"5. yazımdaki suçlama ve
aşağılamalar,
Yücel Erten'in alnında taşınması da temizlenmesi de Gorbaçov
lekesinden çok daha zor bir lekedir. Yakın çevresindekiler, Yücel
Erten'in alnındaki bu kara lekeyi görmüyormuş gibi yapıyor diye,
Yücel Erten o lekeyi herkesin göremediğini sanmamalıdır. Kendini
akıllı alemi kör sanması aptallık olur."
(KAYNAK:
Coşkun Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan
Manzaraları", Dramatik
Yayınlar, 1998. Sayfa 315. / "Yönetmen Tiyatrosuna
Karşı",
Kaknüs Yayınları, 2001. Sayfa 361.)
ENTRİKALARI, TUTARSIZLIKLARI, GALİZ
KÜFÜRLERİ, İFTİRALARI, KISACASI TÜM "HALTLARIYLA"
Yücel'in alnındaki
Gorbaçov lekesini görebiliyor musunuz?Dert etmeyin, bu sayfayı
okuduktan sonra görebileceksiniz?
(Bu sayfadaki yazılar tarih sırasıyla
yukarıdan aşağı sıralanmıştır.)
|
Kongre Vadisi'nde kongre
olması yüzünden kapatılabiliyorsa, "Yeni" Muhsin Ertuğrul
Sahnesi, ancak kasapta et, fırında ekmek, manavda meyva olmadığı
zamanlar tiyatroya açılacak demektir.
"YENİ" MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ'Nİ
"GÜVENLİK GEREKÇESİYLE"
KAPADILAR...
TIPKI 18 YIL
ÖNCE DT'NİN YILDIZ SAHNESİ'Nİ DE
"GÜVENLİK
GEREKÇESİYLE"
KAPADIKLARI GİBİ...
7 Şubat 2010
|
 

1992'de, DT'nin Yıldız Sahnesi'ni kapatan üçlü:
1) Kültür bakanı
Fikri Sağlar
2) Bakan baş
danışmanı Emre Kongar
3) DT genel müdürü
Yücel Erten
AKP, tiyatroların
"güvenlik gerekçesiyle" (ya da "bahanesiyle")
kapatılabileceğini 18 yıldır biliyordu. AKP, bu
yöntemi, Fikri Sağlar, Emre Kongar ve
Yücel Erten'den öğrenmişti. Hatta
Yücel Erten'den
yalnızca güvenlik bahanesiyle sahne kapatmayı
değil, fazlasını da öğrenmişti:
O zamanın DT genel
müdürü
Yücel Erten, Yıldız Sahnesi'nin
kapatılmasına onay vermekle kalmamış; sahnenin
kapatılmasına karşı çıkan, Yıldız Sahnesi'nin
kapatılmaması için seyircilerden imza toplayan
DT sahne amiri Ediz Baysal'ı disipline vermiş,
Baysal'ın maaş kesintisiyle cezalandırılmasını
da sağlamıştı. Yıldız Sahnesi kapatılmasın
amacına yönelik mücadelesi nedeniyle maruz
kaldığı bu haksız cezayı içine sindiremeyen DT
sahne amiri Ediz Baysal, DT yönetimini mahkemeye
vermiş, mahkemeyi kazanmış ve haksız yere
ödediği cezayı
Yücel Erten yönetiminden faiziyle
birlikte çatır çatır geri almıştı.
Biz, sahne amiri
Ediz Baysal'ın tiyatro kapatan yüksek yetkili
vandallara karşı 1992'de verdiği mücadeleyi
destekleyen ve duyuran tek yazar olmuştuk.
(Bakınız: Coşkun Büktel,
"Bir Politikacının Portresi: Yücel Erten",
Gölge Tiyatro, sayı 11, Kasım 1997. Bu yazımız,
"Türk Tiyatrosundan İnsan
Manzaraları" adlı kitabımızda
da yer almaktadır: Sayfa 380-457.)
Şimdi,
"Bir Politikacının
Portresi: Yücel Erten" başlıklı
yazımızdan tadımlık bir parça aktaralım da,
"güvenlik bahanesiyle" tiyatro kapatmayı kimler
nasıl başlattı bir kez daha anımsayalım:
(...) Bakanlık, Yıldız
Sahnesi'ni "güvenlik" gerekçesiyle kapatıyordu.
