| Anasayfa | Polemik | İnceleme | Büktel Hakkında | Linkler | İletişim |
BÜKTEL'İN GÖR DEDİĞİ Demirkanlı Yalanları
(Büktel'in Link yazıları)
|
|
HERKES
UNUTUYOR:
Linç kampanyası bir tane değil, iki
tanedir.
COŞKUN BÜKTEL / 20 Aralık 2011
|
KEKEMELERİN KEKELEMEKSİZİN ÜST ÜSTE ÜÇ CÜMLE KURAMAYIŞINA BENZER BİÇİMDE, YALAN SÖYLEMEKSİZİN YA DA GERÇEĞİ ÇARPITMAKSIZIN ÜST ÜSTE ÜÇ CÜMLE KURAMAYAN YALAN MAKİNASI MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN (VAKİT AYIRABİLİP DE SAPTADIĞIMIZ) BAZI "MACERALARINI" OKUMAK İÇİN...
Lütfen tıklayınız:
COŞKUN BÜKTEL, FACEBOOK'TA COŞKUN BÜKTEL'İ NASIL VE NİÇİN ENGELLEMEK ZORUNDA KALDI? http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=150749781636503&id=100000243596367
"KORKAK ADAM" DİYE HAKARET EDEREK BENİ ALÇAKÇA KIŞKIRTAN DEMİRKANLI'YA ZORUNLU CEVAP (BAZEN KIŞKIRMAK, KIŞKIRMAMAKTAN YEĞDİR!): http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150748314450711
DEMİRKANLI'NIN ELİNDEN GELDİĞİNCE İYİ NİYETLİ CEVABINA, ELİMDEN GELDİĞİNCE İYİ NİYETLİ BİR CEVAP: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150647829130711
"KEMAL'İN ASKERİ" TAKMA İSİMLİ SON SAPIKLA AYDIN BALTACI'NIN DA KATILDIĞI SON TARTIŞMAMIZ: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150790716745711
At hırsızları kadar cahil,
bilimdışı ve ahlaksız olup da sürekli seviyeli olmaktan söz eden şu
ciğeri beş para etmez sansürcüler yok mu...?
http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150866344785711
BERAAT KARARINA RAĞMEN MUSTAFA DEMİRKANLI BİZE KARŞI TEK SERMAYESİ OLAN "KÜFÜR/HAKARET" TERANESİNDEN VAZGEÇMİYOR!
http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150888362725711
GÜNAY, TOPBAŞ, BİLGİN VE ŞAMLIOĞLU'NUN GÜÇLERİ, DEMİRKANLI KADAR KİRLİ BİR UNSURU TAŞIMAYA DAHA NE KADAR YETECEK? http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150890115405711
DEMİRKANLI'DAN BÜKTEL'E TAKMA İSİMLERLE YÖNELTİLMİŞ İFTİRALAR
MUSTAFA DEMİRKANLI, TÜRK TİYATROSUNUN "GAMMAZ" "RESMİ YAZAR"LARINI AÇIKLIYOR
LEMİ, AYŞENİL VE MUSTAFA ARASINDA (TİYATROMUZUN SOMUT GERÇEKLERİNE DAYANAN) HAYALİ BİR KONUŞMA
DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP
DEMİRKANLI'NIN BÜKTEL'E "FATURANI BEN ÖDERİM" MESAJI VE BÜKTEL'İN TEKME TOKAT CEVABI
ÖZGÜR BAŞKAN ADLI TAKMA İSİMLİ SAPIK SONUNDA "TÜYDÜ"!
MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN "LİNK" SAHTEKÂRLIĞI
DEMİRKANLI'DAN BÜKTEL'E TAKMA İSİMLERLE YÖNELTİLMİŞ İFTİRALAR
DEMİRKANLI'NIN KÜFÜR REPERTUARINI OKUMAK İÇİN, TIKLAYINIZ!
MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN "KAFA SIKMA" SEANSLARI (4 BÖLÜM)
VANDALLARIN SANAT ZANNEDİP SANAT EDİNDİĞİ
"GERÇEKLERİ SAPTIRMA KURNAZLIĞI",
DEMİRKANLI YALANLARI genel sayfası
|
Takkeniz düştü, ortalıkta
kalıverdiniz.
Bundan
sonraki
süreci
yaşanmadan
söyleyeyim:
Çetinkaya ile birbirinize
gireceksiniz, tek müridini de
yitireceksin veya onun yöntemlerine
uyup kimliksiz-kişiliksiz 4 ncü, 5
nci siteleri yayına sokacak sanal
müridler oluşturacaksınız.
Sizlere kolay gelsin, yolunuz açık
olsun…
2
Haziran 2006
"kimliksiz-kişiliksiz 4 ncü, 5 nci
siteleri yayına sokacak sanal
müridler",
gerçekten de, daha sonra ortaya
çıkmış; ama bu "sanal müridler",
Büktel müridleri olmamış; tam
tersine, Büktel ve arkadaşlarını,
(tıpkı Mustafa ve arkadaşlarının
yaptığı gibi) "linç" etmeye çalışan
"sanal müridler" olmuşlar ve yine bu
"sanal müridler" Mustafa gibi
linççilerden destek, teşekkür, hatta
ödül almışlardır. Bakınız:
Burak Caney.
Ben, kendisine hakaret ettiğimi
iddia eden Mustafa'yı ne zaman
suçlasam, her defasında belge
gösteriyor, belgelerin (EĞER
SİLİNEREK ÖRTBAS EDİLMEMİŞSE
"ORİJİNAL") kaynağına
link veriyorum. Yani Mustafa'yı
nesnel ve bilimsel bir tutumla
suçluyorum ki, bu tutum, üzücü,
kırıcı, incitici olabilir
ama asla hakaret sayılamaz.
"Hakaret" ya da "küfür"
sözcükleri, benim nesnel,
belgesel ve bilimsel tutumumu
tanımlayan sözcükler ASLA olamaz. Ama
"hakaret" ya da "küfür"
sözcükleri, asılsız, ispatsız,
belgesiz, kaynaksız olarak
suçlayan Mustafa'nın yaptığı
şeyi (Mustafa'nın tutumunu)
tanımlamak için, gayet uygun
sözcüklerdir: Mustafa'nın
tutumunu anlamak için, bakınız:
http://www.coskunbuktel.co |
Dün, Burak Caney takma adıyla bir korsan sitede bunu yapıyorlardı:
Eser: Burak Caney
(Şimdi kapanmış bulunan tiyatrom sitesinin sahibi Ertuğrul Timur* ile Tiyatro Tiyatro dergisinin ve sitesinin sahibi Mustafa Demirkanlı tarafından desteklenmiş olan korsan sitenin sahibi) takma isimli sapık
*Yayıncılığı sırasında sapıkları destekleyip Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ı sansür etmiş olan Ertuğrul Timur, bugün İATP-G tarafından akla zarar bir körlük taklidiyle sansür suçları görmezden gelinerek, aklanmaya çalışılıyor.
Bugün, Mustafa Demirkanlı, bizzat kendi sitesinde bunu yapıyor:
Eser: Mustafa Demirkanlı (DT genel müdürü Lemi Bilgin ile İBŞT genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya tarafından, skandalları teşhir eden Büktel ve Bulunmaz'a saldırması ve skandalları örtbas etmesi için, dergi adı altında yayınladığı "şeye" reklam adı altında sadaka verilerek suni yemle yaşatılan) besleme sapık
|
***
Hilmi Bulunmaz, "Demirkanlı Yalanları" üzerine çalışmasını,
(Demirkanlı'nın ortalıktan kaybolması üzerine) bir süre önce
"Yalan 28"de sona erdirmişti. "Yalan 28"e ve diğer 27 yalanın
linklerine ulaşmak için, lütfen...
|
YALAN 25 Mustafa Demirkanlı, sırf, yalancı olmayabilseydi, şimdiye dek, 25 Limousine'li filosuyla koca bir "Rent A Car" şirketine sahip olabilirdi.
Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine
Hilmi Bulunmaz 26 Ocak 2008
Demirkanlı'nın eski
yalanlarını bulmak için eski defterleri
karıştırmaya üşeniyordum. Yeni yalanlarını ise
gündeme getiremiyordum, çünkü Demirkanlı artık
yeni yalanlarını kendisi söylemek yerine Burak
Caney'e söyletiyordu. Takma ad ardına gizlendiği
için, yalanlarının inandırıcı olmasına da artık
pek aldırmıyordu. Örneğin, hayatında Ilıcak
ailesinden bir tek kişinin yüzünü bile görmemiş
olan Coşkun Büktel için,
"Coşkun
Büktel'in Ilıcak ailesiyle yakınlığını
biliyoruz." gibi kuyruklu
yalanlar üretmekten bile çekinmiyordu. Bu
yalanlara Büktel'den nefret eden kitlenin bile
inanmadığını biliyordu ama kaç kişi inanırsa
kârdır anlayışıyla ve takma ad güvencesiyle bu
yalanları sürdürmekte bizim hâlâ anlayamadığımız
bir nedenle, yarar görüyordu/görüyor. Demirkanlı
sonunda (nasıl bir lağım sıçanı olduğu ilk bakışta
görülebilen), kimseleri inandıramayan Burak
Caney'e inandırıcılık kazandırmak için, ona
kendi imzasıyla kefil olmaya karar verdi. (Sanki
kendisi bir yalan makinası değilmiş gibi, sanki
kendi kefaleti geçerli ve inandırıcı olabilirmiş
gibi...) Büktel ve Bulunmaz'la artık
ilgilenmeyeceği konusundaki sözünü kim bilir
kaçıncı kez olmak üzere, bir daha bozdu ve
okurlarına Burak Caney'in yalanlarını övüp,
onları Burak Caney'in sitesine yönelten bir link
yazısı yazdı. Ama son zamanlarda eli öyle
alıştığı için, Demirkanlı, kendi imzasıyla
yazmakta olduğunu unutup, yalanlarını eskisi
gibi kurnazca düzenlemek yerine, Burak
Caney'inkiler kadar ahmakça, fütursuzca
yumurtlamakta olduğunu fark edemedi. Böylece,
25. yalan için, eski defterleri karıştırmak
külfetinden bizi kurtarmış oldu. İşte
Demirkanlı'nın "kendi imzasıyla" yayınladığı
yirmi beşinci yalan: |
Demirkanlı yalancı olmasaydı, bir Limousine filosuna sahip olabilirdi
Mustafa Demirkanlı'nın 10 yalanına 10 Limousine!...
Hilmi Bulunmaz, Demirkanlı'nın somut yalanlarını, Demirkanlı'nın kendi cümleleriyle teşhir ediyor ve Demirkanlı'nın Büktel ve Bulunmaz'a yönelik o yalan suçlamalarını kanıtlaması halinde, her kanıt için kendisine bir Limousine armağan etmeye ve Demirkanlı'dan özür dilemeye söz veriyor. Bulunmaz, her yalan için, slogan haline getirdiği şu cümleyi kuruyor:
"Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir..."
Görünen o ki, Demirkanlı insanlara yönelttiği suçlamaları kanıtlamaya da, Limousine sahibi olmaya da gerek duymuyor.
Bulunmaz'ın açtığı, Limousine hediyeli "Demirkanlı yalanları" sergisini ziyaret etmek için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:
***
Türkiye'deki en uzun süreli tiyatro dergisinin sahibi Mustafa Demirkanlı'nın bir yalan makinesi olduğu öylesine somut ve kesin bir gerçek ki; Hilmi Bulunmaz, yalnızca Limousine vermeyi vaat etmekle kalmıyor, "Vermezsem adiyim!" diyecek kadar da somut ve kesin konuşuyor.
Mustafa Demirkanlı'nın yalanları sergisi yeni yeni yalanlarla her gün biraz daha zenginleşiyor
Hilmi Bulunmaz'ın açtığı, Limousine hediyeli "Demirkanlı yalanları" sergisi, 15. yalana ulaştı.
Bilindiği üzere, Hilmi Bulunmaz, Demirkanlı'nın somut yalanlarını, Demirkanlı'nın kendi cümleleriyle teşhir ediyor ve Demirkanlı'nın Coşkun Büktel, Feridun Çetinkaya ve Hilmi Bulunmaz'a yönelik o yalan suçlamalarını kanıtlaması halinde, her kanıt için kendisine bir Limousine armağan etmeye ve Demirkanlı'dan özür dilemeye söz veriyor. Bulunmaz, her yalan için, slogan haline getirdiği şu cümleyi kuruyor:
"Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir..."
Görünen o ki, Demirkanlı insanlara yönelttiği suçlamaları kanıtlamaya da, Limousine sahibi olmaya da gerek duymuyor.
Hilmi Bulunmaz, sergiye konmak üzere şimdiden 25 yalan saptadığını, okurları mide fesadına uğratmamak için, hepsini birden gündeme getirmek yerine, yalanları teker teker gündeme getirmekte olduğunu, rakamı 25'in üzerine çıkarmak için, araştırmalarını sürdürdüğünü söylüyor. Araştırma demişken, şu ayrıntıyı da hatırlatalım:
Bulunmaz, Demirkanlı yalanları üzerine araştırmasını, yalnızca, Demirkanlı'nın bize (Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya, Coşkun Büktel) yönelik yalanlarıyla sınırlı tutuyor. Demirkanlı'nın bizden başkalarına yönelik (sayıları kim bilir kaç düzineyi bulan) yalanları hakkında kesin bilgi sahibi olmadığı için, Bulunmaz, başkalarına yönelik yalanlar konusunda Limousine vaat etmeyi göze alamıyor.
Somut olarak saptanabilen Demirkanlı yalanlarının (şimdilik) 15 tanesini aynı sayfada bulmak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayıp, Demirkanlı yalanları sergisini ziyaret ediniz:
DEMİRKANLI YALANLARI ONBEŞİBİRYERDE
***
HİLMİ BULUNMAZ'DAN "DEMİRKANLI YALANLARI SERGİSİ" ve BÜKTEL'İN NOTU
Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine
YALAN: 23
"Bundan
sonraki süreci yaşanmadan söyleyeyim: Çetinkaya ile
(Büktel)
birbirinize gireceksiniz, tek müridini de yitireceksin veya onun
yöntemlerine uyup kimliksiz-kişiliksiz 4 ncü, 5 nci siteleri yayına
sokacak sanal müridler oluşturacaksınız"
(Kaynak: Mustafa Demirkanlı;
"Coşkun Büktel'i Anlamak...")
Yukarıdaki suçlamaları bir buçuk yıl önce
yapmış olan Demirkanlı, Büktel ile Çetinkaya'nın aradan geçen bir
buçuk yıl içinde birbirine girdiğini ve Burak Caney'inki gibi
kimliksiz-kişiliksiz sanal siteleri Büktel yada Çetinkaya'nın
oluşturduğunu kanıtlarsa, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan
etmeye söz veriyoruz!...
Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa
Demirkanlı adidir...
Not: Demirkanlı'nın
"Büktel müridi" olmakla suçladığı Feridun Çetinkaya'ya
neden o kadar kızdığını anlamak için, Çetinkaya'nın
"Mustafa Demirkanlı 'İlkel ve İğrenç'
Olmaya Devam Ediyor!" başlıklı yazısını okumanızı
öneririz.
Çetinkaya'nın söz konusu yazısını okumak için lütfen
TIKLAYINIZ
BÜKTEL'İN NOTU:
Sansürcü yayıncıların üçlü ittifakı (Mustafa Demirkanlı, A. Ertuğrul Timur, Yaşam Kaya) Bulunmaz'ın yukarıdaki gibi Demirkanlı yalanlarını tek tek bulup yayınlamasını ve Demirkanlı'dan kanıt istemesini "düzeysiz" buluyorlar.
Yaşam Kaya, (hiçbir kanıt göstermeden, hiç utanmadan) Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya iftira ettiğini söyleyip işin içinden çıkıverdiğini sanıyor (Bakınız: Kaya, "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık".)
Nesi iftira, salak?!... Demirkanlı'nın yukarıda "kaynak gösterilerek" aktarılmış o belgeli sözleri söylediği mi iftira? O sözlerin iftira olduğu mu iftira? Bulunmaz, Demirkanlı'nın iftirasına "yalan" derken, kaynak ve belge göstererek konuşuyor. Kaynak ve belgesine güvendiği için "Yalanını kanıtlarsa Limousine bile veririm, vermezsem adiyim" diyebiliyor. Peki sen, Bulunmaz'ı iftirayla suçlarken hangi belgeyi gösteriyor, hangi riske giriyor, neye güveniyorsun? Sadece okurların senden bile ahmak olmasını umuyor, okurların Büktel ve Bulunmaz'a (hakikate) ulaşamayacağına güveniyorsun.
Asıl iftirayı, Bulunmaz'ın iftira ettiğini söyleyerek, "Sayın Demirkanlı'ya '20 ayrı iftira' kampanyanızın da ne kadar komik olduğunu herkes gördü. Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı'nın cevabı size artık bu sezon içinde yeterlidir." diyerek Bulunmaz'a haksız ve kanıtsız biçimde hakaret etmekle sen yapıyorsun. Asıl iftirayı, yukarıda aktardığımız belgelenmiş yalanlarıyla Demirkanlı Büktel'e yapıyor. Demirkanlı'nın o 22 yalan konusunu açıklayabildiği ve Bulunmaz'a cevap verebildiği de, senin salakça, dalkavukça bir yalanın... Demirkanlı hiçbir şeyi açıklayamadı. Sadece yalanlarını tekrarlayarak yalanlarının arkasında durduğunu belirtti, o kadar. (Bakınız: Demirkanlı, "İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler...") Ama yalanlar tekrarlanmakla inandırıcılık kazanmazlar. 40 kez bile tekrarlansalar gerçeğe dönüşmezler. Kanıtlanmış ya da cevaplanmış olmazlar.
Bulunmaz'ın "kaynak ve kanıt göstererek" sergilediği "Demirkanlı yalanları"nı "iftira" diye nitelemek, Bulunmaz'a "iftiracı" diye hakaret etmek, ona haksızca, kanıtsızca iftira etmek demektir.
Birini iftiracı diye suçlamak ağır bir sorumluluktur. Elinde belge ve kanıt olmadan, birine iftira suçu yükleyemez, o kişinin iftira ettiğini söyleyemezsin. Söylersen dangalaklık etmiş olursun. Ve asıl düzeysizlik, dangalaklara dangalak demek, dangalakların adını doğru koymak değildir. Asıl düzeysizlik, sizin gibi sansürcülerin yaptığı gibi, insanları kanıtsız belgesiz suçlamaktır. Bu tür kanıtsız suçlamaları dangalaklık olarak nitelemek ve bu tür dangalaklıklara sert tepki vermek ise sizin gibi sansürcü dangalakların iddia ettiği gibi "düzeysizlik" değil; her dürüst insanın, içinde yaşadığı topluma karşı şeref borcudur. Bu şeref borcunu ödemek yerine, bu borcu ödeyenlere iftira ederek asıl iftiracıyı destekleyen Yaşam Kaya gibi eli kirli sansürcüler ve düzeysiz dangalaklar, sabahtan akşama kadar "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık" diye bağırsalar bile, kimsenin gözünü boyamayı ve alçaklıklarını, dangalaklıklarını ve cahilliklerini (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor.") örtbas etmeyi başaramazlar.
Theope yazarı alçakgönüllü davranıyor ve düzeyden bahsetmiyor diye, düzeyden (ya da "seviyeden")bahsetmek, cahillere, dangalaklara, iftiracı alçaklara mı kaldı?
Düzeymiş!... Pöh!
***
Bulunmaz'ın Demirkanlı yalanları sergisi
Yalanların 24'e varması dolayısıyla:
Belgeli yalanların yalan olduğunu reddetmek (ya da Yaşam Kaya'nın yaptığı gibi) onlara "komik" veya "iftira" deyip geçmek; yalnızca belgeleri (hakikati) devekuşu inadıyla görmezden gelmek demek değildir; aynı zamanda, yalanları belgeleyenlere alçakça iftira etmek ve menfaat uğruna yalanları desteklemek demektir. Peki yalan makinesi olduğu belgelenmiş birinden (Mustafa Demirkanlı'dan) ödül almak ne demektir? Bu soruyu cevaplamayacağız; çünkü cevaplamak, (tıpkı ödül alanların —Lemi Bilgin, Ahmet Levendoğlu, Nesrin Kazankaya, Yıldız Kenter, vb— yaptığı gibi) okurların zekâsına hakaret etmek olur. CB

Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine
YALAN: 24
"Ama, gerçekten Zeki Göker zehir akıtıyorsa,
öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu
ahlaksız (Hilmi
Bulunmaz), ölümü bekleyip ardından
konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan
nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini
savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz."
(Kaynak: Mustafa
Demirkanlı;
"H. HİLMİ BULUNMAZ ve
COŞKUN BÜKTEL -1")
Demirkanlı, Hilmi
Bulunmaz'ın, Zeki Göker'i eleştirmek için,
Göker'in ölümünü beklediğini iddia ediyor. Biz
bu iddianın, yalan olduğunu, iki kere iki dört
gibi kanıtladık. Bulunmaz ve Büktel bu iddianın
yalan olduğunu; Bulunmaz'ın Göker'i eleştiren
eski bir yazısıyla kanıtladı. (Bakınız:
Bulunmaz, "MUM'dan
bir yaprak:Ben Tiyatrocuyum Soyarım",
Mum, Ekim 1994; ayrıca bakınız:Büktel;
"DEMİRKANLI'YA (BİR
KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP".)
Bizim kanıtlarımıza karşın, Demirkanlı,
aldattığı okurlardan bugün hâlâ özür dilemiş
değildir. Belli ki Demirkanlı, ya bizim
kanıtımızı geçersiz yada okurları eşek
saymaktadır. Demirkanlı, bizim kanıtımızın
geçersiz olduğunu kanıtlarsa, kendisine
fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz
veriyoruz!...
Biz sözümüzü yerine getirmezsek
adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı
adidir...
HİLMİ BULUNMAZ
BÜKTEL'İN ESKİ BİR YAZISINDAN BİR ALINTI 24 Nisan 2007
(Okurlara kolaylık olması için, aşağıdaki yazıda, yalan makinesi Demirkanlı'dan alıntıladığımız sözleri, kırmızı harflerle dizdik.)
(...)
Demirkanlı, Bulunmaz'ın "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?" başlıklı yazısından aktardığı yukarıdaki satırlara şu yorumu getiriyordu:
(Zeki Göker’in ardından da bu girişli yazıyı yazmıştı, neden sağlığında yazmayıp da öldükten sonra yazdığının gerekçesini ise aşağıdaki yazıda açıklıyordu.
Bürütüs'ün ölümüne neden sevindim?
http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=248&Itemid=39
Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi
Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Yukarıdaki alıntıya çok dikkat edin: Demirkanlı, Bulunmaz'ın, "ölülerin ardından konuşan, yüzlerine konuşamayan bir korkak" olduğuna, okurları inandırmak istiyor. Okurları bu yargısına inandırmak, inandırıcı olabilmek için kaynak gösteriyor. Hatta kaynağın linkini bile veriyor. Hem de son günlere kadar hiç yapmadığı bir şey yapıp, Bulunmaz sitesinin ana sayfasına değil, Bulunmaz'ın ilgili yazısına (yani kaynağın kendisine) "direkt" link veriyor. (Daha önce yaptığı gibi ana sayfaya link verip, okurlara, kaynak istiyorsanız gidin orada arayıp bulun, demiyor.) Kısacası, Demirkanlı, Bulunmaz'ın ölü ardından konuşan bir korkak olduğu tezini inandırıcı kılmak için, sansürcü alışkanlıklarını bir kenara koyup, uygar, demokrat ve bilimsel bir "görünüm" sunuyor. Anahtar kelime, o işte: "Görünüm".
Bütün bunlar yalnızca bir "görünüm". Demirkanlı, kendisini sansürcülükle suçlayan Büktel'in ve Bulunmaz'ın karşısında, kaynak gösterir, link verir gibi yaparken, aslında yalnızca "görüntüyü kurtarmaya" çalışıyor. Kaynak gösteriyor, kaynağa "direkt" link veriyor ama link adresinin hemen ardından şu cümleyi kuruyor:
Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Demirkanlı'nın ne yapmaya çalıştığını anladınız mı? Hem okurların güvenini kazanmak için link veriyor, hem de, link verdiği yazıyı uzun, sıkıcı ve önemsiz göstererek, okurların yazıyı okumasını engellemeye çalışıyor. Peki, niye engellemeye çalışıyor? O yazıda, okurların görmesini istemediği bir şey mi var? Elbette!... Elbette var! Bulunmaz'ın yazısındaki o şeyi, Demirkanlı'nın okurlardan saklamaya çalıştığı o şeyi, göstereceğiz. Ama Demirkanlı'nın o şeyi okurlardan hangi nedenle saklamaya çalıştığını açıklayabilmemiz için, önce Demirkanlı yazısından yaptığımız aktarmayı (baştan beri ve yine, aradan bir tek cümle/bir tek kelime çıkarmaksızın) son bir defa daha sürdürmemiz gerekiyor:
Gerekçesi ise şuymuş: “Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…”
Ama, gerçekten Zeki Göker zehir akıtıyorsa, öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.
Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır. Bu adamdır Coşkun Büktel’in en yakın dostu, yayıncı kankasıdır, sitelerinde birbirlerini pohpohlayıp dururlar.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"
Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz için ne diyor? "bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz." diyor.
Peki Demirkanlı, Bulunmaz'a "ahlaksız... insanlıktan nasibini almamış biri... terbiyesiz" diye küfrederken, bu küfürlerini hangi somut gerekçeye dayandırıyor? Şu somut gerekçeye: "ölümü bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı". Peki, Demirkanlı, Bulunmaz'ın, böyle düşündüğünü (yani "ölümü bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye" düşündüğünü) nereden biliyor? Nereden olacak, kaynak gösterdiği ve link verdiği (ama uzun, sıkıcı ve önemsiz olduğunu da belirttiği) Bulunmaz yazısından biliyor.
Oysa Demirkanlı'nın link verdikten sonra, "Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir" diyerek okurların dikkatinden kaçırmaya çalıştığı "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?" başlıklı o yazı önemli. Hele yazının sonundaki notlar bölümü, şu an tartıştığımız konu bakımından çok daha önemli; bakın, yazısının sonundaki notlar bölümünde, Hilmi Bulunmaz ne diyor:
Not: Şimdiye dek
sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal
nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma
olasılığının kalmamasıydı…
Önemli not: anlattığımız durumları, bir
biçimde, bir yerlerde yazdık. Örnekse bakınız;
MuM Kültür-Sanat Dergisi… (Altını ben
çizdim CB)
Çok önemli not: ölünceye dek, Zeki ve diğer
zekilerin yaptıklarını irdeleyecek, “piyasaya”
süreceğim!..
Çok çok önemli not: ABT oyuncusu Kanat Güner
neden altın vuruşla intihar etti?!.
(Bakınız: Hilmi Bulunmaz, "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?")
Altını çizdiğim satırlarda Hilmi Bulunmaz ne diyor? Zeki Göker'den yediği kazıkları ve o yazıda Göker'e yönelik suçlamalarını daha önce de bir yerlerde yazdığını söylüyor. Nerede yazmış? Mum dergisinde.
Mum dergisi, Hilmi Bulunmaz'ın Ekim 1994 ile Haziran 1998 arasında, 26 sayı çıkardığı bir dergi. Hilmi Bulunmaz, Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum, Soyarım" başlıklı yazısını, Mum'un Ekim 1994 tarihli daha ilk sayısında yayınlamış. (Bulunmaz bu yazıyı daha sonra internet sitesinde de yayınladı. Bakınız: "Mum'dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum, Soyarım".)
Peki Hilmi Bulunmaz Ekim 1994 tarihli Mum'da Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum, Soyarım" başlıklı yazısını yazdığında, Zeki Göker hayatta mıydı? Hayattaydı.
Oysa Mustafa Demirkanlı, Bulunmaz'ın, Zeki Göker'i suçlamak için Göker'in ölmesini beklediğini, kendini savunamaz duruma gelmesini beklediğini söylüyor:
(...) bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.
Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.
Sanırım, asıl alçağın, asıl pespayenin, asıl yalancının kim olduğu, iki kere iki dört kadar açıkça anlaşıldı.
Demirkanlı, Bulunmaz'ın Zeki Göker'e ilişkin suçlamalarını, Mum dergisinde de yayınladığını (yani Bulunmaz'ın Göker'i yalnızca ölümünden sonra değil, ölümünden önce de suçladığını) biliyor ama Bulunmaz'a yukarıdaki iftiraları yöneltebilmek için Bulunmaz'ın o açıklamasını bilmezden/görmezden geliyor ve okurların da bilememesi/görememesi için, Bulunmaz'ın yazısının uzun ve sıkıcı olduğunu söylüyor. Bulunmaz, ben bu suçlamaları Zeki Göker ölmeden önce de yaptım diye "özellikle" not düşüyor. Ama Demirkanlı, o nota hiç aldırmadan, Bulunmaz'ı Zeki Göker'in ölmesini ve kendini savunamaz hale gelmesini "beklemekle" suçluyor ve aynı Demirkanlı, kendisinin ürettiği bu yalana dayanarak Bulunmaz'ın ne alçaklığını ne pespayeliğini bırakıyor. Üstelik yine aynı Demirkanlı, yaptığı bu iğrenç şerefsizliğin ardından, bir de kalkmış, yazısını şu ifadelerle bitiriyor:
"artık bu konuda tek laf etmeyi istemiyorum. İğreniyorum çünkü. (...) Daha fazla uzatmayacağım. Her ikisini de Türk tabiplerine havale ediyorum.
Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)"
Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret.
(...)
(24 Nisan 2007'de yazılmış yukarıdaki satırların tamamını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:
Coşkun Büktel; "DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP")
***
Demirkanlı, Timur ve Kaya, Burak Caney denen piçi bizim kapımızın önüne bırakmaya çalışıyorlar
BAŞKA KAPIYA!...
tiyatrom.com sahibi A. Ertuğrul Timur'un Demirkanlı yalanlarına verdiği desteği yazmıştık. (Bakınız: Büktel, "Timur'un akılsız ve ahlaksız ittifakları".) Timur, şimdi de, Türk tiyatro tarihini 1907'de başlatan ve Shakespeare'in kaçıncı yüzyılda yaşadığını bile bilmediği halde "İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni" olmakla övünen Yaşam Kaya'yı destekliyor. Büktel ve Bulunmaz'a karşı Demirkanlı ve Kaya ile ittifak kurup, kendi cevap yazısını, Demirkanlı ve Kaya'nın cevap yazılarıyla aynı çerçevede ve "Tiyatro Yayıncılarından Ortak Ses" başlığı altında sitesinin (tiyatrom.com) baş köşesinden anons ediyor.
Kaynak: "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık" (Kaya), "Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz Kirliliği" (Timur) ve "İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler..." (Demirkanlı)
Bilindiği üzere, Büktel, pazarlama başarılarıyla övünen Yaşam Kaya'nın cehaletini, Kaya'nın kendi sözleriyle belgelemişti. (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor.") Tiyatro sanatıyla ilgili olarak en kaba bir tarihsel perspektiften yoksun olan Yaşam Kaya ise, Büktel'e karşı yazdığı cevap yazısında ("Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık"), hiçbir şeyi belgelemeye gerek duymadan, Büktel'i düzeysizlikle suçluyor.
Kaya'nın hatalarını düzeltip Shakespeare'in kaçıncı yüzyılda doğduğunu ve Türk tiyatrosunun kaçıncı yüzyılda başladığını kendisine hatırlattığı için Büktel'e teşekkür etmek ya da hataları için okurlardan özür dilemek gereğini duymayan "düzeyli" eleştirmen Yaşam Kaya, Büktel'e artık saygısının kalmadığını söylüyor. Ve tabii, cevap yazısında, cevaplaması gereken asıl konulardan (Shakespeare'in yaşadığı yüzyıl ve Türk tiyatro tarihinin başladığı yüzyıl hakkında yaptığı yanlışlardan) zinhar söz etmiyor. Kaya düzeltme için Büktel'e teşekkür etmek zorunda kalmasın ve okurlar Kaya'nın yaptığı yanlışların farkına varmasın diye, Kaya'nın röportajında yer alan somut yanlışlar ("İngilizler, 1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı sarsmıştır. İngiliz tiyatrosu 400 yıllık bir tarihe sahiptir fakat Türk tiyatrosu daha 100 yıllık bir süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir.") bugün (7 Aralık 2007) itibariyle bile hâlâ, fıkra lazı inadıyla, düzeltilmeden bırakılıyor. Okurların somut yanlışlarla dezenforme edilmesine, internette bilgi kirliliği yaratılmasına hiçbiri aldırmıyor.
Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsü, "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık" (Kaya), "Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz Kirliliği" (Timur) ve "İnternet Kirliliği, Hakaretler ve Gerçekler..." (Demirkanlı) başlıklı yazıları, "Tiyatro Yayıncılarından Ortak Ses" üst başlığı altında yayınlamakla; yani sürekli olarak "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık" diye bağırıp durmakla; kendilerine dair açıkladığımız (somut olgularla kanıtlanmış) kirli gerçekleri örtbas edebileceklerini düşünüyorlar.
Hoşlanmadıkları gerçekleri devekuşları gibi görmezden gelmeyi, sansür etmeyi, okurlara "temiz yayıncılık" diye yutturmaya kalkışan bu cahil ama "seviyeli" üç kafadar; bugüne dek Bulunmaz ve Büktel'e Demirkanlı yöntemleriyle çamur atmasından başka hayat belirtisi görülmemiş olan Burak Caney'i de (o arada el çabukluğu marifetiyle) Büktel ve Bulunmaz'a yamıyor; Burak Caney'in ne işle uğraştığını bilen okurların zekâsına küfretmiş olmaya aldırmaksızın, Burak Caney'i Büktel ve Bulunmaz'ın arkadaşı (hatta Bulunmaz'ın ta kendisi) ilan edecek düzeye kadar alçalıyorlar. (Bakınız: Timur, "Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz Kirliliği".) Yani "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık" diye diye, sansürün en kirli yöntemleriyle okurları dezenforme etmekte sakınca görmedikleri gibi; "düzey", "düzey" diyerek, çirkefliğin en dip düzeyine varmakta da sakınca görmüyorlar.
Burak Caney diye biri cismen yoktur. Burak Caney, yalnızca söylediklerinden ibarettir ve Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsü ne söylüyorsa Burak Caney de onu söylemektedir. Aradaki fark özde değil, yalnızca biçimdedir. Burak Caney,(adını gizlemenin rahatlığıyla) Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsünün söylediklerini onlardan daha rahat (iğrenç) bir üslupla söylemekte; özellikle Demirkanlı'nın iğrenç yöntemlerini kullanarak, Büktel ve Bulunmaz hakkında aslı astarı kanıtı olmayan kasıtlı yalanlar yaymakta; böylelikle, Büktel ve Bulunmaz'ın, Demirkanlı / Timur / Kaya gibi "temiz yayıncılar" hakkında açıkladığı kirli gerçekleri örtbas etmeye, kendi halince, çabalamaktadır. Caney bu çabasında başarılı olabilseydi, Demirkanlı / Timur/ Kaya üçlüsü, bugün onu bir piç gibi önüne bırakacakları bir kapı arıyor olmayacaklardı.
Ama Caney denen piçlerini bizim kapımıza bırakamazlar. Caney'in yaptıkları ve kiminle uğraştığı kabak gibi ortadayken, Demirkanlı / Timur/ Kaya üçlüsünün, insanları Caney'in kimliği ve aidiyeti konusunda yanıltmaya, onu Büktel ve Bulunmaz'ın kapısına bırakıp Büktel ve Bulunmaz'ı onun düzeyiyle suçlamaya kalkışmaları, umutsuz bir kurnazlıktır. Başaramazlar. Kimseyi inandıramazlar. Piçlerini bizim kapımıza bırakamazlar...
Başka kapıya!...
***
Sansürcü Timur'un akılsız ve ahlaksız ittifakları
tiyatrom.com, Demirkanlı'nın yeni yalanlarını, "Büktel'e karşı olduktan sonra her türlü yalanın başımın üstünde yeri var" dercesine, bağrına basıp ana sayfasının baş köşesine koydu
Türkiye'nin en fazla izlenen tiyatro sitelerinin, kendilerini dezenformasyon misyonuna adamış olmaları; hakikate sahip çıkan insanları karalamak ve hoşlanmadıkları gerçekleri örtbas etmek için her gün binlerce genç okuru yalanlarla zehirliyor olmaları; ne yazık ki, o sitelerden tanıtım ya da propaganda amacıyla yararlanan (ve kendilerini "muhalif" olarak tanımladıkları halde, aslında haklıdan yana olmaya asla cüret edememiş ve her zaman güçlüden yana tavır göstermiş; hem suçlu hem güçlülere karşı "açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" mücadele etmek riskine asla girmemiş ve muhalefet yapıyorum diye hiçbir risk taşımayan vıdı vıdılarla vakit geçirmiş) tiyatro insanlarımızın umurunda değil.
Çünkü tiyatro insanlarımız adalet duygusuna sahip değil. Bize göre, adalet duygusu bir sanatçıyı sanatçı kılan olmazsa olmazların başında geldiği için de; bize göre tiyatrocularımız sanatçı değil. (Tiyatrocularımızın yalnızca etik kıstaslardan değil, estetik kıstaslardan da sınıfta kaldığını eleştiri kitaplarımızda ―"Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı"― ve internet yazılarımızda yer alan yüzlerce somut kanıtla zaten belgeledik.)
Tiyatro insanlarımızın, hakikate sahip çıkma bahsinde böylesine "defolu" karakterler sergilemesi ve ahlak dışı, pragmatist bir tavır benimsemesi; kendilerini ahlak ve adalet gibi kavramlarla sınırlamaya zaten gerek görmeyen ve "ticaretine bakan" site sahiplerinin elini fazlasıyla güçlendiriyor. Menfaatlerini azınlığın yanında değil, çoğunluğun yanında gören bu ticaret erbabı, ülkemizde hakikatin hep yalnız kaldığını, örgütlenemediğini fark ettikleri için, çoğunluğun desteklediği yalanlardan yana olmayı daha rantabl buluyor. tiyatrom.com sahibi A. Ertuğrul Timur da, bu ticaret erbabının sıradan bir örneği.
"Yaşasın Sansür" başlığının yaratıcısı olan Timur'u sansürcü tutumu nedeniyle daha önce de bir çok kez eleştirmiş ve kendisiyle polemiğe de girmiştik. (Bakınız: "Yaşasın Sansür" Skandalı.) Timur, sansür, tahrifat, saptırma, dezenformasyon gibi yöntemlere kolayca başvuran bir şahıs olmasına rağmen, kolayca yalan söyleyebilen biri değildir. Hele Mustafa Demirkanlı gibi bir yalan makinesi olmayı göze alabilecek kadar gözü kara hiç değildir. Çok fazla mecbur kalmadıkça, Timur, Demirkanlı yalanları gibi apaçık somut yalanlar söylemeyi tercih etmez. Bünyesinde hâlâ kirlenmedik insani bir şeyler kalmış olması yüzünden yalanı bir yöntem olarak benimsemeyi hâlâ beceremiyor olsa da; enteresandır, bizim Timur, yalancılarla ittifak kurmayı öteden beri kolayca becermekte, yalancıları desteklemekte hiç sakınca görmemektedir. Bu, onun (kendisini fıkra lazına benzetmemize neden olan) tuhaflıklarından biri olsa gerektir; Timur, herhalde, fıkra lazı kurnazlğıyla, yalanı ve yalancıyı desteklemenin yalan söylemekten daha az vahim bir tutum olduğunu zannetmektedir.
Şu an itibariyle 21 rakamına ulaşmış olan "Demirkanlı Yalanları Sergisi"ne zaman zaman link verdiğimiz için, bu sitenin okurları, Demirkanlı yalanlarının ne kadar somut birer gerçek olduğunu ve 21 yalanından herhangi birini kanıtlaması halinde Hilmi Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya Limousine vereceğini ve "vermezsem adiyim, kanıtlamazsa Demirkanlı adidir" dediğini biliyorlar. Demirkanlı'nın bu yalan sergisini haftalardır çaresizce ve sessizce izlediğini biliyorlar. Bu yalanlara karşı verilecek cevabı olan dürüst bir insanın daha en başında tepki göstereceğini ve o cevabı vereceğini biliyorlar.
Demirkanlı ancak haftalar sonra, rakam yirmiye dayandıktan sonra nihayet tepki verdi ama cevap veremedi. Çünkü aynı yalanları bir kez daha tekrarlamak o yalanlara cevap vermek anlamına gelmiyor. O yalanları gerçek kılmıyor. Demirkanlı bunun farkında olduğu için, haddini bilmiş ve Bulunmaz'ın yakasına yapışmaya, "ya Limousine'i verirsin, ya da adisin!" iddiasında bulunmaya kalkışmamış. Sadece, kimsenin anlamayacağı karmakarışık cümleler kurarak "Demirkanlı Yalanları Sergisi"ne cevap verir gibi yapmış. "Onca yalanın sergilendiği halde bir tekine bile cevap verememiş olmaktan utanmıyor musun?" diye soranlara "ben cevabımı verdim" diyebilmek için; yeni yeni yalanlarla mürekkep balığı gibi mürekkep salarak, somut gerçekleri bulanık hale getirmeye çalışmış.
Ve bizim Timur, Demirkanlı'yı bu dezenformasyon çabasında da yalnız bırakmamış. Aylar önce iftiracı Özdemir Nutku'nun iftirasını desteklediği gibi, Timur, bugün de yalan makinesi Mustafa Demirkanlı'nın yalanlarını destekliyor.
Demirkanlı ki daha önce bir yazısının başlığında gerçekleri "yalanlar" olarak adlandırmaktan çekinmemişti (Bakınız: "Yalan 21") o her zamanki geleneksel utanmazlığıyla bir kez daha gerçekleri ters yüz ederek, yazısının başlığında bu defa da yalanları "gerçekler" olarak adlandırıyor. (Bakınız: Demirkanlı, "İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler...")
Ve Coşkun Büktel'in "açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" olarak, gayet "anlaşılır" bir dille açıkladığı belgeli hakikatlere asla itibar etmemiş olan A. Ertuğrul Timur; Demirkanlı'nın "gerçekler" adını verdiği (ve açıklamaktan çok örtbas etmeye yarayan bulanık cümlelerle kompoze ettiği) yeni yalanlarını, "başımın üstünde yeri var" diyerek, sitesinin baş köşesine yerleştiriyor. Okurlarını yalanlar konusunda uyarmaya gerek görmeden... Başka sitelerde yer alan karşı görüşlere link vermeyi asla düşünmeden... Tek yanlı enformasyonla (yalanlarla) okurları zehirlemekte hiç tereddüt etmeden, hiç utanma hissetmeden...
Aşağıda, Timur'un ana sayfasına link veriyoruz. Şu anda baş köşeye Mustafa Demirkanlı'nın (diğer yazarlardan iki kat daha büyük) bir fotoğrafı konarak yazısına link verilmiş. Daha sonra neler olur bilemiyoruz.
|
Sansürcü tiyatro yayıncılarının ortak sesi |
Alıntılanan metinlerin kaynağını görmek için, sansürcülerin mavi harfli isimlerini tıklayabilirsiniz.
A. ERTUĞRUL TİMUR (tiyatrom.com)
"Ama tiyatrom'da ne Hilmi Bulunmaz'ın, Ne Coşkun Büktel'in yeri yok tiyatrom'u o seviyeye düşürmem hiç kusura bakmayın. Haa cevap hakkı mı? Siz aylardır sitenizde atmadığınız başlık bırakmadınız ben cevap hakkı falan kullanma gereği duymadım, siz yine sitenizde yazın rahatlayın ille de burada cevap hakkı diyorsanız gidin yasal süreçten geçin cevap hakkı alın gelin!"
MUSTAFA DEMİRKANLI (tiyatrodergisi.com.tr)
"Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt haklarını kullanmak isterlerse, şunu bilmeliler ki başvuracakları yer İstanbul Mahkemeleri’dir. Tekzip kararını getirirler ve yanıt hakları sayfalarımızda yer alır. Biz, Tiyatro Dergisi olarak, ilkel ve iğrenç olmaya devam ediyoruz."
YAŞAM KAYA (tiyatronline.com)
"tiyatro tarihimiz açsından bir çok hamle Tiyatronline sayesinde hayata geçmiştir. Mesela 'ikili polemiklere sayfalarında yer vermemek' tiyatro yayıncılığı adına yapılmış en büyük hamledir."
BERNARD SHAW
"Katletme, sansürün ekstrem biçimidir."
("Assassination is the extreme form of censorship.")
(Kaynak: "The Shewing-up of Blanco Posnet" adlı oyununun Önsöz'ünden.)
ARŞİV / 27 MART 2001
dönemlerde
o da herkesi
eleştirirdi: Tuncer Cücenoğlu, Refik Erduran ve Recep Bilginer'e Dedikodu Formatında, Asılsız İspatsız (veya İspatı Demirkanlı'dan Menkul) Hakaretler!
"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu
görüyorum. Son 3-4 yıla kadar
Refik Erduran,
Tuncer Cücenoğlu,
Recep Bilginer
gibi
resmi
yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş,
Ankara koridorlarının yollarını
ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca
Bakan' dediği siyasileri tanımış,
deyim yerindeyse el ense olmuş
bu zatlar ortalıkta dolaşırken,
gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili
dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin
ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar
karşısında, göreve gelen siyasiler de
ortalıkta sürekli
bunları
gördüğü için, Türk tiyatrosunu
bunların
temsil ettiğini sandılar hep. Onların
bir suçu yok.
|
|
Yalnızca Mustafa Demirkanlı'ya değil; linç imzacısı 1100 vandalın tümüne açık, "büyük fırsat": "16. Yüzyılda Fransa'da yazılmış Theope adlı bir oyun var" diyen Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamak için, "Evet, ikinci bir Theope oyunu var" diyecek; ama bunu yalnızca dedikodu gibi söylemekle kalmayıp arslanlar gibi "belgeleyecek" herhangi bir vandal çıkarsa; o vandalın imzaladığı linç bildirisinde yer alan "iftira" suçlamasını kabul edecek ve asıl iftiracının Özdemir Nutku ve linç imzacıları değil, ben olduğumu Taksim meydanında avaz avaz bağırarak ilan edeceğim! Madem Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'i kepaze etmek için Genco Erkal dahil 1100 kişi imza verebiliyor; 1100 kişilik bir ekip için, ikinci Theope oyununun kendisini ya da belgesini bulmak o kadar zor olmasa gerek. İşte fırsat: İçlerinden bir tane, 1100 kişiden bir tane "adam" çıksın da, ikinci Theope oyununun belgesini göstererek, imzaladığı bildiride bize (Bulunmaz ve Büktel'e) yönelik iftira suçlamasının iftira olmadığını (ve dolayısıyla kendisinin bir iftiraya imza atmadığını) belgelesin bakalım. Ama ben baştan söylemiş olayım: İçlerinden böyle bir "adam", (1100 kişiden bir tek "adam") çıkacağına inanmıyorum. Çünkü belgelemek, iftira atmak kadar kolay değildir. Belgelemek, "bizim" işimiz. COŞKUN BÜKTEL NOT: Kendileri linç bildirisini imzalamadıkları halde, dergisine çarşaf çarşaf ilanlar vererek linç kampanyası elebaşısı Mustafa Demirkanlı'nın yalan ve iftiralarını destekleyen ve "suni yemle" besledikleri Demirkanlı'yı üstümüze salan kültür bakanı Ertuğrul Günay ile DT genel müdürü Lemi Bilgin de, ya bizzat kendileri araştırarak ya da kuracakları ekiplere araştırtarak, sunduğumuz bu "büyük fırsatı" değerlendirip ikinci Theope oyununun belgesini bulabilir; böylelikle, hem bizim iftiracı olduğumuzu, hem destekledikleri linççilerin iftiracı olmadıklarını, hem de kendilerinin (vatandaş parasıyla) iftiracı beslemediklerini kanıtlamış olabilirler. Evet, sevgili linççiler, hodri meydan: Bulun Özdemir Nutku'nun söylediği ikinci Theope oyununu, "Lemi Bilgin ve Ertuğrul Günay iftira destekçisi değildir; Mustafa Demirkanlı ve linç imzacıları iftiracı değildir; asıl iftiracı benim!!!" diye anırayım Taksim'in göbeğinde... Hem de hoparlörle. Ama ikinci Theope oyununu ya da belgesini bulamazsanız, size artık yalnızca, bizi iftirayla suçlayan o bildiriyi ve o bildiriye attığınız imzaları nerenize sokacağınızı bulmak kalıyor. 1. GÜNCELLEME 1 Ağustos 2009: Bir haftadır bekliyoruz: Büktel'i iftiracılıkla suçlayan linç bildirisine imza atmış 1100 kişi içinden bir tek "adam" çıkıp da, "işte ikinci Theope oyununun belgesi" diyerek, Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamaya ve asıl iftiracının Coşkun Büktel olduğunu kanıtlamaya kalkışmadı. Neden acaba? Belgeyi mi bulamıyorlar yoksa belge ellerinin altında ama göstermeye tenezzül mü etmiyorlar? Büktel'e iftiracı diyen 1100 iftiracıdan bir teki bile, asıl iftiracının Büktel olduğunu belgelemeye nedense tenezzül etmiyor. Merak ediyoruz: İftiraya tenezzül edip de, iftirayı belgelemeye veya yanıldığı için özür dilemeye tenezzül etmeyen bu 1100 tuhaf kişi, acaba insan mı, karikatür mü?
2. GÜNCELLEME 2 Ağustos 2009 Bir haftayı da geçtik; hâlâ bekliyoruz: 1100 iftiracı içinden bir tek "adam" çıkıp da, "16. Yüzyılda Fransa'da yazılmış Theope adlı bir oyun var" diyen Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamak için, "Evet, ikinci bir Theope oyunu var" deyip, belgesini gösteremiyor. Gösteremez; çünkü, Fransa'da 16. ya da 17. Yüzyıl'da yazılmış Theope adlı bir oyun yok. Başka herhangi bir Yüzyılda yazılmış Theope adlı bir oyun da yok. Hatta bırakın oyunu, Theope adlı bir roman, hikaye, opera ya da bale bile yok. "Var" diyen, "var" demekle yetinmeyip "işte kaynağı, işte belgesi" diyerek iddiasını kanıtlayabilen ve göğsünü gere gere benden sözümü tutmamı ve "iftiracıyım" diye Taksim'de hoparlörle bağırmamı talep edebilen bir adam (1100 iftiracı içinden bir tek "adam") çıkmadı. "Çıkmayacak" demiştim, çıkmadı. Rehberi okuyan herkes çıkmayacağını anlardı.
3. GÜNCELLEME 3 Ağustos 2009
Coşkun Büktel'in yeni yazısı... Lütfen... TIKLAYINIZ!
|
|
Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun reklam adı altında sadaka vererek suni yemle beslediği Mustafa Demirkanlı'nın internet sitesinde...
Theope yazarı Coşkun Büktel'e "imzasız" yazılarla, kanıtsız, belgesiz, kaynaksız, linksiz biçimde, aklına estiği gibi iftira eden "yüzsüzler", hâlâ cirit atıyor.
Herif hem imzasını saklayacak kadar "yüzsüz" korkağın teki, hem de yazısının sonunda "Hodri meydan el mi yaman bey mi yaman görelim Coşkun Efendi!" diye meydan okuyor.
Gündemin sıkışık olmadığı bu sıcak yaz günlerinde, "iftiracı yüzsüz"ün “Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı yazısını, ibret verici bir "belge" olarak, ana sayfadan ve virgülüne dokunmaksızın, tam metin olarak yayınlamayı; "kimlerle karşı karşıya" olduğumuzun bir kez daha "belgelenerek" (her zamanki gibi: Mutlaka karşı tarafa linkle "belgelenerek") bir kıl daha netleşmesi bakımından yararlı gördük:
iFTİRACI "YÜZSÜZ"ÜN METNİNİN SONUNDA "BÜKTEL'İN NOTU" BAŞLIKLI BİR BÖLÜM BULACAKSINIZ!
Kaynak: Mustafa Demirkanlı'nın internet sitesi
“Hiç Çıldırma Bre
Büktel!”
(Metnin "bahar temizliği" öncesindeki orijinal versiyonu)
Coşkun Büktel çıldırmış durumda. Ruhunun
kirliliğini yansıtan kirli gri sitesinde
sarı beyaz kırmızı Çingene çadırı gibi
kocaman upuzun cümlelerle haykırıyor,
kükrüyor, tehditler savuruyor ne yapacağını
şaşırmış gibi dolaşıyor.
İftiracı bay "Yüzsüz"ün yazısını Demirkanlı sitesindeki orijinal sayfasında okumak için, lütfen aşağıdaki linki tıklayınız: Mustafa Demirkanlı'nın internet sitesi
İftira yandaşlarının 1100 imzaya ulaşmasına rağmen, iftiraya karşı çıkanların "bir elin beş parmağını bile" bulamadığı konusunda, iftiracı bay "Yüzsüz" haklıdır. Ama bu gerçek, (kelle sayısı çokluğu somut kanıtları örtbas edemeyeceğinden) iftiranın "iftira" olduğu gerçeğini değiştirmediği için; iftiraya karşı çıkabilenlerin "bir elin beş parmağını bile" bulamamış olması ancak şu anlama gelmektedir: Türk tiyatrosunda "yüzsüzlerin" iftirayı da içeren iğrenç etkinliklerine karşı çıkabilecek kadar vicdan sahibi olan, "insan gibi" insanların sayısı ancak "bir elin beş parmağı" kadardır. Ben, Coşkun Büktel, o beş parmaktan biri olmakla, Theope'yle gurur duyduğum kadar gurur duyuyorum. Utanması gereken yüzlerce kişinin utanmayacak kadar "yüzsüz" olmasıyla ise ilgilenmiyorum. İftiraya karşı çıkmayarak "yüzsüzlere" bana karşı koz vermiş olan dostlarımdan biri gelip de, hiç utanmadan, "Coşkun niye aleyhinde 1100 imza toplandı?" diye beni suçlamaya cesaret edebilmiş olsaydı; ona yalnızca, Henry David Thoreau'nun Ralph Waldo Emerson'a verdiği ünlü cevaba benzer bir cevap vermekle yetinirdim: "Ahmet, üç beş imza da niye senin aleyhinde toplanmadı?" Neyse ki, dostlarım, ürkek olsalar bile, dangalak olmadıkları için, yüzsüzlerin yaptığı gibi, o imzalar yüzünden beni suçlamaya kalkışmıyorlar. Aslında, çevreye pek fazla renk veremeseler bile, o imzayı atan 1100 kişinin en azından 1090 tanesi de, en azından bugün itibariyle, "Biz ne halt ettik de, elin iftiracı linççilerinin ipiyle bu bok kuyusuna indik" diye dövünerek, başını hangi taşa vuracağını belirlemeye çalışıyor. CB / 4 Ağustos 2010
GÜNCELLEME: Aşağıdaki yayınımızdan "sonra", Mustafa Demirkanlı, iftiracı "Yüzsüz"ün bir yıldır imzasız duran yazısını, okurlarını "uyarmaksızın", sessizce, gizlice, kendi ismini koyarak imzaladı. Link verdiğimiz sayfada daha bir sürü suç unsurunu aklınca örtbas ettiğini sanan sahtekâr Mustafa'nın bu son alçaklığını, bu kez fotoğrafla belgeledik: KAÇIRMAYIN!
GÜNCELLEME 2 6 Ağustos 2010:
(Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya, vb gibi "bürokratlar" tarafından reklam adı altında sadaka verilerek suni yemle beslenen) sahtekar Mustafa Demirkanlı'nın, aşağıdaki GÜNCELLEME yazımızda sözü edilen sahtekârlıklarını, yayınladığımız suçüstü fotoğraflarına bakarak okurların kendileri bulabilirler diye düşünmüş, yorgunluk nedeniyle ayrı bir açıklama yazmaya üşenmiştik.
Bugün metnin içine bir GÜNCELLEME bölümü ekleyerek, sahtekâr Mustafa'nın sayfada yaptığı sinsi tahrifatı, kolay algılanır bir liste halinde tek tek sıralayarak, daha önce savsakladığımız sorumluluğumuzu yerine getirdik. Eklediğimiz sahtekârlık listesini okumak için, lütfen... TIKLAYIN!
GÜNCELLEME 3: 7 Ağustos 2010
Mustafa Demirkanlı, bizim yayınımızdan sonra, sitesinde bir yıldır yüzsüz ve imzasız olarak yayınladığı “Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı yazıdaki orostopolca iftiraların altına iki gün önce kendi imzasını atmak, yazının (bir yıldır boş duran) yazar çerçevesinin içine kendi fotoğrafını koymak zorunda kalmıştı.
Ama her sıradan okurun bile kalleşçe, orostopolca yazılmış somut iftiralardan ibaret olduğunu kolayca görebileceği nitelikte olduğu için, bizim ibret verici bir belge olarak ana sayfamızda virgülüne dokunmadan yayınlamaktan çekinmediğimiz “Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı yazının altındaki imzasını, sahtekâr Demirkanlı ancak 24 saat tutabildi. Dünkü güncelleme yazımızdan sonra sahtekâr Demirkanlı, tekrar zikzak yaparak, yazıyı yeniden imzasız ve sahipsiz bıraktı. Yazar çerçevesinden çıkardığı kendi fotoğrafının yerine ise "yüzsüz" bir siluet koydu.
Demirkanlı psikopata bağladığı için, bu güncellememizden sonra ne yapacağını kestirmemizin olanağı yok. Yazıyı, daha önce pek çok kez yaptığı gibi tamamen silip sansür edebilir. Yazının altına bir başkasının imzasını atabilir. Yazar çerçevesinin içine, bir dansöz, bir penis, bir ördek, bir çömlek ya da ne bileyim bir gergedan koyabilir. Ya da bir zikzak daha yapıp ismini ve resmini yeniden koyarak yazıyı yeniden sahiplenmeye karar verebilir. Yazıyı silip yerine, "espri" olsun diye "Ufo'lar Coşkun Büktel'i Kaçırdı" biçiminde bir manyak haber veya ne bileyim, örneğin, "Mustafa Demirkanlı onurundan kalan son kırıntıları satıyor! Yok mu arttıran?" diye yeni bir "çığlık" ilanı koyabilir. Bir psikopatın ne yapacağını önceden tahmin etmek mümkün de değil, gerekli de değil. Merak eden okurlar sahtekâr psikopatın bundan sonra neler yapacağını haberimizin ilk bölümünde verdiğimiz linkten takip edebilirler.
Peki, biz bu yazıyı neden yazıyoruz? "Yüzsüz" iftiracıların imzasız yazılarına yer verdiği ve bu vahim sahtekârlığı sulandırmak gayretiyle olmadık taklalar attığı sırf bu haberimizdeki belgelerle bile apaçık kanıtlanabilen; bir yalan makinasından daha üretken bir yalancı ve iftiracı olduğu, "Demirkanlı Yalanları" başlıklı sayfamızda onlarca belgesiyle görülebilen; Türk tiyatrosunun yakasına (Hilmi Bulunmaz'ın çok isabetli ifadesiyle) "Kırım Kongo kenesi gibi yapışmış" bu sahtekâr linççiyi, reklam adı altında sadaka vererek, iktidar, neden 20 yıldır besliyor? 20 yıldır Türk tiyatrosunun kanını emip damarlarına sahtekârlık zehri zerkeden bu zavallı psikopata klinik yardım yerine, neden nakdi yardım yapılıyor?
Tiyatral medyamız iktidardan beslenmek amacıyla yayın yaptığı için, bizim somut kanıt ve belgelerimizi ortaya koyarak, iktidara bu soruları soramıyor. Aslında tiyatro medyasının linççi yöneticileri, iktidara bizim somut kanıtlı haklı sorularımızı sormak yerine, 20 yıldır iktidardan beslenmeyi başarmış bu sahtekâr psikopatın dümen suyuna girmeyi ve onun (kendilerini de eleştiren Büktel ve Bulunmaz'a karşı) tezgâhladığı iftira ve linç kampanyasına bile katılmayı tercih ediyorlar. Yani tiyatral yayın yapanların genel linççi karakteri göz önüne alınıp onların merceğinden bakıldığında, aykırı görünen şey, "yalan makinasından daha seri yalan üreten bu sahtekâr psikopat" olmuyor; tam tersine, linççi yayıncıların merceğinden bakıldıkta, belgeli, kaynaklı, linkli, bilimsel yayın yapan dürüst insanlar (Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya) "aykırı" görünüyor. Örneğin azılı ve tehditbaz linççilerden Ömer Faruk Kurhan (daha yaygın adlarıyla "Feci Felsefeci Kurhan" ya da "Bileyci Kurhan") bu aykırılık nedeniyle çok kızdığı (aslında ırkçılığın baş düşmanı olan) Feridun Çetinkaya'yı ırkçılıkla suçlayabiliyor (Bkz). Mantık ya da ahlakın pabucunu böylesine çirkefçe dama atmış bu iftiracı linççi Kurhan tayfası (ya da suçlarıyla birlikte tarihe gömmeye ve kirli yüzlerinin belgeleriyle dolu arşivlerini yok ederek unutturmaya çalıştıkları İATP-G çetesi) on yıl boyunca "tacizci" diye damgalayıp aleyhinde kampanya açarak binlerce imza topladıkları (Bkz) (Bkz) (Bkz) (Bkz) (Bkz) (Bkz) Mehmet Esatoğlu'yla bir gün içinde barışıp kucak kucağa gelebiliyorlar. Esatoğlu kimseden özür dilemediğini, tacizci olduğunu kabul etmediğini bize söylediğine göre, Feci Felsefeci Bileyci Kurhan'ın İATP-G çetesi üyelerinin ve tacize uğradığını yazmış bütün o kızların, on yıllık iftira kampanyası için Esatoğlu'ndan özür diledikleri anlaşılıyor; ama "taciz diye, taciz diye" on yıldır başlarının etini yedikleri insanlar en küçük bir açıklama yapılmaya veya özür dilenmeye lâyık görülmüyorlar.
Oysa, Esatoğlu'na karşı taciz kampanyasına imza vermedikleri için BGST sitesinde yayınlanan ilgili yazısında Esra Aşan, Büktel ve Bulunmaz'ı bile suçlamıştı:
"Tavır almakta zorlanılmasının nedenlerinden biri Esatoğlu’na tacizci diyebilmek için ortada ‘yeterli' kanıtın olmamasıymış. Mesela, tiyatrocu Hilmi Bulunmaz bu nedenle net bir tavır almakta zorlandığını dile getirirken; Coşkun Büktel’in vicdanı Esatoğlu’nun tacizci olduğunu söylese de yeterli kanıtları olmadığı için net bir tutum alamıyor. Mağdurların yaptığı açıklamalar yeterli bulunmuyor; çünkü Esatoğlu’nu taciz pratiklerini gerçekleştirirken belgeleyen bir kanıt yok. Taciz karşısında taraf olmak ve Esatoğlu’nu daha fazla onore etmemek için nasıl bir kanıt arandığını bilemiyorum."
İyi de o zamanlar Barış Manço Kültür Merkezi'nde sunuculuk yapmasına bile tahammül edemediğiniz Esatoğlu'yla şimdi kucak kucağasınız, yan yanasınız, aynı masadasınız! (Bakınız: Esatoğlu'yla, Esatoğlu'na karşı taciz kampanyası açmış iftiracı linççilerin aynı masadaki "işbirliği" fotoğrafı.) Ne oldu bütün o suçlamalar? Ne oldu bütün o on yıllık kampanya? Siz kucaklaştınız ve konuyu kapattınız, öyle mi? Utanmaz Herifler!... Madem ki, siz karşılıklı anlaştınız, halka bok yemek düşer, di mi? On yıl boyunca tacize karşı imza kampanyalarıyla, taciz suçlaması yazılarıyla meşgul ettiğiniz, BarışaRock'u sabote edip ocağına incir dikmek pahasına (Bkz) kan davasına yönelttiğiniz, taciz gibi son derece ciddi bir konudaki duyarlıklarını sömürüp aldatarak imzasını aldığınız insanlara (kamuoyuna) bok yemek düşer, di mi? Onlara bir paragraflık "açık, sarih, belirgin ve net" bir açıklama bile borçlu değilsiniz, di mi? Halka hesap verilmez, halktan "biçimine getirip" oy (imza) alınması yeterlidir, di mi?
Bir de kalkmış bizi küfürbaz olmakla suçluyor, linççi orospu çocukları!...
Sizin iftiracı, linççi, tehditçi ve iktidar destekli bir "örgütlü melanet" olmanız sorun değil, bizim belgeli iftiracılara, sahtekârlara "orospu çocuğu" dememiz sorun, öyle mi? Ulan sizin sıfat beğenmemeye ne hakkınız var, dangalak herifler?!... Geri zekâlı, psikopat vandallar!... Bize ancak Rahibe Teresa "küfürbaz" derse ciddiye alıp saygı duyarız. Siz kendinizi Teresa mı sanıyorsunuz, linççi teresler?!...
Evet, tiyatro dediğimiz mafyanın yuvası olmuş bu iğrenç bataklığın sivrisinekleri, halka, tiyatro sanatına ve "gerçek" sanatçılara zarar verdikleri halde; sayıca kalabalık oldukları için, iktidar temsilcileri tarafından (Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya gibi "bürokratlar" tarafından) destekleniyor ve besleniyorlar. Beslenemeyenler de, boynunu kırıp beslenme fırsatının (veya sırasının) gelmesini bekliyor; bu arada, "kemiği" hak etmek için, bu eleştirileri yapabilecek vicdan ve cesarete sahip birkaç adama karşı linç ve iftira kampanyaları düzenliyor; kanıtsız, belgesiz, kaynaksız, linksiz ve çoğu zaman da imzasız, kalleş yazılarla, hakikat yanlısı bu birkaç istisnai insana karşı iftiralarla dolu yazılar yayınlıyor; ve en acısı, bu iftira yazılarını yayınlayan site sahibi psikopata, Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya gibi "bürokratların" reklam adı altında sadaka vermesini sağlıyorlar.
Biz yayınlanan yazılardaki iftiraları ibret verici birer belge olarak teşhir edince ne oluyor? O iftiralardan korkmadığımızı gören sahtekâr psikopat, bu sefer, internete kendi elleriyle koyduğu o iftira yazılarını, silmeye, değiştirmeye, tahrif etmeye, (Feridun Çetinkaya'nın nefis yazısının, en az yazı kadar nefis başlığında dendiği gibi) Kış ortasında "Bahar Temizliği" yapmaya koyuluyor.
Keşke küfürbaz olsaydım da gerçekten küfredebilseydim (küfür neymiş gösterebilseydim) bu sahtekâr orospu çocuklarına... Bana karşı imzasız yazılarla belgelenmiş iftiralar yayan sahtekârlara orospu çocuğu derken, onlara torpil yapıyor, iltimas geçiyormuşum gibi bir duyguya kapılıyor kendimi kötü hissediyorum.
|
|
|
|
ÖNEMLİ NOT: Yayınımız her an kesilebilir!
Türk Ticaret adlı hosting şirketinin (daha önce de sık sık olduğu üzere, geçen ay üç gün boyunca kendi arızaları yüzünden yayın yapamadığımız, yani 0 trafik yaptığımız halde) aylık trafik aşım bedeli olarak haksız biçimde ve hiçbir belgeye dayanmaksızın belirlediği 90 TL ceza bedelini ödemek niyetinde olmadığımız için, yayınımız her an kesilebilir.
Onlar yayınımızı kesmeden önce başka bir hosting sitesiyle anlaşma sağlayabilirsek, bize aynı adresten ulaşabileceksiniz. Olmazsa, gelişmeleri, size (bugüne dek fazlasıyla ihmal ettiğimiz) blogspot adresimizden aktarmaya çalışacağız. Lütfen not alın: www.coskunbuktel.blogspot.com.
ÖNEMLİ GÜNCELLEME 6 Ekim 2010
Aşağıdaki notumuzla ilgili olarak, Mustafa Demirkanlı'nın bu gece (bana ve benden başkalarına da) gönderdiği "Faturanı ödeyebilirim" başlıklı, yine yalan ve iftira dolu mesajı ve Demirkanlı'ya ağzının payını (bininci kez) veren karşı mesajımı okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!
BONUS:
"Sıfır sansür" ilkemizden yararlanarak, Demirkanlı'nın hastalıklı fikir ve yorumlarını facebook sayfamızda yaymakta olan
ÖZGÜR BAŞKAN ADLI TAKMA İSİMLİ SAPIK SONUNDA "TÜYDÜ"!
BÜKTEL/DEMİRKANLI /BULUNMAZ POLEMİĞİ
(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)
COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR önemli
COŞKUN BÜKTEL
ARTIK SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI
COŞKUN BÜKTEL
H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)
MUSTAFA DEMİRKANLI
H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(2 VE SON)
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP
COŞKUN BÜKTEL
MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI, YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR
HİLMİ BULUNMAZ
MUSTAFA DEMİRKANLI
YALANI YALANLA ÖRTMEK
HİLMİ BULUNMAZ
(Yukarıdaki başlığı taşıyan yazı, tiyatrom.com'da yayınlanması için, 2 Ağustos 2007'nin ilk dakikalarında ―tam olarak, saat 00.29'da― A. Ertuğrul Timur'a gönderilmiş, henüz/hâlâ yayınlanmamıştır. Büyük ihtimalle, Bulunmaz'ın önceki yazısı gibi, cevabıyla aynı anda yayınlanacaktır.
GÜNCELLEME: tiyatrom.com'un sahibi A. Ertuğrul Timur, Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" yazısını sansür etmiş, asla yayınlamamıştır.)
HİLMİ BULUNMAZ
MUSTAFA DEMİRKANLI
SKANDAL KONUSUNDA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İFTİRALARINI HİLMİ BULUNMAZ NASIL YANITLADI?
BULUNMAZ / DEMİRKANLI
COŞKUN BÜKTEL BULAŞMA, İŞİNE BAK!
MUSTAFA DEMİRKANLI
HİLMİ BULUNMAZ
Linkler
TAMAM, DÜRÜSTLERE İNANMIYORSUNUZ, PEKİ YALANCILARA İNANMAYA NE DERSİNİZ?!
COŞKUN BÜKTEL / MUSTAFA DEMİRKANLI
DEMİRKANLI BİLE BİLE YALAN SÖYLEYEN ADİ BİR İFTİRACIDIR!
BÜKTEL VE DEMİRKANLI'NIN "YEDİ TEPELİ AŞK SANSÜRÜ" ÜSTÜNE YAZDIKLARI YAZILARDA YER ALAN BENZERLİKLER
MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN SON SAHTEKÂRLIĞINI FOTOĞRAFLA BELGELEDİK.
DEMİRKANLI'DAN BÜKTEL'E TAKMA İSİMLERLE YÖNELTİLMİŞ İFTİRALAR
DEMİRKANLI'NIN BÜKTEL'E "FATURANI BEN ÖDERİM" MESAJI VE BÜKTEL'İN TEKME TOKAT CEVABI
ÖZGÜR BAