür’e daha
yakışan) bir tavır sergilemiş olurdu.
(III) Evrensel
Kültür basmayınca, bu üçüncü nota kadarki haliyle, yazımı yine
Cengiz Gündoğdu'nun İnsancıl dergisine götürdüm. Gündoğdu
yazımı okuduktan sonra avukatına gönderdiğini ve basılıp basılmama
kararını avukatının belirleyeceğini söyledi. Böylece topu taca (ya
da avukatına) atan Gündoğ'du, sonunda yazıyı basmadı.
THEOPE POLEMİĞİ
: 15
İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN
YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?
Coşkun Büktel
Oyun yazarları derneği
üyeleri, Özdemir Nutku'nun Theope'ye ve Coşkun Büktel'e yaptığı (CD
görüntüleriyle kanıtlanmış) iftira ve haksızlığa aldırmıyorlar. Nutku'yu
herhangi bir biçimde kınamadıkları gibi, oyun yazarlarının haklarını
savunmak konusunda Nutku'yla birlikte (hatta
Nutku'nun başkanlığında) hareket etmekten de rahatsızlık duymuyorlar.
Bu
durumda, bu dernek üyelerinin (antidemokratik olmakla suçladıkları) eski dernekten ayrılarak yeni
bir dernek kurmaları, dürüst
insanlar tarafından ne denli ciddiye alınabilir? Dürüst insanlar
yazar haklarının (Theope'nin sahnelenmesini engellemek uğruna resmi
DT toplantısında açıkça yalan söylemeyi bile göze alabilmiş olan) Özdemir Nutku başkanlığında savunulmasını ne denli
inandırıcı bulabilir? Dernek üyesi yazarlar, belli ki, bu sorulara
ve dürüst insanların ne
düşüneceğine hiç kafayı takmıyorlar. Belli ki, Theope gibi bir oyunu
engellemek için yalan söylediği CD kaydıyla kanıtlanmış Özdemir
Nutku'nun başkanlığında yazar haklarını savunmaya kalkışmakta (kendi
oyunları engellenmediği sürece) hiçbir sakınca görmüyorlar. Belli
ki, eleştiri yazıları yüzünden onlar da Büktel'den nefret ediyor ve
Theope'nin yalan dahil her türlü yöntemle engellenmesini meşru ve
masum sayıyorlar. Dernek üyesi bu yazarlar, belli ki, bu gayrı
insani tercihlerini meşru saymayacak ve kınayacak dürüst insanları
(sırf sayıları kelaynak kuşları kadar az olduğu için) ihmal edilebilir bir ayrıntı sayıyor
ve hiç hesaba katmıyorlar.
Özdemir Nutku'nun başkanlığında kurulan
yeni oyun yazarları derneğinin (dürüst insanları acı acı
gülümsetecek) bildirisini, tiyatrodergisi.com.tr 'nin
19 Temmuz 2006 tarihli haberinden aynen aktarıyorum:
Oyun
Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED)’in Kuruluş Bildirisi
"60’ın üzerinde oyun
yazarı ve çevirmen, bir araya gelerek, oyun yazarları ve
çevirmenlerinin haklarını koruyacak, oyun yazarlığımızı ve
çevirmenliğimizi geliştirmeye ve tanıtmaya yardımcı olacak,
tiyatromuza yeni bir ivme kazandıracak olan “Oyun Yazarları ve
Çevirmenleri Derneği”ni (OYÇED) kurdular. Tiyatromuzun kalitesinin
yükseltilmesine, tiyatroda demokrasi kültürünün, çağdaş değerlerin
yerleştirilmesine ve tiyatromuzun bir atılım içine girmesine katkıda
bulunmayı amaçlayan derneğin kurucular kurulunda,
(alfabetik sıraya göre) Bilgin Adalı, Aytül Akal, Dersu Yavuz Altun,
Sadık Aslankara, Yalçın Baykul, Cuma Boynukara, Yard. Doç. Dr. Sema
Göktaş, Yard. Doç. Dr. Erbil Göktaş, Bilgesu Erenus, Doç. Dr. Hasan
Erkek, Turgay Nar, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Doç. Dr.
