Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
 
THEOPE POLEMİĞİ : 14

 

 

 

ÖZDEMİR NUTKU

İNSANLARIN YÜZÜNE

NASIL BAKABİLİYOR?

 

Coşkun Büktel

 

 

 

(GÜNCELLEME 1 Ağustos 2008: Özdemir Nutku iftirası'ndan üç yıl sonra −12 Temmuz 2008− iftiranın yer aldığı DT koordinasyon toplantısının iftirayla ilgili bölümünün video kaydı nihayet yayınlanabilmiş ve ortaya çıkan CD görüntüleri; o görüntüleri görmeden önce Şahin Ergüney'in hafızasına dayanarak anlattığı iftira olayını, iftiranın kendisiyle ilgili olmayan bazı önemsiz ayrıntılarda −örneğin, toplantıda Ergüney'e müdahale eden kişilerin sayısı hakkında− Ergüney'in hafızasını kelimesi kelimesine doğruluyor olmasa da; "meselenin özünde", Ergüney'in Nutku'ya yönelik iftira suçlamasının tamamen, yüzde yüz, kesinkes, en küçük kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, "gerçeği" yansıttığını belgelemiş ve iftirayı güneş kadar apaçık ve net görülebilen bir hakikat haline getirmiştir. O CD görüntülerini −hakikati− ortaya çıkaran da zaten Şahin Ergüney'den başkası değildir.

 

Ne var ki, DT mensubu Ergüney; önce genel müdür Mine Acar'dan, daha sonra da genel müdür Lemi Bilgin'den izin alamadığı için, −ortaya çıktığı günden beri isteyen herkese bizim zaten göstermekte olduğumuz− CD kaydını internette yayınlamamıza uzun süre izin verememiştir. Sonunda, baskılarımızla yıldırdığımız iftira savunucusu isimsiz sapıklar, güneşi yalanlarla sıvayabileceklerine güvenerek, CD kaydını; kimseden izin almaya gerek duymaksızın ve iftirayı örtbas etmeye yönelik her türlü yalanla −"Canbaza bak!" diyen dikkat çelici, hareketli yazılarla− görüntüleri kirleterek ve görüntülere her türlü montaj hilesini tatbik ederek, yayınlayınca −Bakınız: "Yamalı Bohça"− aynı CD kaydını bizim de −tabii ki, montajsız, katkısız, hilesiz olarak− "çıplak görüntülerle", "çıplak gerçek" halinde, yayınlayabilmemiz mümkün hale gelmiştir. −Bakınız: "Nihayet!!!"− CB)

 

 

 

“Unless a man feels he has a good enough memory,

he should never venture to lie.”

“İnsan yeterince iyi bir hafızaya sahip olduğunu hissetmedikçe,

yalan söylemeye kalkışmamalıdır.”

Michel De Montaigne

"ESSEYS” I. IX, Penguin Books, 1984. s. 30.

 

 

“Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” adlı yazım “Berfin Bahar” dergisinin Eylül 2005 tarihli 91. sayısında yayınlandıktan sonra, “Tiyatro Keyfi” adlı internet sitesinde de yayınlandı.

O yazımda, Özdemir Nutku’dan, Ankara DT oyuncusu Şahin Ergüney’in bana verdiği bir haberin hesabını soruyordum. Haber şuydu:

Devlet Tiyatrosu’nun 2005 yılı koordinasyon toplantısı Mayıs ayının ikinci yarısında, Ankara’daki DT tesislerinin Orhan Asena tesislerinde düzenlendi. Beş gün süren toplantının dördüncü gününde (19 Mayıs) oturumu yöneten kişi, DT’nin Edebi Kurul başkanı Özdemir Nutku’ydu. DT genel müdürü Lemi Bilgin, yardımcısı Tamer Levent, tüm bölge müdürleri, tüm sanatçı temsilcileri ve tüm dramaturglar (Özcan Özer hariç) oradaydı. DT sanatçılarından, oyuncu Şahin Ergüney de, DT disiplin kurulu sanatçı temsilcisi olarak, bu yıl toplantıya ilk kez katılıyordu.

 

Şahin Ergüney, Büktel’in “Theope” adlı oyununu yıllar önce okumuştu ve okuyan her namuslu sanatçı gibi bu oyunu çok beğeniyordu. Şahin Ergüney, insanları son derece heyecanlandıran “Theope” gibi bir yerli oyun yazılmışken, 1990 yılında DT repertuarına alındığı halde bu oyunun 15 yıldır programa konmamış olmasını, DT sahnesine çıkarılmamasını, Türk tiyatrosu için önemli bir kayıp, yazara ve seyirciye ise büyük bir haksızlık olarak değerlendiriyordu. Ve tiyatroyla ilgili pek çok kişinin bildiği üzere, Şahin Ergüney “Theope”nin önemi ve değeri konusundaki düşüncelerinde yalnız değildi. “Theope” konusunda söz alan herkes, bu oyunla ilgili olarak alışılmamış derecede heyecanlı cümleler kuruyordu.

 

(…)

 

Özdemir Nutku’nun o günkü oturumda müdürlerin ve dramaturgların oyun önerilerini tartışmaya açmasıyla öneriler ortaya konulduğunda görüldü ki, DT müdürlerinin oyun önerileri arasında (15 yıldır olduğu gibi bu yıl da) “Theope” yoktu. Müdürlerin ve toplantıda bulunan diğer kişilerin oyun önerilerini sonuna kadar sabırla dinlemiş olan Şahin Ergüney, sonunda söz aldı ve (özetle) orada önerilen oyunların pek çoğundan daha iyi bir oyun olduğu halde hiç kimsenin “Theope”yi önermemiş olmasını hayretle karşıladığını belirterek, DT’nin “Theope”yi niçin değerlendirmediğini sordu. Bu haklı soru, rahmetli Tarık Buğra başkanlığındaki Edebi Kurul’un “Theope”yi repertuara aldığı 1990 yılından beri, o çatının altında büyük bir ihtimalle, ilk kez soruluyordu. Büyük bir ihtimalle, 15 yıldır ilk kez, koordinasyon toplantılarına bu haklı soruyu soracak kadar namuslu bir insan katılıyordu.

Hiç kimse söz alıp açıklama yapmaya yanaşmadı. Yalnızca bazı kişiler, sağdan soldan laf atarak, “Yazarın tavrı yüzünden böyle oluyor”, “Oyunun kısalması gerekir”, “Yazar Theope’yi kendisi yönetmek istiyor” gibi iddialarla, 15 yıldır sürdürülen haksızlığa bahane yada kılıf bulmaya, meşruiyet kazandırmaya çabaladılar.

 

(…)

 

Coşkun Büktel’in eleştiri yazılarına en sert biçimde maruz kalmış tiyatro insanlarından biri olan Özdemir Nutku (Örneğin, bakınız: “Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları”, sayfa 144 ve 301.) Büktel’in “Shakespeare’siz Herifler” ve “Haram Lokma Sendromu” adlı oyunlarını reddetmiş olan DT Edebi Kurulu’nun da, uzun süreden beri, başkanıdır. Sayın Nutku, Büktel’in belgelere dayanan eleştirilerini asla cevaplayamamış ve sessizce hazmetmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle olsa gerek, sayın Nutku; koordinasyon toplantısında “Theope” konusunun gündeme gelmesinden ve Şahin Ergüney’in “Theope” yanlısı açıklamalarından, hiç hoşlanmamıştı. Sayın Nutku, hoşnutsuzluğunu ve “Theope” konusunu kapatmak yönündeki arzusunu ortaya koyan bir tavırla, Şahin Ergüney’e, “Konuşmanız bitti mi?” diye sordu ve hemen ardından, “Theope”nin uygun bir prodüksiyonla DT sahnelerinde Türk ve dünya seyircisine sunulması ve uluslararası arenada Türk tiyatrosuna prestij kazandırması ihtimalini (kendisinin övünç yerine utanç duyacağı anlaşılan bu ihtimali) bertaraf etmek için, profesörce bilgiç, profesörce otoriter bir eda ile (Şahin Ergüney’in, daha sonra unutmamak için, hemen o anda, kelime kelime not aldığı) şu sözleri söyledi:

 

“Fransa’da Theope diye bir oyun var; Fransızca bilen kişiler, bu oyuna, benzerliğinden dolayı bir bakmalılar”

 

Özdemir Nutku, yukarıdaki cümleyi telaffuz ettikten sonra, sanki “Theope”nin aslında çalıntı olduğunu kanıtlamışçasına kendinden emin bir tavırla konuyu derhal kapatıp bir başka kişiye söz hakkı verdi.

 

(Coşkun Büktel, “Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” Berfin Bahar, Eylül 2005.)

Evet, haber yukarıda aktardığım gibiydi ve ben haberi aktaran yazımı Şahin Ergüney’in onayına sunduktan ve onun istediği düzeltmeleri yaptıktan sonra yayınladığımı; Nutku’nun “ikinci bir Theope’den” söz ettiği bilgisini, toplantıya katılmış iki isimden daha (Selen Korad Birkiye ve Esen Çamurdan) ayrıca doğruladığımı da, yazımın sonunda not etmiştim.

 

Yazımın sonunda bu haberi değerlendiriyor ve Özdemir Nutku’dan hesap sorarak ya belge göstermesini yada özür dilemesini talep ediyordum:

“Theope” adlı ikinci bir oyunun var olduğunu hiç sanmıyoruz. Böyle bir oyun varsa bile, bu oyunun ya benim “Theope”mden sonra yazılmış olması gerektiğini, yada benim “Theope”mle arasında en küçük bir benzerlik bile bulunamayacağını kesinlikle biliyoruz.

Bu durumda, “Theope”nin DT’de sahnelenmesini engellemek için 15 yıl boyunca bulabildiğiniz tek gerekçenin, haksız ve asılsız olduğuna inanmak zorundayız. Siz, “Theope”yi haksız ve asılsız gerekçelerle 15 yıldır engelleyerek, yalnızca bana değil, Türk tiyatrosuna da zarar vermektesiniz.

(…)

Siz, Türk tiyatrosunun gelişmesine katkı sağlamak için maaş alan bir tiyatro profesörü ve DT Edebi Kurul başkanı olarak, “Theope” gibi hayranlık yaratan bir oyunu engellemekle değil, tam tersine, desteklemekle görevliydiniz. Taşıdığınız unvanın ve aldığınız maaşın hakkını vermek için, “Theope” gibi Türk tiyatrosuna prestij kazandıracak oyunları engellemek değil, tam tersine desteklemek zorundaydınız. Ama siz, “Theope”yi desteklemediğiniz gibi bir de kalkıp (her yola başvurarak, iftiraya bile tenezzül ederek) onu engellediniz. Bu engellemeyi yapabilmek için, o toplantıdaki tiyatrocuların tümünü aldatmaktan çekinmediniz. Profesör etiketiniz yüzünden size güven duyan o insanların güvenlerini suiistimal edip zekalarıyla alay ettiniz.

(Türk tiyatrosunu “Komşu Köyün Delisi”ne layık gören ve “Theope”ye layık görmeyen bir tiyatro profesörü olarak) siz sayın Nutku; bana ise yalnızca maddi zarar vermekle yetinmediniz. Siz, otuz tiyatrocu önünde, asılsız bir gerekçe uydurup “Theope”nin sahnelenmesini tartışmaya bile yanaşmayarak, benim eserime ve yazarlığıma da hakaret ettiniz. Benim yazarlık onurumu hiçe saydınız. İçinde yaşadığım sefalete rağmen, benim para kaybetmeye ne kadar dayanıklı olduğum, sizlerin beğenmediği eleştirel tavrımı ısrarla sürdürmemden bellidir. Ama bilindiği üzere ben, maddi menfaatlerime saldırılmasına ne kadar tahammüllüysem, onuruma saldırılmasına o kadar tahammülsüzüm. Ben, çoğunuzdan farklı olarak, ancak maddi sefalete dayanabilirim, manevi sefalete değil.

Bu durumda, sizi, ya iddianızı ispat etmeye yada benden özür dilemeye davet ediyorum. Ya şu Fransa’daki diğer Theope’nin belgesini ve benim “Theope”mle arasındaki benzerliği göstermek yada bunu yapamıyorsanız, en net ve yeterli ifadelerle yazılı olarak benden özür dilemek ve 15 yıldır sürdürdüğünüz hatayı tamir etmek zorundasınız.

Bu konuda gerekeni yapmazsanız, yani benim onuruma aldırmayarak davetimi cevapsız bırakırsanız; yazacağım ikinci yazıda benim de sizin onurunuza aldırmayacağım ve ikinci yazımda bu denli kibar olmayacağım tabiidir.

(Coşkun Büktel, “Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” Berfin Bahar, Eylül 2005.)

Benim yazımın Berfin’de yayınlanmasından bir ay sonra (Ekim 2005 tarihli İnsancıl’ın 43. sayfasında) Cengiz Gündoğdu da konuyla ilgili olarak şunları yazdı:

(...) Bu sırada, toplantılara Devlet Tiyatrosu Disiplin Kurulu üyesi olarak katılan oyuncu Şahin Ergüney, Coşkun Büktel’in Theope adlı oyununun neden önerilmediğini soruyor.

Şahin Ergüney’in sorusu yerinde. Çünkü Coşkun Büktel’in Theope adlı oyunu 15 yıldır Devlet Tiyatrosu’nun dağarında.

(Burada bir parantez açarak Cengiz Gündoğdu’ya cevap vermek zorundayım:

Şahin Ergüney’in sorusu elbette yerinde, sayın Gündoğdu. Ama “Theope adlı oyun 15 yıldır Devlet Tiyatrosu’nun dağarında” olduğu için değil... Theope adlı oyun, mükemmelliğine hiç kimsenin –Coşkun Büktel’den nefret edenlerin bile– karşı çıkamadığı bir oyun olduğu için... Özdemir Nutku gibi tüm “otoritelerin” yıllardır kapalı kapılar ardında engellemesine karşın, her gerçek tiyatrocunun mutlaka okuduğu ve okurken heyecan duyduğu bir oyun olduğu için... Coşkun Büktel’le hiçbir samimiyeti ve ahbaplığı bulunmayan sanatçılar tarafından bile şu türden heyecanlı ifadelerle övüldüğü için:

 

“İnsanı sinirlendirecek kadar mükemmel yazılmış bir oyun.”