Güvenlik önlemleri almak yerine. sahneyi halka
yasaklayıvermek, elbette çok daha kolay, ucuz,
pratik ve bir o kadar da antidemokratik bir
yöntemdi. Ama Fikri Sağlar gibi, danışmanı Emre
Kongar gibi, genel müdürü Yücel Erten gibi,
demokrasi şampiyonu olarak tanınmayı becermiş
kişiler için, kokusu pek fazla yayılmadıkça,
antidemokratik yöntemlerin hiçbir sakıncası
yoktu. Kokusunun pek fazla yayılmasına da izin
vermeyeceklerdi. Ayrıca kamunun duyarsızlığına
ve hafızasızlığına da zaten güvenleri tamdı.
Bu yazıyı baştan beri
okuduysanız, Yıldız Sahnesi'ni Kültür bakanı
Fikri Sağlar'a karşı savunan sahne amiri
Ediz Baysal'ın girişimine, Sağlar'ın genel müdür
yaptığı Yücel Erten'in "aferin" demeyeceğini
tahmin etmiş olmalısınız. Yücel Erten için
Yıldız Sahnesi'ni savunmak mı daha önemliydi,
Fikri Sağlar'a yaranmak mı? Bu sorunun cevabını
biz vermeyelim. Biz somut olayları aktarmakla
yetinelim. Cevap kendiliğinden ortaya çıkacak.
Raik Alnıaçık'ı
biliyorsunuz: Aile dostu Nezihe Araz'ın
"Savaş Yorgunu Kadınlar" adlı rezilliğini
DT'ye öneren ve Yücel Erten'in himmetiyle kabul
ettiren şahıs.
Sahne amiri Ediz Baysal;
yukarıdaki dilekçeyi ("Yıldız Sahnesi
Kapatılmasın!" konulu dilekçe. CB) 6 Kasım'da
imzaya açmasından tam bir hafta sonra, Yücel
Erten'in İstanbul Devlet Tiyatrosu müdürlüğüne
"özenle" seçtiği işte o Raik Alnıaçık'tan, 13.
11. 1992 tarih ve 370/577/2833 sayılı şu yazıyı
aldı:
EDİZ BAYSAL
ist. Dev. Tiy. Sahne
Amiri
Müdürlüğümüzün sözlü
uyarılarına rağmen görevli olduğunuz Yıldız
Sarayı Tiyatrosunda oyundan sonra izinsiz ve
yetkisiz olarak, Yıldız Tiyatrosu ile ilgili
seyircilerle konuşma yaptığınız tespit
edilmiştir.
Bu nedenle 13. 11. 1992
cuma gününden itibaren Yıldız Sarayı
Tiyatrosundaki görevinizden alınarak yeni bir
göreve kadar Merkez Sahne Amirliği emrinde
görevlendirilmiş bulunmaktasınız.
Bilgi ve gereğini
öenemle rica ederim.
Prof. Raik Alnıaçık
İstanbul Devlet
Tiyatrosu Müdürü
İmza
İşte sevgili Yücel, senin
döneminde sırf Yıldız Sahnesi'ni kurtarmaya
çalıştığı ve seyirciye görüş açıkladığı için,
bir sahne amirinin, senin "özenle" seçtiğin
İstanbul müdürü tarafından önce sözlü olarak
"uyarılması" ve daha sonra da, Yıldız Sarayı
Sahnesi'ndeki görevine son verilerek
"cezalandırılması" ile ilgili kapı gibi belgeyi
burnuna dayıyorum. Ve şu laflarını yemen için
tekrar önüne atıyorum: "Peki ama, benim
Genel Müdürlüğüm döneminde, bu türden pek çok
girişim olduğu halde, bu yüzden ceza almış bir
tek kişi var mı? Yok! E ne oluyor peki? Niye
bana tebelleş oluyorsun?" (Afiyet olsun,
Yücel!)
(...)
(Kaynak: Büktel,
"Türk Tiyatrosundan İnsan
Manzaraları", sayfa 436-438.
NOT:
Bu kitabı
okuyanlar, Yücel Erten gibi
linççilerin,
iftiralarla dolu o
linç bildirisini
neden imzaladıklarını gayet iyi anlıyorlar.)