Nurhan Tekerek, Fikret Terzi, Yılmaz Onay, Cengiz Özek ve Haşmet
Zeybek yer aldı.
13.07.2006 tarihinde
kurulan, derneğin geçici yönetim kurulunda ise, şu isimler görev
üstlendi. Prof. Dr. Özdemir Nutku (Başkan), Doç. Dr. Hasan
Erkek (2. Başkan), Dersu Yavuz Altun (Genel Sekreter), Cengiz Özek
(Sayman), Bilgesu Erenus (Üye), Haşmet Zeybek (Üye), Fikret Terzi
(Üye).
Merkezi İstanbul’da
bulunan, kısa sürede örgütlenme çalışmalarını tamamlayarak, 29 Ekim
2006 tarihinde ilk genel kurulunu yapmayı planlayan OYÇED, başka
kentlerde de şubeler açmayı ve temsilcilikler bulundurmayı
amaçlamaktadır."
Dernek üyesi yazarlar, belli ki, kendilerini Özdemir Nutku'dan daha
masum saymıyorlar. Çıkarlarını Nutku gibilerin yanlarında yer
almakta, suçlularla dayanışmakta buluyorlar. İlan edilmemiş bir suç
ortaklığının gereklerine uyarak, birbirlerinin suçlarını sessizliğin
şalıyla örtüyor, yıkılmamak için köhnemiş yapılar gibi
birbirlerine dayanıyorlar.
Ben dememiş miydim?
Bu yazıyı, "Shakespeare'siz Herifler" adlı oyunumun ta 1991
yılında yazılmış şu satırlarıyla bitirmek pek çok açıdan aydınlatıcı
olacak:
"KORHAN: (...) Bizim piyasamızda hiç kimse masum değil! Herkesin
çıkarı birbirine bağlı. Sen kimsenin tekerine çomak sokmuyorsun,
kimse de senin tekerine çomak sokmuyor. Adı konmamış, kayda geçmemiş,
gayrıresmi ama tıkır tıkır işleyen bir centilmenlik anlaşması,
sessiz bir suç ortaklığı var. Bu suç ortaklığına herkes dahil olduğu
için, kimse kimseyi açıkça, isim vererek, eleştiremiyor. Kimse
kimseyle ilişkisini bozmayı göze alamıyor. Çünkü bu piyasadaki
insanlar yetenekleri sayesinde değil, ilişkileri sayesinde ayakta
kalabiliyor. İlişkilerini koruyamazsan ayağın kaydırılıyor. Bu
piyasada sanat değil ilişkiler önemli. Adına senin nezaket ve
centilmenlik dediğin o iğrenç ikiyüzlülüğe sırf ilişkiler hatırına
katlanılıyor. Yıldırım Gürler, işte bu yüzden nazik ve centilmen
değil. Çünkü yetenekli. İlişkilerine değil yeteneğine güveniyor.
Ayakta kalabilmek için kimseye dayanmak zorunda değil. Çünkü açığı
yok. Kimseden bir çıkar beklentisi yok. O yüzden cami duvarına
işeyebiliyor. Takır takır konuşabiliyor. Suçlanmaktan korkmadan,
isim vererek suçlayabiliyor. (...)"
(Coşkun Büktel "Shakespeare'siz Herifler" Dramatik
Yayınlar, İstanbul 1998, sayfa 54-55.
Yeni derneğin ilk genel kurulunda neler olacağını, Özdemir Nutku'nun
genel kuruldan da başkan çıkıp çıkamayacağını çok merak ediyorum.
Coşkun Büktel / 20 Temmuz 2006
GÜNCELLEME
YAHUT
2. "EK
YAZI":
THEOPE POLEMİĞİ
: 16
İNSANLAR BİRBİRLERİNİN
(VE ÇOCUKLARININ)
YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?
Salih Coşkun
Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek,
topluma bir bela kazandırmaktır"
F. Roosevelt
"İtfaiye ile ateş arasında tarafsız kalamam"
W. Churchill
Tiyatro kurumunda profesör nitelemesi ile unvanlandırılmış bir
"saygıdeğer"in içine düştüğü (kendi kendini içine attığı) bu durum
bizleri karamsarlığa itiyor. (Bizler; sosyal varlık olmak
mücadelesini sürdüren kitleyiz.)
Mühendislik eğitimi alan bir kişi olarak şuna çok net biçimde
iknayım ki, ortaya bir sav atılacağı zaman neden sonuç ilişkisinin
ortaya konması olmazsa olmaz şarttır. Tiyatro kurumunda profesör
nitelemesi ile unvanlandırılmış kişinin unvanı ya da
unvanlandırılmış olması değildir bu yazının derdi. Bu yazının derdi,
bu unvanın kazanmış olduğu saygınlık ve bu saygının (ve benzeri
saygınlıkların) toplumsal sonuçlarıdır.
Neden sonuç ilişkisi ortaya konmadan ortaya atılan sav, bir iftiraya
dönüşmüş, "yalan"dan başka bir vasfa sahip olamamıştır. İddianın
sahibi ise "yalancı" pozisyonunda kalmıştır.
Yalancı pozisyonundaki profesör ülkeye tiyatrocu, sanatçı, öncü,
entelektüel yetiştirmek iddiasında olmuştur yıllarca. Topluma yön
vermiş, topluma yön veren değerler yetiştirmiştir. Üniversite
hocasıdır ve üniversiteli tiyatrocular, entelektüeller
yetiştirmiştir.
İşte karın ağrımız burada tepe noktasına ulaşıyor. Toplum
öncülerinin, hesap sormayı görev edinecek, hesap sormayı öğretecek,
ustalarından, bilgi-edinim kaynaklarından ve de kendilerinden
şüpheye düşecek, şüpheye düşmeyi öğretecek kişilikler olması
gerekmez miydi?
Profesör Özdemir Nutku'nun, "Theope" oyunu etrafında oluşan
"mesnetsizce karalayıcılığı" onun öğrencilerinde, başkanlığını
yaptığı Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED) üyelerinde
bir karın ağrısı etkisi oluşturmadığı için, ağrı için gereken gazı
bizlerin bünyesi çekmek zorunda kalıyor.
Türkiye'de "tiyatrocuyum" diyen insanlar sahiden sadece ve sadece
başat medyanın sabun köpüğü dizilerinde bağırıp çağırmanın peşinde
mi geziniyorlar? Devlet Tiyatrosu’na kapağı atıp hazine
tırtıkçılığını mı arzuluyorlar? Hadi toplumsal dinamiklerle, dünya
meseleleri ile ilgili olan bizlere söyleyecek bir şeyleri yok
diyelim. En basit, en aşağılık suç sayılan "yalancılık" karşısında
bile söyleyecek sözleri yok mu bu toplum öncülerinin?
Yalancılık...
Bu hafife mi alınıyor bilemiyorum.
Anne babaların çocuklarına ilk öğüdü yahu: "Oğlum/kızım yalan
söyleme! Çok ayıp, günah"
İnsanlığın bu ilk dersi bile tiyatrocularımızı, tiyatro
öğrencilerimizi, Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği’nin (OYÇED)
üyelerini harekete geçirmiyorsa bırakalım üniversiteleri, liseleri,
eğitim programlarını.
Boşa çaba harcıyoruz.
Profesör Özdemir Nutku'nun mesnetsiz karalamasını bile sorgulayamaz
hale geldiyse insanlar birbirlerinin yüzüne nasıl bakabiliyorlar?
Tiyatrocular, toplum önderleri, bir yalanın hesabını soramıyorlarsa
nasıl bakabiliyorlar o "yalan söyleme evladım" dedikleri
çocuklarının yüzüne?