SEÇKİN SELVİ

 

“Theope, Türk tiyatrosunda yepyeni bir kulvar açıyor.”

CÜNEYT TÜREL

 

“Hayran oldum!”

CİHAN ÜNAL

 

“Theope’yi kendi oyunlarımın hepsinden daha çok beğeniyorum.”

MEMET BAYDUR

 

“Büyülendim!”

HASAN ALİ TOPTAŞ.

Şahin Ergüney’in, o toplantıda Theope’nin DT’de sahnelenmesini talep etmesi elbette haklı, sayın Gündoğdu; ama sizin dediğiniz gibi, “15 yıldır DT dağarında” beklediği için değil... DT dağarında bekleyen on binlerce oyun var. Bu oyunların hepsinin oynanması pratik olarak zaten imkânsız. Sizin de DT veya İstanbul Şehir Tiyatrosu dağarında Theope’den daha uzun süre beklemiş oyunlarınız olabilir. Ama Theope’nin durumu farklı... Siz bu farkı inatla görmemeye çalışsanız bile, gören insanların sayısı her gün artıyor: Theope, yalnızca çok beklediği için değil, sahnelenmeyişi, “bu ülkenin tiyatro sanatı bakımından utanç verici, yüz kızartıcı bir skandal olduğu için”, sahnelenmek zorundadır.)

Bu geniş parantezi kapadıktan sonra, Cengiz Gündoğdu’nun Ekim 2005 tarihli İnsancıl’daki “destek” yazısını kaldığımız yerden sürdürüyoruz:

Şahin Ergüney’in sorusuna karşı Edebi Kurul Başkanı Özdemir Nutku, şöyle diyor, “Fransa’da Theope diye bir oyun var. Fransızca bilen kişiler, benzerliğinden dolayı bir bakmalıdır.” Özdemir Nutku, bu savı ileri sürüyor, sonra konuyu kapatıyor.

Ben kesinlikle böyle bir savı ileri süremezdim.dediğim sav işte bu... Özdemir Nutku’nun savı.

Coşkun Büktel’in Theope adlı oyununun Fransızca yazılmış Theope adlı bir başka oyuna benzediğinin söylenebilmesi için, iki oyunun da masada olması, benzer yerlerinin kırmızı kalemle gösterilmesi zorunludur.

Özdemir Nutku’nun tiyatro dünyasına çok emeği geçmiştir. Özdemir Nutku’nun hiçbir kanıt göstermeksizin Theope’yle ilgili bu savını duydukta çok şaşırdım, “Olamaz” dedim.

Daha sonra Theope’yi gündeme getiren Şahin Ergüney’le görüştüm. Bana yazılı olarak bildirilen bilgiler doğruymuş.

(Burada bir parantez daha açalım: “Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” adlı ilk yazımı, önce Evrensel Kültür’e götürmüş ve –öyküsünü bu yazının sonundaki bir numaralı dipnotta anlattığım üzere– reddedilmiştim. Daha sonra yazıyı Cengiz Gündoğdu’ya götürdüm. Gündoğdu olayı böylece öğrendi ve “hakaret içerdiği” gerekçesiyle yazımı basamayacağını belirtti. Ama olayı takip edeceğini ve Özdemir Nutku’dan cevap alana dek, hem de kapaktan, hesap soracağını da söyledi. Ve söylediği gibi de yaparak, konuya üç kez kapaktan dikkat çekti: Bakınız, İnsancıl, Ekim/Aralık 2005 ve Şubat 2006 sayıları... İnsancıl’dan sonra, yazımı hiçbir değişiklik yapmadan Berfin Bahar’a götürdüm ve yazım Eylül 2005 tarihli Berfin Bahar'da yayınlandı. Daha sonra Tiyatro Keyfi sitesinde de yayınlanan yazımda, Cengiz Gündoğdu’dan başka hiç kimse hakaret bulmadı.

Gündoğdu, Coşkun Büktel’i sevmediğini açıkça onun yüzüne karşı söyleyebilen bir insandır ve buna rağmen, zaman zaman, belki de kerhen, Coşkun Büktel’in bazı yazılarını, Evrensel Kültür’ün basmadıklarını, basmıştır. Ama Gündoğdu’nun bile basmadığı yazılarım oluyor. Gündoğdu yazılarımı basmayışıyla ilgili tavrını, güncesinde arada bir tekrarladığı şu ilkeye dayandırıyor olmalı: “Eleştiri kişilere değil, düşüncelere yönelmelidir”.

Ama ne yazık ki, benim karşıma çıkan insanların genellikle düşünceleri değil, yalnızca “suçları” oluyor. Ben kanıtlanmış suçlarla ve suçlularla mücadele ediyorum. Bir profesör resmi bir toplantıda benim oyunumu engellemek için yalana başvuruyorsa, benim onunla düşünce tartışmasına girip ona yalanın ne kadar kötü bir davranış bozukluğu olduğunu anlatmaya kalkmam gerekmez. Çünkü görünüşte, Nutku da yalana karşıdır. Görünüşte, Nutku da ilerici, çağdaş, demokrat bir insandır. Bu yüzden onun düşüncelerini eleştirmeye kalkmam saçma olur. Çünkü Nutku, karşıma çıkan pek çok diğerleri gibi, bana karşı, açıkça, kasten, bile bile suç işlemiştir ve işlediği suç, “düşünce suçu” değildir. O nedenle Gündoğdu’nun, “Eleştiri kişilere değil, düşüncelere yönelmelidir” tezi, her durumda, özellikle benim durumumda, mutlak bir hakikat olarak değerlendirilmemelidir. Ben çoğu zaman düşünce tartışması yapmak için değil, suçluları "suç kanıtlarıyla teşhir ederek" caydırmak için yazı yazıyorum.

 

Özdemir Nutku Theope’nin Fransızca yazılmış bir başka oyuna benzerliği var demiş.

 

Şahin Ergüney de Özdemir Nutku’nun bu savına şaşırmış. Ama kimse çıkıp da Coşkun Büktel’in Theope adlı oyununun benzediği öbür Theope’nin yazarını sormamış.

 

Şimdi ben burdan soruyorum Özdemir Nutku’ya. Coşkun Büktel’in Theope oyununun benzediği öbür Theope’nin yazarı kimdir. Bu oyun hangi tarihte nerde oynamıştır. Bu oyun kitaplaştırılmış mıdır.

(Sorularının sonuna soru işareti koymayan Cengiz Gündoğdu’nun imlasını aynen aktardım. CB.)

Şu bilinir. Savı ileri süren savını kanıtlamakla yükümlüdür. Bana ulaşan birçok insan bunun kanıtlanmasını bekliyor Özdemir Nutku’dan.

(Cengiz Gündoğdu, “Yıldız Güncesi” İnsancıl, Ekim 2005.)

Daha çok beklerler! Bu eğer kanıtlanabilir bir şey olsaydı, eğer (bırakın eser hırsızlığını) en küçük bir açığım, tek bir açığım bulunsaydı; vandallar bugüne dek kapalı kapılar ardında sinsice sürdürdükleri propogandayı bir yana bırakıp açıkça saldırıya geçer, pire kadar bile olsa o küçük açığımı deve yaparak, beni çoktan kepaze eder ve defterimi dürerlerdi.

