Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
Oyçed "Onur Kurulunu" açıkladı

 

OYÇED'İN ONURDAN

ANLADIĞI...

 

 

 

Coşkun Büktel

 

 

 

("UTANMAYI REDDEDİYORLAR!" başlıklı "GÜNCELLEME" bölümü

yazının sonuna eklenmiştir. CB.)

 

("YOKSA UTANMAYI REDDETMEYENLER DE Mİ VAR!" başlıklı                        

"İKİNCİ GÜNCELLEME" bölümü de yazının sonuna eklenmiştir. CB.)

 

 

(GÜNCELLEME 1 Ağustos 2008: Özdemir Nutku iftirası'ndan üç yıl sonra −12 Temmuz 2008− iftiranın yer aldığı DT koordinasyon toplantısının iftirayla ilgili bölümünün video kaydı nihayet yayınlanabilmiş ve ortaya çıkan CD görüntüleri; o görüntüleri görmeden önce Şahin Ergüney'in hafızasına dayanarak anlattığı iftira olayını, iftiranın kendisiyle ilgili olmayan bazı önemsiz ayrıntılarda −örneğin, toplantıda Ergüney'e müdahale eden kişilerin sayısı hakkında− Ergüney'in hafızasını kelimesi kelimesine doğruluyor olmasa da; "meselenin özünde", Ergüney'in Nutku'ya yönelik iftira suçlamasının tamamen, yüzde yüz, kesinkes, en küçük kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, "gerçeği" yansıttığını belgelemiş ve iftirayı güneş kadar apaçık ve net görülebilen bir hakikat haline getirmiştir. O CD görüntülerini −hakikati− ortaya çıkaran da zaten Şahin Ergüney'den başkası değildir.

 

Ne var ki, DT mensubu Ergüney; önce genel müdür Mine Acar'dan, daha sonra da genel müdür Lemi Bilgin'den izin alamadığı için, −ortaya çıktığı günden beri isteyen herkese bizim zaten göstermekte olduğumuz− CD kaydını internette yayınlamamıza uzun süre izin verememiştir. Sonunda, baskılarımızla yıldırdığımız iftira savunucusu isimsiz sapıklar, güneşi yalanlarla sıvayabileceklerine güvenerek, CD kaydını; kimseden izin almaya gerek duymaksızın ve iftirayı örtbas etmeye yönelik her türlü yalanla −"Canbaza bak!" diyen dikkat çelici, hareketli yazılarla− görüntüleri kirleterek ve görüntülere her türlü montaj hilesini tatbik ederek, yayınlayınca −Bakınız: "Yamalı Bohça"− aynı CD kaydını bizim de −tabii ki, montajsız, katkısız, hilesiz olarak− "çıplak görüntülerle", "çıplak gerçek" halinde, yayınlayabilmemiz mümkün hale gelmiştir. −Bakınız: "Nihayet!!!"− CB)

 

 

 

 

 

 

24 Mart 2007 tarihli aşağıdaki haberi, tiyatroevi.com'dan aynen aktarıyorum:

OYÇED ONUR KURULU OLUŞTURULDU

OYÇED(Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği), ülkemizin bazı saygın oyun yazarları, çevirmenleri ve akademisyenlerinin seçildiği Onur Kurulu oluşturdu.

Onur Kurulu’na; Prof. Dr. Sevda Şener, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Prof. Dr. Cevat Çapan, Yılmaz Onay, Ülker Köksal, Bilgesu Erenus seçildi. OYÇED Yönetim Kurulu, bazı yönetim kurulu toplantılarını Onur Kurulu üyelerinin bulundukları kentlerde, onlarla birlikte yapma, alınan kararlara Onur Kurulu üyelerinin görüşlerini yansıtma, derneğin yönelimlerini belirlemeyi Onur Kurulu ile paylaşma kararı aldı. 

OYÇED Yönetim Kurulu’nda, Fikret Terzi (Başkan), Dersu Yavuz Altun (2.Başkan), Nilbanu Engindeniz (Genel Sekreter) Cengiz Özek (Sayman), Doç. Dr. Hasan Erkek (Üye), Yard. Doç. Dr. Erbil Göktaş (Üye), Cuma Boynukara (Üye) bulunmaktadır. 