NOT:
Bu yazı eğer Coşkun Büktel'in sitesinde yayınlanma şansı bulursa,
umarım "Coşkun Büktel'in müridi" olarak nitelendirilmem. Yazıda
herhangi bir kişisel taraftarlık yapmadım. Çünkü kişi taraftarı
değilim. İtfaiye ile yangın arasında bir tarafta olabilmek adına bir
yalanın hesabının sorulması için çabaladığımı, istekli olduğumu
belirtmek istedim.
Salih Coşkun / 3 Ağustos 2006
Elektrik Mühendisi
Deka Elektronik Ltd.
Şti.
Kalite Yöneticisi
Özdemir Nutku ve
OYÇED skandalının devam yazısı:
Özdemir Nutku Skandalı OYÇED
skandalına dönüşüyor
PINTER, BRECHT, NÂZIM
VE
DİĞERLERİNE HAKARET ETMEYİN!
Onlar Sizin Meslektaşınız değildi.
Not:
Bu sayfada okuduğunuz yazılar,
Özdemir Nutku skandalı'nın OYÇED
skandalına dönüştüğünü belirleyen ilk yazılardır. OYÇED skandalı
üstüne daha sonra bir sürü başka yazılar yazmak zorunda kaldık.
OYÇED hâlâ utanmış, konu hâlâ kapanmış değil.
OYÇED’in
cevaplaması gereken ve hâlâ cevaplamadığı soruları,
“Ne Âlâ
Memleket” başlıklı yazımızın sonundaki “GÜNCELLEME”
bölümünde bulabilirsiniz.
Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı'nın tarihçesini
kavramak için, (Büktel tersini tercih ettiği halde, çoğu
coskunbuktel.com'dan başka hiçbir yerde yayınlanmamış) aşağıdaki
yazılara bir göz atmanız yeterlidir:
(Eskiden yeniye
doğru tarih sırasıyla)
ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE BELGE
GÖSTERMELİDİR
Coşkun BÜKTEL / Eylül 2005
COŞKUN BÜKTEL’E YANIT
Özdemir NUTKU / Eylül 2005
“THEOPE” ÜZERİNE ÖZDEMİR NUTKU’YA YANIT
Şahin ERGÜNEY / Ekim 2005
ÖZDEMİR NUTKU İNSANLARIN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 5 Temmuz 2006
İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN YÜZÜNE NASIL
BAKABİLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 19 Temmuz 2006
İNSANLAR BİRBİRLERİNİN (VE ÇOCUKLARININ)
YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?
Salih COŞKUN
- 3 Ağustos 2006
PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET
ETMEYİN!
Coşkun BÜKTEL - 16 Ağustos 2006
OYÇED YAZARI OLMAKTAN
(HÂLÂ) UTANMAYAN BİR GÖNÜLLÜ ARANIYOR
Coşkun BÜKTEL - 9 Eylül 2006
Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU
KLUX KLAN MI?
Coşkun BÜKTEL - 28 Kasım 2006
NE ÂLÂ MEMLEKET
Coşkun BÜKTEL - 24 Aralık 2006
OYÇED NE HAKLA
AÇIKLAMA BEKLİYOR?
Coşkun BÜKTEL - 16 Şubat 2007
OYÇED KİŞİLERİ VE
KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?
Coşkun BÜKTEL - 13 Mart 2007
OYÇED'İN YÜZLEŞME
ÇAĞRISI ÜZERİNE
Coşkun BÜKTEL - 19 Mart 2007
UTANMA EŞİĞİ
Coşkun BÜKTEL - 24 Mart 2007
OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI
Coşkun BÜKTEL - 28 Mart 2007
NİHAYET!!!
(DT koordinasyon toplantısının iftirayla ilgili bölümünün CD'si
yayınlandı)
Coşkun BÜKTEL -12 Temmuz 2008
|