Özdemir Nutku’nun, daha önceki yazılarıma olduğu gibi, “Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” adlı yazıma da cevap verebileceğini sanmıyordum. Belki de, ilk kez bir başka kalem tarafından (yarım ağızla da olsa) desteklendiğim için, yani sorduğum soruyu Cengiz Gündoğdu da sorduğu için; belki de yeni Gündoğdu’ların çıkmaması için; Ö. Nutku, bu kez, cevap vermek gereğini hissetti. Verebileceği bir cevabın bulunmadığından emindim. Elbette haklı çıktım.

Özdemir Nutku, “Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” adlı yazıma “Berfin Bahar” dergisinde cevap vermesi gerekirken, “Coşkun Büktel’e Yanıt” başlıklı cevap yazısını (nedense, “yalnızca” sanal ortamda yayınlamayı tercih ederek) yalnızca “Tiyatro Keyfi”nde yayınladı. Özdemir Nutku’nun kısa cevabını sanal ortamdan gerçek ortama aktarmayı; yani kağıt ve mürekkepten oluşan, yok edilemez, değiştirilemez, somut bir “belge” şekline sokmayı gerekli bulduğum için, tek kelimesini kısaltmadan aynen aktarıyorum:

Sayın Coşkun Büktel,

Benim hiçbir iddiam olmadı. Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın “Theope” adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim. Üstelik hiçbir imada bulunmadan. Metni görmedim, yalnızca adına eski bir belgede rastladım. Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu okuma olanağı bulamayacaktım. Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim.

Üstelik, sizin Theope'nizin oynanması gerektiğini de Kurul'da birkaç kez dile getirmiştim. Bunu eski kurul üyelerinin hepsi de bilir. Siz çeşitli kişilerden bunu onaylattığınızı söylüyorsunuz. Elbette onaylayacaklar. Çünkü Theope'den söz ettim. Ama size nakledilen tavırda değil.

Biz kurul üyeleri olarak repertuarı seçmeyiz. Yalnızca oynanabilecek her türden oyunu havuza atarız. Bölge müdürleri ve yönetmenler, bu havuzdan sahnelemek istedikleri oyunları seçerler. Seçerken de kendi seyirci durumunu ve niteliklerini hesaplarlar. Bunlar kurul üyelerinin işi değildir.

Gelelim hakaret konusuna; ben sizin için bir kez bile kötü söz söylemedim. Ama siz 15 yıldan beri, çeşitli dergilerde bana saygısızca saldırıyorsunuz. En azından sizin kadar, benim de onurum var. Böyle bir durum karşısında bana mektup yazsaydınız, ben de eksik olanları size mektupta belirtirdim. Ama siz, Theope gibi, ikinci bir başarılı oyun yazmanız gerekirken, reklamı çok sevdiğiniz için, oraya buraya saldırarak boş yere vakit geçiriyorsunuz!

Yeteneğinize yazık! Yeteneğinizi polemik yazılarla heba etmeyin. Bize oyunlar yazın, Türk tiyatrosu kazansın.

Sevgilerimle,

Prof. Özdemir Nutku

Editörün notu:

Sitenin kuruluşundan beri sayfalarda hiçbir polemiğe yer vermemeyi ilke edindim. Bu tartışma, ilk ve son oldu. Coşkun Büktel gibi yönetmen olarak yapmak istediğim oyunların başında gelen “Theope” gibi değerli bir eserin yazarının gönderdiği yazıyı da, ülkemizin yetiştirdiği en önemli tiyatro adamlarından Özdemir Nutku'nun bu yazıya yanıtını da yayımlamazlık edemedim. Ancak bu polemiğin artık bizim sayfalarımızda süremeyeceğini ve Özdemir Bey'in yazısının bu konuda yayımladığımız son belge olduğunun bilinmesini isterim.

 Kemal Başar

Tiyatro Keyfi adlı internet sitesinin editörü Kemal Başar tarafından yazılmış ve yukarıda aktardığım açıklama, benim konuyla ilgili bu ikinci yazımın “Tiyatro Keyfi”nde yer alamayacağı anlamına geliyor. Yani “Editörün notu” Özdemir Nutku’yu değil, aslında yalnızca beni engelliyor. (1)

Görüldüğü üzere, Özdemir Nutku, cevabında, “ikinci Theope” konusundaki iddiasını itiraf ediyor ve aynen tekrarlıyor. Ama iddiasının kaynak yada kanıtını göstermeye hâlâ daha yanaşmıyor. Bana “kıyak” olarak yalnızca şunu yapıyor: Benim Theope’min özgünlüğünden şüphe etmediğini de belirttiğini söylüyor: “Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim.”

Özdemir Nutku’nun öteki Theope’yi okumamış olduğumdan emin olduğunu söylemesi beni rahatlatmak için yeterli değil. “Öteki Theope” varsa, onu okumadığımdan hiç kimse tam olarak emin olamaz. “Öteki Theope” varsa, Özdemir Nutku kanıtını/kaynağını göstermeli. Gösteremiyorsa, Theope’nin orijinalliği konusunda kasıtlı olarak şüphe yarattığı için benden özür dilemeli. Özdemir Nutku ne kaynak yada kanıt gösteriyor, ne de özür diliyor.

Yalnızca, “sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim.” diyor.

Acaba gerçekten eklemiş mi?

Hayır, eklememiş.

Özdemir Nutku’nun “Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş.” dediği Şahin Ergüney, Nutku’ya karşı Tiyatro Keyfi’nde bir cevap yazısı yayınladı. Cengiz Gündoğdu, sağolsun, bu yazıyı sonradan İnsancıl’da da (Şubat 2006) yayınlandı. (Şahin Ergüney’in yazısı, şunu kanıtlıyor: Özdemir Nutku, Coşkun Büktel ve Theope ile ilgili gerçek dışı açıklamalarını, yalnızca otuz kişilik koordinasyon toplantısıyla sınırlı tutmayıp, “Coşkun Büktel’e Yanıt” başlıklı yazısında da sürdürmüş. Ergüney’in yazısı, hakikatin Özdemir Nutku’yu bir kez daha yalanladığını kesin bir kanıtla ortaya koyuyor. Tek kelime kısaltmadan aktarıyorum:

Sayın Özdemir Nutku,

Tiyatro sanatıyla ilgilenen hemen herkes, yazdığınız ve çevirdiğiniz yapıtları okumuş, onlardan yararlanmıştır.

Devlet Tiyatroları Edebi Kurulu’ndaki varlığınızı önemseyen ve bunu tiyatromuz adına kazanç sayan bir Devlet Tiyatrosu oyuncusu olarak; Mayıs 2005’te yapılan Devlet Tiyatroları Koordinasyon toplantısında sizinle aynı çatı altında çalışma şansım oldu. Sizin başkanı olduğunuz o toplantıda on beş yıl önce kuruldan geçmiş olmasına karşın bir türlü sahnelenmeyen, Coşkun Büktel’in “Theope” adlı oyununu, bu vesile ile gündeme getirdim. Bunu yaparken, “Theope”nin her bakımdan yetkin bir oyun olduğunu, dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım. (Geçen yüzyılda, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda, Ali Taygun'un rejisiyle sahnelenen bu oyunun, Coşkun Büktel’in deyişiyle “vandalca budanarak” tanınmaz hale getirildiği herkesin malumudur. Pek çok tiyatrocu ve tiyatroseverin bu konudaki ortak görüşü, “Theope” ye haksızlık edildiği yolundadır.) Bu oyunu, sizin başkanlığınızdaki bir toplantıda gündeme getirirken amacım, “Theope”nin Devlet Tiyatrolarınca sahnelenmesi için sizden destek geleceği konusundaki safiyane inancımdı.

Sonuç hiç de beklediğim gibi olmadı!

Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu Sanatçı Temsilcisi sıfatıyla katıldığım toplantıda, tiyatro festivalleri üzerine düşüncelerimi anlatmaya çalışmış ve ayrıca repertuar üzerine kendimce eleştiriler getirmiştim. On dakikayı geçmeyen bu konuşmamım son iki dakikasında, “Theope”den söz etmeye kalkmıştım ki, siz konuşmamı kesmiş ve 16. yüzyılda, Fransızca yazılmış başka bir “Theope”nin varlığına işaret etmiştiniz: “...özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar... Aradaki benzerliği görmek için ....”

Sizin gibi bir bilim adamının sözlerinden sonra “Theope” üzerine konuşmak, onu savunmaya kalkışmak haddime değildi elbet. ( Zaten siz de, çoktan sözü benden alıp başkasına vermiştiniz.) Siz düpedüz, “Theope”nin çalıntı olabileceğini ima ediyor ve sayıları otuzu geçen tiyatro insanı önünde bunu söyleyebiliyordunuz. Mutlaka bir bildiğiniz vardı! “Theope”den ve onun yazarı Coşkun Büktel’den ilk kez kuşkulandım! Sizden başka hiç kimsenin bilmediği bu gerçeği, asıl muhatabına, yani oyunun yazarına – sizin deyişinizle – naklettim.

Sonraki gelişmeleri biliyorsunuz. Büktel ve arkadaşları – sizin koordinasyon toplantısında 16. yüzyılda yazıldığını söylediğiniz, Büktel’e cevabi yazınızda ise, nedense 17.yüzyıla taşıdığınız – Fransızca “Theope” için hummalı bir araştırmaya giriyorlar ve bir şey bulamıyorlar. Büktel, her zamanki üslubuyla sizi kanıtlamaya veya özür dilemeye çağıran bir yazı yayımlıyor. Siz de “Tiyatro Keyfi” sayfalarında kısa bir yanıt veriyorsunuz ve “...size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş” diyerek, topu benim kafama çarptırarak, taca atıyorsunuz.

Ben bu “ eksik nakletmiş” sözünü ciddiye aldım. Toplantı sonrasında aldığı notlar yanlış yada sizin de söylediğiniz gibi “eksik” olabilir düşüncesiyle, o günkü toplantının beni ve sizi ilgilendiren bölümünün kaydına ulaşmaya çalıştım. Şimdi elimde on dakikalık bir VCD var. Bu VCD, sizin benim konuşmamı keserken, sonra da “Theope” üzerine malum yorumunuzu yaparkenki olumsuz tavrınızı, öylesine iyi yansıtıyor ki... Neyse, bu işin görüntüsel boyutu, yoruma açık olabilir diye düşünebiliriz. Ama bir de sözleriniz var, kendi sesinizden... “Theope” konusunda, kelimesi kelimesine, aynen şöyle buyuruyorsunuz hocam:

“....şimdi efendim bir de, bir dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum. Fransızca’da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var. Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek için. Teşekkür ederim...”

Akademisyen kişilerin sözleri “konularının hakimi olarak” çok önemsenir. Yukarıdaki sözleriniz eğer bir belgesi yoksa, bir bilim adamı için sorumluluk gerektiren bir iddiadır. Kaldı ki, siz bu konuşmanızı herhangi bir kahve sohbetinde değil Devlet Tiyatroları Koordinasyon Toplantısı’nda yapıyorsunuz. Konu ile ilgilenen herkes, bu iddianın kanıtlarını sizden bekleme hakkına sahiptir. Tiyatro tarihi de, tiyatro tarihi yazmış bir bilim adamından bunu bekleyecektir.

Saygılarımla.

Şahin Ergüney (İnsancıl, Şubat 2006)

Ergüney’in bu cevabına karşı Özdemir Nutku, sessizliğe gömüldü. Yani sayın Nutku, bugün dahi, hâlâ, resmi DT toplantısında varlığını iddia ettiği ikinci Theope’nin belgesini ya da kaynağını gösterebilmiş veya Büktel’e karşı işlediği suçu kabul ederek özür dilemiş değildir. Ve Theope, bugün dahi, hâlâ, DT sahnelerine çıkarılmamakta ve DT yönetimleri, fosil yazarları zengin eden geleneksel halk düşmanı tutumunu, bugün dahi, hâlâ sürdürmektedir.

Kesin delillerle (CD kasetiyle) saptanmış böylesine vahim ve kasıtlı bir haksızlık (skandal) karşısında bile tepkisiz kalarak, haksızlık eden profesörün haksızlığını pasif biçimde desteklemiş ve (sırf nitelikli ve dürüst eleştirileri yüzünden zaten yıllardır aforoz ettikleri) Büktel'in mağduriyetini bir kez daha üç maymun tavrıyla seyretmiş olan tiyatro insanlarımız (oyuncu, yönetmen, yazar, eleştirmen ya da akademisyenlerimiz) şu sıra, ödenekli tiyatrolardan devlet desteğini çekme (bir anlamda DT’yi kapatma) noktasına adım adım yaklaşan AKP’den yakınıyorlar. Tiyatro insanlarımız, yeterli donanıma, yeterli haklılığa ve yürek gücüne sahip olsaydılar, tiyatro sanatıyla halka öylesine tükenmez bir coşku, öylesine kalıcı bir heyecan ve sanatsal tutku aşılamış olurlardı ki; tiyatrocular iktidarlara değil, iktidarlar tiyatroculara yaranmak zorunda kalırdı. Tıpkı futbolculara yaranmak zorunda kaldıkları gibi... 

Eğer tiyatro insanlarımız politik iktidarların sanata olumsuz müdahalelerini caydırmak için gerekli haklılığa ve yürek gücüne sahip olsalardı, Özdemir Nutku, yalanı ve iftirası CD kaydıyla  kanıtlandıktan sonra, o yürekli insanlarımızın yüzüne bakamıyor olurdu. Suçunu kabul edip yaptığı haksızlığın mağdurundan özür dileyinceye kadar, tiyatro insanlarımız tarafından aforoz edilmiş olurdu. Ama tam tersine, tiyatro insanlarımız haksızlığın failini değil, haksızlığın mağdurunu aforoz ediyor. Yani Nutku’nun suçunu (yalan ve iftirayı) mazur ve meşru sayıyor. Bu nedenle, Özdemir Nutku tiyatro insanlarımızın yüzüne hiç sıkılmadan bakabiliyor.