("Açsalar bile güvenlik gerekçesiyle yine
kapatırlar, olur biter" diyerek Feridun
Çetinkaya ile Hilmi Bulunmaz'a defalarca
belirttiğimiz tahminimizi tıpa tıp doğrular
biçimde) "Güvenlik gerekçesiyle" kapatılan ve
şimdilik, ebediyen kapatılmayacağını umduğumuz
"Yeni" Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu hakkında, A.
Ertuğrul Timur'un Medya Faresi sitesinden
aktardığı kapatılma haberine link veriyoruz
(İnşallah biz link verdik diye Timur, eskiden
hep yaptığı gibi, yine sayfayı silip bizi
yalancı çıkarmaya kalkmaz):
HİÇ DE SÜRPRİZ OLMAYAN BİR HABER!
Harbiye Çok Amaçlı Salonu Açıldığı Gibi Kapandı!
Lütfen,
TIKLAYINIZ!
|
|
Linççilerin "sıvaları" dökülüyor:
COŞKUN BÜKTEL'İ
"KÜFÜRBAZ" DİYE NİTELEYEREK
BÜKTEL'E
KARŞI GÜYA
"TEMİZ TİYATRO"
ADLI BİR
LİNÇ KAMPANYASINA
KATILMIŞ OLAN
LİNÇÇİ
YÜCEL ERTEN
DİYOR Kİ:

Aaa,
arkadaşlar şimdi gördüm bu Adem Dinç
denen
dalyarağı.
Bu
dörtvereni
engelliyorum. Siz de zaten yeteri kadar
"ortadaki
sandık sike sike usandık"
yapmışsınız.
Bozmayın
asabınızı
bu apdestsizlere :)
(KAYNAK:
Yücel Erten'in kendi facebook
sayfası.)
NOT:
Silme, kazıma, "engelleme" gibi
sansürcü ve linççi
yöntemlere karşı, üstte linkini
verdiğimiz, söz konusu
Yücel Erten
sayfasını tümüyle aynen kopyalayıp kendi
sitemizde yayınladık.
Yücel Erten
denen bu
devlet beslemesi, şımarık ve ağzı bozuk,
küstah herif, bir zamanlar DT genel
müdürüydü ve Büktel'in eleştirileri
yüzünden
Theope'yi
engellemek, en akılda "kalıcı"
marifetiydi.
Aşağıda,
Yücel Erten'le
bugün facebook'ta yaşadığım macerayı
aynen aktarıyorum:
|
|
KÜFÜR ÖYLE OLMAZ BÖYLE OLUR /
YÜCEL ERTEN REPERTUARINDAN:
"DALYARAK... ORTADAKİ SANDIK SİKE SİKE USANDIK...
ÇÜKTEL... DALKÜREK... DÖRTVEREN..."
Bugün insanlara Facebook'ta bu ifadelerle
saldıran Yücel Erten'in yıllarca bu ülkenin Devlet
Tiyatrosunda genel müdürlük yapmış olması, benden başka
hiçbir tiyatrocuyu veya (sanki kendileri Rahibe Terasa
kadar temizmiş gibi, bana "küfürbaz" diyen)
linç kampanyacısı
iftiracı teresleri ve sansürcü yayıncıları dehşete
düşürmüyor mu? Bu bir "haber" değil mi? Bu haber,
tiyatromuzun neden bu halde olduğunu açıklamıyor mu?
LİNÇÇİ
YÜCEL ERTEN'İN GÜYA
"HAYIR" PROPAGANDASI İÇİN ANLATTIĞI AHMAKÇASINA İĞRENÇ
FIKRAYI, BU KEZ ONUN ENGELLEYEMEYECEĞİ BİR ALANDA VE TÜM
OKUR YORUMLARIYLA BİRLİKTE YAYINLIYORUZ
03 Eylül 2010 Cuma
Lütfen,
TIKLAYINIZ!
***
"KÜFÜR
KARŞITI"(!)
LİNÇÇİ
MUSTAFA DEMİRKANLI (SIÇMIŞ CAFER'İN BEZ GETİRİCİSİ
OLARAK)

"KÜFÜR KARŞITI"(!)
LİNÇÇİ
YÜCEL ERTEN'İN KÜFÜRLERİNİ NASIL SAVUNDU?
Yazının devamını okumadan önce, lütfen, aşağıda
alıntıladığım ifadeler arasındaki "Yücel'in
ayarları öyle.." ifadesinin anlamına mim
koyunuz!
GÜVENÇ DAĞÜSTÜN:
bu (Adem Dinç
kastediliyor CB) nasıl yorum yazabiliyor
buraya ki? herkes görebiliyor mu bu paylaştıklarımızı?
ÇİĞDEM ERKEN:
Yücel'in ayarları öyle..
(...)
YÜCEL ERTEN: Aaa, arkadaşlar şimdi gördüm
bu Adem Dinç denen dalyarağı. Bu dörtvereni
engelliyorum. Siz de zaten yeteri kadar "ortadaki
sandık sike sike usandık" yapmışsınız.
(KAYNAK:
Yücel Erten'in "herkes"e açık olarak
ayarlanmış kendi facebook sayfası)
Yalan makinasından
bile daha seri yalan üretebilen,
iftiracı
ve
linççi
psikopat
MUSTAFA DEMİRKANLI,
yukarıda
kaynağını vererek ikinci kez aktardığım ifadeleri sanki
okumamış gibi görmezden gelip, bugün, kendi sitesinde,
Yücel'in bokyiyicibaşısı olarak, Yücel'in galiz
küfürlerini savunmaya çalışırken; yine, kanıtsız,
belgesiz, linksiz, kaynaksız, dayanaksız olarak,
Büktel'e şu şuçlamaları yöneltmiş:
Coşkun
Büktel, facebook’da Yücel Erten’in sayfasına ulaşmış.
Yücel Erten, kamuya açık olmayan, arkadaşlarıyla
paylaştığı sayfasında bir şahıs için küfürlü konuşmuş,
(Bu herkesin telefonda da yaptığı kötü bir
alışkanlık ama bir alışkanlık.) bunu gören
Büktel, hemen kopyalamış, -araya da “Theope’yi katmadan
edememiş- ve sitesinde özel yazışmaları
yayımlamış. Hızını alamayıp yayıncılara: “Bu Bir ‘Haber’
Değil mi?” diye yüklenmiş.
Hayır,
bu bir “haber” değil”,
özel yaşama tecavüz,
özel yazışmaları
izinsiz kamuoyuna açıklama
suçunu
oluşturan bir eylemdir. Benzer davranışı sergileyen
arkadaşı Bulunmaz, OYÇED yazışma grubundaki
(Bulunmaz'ın da adı
geçen CB)
özel
yazışmaları,
(bir muhbirin
Bulunmaz'a göndererek özel olmaktan çıkarması üzerine
CB)
kendi bloğunda
yayımladı, bu eylemine yönelik şikayet üzerine de savcı
aynen bu gerekçeyle dava açtı,
(Açtı da ne oldu? CB)
yani suç unsuru
olarak gördü.
(Gördü de ne oldu?
Demirkanlı, dava sonuçlanmış gibi konuşarak okurları
yanıltmaktan, tabii ki, utanmıyor CB)
Hatta bu suç
Anayasa’ya da eklenmek isteniyor.
(İsteniyor da ne oldu?
CB)
“Haber”
Büktel’in işine geldiği gibi kabul ettiği bir şey
değildir, “haber” özel yaşama tecavüz hiç değildir.
(Eğer Yücel Erten
denen ağzıbozuk linç iftiracısı, Demirkanlı'nın bu
uyduruk yalanlarına inanıyorsa; ve aralarına aldıkları
bir islamcı vatandaşı
"ortadaki sandık sike
sike usandık"
yapmanın, ve sonra hiç utanmadan hakimlerin karşısına
çıkıp; bırakın hep birlikte sikelim şu herifi, kimse
müdahale etmesin, bu bizim "özel" yaşamımızdır, anlamına
gelen bir savunmayla, −Coşkun Büktel'i de dinleyecek
olan− hakimleri inandırmanın mümkün olduğunu aklı
kesiyorsa; hodri meydan, hiç beklemesin; sıkıyorsa, o da
beni mahkemeye versin!)
(KAYNAK:
Yukarıda yaptığımız alıntı, Demirkanlı'nın 3 Eylül 2010
tarihli ve "Coşkun
Büktel: Bu Bir ‘Haber’ Değil mi? HAYIR"
başlıklı yazısının (CB imzalı kırmızı notlar eklenmiş ve
içindeki yalan ibareler CB tarafından koyu harfle
vurgulanmış) tamamıdır. Yazıyı orijinal sayfasında
(notsuz ve vurgusuz
olarak görmek için, lütfen,
TIKLAYINIZ!