Derneğin bazı illerdeki temsilcileri ise şöyle:
Ankara
: Erhan Gökgücü
İzmir: Prof. Dr. Murat Tuncay
Bursa: Doç. Dr. Nurhan Tekerek
Eskişehir: Doç. Dr. Hasan Erkek
Kocaeli: Yard. Doç. Dr. Erbil Göktaş
Muğla: İnci Gürbüzatik

 

Ülkemizde ahlaki değerlerin yükselen ve yükselten değerler olmadığı, yozlaşmanın giderek yaygınlaştığı herkes tarafından biliniyor. Bu artık şaşırtıcı bir gerçek değil. Ama yukarıdaki haber, çürüme ve yozlaşmanın tırmanışında yepyeni bir evreye vardığımızı gösteriyor. Artık yozluğumuzla, yalanlarımızla, iftiramızla da onur duyabileceğimiz günlerin geldiğini "müjdeliyor". OYÇED, onurla onursuzluğu barıştırıyor/bağdaştırıyor. Evet, önceden de biliyorduk, yozlaşma ve utanmazlık toplumu kemiren kanserli hücreler gibi hızla yaygınlaşıyordu; ama kanser gibi "gizlice", "sinsice" yaygınlaşıyordu. İnsanlar ahlaki değerlerin pabucunu çoktan dama atmış olsalar da, artık bundan utanmasalar da, utanmazlıklarını açıkça sergileyecek ve hele utanmazlıklarıyla onur duyacak kadar da pervasız ve pişkin olamıyordu. Yukarıdaki haber, o evre'nin artık aşıldığını, geride kaldığını kanıtlıyor. Artık bir dernek dolusu insan (üstelik yazar ve çevirmen oldukları iddiasında olan bir dernek dolusu "nitelikli" insan) bir yazara iftira ettiği belgelenmiş bir profesörü (Özdemir Nutku'yu) onur kuruluna seçtiklerini, iftirası belgelenmiş bu kişiyle onur duyduklarını, açıkça ve gururla ilan edebiliyorlar. Tribün insanlarının artık adeta "hepimiz katiliz" diye bağırabildiği bu evrede, kültür insanlarımız da adeta "hepimiz müfteriyiz" diye, "hepimiz Özdemir Nutku'yuz" diye bağırıyorlar.

 

Bu, dehşet verici bir gelişme!... Tribünlerdeki saldırganlığın, ahlak ve kural tanımazlığın, kirlilik ve karanlığın, toplumun her kesimine mürekkep gibi yayılarak, sonunda "entelektüel" camiamızı da tamamen fethettiğini/ kirlettiğini kanıtlayan, dehşet verici bir aşama!

 

Büktel'in "Özdemir Nutku skandalı" hakkında yazdığı onca eleştiri yazısından sonra bile, (OYÇED yazılarımızın listesini ve linklerini sayfanın aşağısında bulabilirsiniz) skandalla ilgili somut belgelere ve bizzat Özdemir Nutku'nun itirafına rağmen; yani Nutku'nun yeni yeni yalanlarla kendini savunmaya çalışırken ilk yalanını (The original sin) kendi ağzıyla itiraf etmiş olmasına rağmen; yani Fransa'da 17. Yüzyıl'da kaleme alınmış "Theope" adlı bir başka oyunun bulunduğunu savunma yazısında da iddia (ya da itiraf) etmiş olmasına rağmen; "Bazan eski belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın “Theope” adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim." demesine rağmen (Ne demiş? "söyledim." demiş. Ne demiş? "söyledim." demiş. Ne demiş? "söyledim." demiş. Bakınız: Nutku, "Coşkun Büktel'e Yanıt") ve yeryüzünde Büktel'in "Theope"si dışında "Theope" adlı ikinci bir oyunun varlığı, Nutku ya da herhangi başka bir ademoğlu (hatta google) tarafından iki yıldır kanıtlanamamış olmasına rağmen; iftirasının belgelenmiş olmasına utanç verici bir pişkinlikle aldırmaz görünen Nutku'nun Büktel'den özür dilemeyi yaklaşık iki yıldır uygarlık dışı, onur dışı, ilkel bir inatla reddetmesine rağmen; yazar haklarını savunmak iddiasındaki OYÇED üyeleri, Özdemir Nutku'yu onur kuruluna seçiyor.

 

Denebilir ki, Nutku, o toplantıda, ikinci bir Theope'den söz etmiş ama, Büktel'in Theope'sinin özgünlüğünden kuşku duymadığını da "eklemiş". Bakın ne demiş:

 

Benim hiçbir iddiam olmadı. Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş. Bazan eski belgeleri karıştırırken 17. yy.da yaşamış ikinci sınıf bir yazarın “Theope” adlı bir oyunu olduğunu öğrendiğimi söyledim. Üstelik hiçbir imada bulunmadan. Metni görmedim, yalnızca adına eski bir belgede rastladım. Metni görseydim bile, Fransızca bilmediğim için oyunu okuma olanağı bulamayacaktım. Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim.

 

(Bakınız: Nutku, "Coşkun Büktel'e Yanıt")

 

Peki yukarıdaki yumuşatıcı açıklamalar, o toplantıda gerçekten yapılmış bile olsalar (ki toplantının daha sonra ortaya çıkan CD kaydı, o yumuşatıcı açıklamaların toplantıda asla yapılmadığını kanıtlamıştır), DT'nin resmi koordinasyon toplantısında, otuz tiyatrocunun önünde ortaya konmuş olan "ikinci Theope" iddiasını, yani ilk yalanı (The original sin) ortadan kaldırabilir mi? Örtbas edebilir mi?

 

Toplantıdaki bir DT sanatçısı (Şahin Ergüney) tarafından "Theope"nin ilgiyi hak eden önemli bir oyun olduğu ve DT'de sahnelenmesi gerektiği açıklandıktan sonra, Özdemir Nutku'nun cevap olarak, "ikinci Theope" yalanını ortaya atmasında, iyi niyet aranabilir mi? İkinci bir "Theope"nin varlığını iddia eden Nutku'nun, o toplantıda "ama Büktel'in Theope'sinin özgün olduğundan eminim" demesi (aslında demiş değil ama, varsayalım demiş olsun) toplantıdaki otuz tiyatrocunun zihinlerinde oluşan şüpheyi tamamen giderebilir mi?

 

Nutku'nun "Size olayı nakleden Şahin Ergüney eksik nakletmiş." biçiminde bir cümle kurmasını hazmedemeyen/affedemeyen Şahin Ergüney, ne yapıp edip, toplantının CD kaydına ulaştı ve Nutku'ya karşı bir cevap yazısı yazıp, Nutku'nun o toplantıda tam olarak ne dediğini kamuoyuna açıkladı. Şahin Ergüney'in hem internette, hem de İnsancıl dergisinde yayınlanan (Bakınız: Şahin Ergüney, "Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt". İnsancıl, Şubat, 2006; sayfa 26) yazısında ve Ergüney'in bana da bir kopyasını ulaştırdığı CD kaydında, Nutku'nun aynen şunları söylediği görülüyordu:

 

“....şimdi efendim bir de, bir dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum. Fransızca’da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var. Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek için. Teşekkür ederim...”

 

(Bakınız: Şahin Ergüney, "Theope Üzerine Özdemir Nutku'ya Yanıt".)

 

 

Yani Nutku'nun cevap yazısında yer alan "Benim bile varlığından haberi olmadığım başka bir Theope'yi sizin de okumamış olduğunuza emin olduğumu belirttim. Bunu yalnızca bilgi olarak verdiğimi, sizin Theope'nizin özgün bir yapıt olduğundan kuşku duymadığımı da ekledim." minvalindeki yumuşatıcı açıklamalar, aslında ilk yalanı (The orijinal sin) örtbas etme çabasıyla uydurulmuş yeni yeni yalanlardı.

 

Peki ben bu CD'yi neden yayınlamıyorum? Çünkü CD'yi ve Nutku'nun iftirasını ortaya çıkaran DT sanatçısı Şahin Ergüney'i zor duruma sokmak istemiyorum. Devlet memuru Ergüney, bu CD'nin yayınlanmasına izin verilmesi için, bir yıl kadar önce, DT yönetimine başvurdu. Ama bu izin Ergüney'e hâlâ verilmiş değil. Yani iftiracı Özdemir Nutku, yalnızca OYÇED tarafından sahipleniliyor sanmayın; DT genel müdürlüğünü bir piyango olarak kazanmış, her türlü yozluğu koruyup kollaması için genel müdür koltuğuna paraşütle indirilmiş olan Mine Acar tarafından da sahipleniliyor.

 

(Daha önce de yazmıştım, bir kez daha hatırlatayım: Mine Acar'ın genel müdürlüğüne, kendisi bir dramaturg olduğu için değil, "Çığ" gibi oyunları onaylayan bir dramaturg olduğu için, karşıyım. Peki "Çığ"a niçin mi karşıyım? Bu yazının okurları arasında bile "Çığ"a niçin karşı olduğumu bilmeyenler varsa, bi' zahmet tıklasınlar: "Çığ Aslında Nedir, Neyi sarsıyor?".)

 

Peki, toplantının CD'sini yayınlayamıyor oluşum, Özdemir Nutku'yu aklıyor mu? Hayır, hiçbir biçimde!... Nutku'nun "ikinci Theope" iddiası, ilk ve asıl yalanıdır ve kendi savunma yazısındaki, kendi ağzından itirafıyla sabittir. Nutku'nun ilk ve asıl yalanını kanıtlamak için toplantının CD'sine ihtiyaç yok, kendi itirafı yeterli.

 

Peki o CD neye yarıyor? Niye onu yayınlayamasam bile, görmek isteyen herkese göstereceğimi ilan ediyorum? Niye onu "İhtiras Tramvayı"nın Harbiye'deki kulisine götürüp, polemiğe girdiğim Can Doğan başta olmak üzere, o kuliste seyretmek isteyen tüm oyunculara (yanlış hatırlamıyorsam, Can Başak'a, Aziz Sarvan'a, Cem Karakaya'ya, Ergün Işıldar'a) seyrettiriyorum? Haber 7 adlı kanalın canlı yayınlanan "Kırk Ambar" adlı programına katıldığımda (5 Aralık 2006, saat 15.00), programın sunucusu Selahattin Yusuf'un yayına çıkmamızdan önce o CD'yi seyretmesini ve orada gördükleriyle ilgili yayında söyleyeceklerimi onaylamasını niçin rica ediyorum?

 

Çünkü söz konusu CD, Nutku'nun kendi ağzıyla itiraf ettiği ilk ve asıl yalanını (The original sin) kazaen ya da hataen değil, bilinçli olarak, kasten, bile bile söylediğini kanıtlıyor. Nutku'nun ilk yalanını (The original sin) yumuşatmak ve örtbas etmek için sonradan savunma yazısında söylediği şeylerin, toplantıda söylenmediğini; yani Nutku'nun ilk yalanı (The original sin) örtbas etmek için, yeni yeni yalanlar ürettiğini, kanıtlıyor. DT toplantısından sonra yazdığı savunma (itiraf) yazısında ikinci Theope için 17. Yüzyıl tarihini veren Nutku'nun, toplantıda ise 16. Yüzyıl tarihini vermiş olduğunu; yani toplantıda 16. Yüzyıl diye uydurduğu tarihi, yalan olması yüzünden daha sonra unuttuğunu ve savunma yazısında 17. yüzyıl diye yeni bir tarih uydurduğunu kanıtlıyor.

 

Bir sürü insan tarafından seyredildiği halde; seyretmek isteyen herkese seyrettirmeye hazır olduğumu defalarca ilan ettiğim halde; "Kırk Ambar" programının sunucusu Selahattin Yusuf, CD'yi seyrettiğini ve CD'nin içeriğiyle ilgili anlattıklarımı onayladığını Haber 7 ekranında söylediği halde; başta Özdemir Nutku olmak üzere, toplantıdaki otuz tiyatrocudan hiçbiri, Şahin Ergüney'in yazısında o CD'den aktarılan sözlerin doğruluğuna itiraz etmediği halde; o CD'ye, yine de, inanmak istemeyenler, Özdemir Nutku'nun yazılı itirafına da mı inanmıyorlar? Hayır, inanmamak mümkün değil. Ama aldırmamak mümkün...

 

OYÇED üyeleri, bir yazarın iftiraya uğradığına büyük ihtimalle inanıyor ama kesinlikle aldırmıyorlar; iki yıla yakın süredir, yazdığım bir sürü yazıyı (linkleri aşağıda), o yazılarda gösterdiğim somut kanıtları hiç umursamadan, Özdemir Nutku'yu onur kuruluna seçiyorlar. Bence, onur kavramına açıkça küfrediyorlar. OYÇED üyeleri, yaptıkları bu "onur" tercihiyle, kamuoyuna şu mesajı vermiş oluyorlar:

 

"Coşkun Büktel'in yazdıklarına aldırmayın! Hepsi palavra! Palavra olmasaydı, bizim gibi altmış kişilik bir yazar örgütü, Özdemir Nutku'yu onur kuruluna seçebilir miydi? Coşkun Büktel'in suçlamalarında en küçük bir gerçeklik ve haklılık payı bulunsa, altmış üyemizin altmışının birden, bir tek fire vermeden, Özdemir Nutku'yla onur duyması mümkün olabilir miydi? Biz, altmış yazar Coşkun Büktel'in yazdıklarına aldırmadan Özdemir Nutku'yu onur kuruluna seçmişsek, insanlar şunu anlamak zorunda:

 

"Her sepetin içinde bir ya da birkaç çürük yumurta bulunabilir. Ama bir sepet, baştan başa çürük yumurtayla dolu olabilir mi? Büktel, tiyatro sepetindeki herkesin çürük, yalnızca kendisinin sağlam olduğunu söylüyor. Büktel'in bu iddiası bize, çevre yolunda ters istikamete girmiş laz şoförün fıkrasını hatırlatıyor. Bilirsiniz, laz şoför, ters istikamete girip de, bütün diğer arabaların öbür istikamette seyrettiklerini görünce çok sinirlenmiş ve arabasını diğerlerinin üstüne üstüne sürmeye inatla devam etmiş. Derken, laz soförün radyosunda bir trafik anonsu duyulmuş: 'Aşağıda yanlış yola girmiş birisi var!' Laz şoför o sinirle radyoya bağırmış: 'Ne birisi?!!... Ne birisi?!!!... Hepisi!!!... Hepisi yanlış yolda!!!'

 

"Herkes bilir ki, yazarlar kalemleri sayesinde değil, önce yürekleri, vicdanları sayesinde yazar olurlar. Altmış kişilik bir yazar örgütünde, altmış kişinin birden vicdansız olması mümkün olabilir mi? Ortada gerçekten de, bir yazara yapılan o tür bir iftira, o tür bir haksızlık bulunsaydı, altmış yazarın altmışı birden bu haksızlık karşısında tepkisiz/sessiz kalabilir miydi? Böylesine 'topyekûn' bir alçaklık normal bir insanın aklından geçebilir mi? Normal bir insan zihni böylesine geniş bir şer ittifakını hayal edebilir mi? Bir dernekteki tüm yazarlar onursuz olabilir mi? Büktel'in suçlamaları inandırıcı olsa, Büktel'in vehmettiği şer ittifakının, en kötü olasılıkla bile, hiç değilse, bir ya da birkaç onurlu istisna tarafından delinmesi gerekmez mi? Büktel'in suçlamalarında en küçük bir haklılık payı bulunduğu halde, içimizde bu haklılığı teslim edecek kadar erdemli bir tek insanın bile bulunmadığı ileri sürülebilir mi?

 

"Hepimiz yanlış yoldayız da, bir tek Coşkun mu doğru yolda? Hepimiz onursuz davranıyoruz da, bir tek Coşkun mu onurlu yani? Akıl sağlığı yerinde bir insanın böyle bir safsataya inanması mümkün mü? Bir yazar örgütü baştan sona alçaklardan ibaret olabilir mi? Böyle bir şeyi insanın aklı alabilir mi? İçimizden bir tek kişinin bile Büktel'e destek veren bir tek satırını göremez/gösteremezsiniz! Bunun bir anlamı yok mu? Büktel'in filolojideki hocası Cevat Çapan bile onur kurulumuzda. Yanımızda. Bunun bir anlamı yok mu? İçimizden bir tek kişi bile Coşkun Büktel'in iddialarını desteklemediğine göre, Coşkun Büktel'in haklı ve onurlu olduğu düşünülebilir mi? Bir tek Coşkun Büktel'in haklı ve onurlu olduğunu, diğer altmış yazarın haksız ve onursuz olduğunu düşünmek, akıl, vicdan ve mantıkla bağdaşacak bir şey mi? Biz Coşkun Büktel'in deli saçması iddialarını tıpkı bir laz fıkrasıymış gibi eğlenceli buluyor, küçük bir tebessümle karşılıyoruz. Kendisine bir tebessümden öte ilgi ve zaman ayırmayı düşünmüyoruz. Yapacak daha ciddi işlerimiz var. Tüm Türk tiyatrosu gibi biz de Özdemir Nutku'yla gurur ve onur duyuyor, Coşkun Büktel'in karalama kampanyasını önemsemiyoruz. Coşkun Büktel, Özdemir Nutku gibi kendini kanıtlamış tiyatro değerlerimize iftira ettiği sürece, ebediyen yalnız kalmaya mahkumdur." 

 

Evet, OYÇED'in Özdemir Nutku'yu onur kuruluna layık görmesi, içeriğinde, yukarıda dile getirdiğim mesajları barındırıyor.

 

Hakikati kelle sayısı belirliyorsa, evet, onlar haklılar. Onlar çoğunluktalar. Ama hakikati somut kanıtlar belirliyorsa, ben haklıyım.

 

Okurlar ve tarih, hakikati neyin belirlediğine elbette karar verecek.

 

OYÇED üyeleri, Özdemir Nutku'yu onur kuruluna layık görmekle, kendi onurlarını neye layık gördüklerini açıkça göstermiş oldular. 

 

 

Coşkun Büktel / 28 Mart 2007

 

 

 

GÜNCELLEME (2 Nisan 2007)

 

Somut belgelere Nanik Yapan OYÇED üyeleri 

UTANMAYI REDDEDİYORLAR!       

 

 

OYÇED, 28 Mart'ta yayınladığımız "OYÇED'in Onurdan Anladığı" başlıklı yazımızdaki belgelere, bugün (2 Nisan) Özdemir Nutku'yu bir kez daha onurlayarak cevap verdi.

Bu cevap, "OYÇED'in Onurdan Anladığı..." başlıklı yazımızın sonuna bu "GÜNCELLEME" bölümünü eklememizi zorunlu kıldı.

"OYÇED'in Onurdan Anladığı" başlıklı yazımızdaki belgelere OYÇED'in cevabı, bugün (2 Nisan) tiyatrom.com sitesinde yayınlanan şu haberdi (Telefon numaralarına kadar, aynen aktarıyoruz):

OYUN ÇEVİRİSİ VE SORUNLARI PANELİ
                                                                                         OYÇED, Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği, oyun çevirisinin niteliklerini tartışmak, bu alandaki sorunları saptamak ve çözüm önerilerini değerlendirmek üzere, “Oyun Çevirisi ve Sorunları” konulu bir panel düzenlemiştir. Oyun çevirisi alanındaki deneyimli çevirmenlerin, biliminsanlarının ve oyun yazarlarının katılacağı panel, 15 Nisan Saat 15.00’te Arama Tiyatrosu’nda gerçekleştirilecektir. Panelistler, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Seçkin Selvi, Ahmet Cemal, Yücel Erten, Yılmaz Onay ve Özkan Schulze’den oluşmaktadır.
Adres: Ağahamamı Cad.-Taktaki Yokuşu, No:2-Cihangir İstanbul,

Tel:0212-2442405-05326874268-05326379585)

Seçkin Selvi, Ahmet Cemal, Yücel Erten, Yılmaz Onay ve Özkan Schulze, panelist olarak Özdemir Nutku'yla yan yana oturacaklar. Özdemir Nutku'nun pişman olmayı ve özür dilemeyi reddeden belgelenmiş bir iftiracı olduğunu bildikleri halde, iftira konusu tartışılmak üzere ikinci başkan Dersu Yavuz Altun tarafından OYÇED yönetim kuruluna getirildiği halde, (belli ki tartışmanın sonucunda, Büktel'in gösterdiği belgelere ve Nutku'nun iftirasını itirafına rağmen, söz konusu iftiranın "görmezden gelinmesine" oy birliğiyle karar verilmiş olduğu için) yukarıda isimlerini verdiğim "sayın" panelistler, yüzlerine, skandalı görmezden gelme maskesini geçirip Özdemir Nutku'ya gülümseyerek "merhaba" deyip el sıkışacaklar. Bu gülümseme, merhaba ve el sıkışma, şu anlama gelecek:

"Hocam, merak etmeyin, size Theope'yi soracak değiliz. O adı ağzımıza alacak değiliz. Biz sizin yanınızdayız. Size ve mezhebinize biat etmiş sadık dostlarınız olarak sağlığınıza duacıyız. Sizi asla zora sokmayız. Böyle bir küstahlık aklımızdan geçmez. Bizden size kötülük gelmez. Lütfen sadakatimizden, itaatimizden emin olun ve bize güvenin! Size karşı boynumuz kıldan incedir, Hocam! Elinizi sıkmak bizim için onurdur, Hocam! Ömrünüze bereket, Hocam! Önünüzde ceketimiz hep iliklidir. Hakkınızdaki belgeler bize vız gelir. Belgelermiş.. hakikatmiş.. umurumuzda değil. Büktel'e iftira etmenizde bizce hiçbir sakınca yok, Hocam! Siz iftiracıysanız, biz de iftiracıyız, Hocam. Hepimiz Özdemir Nutku'yuz, Hocam!"

Seçkin Selvi, Ahmet Cemal, Yücel Erten, Yılmaz Onay ve Özkan Schulze, 15 Nisan, saat 15.00'te, panelist olarak, izleyicilerin karşısına çıkacaklar ve Özdemir Nutku skandalı ve Coşkun Büktel yazıları yokmuş gibi, hiç olmamış gibi, iftiracı Özdemir Nutku'yla yan yana, can cana oturacaklar. iftiracı Özdemir Nutku'yla "somut hakikate karşı" dayanışacaklar. Yüzlerinde "vicdanımız gayet rahat, sizlerden utanmıyoruz" diyen tiyatral bir maskeyle, seyircilere gülücükler saçacaklar.

Ama ne yaparlarsa yapsınlar, Coşkun Büktel'in yazıları orada, o salonda olacak. Görmezden gelinen, unutulmak istenen, ifade edilemeyen iftira, zihinlerin içinde, dillerin ucunda olacak. Bir şeyler söyleyen ve söylenenleri dinleyen herkes, neyin söylenemediğini aklından çıkarmaya çalışacak. Herkes kendinden ve başkalarından aynı şeyi gizlemeye çalışmanın utancını yaşayacak. iftiranın sessiz ağırlığı, atmosferi ağırlaştırıp, salonun "Utanma Eşiği"ni zorlayacak. 

 

Coşkun Büktel / 2 Nisan 2007 

 

 

 

İKİNCİ GÜNCELLEME (21 Nisan 2007)

 

Yoksa Utanmayı Reddetmeyenler de mi Var?

 

Oyçed'in 2 Nisan'da yayınlanan duyurusu, 15 Nisan'da, Arama Tiyatrosu'nda bir "OYUN ÇEVİRİSİ VE SORUNLARI PANELİ" (Bakınız: Yukarıdaki satırlardaki, "1. Güncelleme") yapılacağını ve bu panele şu isimlerin katılacağını duyuruyordu:

 

1. Prof. Dr. Özdemir Nutku,

2. Seçkin Selvi,

3. Ahmet Cemal,

4. Yücel Erten,

5. Yılmaz Onay

6. Özkan Schulze

 

Konuyla ilgilenen herkes, 15 Nisan'da panelin yapılmasını beklerken, panel gününe iki gün kala, 13 Nisan'da, OYÇED, aynı duyurunun değişik bir  versiyonunu yayınladı. Haberi, tiyatroevi.com'dan aynen aktarıyorum:

Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği ( OYÇED) “oyun çevirisinin niteliklerini tartışmak, bu alandaki sorunları saptamak ve çözüm önerilerini değerlendirmek” üzere, ‘Oyun Çevirisi ve Sorunları’ konulu bir panel düzenliyor.

Oyun çevirisi alanındaki deneyimli çevirmenlerin, biliminsanlarının ve oyun yazarlarının katılacağı panelde  konuşmacı olarak yazar Ahmet Cemal, çevirmen Seçkin Selvi, oyun yazarı Tarık Günersel, tiyatro yönetmeni Özkan Schulze ve öğretim üyesi Rana Kahraman yer alıyor. 15 Nisan saat 15.00 te başlayacak panel Cihangir’de Arama Tiyatrosu’nda gerçekleşecek.

Adres: Ağahamamı Cad.-Taktaki Yokuşu, No:2 Cihangir - İstanbul.
Geniş bilgi: 0212-2442405 – 05326874268 - 05326379585

(Bakınız: "OYUN ÇEVİRİSİ VE SORUNLARI PANELİ")

Görüldüğü üzere, katılacak panelistlerin isimleri dışında, duyuru metni aynen tekrarlanıyor. Katılacak panelistlerin değiştirilmiş listesini bir kez daha tekrarlayalım:

1. Ahmet Cemal,

2. Seçkin Selvi,

3. Özkan Schulze,

4. Tarık Günersel,

5. Rana Kahraman

İyi ama, katılacak altı panelistin üçü gelmiyor ve yerine başka iki panelist geliyorsa, panele dair ikinci OYÇED duyurusunun, "Katılacak Panelistlerimiz Değişti" başlığı altında yapılması ve değişikliğin niçin yapıldığının kamuoyuna açıklanması gerekmez mi? Gerekir. Ama "demokratik" ve  "sivil" toplum kuruluşlarında gerekir. Ku Klux Klan'da gerekmez. OYÇED, bir nevi Ku Klux Klan olduğu için, (Bakınız: Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU KLUX KLAN MI?) "sivil" ve "demokrat" değildir; dolayısıyla "şeffaf" da değildir.

OYÇED üyeleri seçim yapar, başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini değiştirirler, kimsenin ruhu duymaz. İlk başkanlarını (Özdemir Nutku'yu) değiştirdiklerinde, bizim ısrarlı sorularımız üzerine, ancak bir ay kadar sonra, seçim sonuçlarını açıkladılar ve yeni başkanın Bilgesu Erenus olduğundan ve yeni yönetim kurulunun adlarından başka hiçbir açıklama yapmadılar. Seçim sonuçlarına ilişkin yayınladıkları duyuruda, başkanlıktan düşürülen (belki de çekilmesi karşılığında onur üyeliği vaat edilerek, ikna edilen) Özdemir Nutku'nun adı bile geçmiyordu. Sorularımızın çoğu hâlâ cevap bekliyor. (Bakınız: NE ÂLÂ MEMLEKET,) Derken, bir kaç ay sonra, tüm yönetim kurulu üyelerinin imzaladığı, lâlettayin bir konuda bir duyuru yayınladılar. Duyurunun altındaki imzaları okuyunca gözlerimiz fal taşı gibi açıldı: İmza yerinde, başkan olarak Fikret Terzi'nin adı geçiyordu.

Yahu Fikret Terzi ne zaman OYÇED başkanı oldu? Bilgesu Erenus'un başkanlığına niye son verildi? Ku Klux Klan'a bunları sormanın anlamı yoktu. (Zaten bunları bizden başka soran bir tek adem oğlu da yoktu.) Kimse sormadığı ve doğal karşılandığı için, Ku Klux Klan'da kol kırılıyor yen içinde kalıyordu. Belki darbe yapılıp başkan değiştiriliyor, kimsenin ruhu duymuyordu. Başkan'ın değiştiği, ancak bir başka vesile ile yapılan lalettayin bir duyurudan anlaşılıyordu. Ve bütün bunlara, başta bizden daha çok okunan tiyatrodergisi.com.tr, tiyatrom.com, tiyatroevi.com, tiyatronline.com olmak üzere, "tüm" tiyatro sitelerinin diyeceği hiçbir şey yoktu. Çünkü, tiyatrodergisi.com.tr'nin sahibi Mustafa Demirkanlı'nın deyişiyle, OYÇED skandalı, "Skandal filan değil, bir meczubun  haykırışları"ydı. (Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)")

Gururla açıklayabilirim: Demirkanlı'nın sözünü ettiği meczup benim ve meczupluğuma devam ederek, OYÇED başkanı Fikret Terzi'ye (tabii, başkan hâlâ Fikret Terzi ise) ve OYÇED skandalına gözlerini sımsıkı yuman site sahiplerine, ısrarla soruyorum:

Büktel'in açıkladığı skandallara niçin gözlerinizi yumuyorsunuz?

Efendim, çünkü biri onlara, akıllı olun, Büktel denen meczubun yaptığı gibi, "kişilerle" uğraşmayın, "kavramlarla" uğraşın, demiş. (Mustafa Demirkanlı'dan alıntı: "Geçen gün Ertuğrul Timur’un kullandığı bir alıntıyı aktarayım yeri gelmişken: "Aptallar kişilerle, orta zekalılar olaylarla, zeki insanlar ise kavramlarla ilgilidir." Kaynak: "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)")

İşte (kim olduğunu bile bilmedikleri birinin iki dudağı arasından çıkmış) o "lafa" iman ettikleri ya da  denize düşenin yılana sarıldığı gibi o "lafa" sarıldıkları için; Türkiye'nin en ünlü tiyatro profesörünün resmi bir toplantıda otuz sanatçının önünde yalan söyleyerek bir yazara iftira atmasını ve buna rağmen bir yazar örgütüne başkan seçilmesini, Türk tiyatrosundaki çürümenin bu en çarpıcı göstergesini, (iki kere iki dört gibi somut kanıtlara rağmen) gözlerini sımsıkı yumarak görmezden geliyor ve Büktel gibi "aptal" olmamak için, kişilerle uğraşmak yerine, kavramlarla (bir de örneğin, Kaan Erkam'la) uğraşıyorlar. Aklınızı seveyim! Hayatlarını vecizelere göre yönlendiren sizin gibi "akıllıların", o zekâlarla değil kavram üretebilmesi, caddeden karşıya ölmeden geçebilmesi bile başarı sayılır.

Şimdi de OYÇED üyelerine soruyorum:

OYÇED'in açıkladığı ilk panelist listesinde adı geçenlerden üçü panele katılmaktan niçin vazgeçti?

Utandılar mı?

Yoksa OYÇED'de utanmayı reddetmeyenler de var mı?

(Sanmam. Utanmış olsalardı, utanma yeteneğine sahip olduklarını açıklamaktan utanmazlardı.)

Özdemir Nutku nerede?

(Mazereti çıktı.)

Yücel Erten nerede?

(Mazereti çıktı.)

Yılmaz Onay nerede?

(Mazereti çıktı.)

Peki ciddiyet nerede? 

 

Coşkun Büktel / 21 Nisan 2007

 

     

Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı'nın tarihçesini kavramak için, (Büktel tersini tercih ettiği halde, çoğu coskunbuktel.com'dan başka hiçbir yerde yayınlanmamış) aşağıdaki yazılara bir göz atmanız yeterlidir:

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

ÖZDEMİR NUTKU YALAN SÖYLEMEDİYSE BELGE GÖSTERMELİDİR

Coşkun BÜKTEL / Eylül 2005

 

COŞKUN BÜKTEL’E YANIT

Özdemir NUTKU / Eylül 2005

 

“THEOPE” ÜZERİNE ÖZDEMİR NUTKU’YA YANIT 

Şahin ERGÜNEY / Ekim 2005

 

ÖZDEMİR NUTKU İNSANLARIN YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?

Coşkun BÜKTEL - 5 Temmuz 2006

 

İNSANLAR ÖZDEMİR NUTKU'NUN YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR?                             Coşkun BÜKTEL - 19 Temmuz 2006

 

İNSANLAR BİRBİRLERİNİN (VE ÇOCUKLARININ)  YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYORLAR?

Salih COŞKUN - 3 Ağustos 2006 

 

PINTER, BRECHT, NÂZIM VE DİĞERLERİNE HAKARET ETMEYİN!  

Coşkun BÜKTEL - 16 Ağustos 2006

            

OYÇED YAZARI OLMAKTAN (HÂLÂ) UTANMAYAN BİR GÖNÜLLÜ ARANIYOR  

Coşkun BÜKTEL - 9 Eylül 2006

 

Hangisi daha gizli bir örgüttür? OYÇED Mİ, KU KLUX KLAN MI?

Coşkun BÜKTEL - 28 Kasım 2006

 

NE ÂLÂ MEMLEKET

Coşkun BÜKTEL - 24 Aralık 2006

 

OYÇED NE HAKLA AÇIKLAMA BEKLİYOR?  

Coşkun BÜKTEL - 16 Şubat 2007

 

OYÇED KİŞİLERİ VE KURUMLARI HANGİ HAKLA VE NE YÜZLE SUÇLUYOR?  

Coşkun BÜKTEL - 13 Mart 2007

 

OYÇED'İN YÜZLEŞME ÇAĞRISI ÜZERİNE 

Coşkun BÜKTEL - 19 Mart 2007

 

UTANMA EŞİĞİ 

Coşkun BÜKTEL - 24 Mart 2007

 

OYÇED'İN ONURDAN ANLADIĞI

Coşkun BÜKTEL - 28 Mart 2007

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 1 (Coşkun Büktel)

 

 "A. Ertuğrul Timur'a Aşağıdaki Jeep'i Veriyoruz" (Hilmi Bulunmaz)

 

"Timur, Nasreddin Hoca'ya Karşı" (Hilmi Bulunmaz)

 

"Ben sana 'Tiyatrocu olamazsın' demedim" (Feridun Çetinkaya)

 

"Süt Banyosu" (Link yazısı) (Coşkun Büktel)

 

"Yaşasın Sansür" skandalı 2 (Coşkun Büktel)

 

"OYÇED Ancak Cerahat Olarak Fışkırabilir"

 

NİHAYET!!! (İftira CD'si internette yayınladı.)

Coşkun BÜKTEL - 12 Temmuz 2008