Bu nedenle AKP böylesi tiyatrocuların sanatından (böyle bir tiyatrodan) devlet desteğini tamamen çekmek konusunda emin adımlarla ilerleyebiliyor. Böylesi tiyatrocular, bu adımlara karşı çıkmak konusunda, gayet doğal olarak, halkı yanlarında bulamıyorlar.

Cengiz Gündoğdu, Şahin Ergüney’in internette yayınlanan yazısını okuduktan sonra yazıyı derhal İnsancıl’da da yayınlamaya karar vermiş ve Ergüney’in somut kanıtı karşısında suskunluğa gömülen Özdemir Nutku için, “Özdemir Nutku’da bir gram gurur varsa, sokağa çıkamaması gerekir.” demiştir.

Özdemir Nutku’nun (Gündoğdu gibi düşünmeyen kişiler tarafından aristokrat ve yüce bir tavır olarak yorumlanabilecek) sessizliğini cevap olarak kabul etmiyorum. Ve ilk yazımda yer alan şu paragrafı, gereği yapılıncaya değin, bulabildiğim her platformda tekrarlayacağımı ilan ediyorum:

Bu durumda, sizi, ya iddianızı ispat etmeye ya da benden özür dilemeye davet ediyorum. Ya şu Fransa’daki diğer Theope’nin belgesini ve benim “Theope”mle arasındaki benzerliği göstermek ya da bunu yapamıyorsanız, en net ve yeterli ifadelerle yazılı olarak benden özür dilemek ve 15 yıldır sürdürdüğünüz hatayı tamir etmek zorundasınız.

 

COŞKUN BÜKTEL

Haziran 2006

 

NOT:

(I) Okurlarım, engellemelere alışık olduğumu bilirler. Bu konudaki ilk yazımı da (“Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir”) her zaman olduğu gibi, önce Evrensel Kültür dergisine göndermiştim. Derginin genel yayın yönetmeni Aydın Çubukçu yazıyı “yayınlayacağız” diye cevapladığı halde, derginin yazı işleri müdürü Eylem Yıldızer, “Özdemir Nutku’nun görüşünü almadan yayınlayamayız” diyerek, Ö. Nutku’ya ulaşmak için yazıyı bir ay beklettikten sonra, Nutku’yla konuştu. Nutku, yukarıda aktardığımız cevabında da olduğu gibi, o toplantıda “ikinci” bir Theope’den söz ettiğini inkâr etmemiş. Ama bu itirafına rağmen, Eylem Yıldızer’le konuşmasında, “Onlar üç tanık bulursa ben on üç tanık bulurum. Ama ben Coşkun Büktel’e cevap vermem” demiş. Bir sürü tanıkların ifadelerine dayanan yazımı bir ay bekletmesinden de onu yayınlamak istemediğini çoktan anlamış olduğum Eylem Yıldızer için, Nutku’nun “Ben Büktel’e cevap vermem” demesi, yazımın reddedilmesi için yeterli bir gerekçe oldu.

Eylem Yıldızer, Nutku’yla konuştuktan sonra, bana, (yazıda anlattığım şeylerin inkâr edilmemiş olmasına rağmen), yazıyı yayınlamaktan vazgeçtiklerini söyledi. Tabii ki, Yıldızer’le tartıştık (telefonda). Tartışmamızı, Ankara’daki Çubukçu’ya da aktardım. Çubukçu, Eylem Yıldızer’in kararına karşı çıkmadı. Yani “Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir” adlı yazımın Evrensel Kültür'de basılmasından vazgeçti. Tartışmamız boyunca Yıldızer’in bana karşı birkaç kez tekrarladığı ve bana hayret veren şu cümleyi, o zamanlar Aydın Çubukçu’ya aktardığım gibi, şimdi okurlara da aktarayım ki, Evrensel Kültür’ün karar mekanizmasında yer alan mantık hakkında okurlar bir nebze daha aydınlanabilsin: “Özdemir Nutku cevap vermeyeceğine göre, biz bu yazıyı niçin basalım, Coşkun Bey?”

Yazılarım Evrensel Kültür’de çoğu zaman “cevap hakkı doğuracağı”, yani cevap verileceği için reddedilirdi. Yazıyı yayınlamamak konusundaki kararlılığını ilk günden hissettiğim Eylem Yıldızer ise, benim yazılarımın, gerekirse “cevap verilmeyeceği” için de reddedilebileceğini kanıtladı. Yani Coşkun Büktel’in yazılarını basmamak için, havanın yağışlı olması da, yağışsız olması da (artık Evrensel Kültür için bile) yeterli gerekçelerdi.

(II) Bu ikinci yazımı da, yine önce Evrensel Kültür dergisine gönderdim. Eylem Yıldızer, özetle, yazılarımın hakaret içerdiğini, kendimi öne çıkararak kendi reklamımı yapmaya çalıştığımı, kendisiyle konuştuğumuz bir sürü şey arasından “Özdemir Nutku cevap vermeyeceğine göre, biz bu yazıyı niçin basalım, Coşkun Bey?” cümlesini cımbızlamamın yanlış olduğunu söyledi. Kendisine, “öyleyse, aslında ne demek istediğinizi belirten bir açıklama yazın” aynen sizin açıklamanızı koyayım, dedim.(Bu önerim hâlâ geçerlidir ve daima geçerli olacak.) Yıldızer, böylesine kötü niyetli bir yazının içinde kendi imzasını taşıyan bir açıklamayla yer alamayacağını, yazımın (önceki yazım gibi) baştan sona yanlış olduğunu belirtti. Öyleyse oraya geleyim ve şu yanlışları bir bir gösterin de düzelteyim dedim, reddetti. “Yazınızı bu haliyle istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz ama bunun bir bedeli olacak” dedi. “Bunun bir bedeli olacak” ifadesini on beş dakikalık konuşmamız boyunca her fırsatta yineledi. 

Benim naçiz inancıma göre, Yıldızer, “bunun bir bedeli olacak” ifadesini zaten on beş yıldır haksızlığa uğrayarak bedel ödeyen Büktel’e değil, Büktel'e haksızlık eden Özdemir Nutku’ya söyleyebilseydi ve yazımı yayınlayarak Nutku'ya bu bedeli ödetebilseydi,.haktan ve haklıdan yana (ve Evrensel Kültür’e daha yakışan) bir tavır sergilemiş olurdu.

(III) Evrensel Kültür basmayınca, bu üçüncü nota kadarki haliyle, yazımı yine Cengiz Gündoğdu'nun İnsancıl dergisine götürdüm.  Gündoğdu yazımı okuduktan sonra avukatına gönderdiğini ve basılıp basılmama kararını avukatının belirleyeceğini söyledi. Böylece topu taca (ya da avukatına) atan Gündoğdu, sonunda yazıyı basmadı.

 

 

THEOPE POLEMİĞİ : 15

 

İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN

YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?

 

Coşkun Büktel

 

 

 

Oyun yazarları derneği üyeleri, Özdemir Nutku'nun Theope'ye ve Coşkun Büktel'e yaptığı (CD görüntüleriyle kanıtlanmış) iftira ve haksızlığa aldırmıyorlar. Nutku'yu herhangi bir biçimde kınamadıkları gibi, oyun yazarlarının haklarını savunmak konusunda Nutku'yla birlikte (hatta Nutku'nun başkanlığında) hareket etmekten de rahatsızlık duymuyorlar.