NOT1:
Yücel Erten bile, bu kanıtsız, belgesiz,
linksiz, kaynaksız, dayanaksız, apaçık yalan ve zavallı
bahanelerle karşıma çıkmaktansa, kuyruğunu kıstırıp
efendice susmayı tercih etmişken; zaten olduğundan daha
fazla kepaze olması mümkün olmadığından yalan ve
iftirayla sorunu bulunmayan, (küfürbaz saydığı Büktel'e
karşı
linç kampanyası
başlatmış) azılı linççi ve azılı iftiracı Demirkanlı,
Yücel'in "bokyiyicibaşısı" ya da "sıçmış Cafer'in bez
getiricisi" olarak ortaya çıktığı ve karakteri her
pisliğe müsait olduğu için;
yarın öbür gün,
pek çok zaman yaptığı üzere, bokunu örtbas eden kedi
gibi, bu yazısını veya linkini de yine tahrif veya imha
edebilir diye; söz konusu yazının aslını kendi
sitesinde (yine uyarıcı notlar ve yorumlar ekleyerek)
yayınlamış olan Hilmi Bulunmaz'ın ilgili sayfasına da
link vermeyi gerekli gördük: Lütfen
TIKLAYINIZ!
NOT2: Bu sitenin okuru
olduğunuza göre, büyük ihtimalle, bu ikinci nota haklı
olarak, ihtiyaç duymayacaksınız. Ama, lütfen, Demirkanlı
sitesinden başka bir şey okumayan tiyatroseverleri,
aşağıda yazdıklarım bağlamında uyarın:
Lütfen (karşı görüşlere kural olarak değil, ancak çok,
çok, çok, çok ender olarak, demokrat bir izlenimle
okurları yanıltmak amacıyla, işine geldiği zaman ve
işine geldiği kadar ve işine geldiği formatta yer veren
ve genellikle karşı görüşleri ya da linklerini
uğratmadığı sahasında "tek kale maç yapmayı seven")
linççi
Demirkanlı'nın yazılarını, dezenformasyona karşı
sizi bağışıklı kılacak bir bilinç ve uyanıklık halinde
okuyunuz!
Lütfen kendinizi
linççi
Demirkanlı'dan
ve Demirkanlı sapığından medet umanlardan koruyunuz!
Her zaman
dediğim gibi:
Mustafa Demirkanlı'yı
midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen
herkesten, tüm samimiyetimle iğreniyorum.
COŞKUN BÜKTEL
4 Eylül 2010
|
Yücel Erten, kendisine "edep yahu!"
diyen Kâzım Şimşek'e karşı da sansürden
(engelleme) başka çare bulamadı.
5 Eylül 2010
 
COŞKUN BÜKTEL:
AKP'ye karşı somut kanıt ve
belgeler yerine kendi ilkelliğimizi
sergilemekten başka işe yaramayan bu ahmakçasına
alakasız ve iğrenç fıkralarla mücadele vermek
zorunda kalıyorsak, AKP'nin önü açık demektir.
Boku yedik demektir. Umarım bu fıkra tüm
"hayırcıların" değil, yalnızca Yücel'in ve
yandaşlarının seviyesizliğini temsil ediyordur.
YÜCEL ERTEN:
Çüktel,
bu yorumun da ancak senin düğünde damat vuran
bir dalkürek olduğunu gösterir... Şu yazdığımı
herkes bir görsün de sonra engelleyeceğim seni
hıyar aleyhisselam!...
(...)
KÂZIM ŞİMŞEK: Yücel Erten'i
Coşkun Büktel'e söyledikleri nedeniyle şiddetle
kınıyorum ve kendisinden Coşkun Büktel'den özür
dilemesini bekliyorum.
YÜCEL ERTEN: Kazım, sen
kimsin lo? "Bulunmaz" Hint kumaşlarından mısın?
(...)
YÜCEL ERTEN: Yorulmayın
arkadaşlar, ben bu tencere kapaklarından
sıkıldım. Sayfamdan siliyorum bunları. Bu
sataşmalarla sırnaşmaların varolabilme savaşı
olduğunu sanıyorlarsa, allah versin, başka
kapıya...
(...)
COŞKUN BÜKTEL:
5 Eylül 2010, 16:05
İktidarsızlık
kompleksi içinde yaşadıkları anlaşılan bu
zavallılar, sahip oldukları en küçük bir iktidar
alanında (üç-beş kişinin izlediği bir facebook
sayfasında) bile, derhal birilerini
yasaklayarak, birilerine sansür koyarak
kendilerini muktedir hissetmeye çalışıyorlar.
Birilerini “engellemek, birilerini sansür etmek,
onlara utanç yerine gurur veriyor. Kendilerini
ancak bu biçimde var edebiliyor, komplekslerini
ancak bu biçimde tatmin edebiliyor,
yaşadıklarını ancak bu biçimde
hissedebiliyorlar. Bir an için, bunların küçücük
bir facebook sayfasında değil de, tüm Türkiye’de
iktidar olduklarını düşünün! Ülkenin nasıl bir
batağa saplanacağını hayal edebiliyor musunuz?
Biz 1992′den beri yazdığımız yazılarla, o
yazılardan oluşturduğumuz kitaplarla (“Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları”, “Yönetmen
Tiyatrosuna Karşı”) ve bugün de internet
yazılarımızla bunlara karşı “sırf iş olsun
diye”, “boşu boşuna” mücadele ediyor
değildik/değiliz.
Kâzım Şimşek,
engellenmesinden önce atik davranıp,
Yücel Erten'in sonradan engelleyeceği
tüm yorumları kopyaladı ve kendi
sitesinde yayınladı. Yücel'in budayıp
kuşa çevirerek (emekli olmasından önce
DT'de sahnelediği oyunlar kadar abuk
hale getirdiği) sayfanın "son abuk hali"
de;
yorumların budanmasından önceki "ilk
orijinal hali" de;
şimdi, "Hayatımın Renkleri"
başlıklı Kâzım Şimşek
blogunun
yorumculara açık ilgili sayfasında
görülebilir. Kâzım'ın ilgili sayfasına
(yukarıya da aktardığım)5
Eylül 2010, 16:05
tarihli ilk yorumu ben yaptım.
Tartışmayı tüm katılanların tüm
yorumlarıyla eksiksiz izlemek ve
yorumlarınızı "özgürce" eklemek için,
"Hayatımın Renkleri" başlıklı Kâzım
Şimşek blogunun ilgili sayfasını,
lütfen...
TIKLAYINIZ!
|
BONUS:
|
Coşkun Büktel
Yücel Erten, paylaştığım için, az öncesine kadar, bu sayfada, tam bu yazının yerinde, durmakta olan fıkrayı ve o fıkranın altına yaptığım yorumu sildiği gibi; sansürcü bir linççiye en yakışan şeyi de yapmayı ihmal etmedi: Facebook sayfasını bana yasakladı. Yücel'in sildiği ahmakçasına iğrenç fıkrayı kaydetmemiştim ama neyse ki, yorumumu kaydetmiştim. İşte (garibanları görünce "ortada sıçan" yapmayı seven ama Coşkun Büktel'i görünce çil yavruları gibi dağılıp bütün kapıları sımsıkı kapayarak başını kuma gömmekten ve "Büktel yoktur" hayaline sığınmaktan başka çare bulamayan) Yücel ve linççi hınk deyicilerinin, kimse görmesin diye sildikleri Coşkun Büktel yorumu:
AKP'ye karşı somut kanıt ve belgeler yerine kendi ilkelliğimizi sergilemekten başka işe yaramayan bu ahmakçasına alakasız ve iğrenç fıkralarla mücadele vermek zorunda kalıyorsak, AKP'nin önü açık demektir. Boku yedik demektir. Umarım bu fıkra tüm "hayırcıların" değil, yalnızca Yücel'in ve yandaşlarının seviyesizliğini temsil ediyordur.
Zavallı Yücel!... Senin neyine be yavrucuğum, herkesin denetimine açık, şeffaf ve demokrat facebook sayfası?!!... Sen kendini Coşkun Büktel mi sandın?!! Kapa kapılarını daha sıkı kapa!
Ama yazık ki kapıları kapamakta geç kaldın! Pek çok şeyi kaydettim. Göreceksin... Herkes görecek. Zavallı şapşal! Devamını Gör
3 saat önce