 

Bu durumda, bu dernek üyelerinin (antidemokratik olmakla suçladıkları) eski dernekten ayrılarak yeni bir dernek kurmaları, dürüst insanlar tarafından ne denli ciddiye alınabilir? Dürüst insanlar yazar haklarının (Theope'nin sahnelenmesini engellemek uğruna resmi DT toplantısında açıkça yalan söylemeyi bile göze alabilmiş olan) Özdemir Nutku başkanlığında savunulmasını ne denli inandırıcı bulabilir? Dernek üyesi yazarlar, belli ki, bu sorulara ve dürüst insanların ne düşüneceğine hiç kafayı takmıyorlar. Belli ki, Theope gibi bir oyunu engellemek için yalan söylediği CD kaydıyla kanıtlanmış Özdemir Nutku'nun başkanlığında yazar haklarını savunmaya kalkışmakta (kendi oyunları engellenmediği sürece) hiçbir sakınca görmüyorlar. Belli ki, eleştiri yazıları yüzünden onlar da Büktel'den nefret ediyor ve Theope'nin yalan dahil her türlü yöntemle engellenmesini meşru ve masum sayıyorlar. Dernek üyesi bu yazarlar, belli ki, bu gayrı insani tercihlerini meşru saymayacak ve kınayacak dürüst insanları (sırf sayıları kelaynak kuşları kadar az olduğu için)  ihmal edilebilir bir ayrıntı sayıyor ve hiç hesaba katmıyorlar.

 

Özdemir Nutku'nun başkanlığında kurulan yeni oyun yazarları derneğinin (dürüst insanları acı acı gülümsetecek) bildirisini, tiyatrodergisi.com.tr 'nin 19 Temmuz 2006 tarihli haberinden aynen aktarıyorum:

 

 Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED)’in Kuruluş Bildirisi

 "60’ın üzerinde oyun yazarı ve çevirmen, bir araya gelerek, oyun yazarları ve çevirmenlerinin haklarını koruyacak, oyun yazarlığımızı ve çevirmenliğimizi geliştirmeye ve tanıtmaya yardımcı olacak, tiyatromuza yeni bir ivme kazandıracak olan “Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği”ni (OYÇED) kurdular. Tiyatromuzun kalitesinin yükseltilmesine, tiyatroda demokrasi kültürünün, çağdaş değerlerin yerleştirilmesine ve tiyatromuzun bir atılım içine girmesine katkıda bulunmayı amaçlayan derneğin kurucular kurulunda, (alfabetik sıraya göre) Bilgin Adalı, Aytül Akal, Dersu Yavuz Altun, Sadık Aslankara, Yalçın Baykul, Cuma Boynukara, Yard. Doç. Dr. Sema Göktaş, Yard. Doç. Dr. Erbil Göktaş, Bilgesu Erenus, Doç. Dr. Hasan Erkek, Turgay Nar, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Doç. Dr. Nurhan Tekerek, Fikret Terzi, Yılmaz Onay, Cengiz Özek ve Haşmet Zeybek yer aldı.

 

13.07.2006 tarihinde kurulan, derneğin geçici yönetim kurulunda ise, şu isimler görev üstlendi. Prof. Dr. Özdemir Nutku (Başkan), Doç. Dr. Hasan Erkek (2. Başkan), Dersu Yavuz Altun (Genel Sekreter), Cengiz Özek (Sayman), Bilgesu Erenus (Üye), Haşmet Zeybek (Üye), Fikret Terzi (Üye).

 

Merkezi İstanbul’da bulunan, kısa sürede örgütlenme çalışmalarını tamamlayarak, 29 Ekim 2006 tarihinde ilk genel kurulunu yapmayı planlayan OYÇED, başka kentlerde de şubeler açmayı ve temsilcilikler bulundurmayı amaçlamaktadır."

 

Dernek üyesi yazarlar, belli ki, kendilerini Özdemir Nutku'dan daha masum saymıyorlar. Çıkarlarını Nutku gibilerin yanlarında yer almakta, suçlularla dayanışmakta buluyorlar. İlan edilmemiş bir suç ortaklığının gereklerine uyarak, birbirlerinin suçlarını sessizliğin şalıyla örtüyor, yıkılmamak için köhnemiş yapılar gibi  birbirlerine dayanıyorlar.

Ben dememiş miydim?

Bu yazıyı, "Shakespeare'siz Herifler" adlı oyunumun ta 1991 yılında yazılmış şu satırlarıyla bitirmek pek çok açıdan aydınlatıcı olacak:

 

"KORHAN: (...) Bizim piyasamızda hiç kimse masum değil! Herkesin çıkarı birbirine bağlı. Sen kimsenin tekerine çomak sokmuyorsun, kimse de senin tekerine çomak sokmuyor. Adı konmamış, kayda geçmemiş, gayrıresmi ama tıkır tıkır işleyen bir centilmenlik anlaşması, sessiz bir suç ortaklığı var. Bu suç ortaklığına herkes dahil olduğu için, kimse kimseyi açıkça, isim vererek, eleştiremiyor. Kimse kimseyle ilişkisini bozmayı göze alamıyor. Çünkü bu piyasadaki insanlar yetenekleri sayesinde değil, ilişkileri sayesinde ayakta kalabiliyor. İlişkilerini koruyamazsan ayağın kaydırılıyor. Bu piyasada sanat değil ilişkiler önemli. Adına senin nezaket ve centilmenlik dediğin o iğrenç ikiyüzlülüğe sırf ilişkiler hatırına katlanılıyor. Yıldırım Gürler, işte bu yüzden nazik ve centilmen değil. Çünkü yetenekli. İlişkilerine değil yeteneğine güveniyor. Ayakta kalabilmek için kimseye dayanmak zorunda değil. Çünkü açığı yok. Kimseden bir çıkar beklentisi yok. O yüzden cami duvarına işeyebiliyor. Takır takır konuşabiliyor. Suçlanmaktan korkmadan, isim vererek suçlayabiliyor. (...)"

(Coşkun Büktel "Shakespeare'siz Herifler" Dramatik Yayınlar, İstanbul 1998, sayfa 54-55.

 

Yeni derneğin ilk genel kurulunda neler olacağını, Özdemir Nutku'nun genel kuruldan da başkan çıkıp çıkamayacağını çok merak ediyorum.

Coşkun Büktel / 20 Temmuz 2006

 

GÜNCELLEME

YAHUT 2. "EK YAZI":

THEOPE POLEMİĞİ : 16

 

İNSANLAR BİRBİRLERİNİN

(VE ÇOCUKLARININ)

YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?

 

Salih Coşkun

 

 

 

 

 

Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek,

topluma bir bela kazandırmaktır"

F. Roosevelt

 

"İtfaiye ile ateş arasında tarafsız kalamam"

W. Churchill

 

Tiyatro kurumunda profesör nitelemesi ile unvanlandırılmış bir "saygıdeğer"in içine düştüğü (kendi kendini içine attığı) bu durum bizleri karamsarlığa itiyor. (Bizler; sosyal varlık olmak mücadelesini sürdüren kitleyiz.)

Mühendislik eğitimi alan bir kişi olarak şuna çok net biçimde iknayım ki, ortaya bir sav atılacağı zaman neden sonuç ilişkisinin ortaya konması olmazsa olmaz şarttır. Tiyatro kurumunda profesör nitelemesi ile unvanlandırılmış kişinin unvanı ya da unvanlandırılmış olması değildir bu yazının derdi. Bu yazının derdi, bu unvanın kazanmış olduğu saygınlık ve bu saygının (ve benzeri saygınlıkların) toplumsal sonuçlarıdır.

Neden sonuç ilişkisi ortaya konmadan ortaya atılan sav, bir iftiraya dönüşmüş, "yalan"dan başka bir vasfa sahip olamamıştır. İddianın sahibi ise "yalancı" pozisyonunda kalmıştır.

Yalancı pozisyonundaki profesör ülkeye tiyatrocu, sanatçı, öncü, entelektüel yetiştirmek iddiasında olmuştur yıllarca. Topluma yön vermiş, topluma yön veren değerler yetiştirmiştir. Üniversite hocasıdır ve üniversiteli tiyatrocular, entelektüeller yetiştirmiştir.

İşte karın ağrımız burada tepe noktasına ulaşıyor. Toplum öncülerinin, hesap sormayı görev edinecek, hesap sormayı öğretecek, ustalarından, bilgi-edinim kaynaklarından ve de kendilerinden şüpheye düşecek, şüpheye düşmeyi öğretecek kişilikler olması gerekmez miydi?

Profesör Özdemir Nutku'nun, "Theope" oyunu etrafında oluşan "mesnetsizce karalayıcılığı" onun öğrencilerinde, başkanlığını yaptığı Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED) üyelerinde bir karın ağrısı etkisi oluşturmadığı için, ağrı için gereken gazı bizlerin bünyesi çekmek zorunda kalıyor.

Türkiye'de "tiyatrocuyum" diyen insanlar sahiden sadece ve sadece başat medyanın sabun köpüğü dizilerinde bağırıp çağırmanın peşinde mi geziniyorlar? Devlet Tiyatrosu’na kapağı atıp hazine tırtıkçılığını mı arzuluyorlar? Hadi toplumsal dinamiklerle, dünya meseleleri ile ilgili olan bizlere söyleyecek bir şeyleri yok diyelim. En basit, en aşağılık suç sayılan "yalancılık" karşısında bile söyleyecek sözleri yok mu bu toplum öncülerinin?

Yalancılık...

Bu hafife mi alınıyor bilemiyorum.

Anne babaların çocuklarına ilk öğüdü yahu: "Oğlum/kızım yalan söyleme! Çok ayıp, günah"

İnsanlığın bu ilk dersi bile tiyatrocularımızı, tiyatro öğrencilerimizi, Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği’nin (OYÇED) üyelerini harekete geçirmiyorsa bırakalım üniversiteleri, liseleri, eğitim programlarını.

Boşa çaba harcıyoruz.

Profesör Özdemir Nutku'nun mesnetsiz karalamasını bile sorgulayamaz hale geldiyse insanlar birbirlerinin yüzüne nasıl bakabiliyorlar? Tiyatrocular, toplum önderleri, bir yalanın hesabını soramıyorlarsa nasıl bakabiliyorlar o "yalan söyleme evladım" dedikleri çocuklarının yüzüne?

NOT: Bu yazı eğer Coşkun Büktel'in sitesinde yayınlanma şansı bulursa, umarım "Coşkun Büktel'in müridi" olarak nitelendirilmem. Yazıda herhangi bir kişisel taraftarlık yapmadım. Çünkü kişi taraftarı değilim. İtfaiye ile yangın arasında bir tarafta olabilmek adına bir yalanın hesabının sorulması için çabaladığımı, istekli olduğumu belirtmek istedim.

Salih Coşkun / 3 Ağustos 2006

Elektrik Mühendisi

Deka Elektronik Ltd. Şti.

Kalite Yöneticisi

 

 

 

Özdemir Nutku ve OYÇED skandalının devam yazısı:

 

 

Özdemir Nutku Skandalı OYÇED skandalına dönüşüyor

 

PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET ETMEYİN!

 

Onlar Sizin Meslektaşınız değildi.

 

 

 

Not:

Bu sayfada okuduğunuz yazılar, Özdemir Nutku skandalı'nın OYÇED skandalına dönüştüğünü belirleyen ilk yazılardır. OYÇED skandalı üstüne daha sonra bir sürü başka yazılar yazmak zorunda kaldık. OYÇED hâlâ utanmış, konu hâlâ kapanmış değil.

OYÇED’in cevaplaması gereken ve hâlâ cevaplamadığı soruları, “Ne Âlâ Memleket” başlıklı yazımızın sonundaki “GÜNCELLEME” bölümünde bulabilirsiniz.   

 

Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı'nın tarihçesini kavramak için, (Büktel tersini tercih ettiği halde, çoğu coskunbuktel.com'dan başka hiçbir yerde yayınlanmamış) aşağıdaki yazılara bir göz atmanız yeterlidir:

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE BELGE GÖSTERMELİDİR

Coşkun BÜKTEL / Eylül 2005

 

COŞKUN BÜKTEL’E YANIT

Özdemir NUTKU / Eylül 2005

 

“THEOPE” ÜZERİNE ÖZDEMİR NUTKU’YA YANIT 

Şahin ERGÜNEY / Ekim 2005

 

ÖZDEMİR NUTKU İNSANLARIN YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?

Coşkun BÜKTEL - 5 Temmuz 2006

 

İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?                             Coşkun BÜKTEL - 19 Temmuz 2006

 

İNSANLAR BİRBİRLERİNİN (VE ÇOCUKLARININ)  YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?

Salih COŞKUN - 3 Ağustos 2006 

 

PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET ETMEYİN!  

Coşkun BÜKTEL - 16 Ağustos 2006

            

OYÇED YAZARI OLMAKTAN (HÂLÂ) UTANMAYAN BİR GÖNÜLLÜ ARANIYOR  

Coşkun BÜKTEL - 9 Eylül 2006

 

Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU KLUX KLAN MI?

Coşkun BÜKTEL - 28 Kasım 2006

 

NE ÂLÂ MEMLEKET

Coşkun BÜKTEL - 24 Aralık 2006

 

OYÇED NE HAKLA AÇIKLAMA BEKLİYOR?  

Coşkun BÜKTEL - 16 Şubat 2007

 

OYÇED KİŞİLERİ VE KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?  

Coşkun BÜKTEL - 13 Mart 2007

 

OYÇED'İN YÜZLEŞME ÇAĞRISI ÜZERİNE 

Coşkun BÜKTEL - 19 Mart 2007

 

UTANMA EŞİĞİ 

Coşkun BÜKTEL - 24 Mart 2007

 

OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI

Coşkun BÜKTEL - 28 Mart 2007

 

NİHAYET!!! (DT koordinasyon toplantısının iftirayla ilgili bölümünün CD'si yayınlandı)

Coşkun BÜKTEL -12 Temmuz 2008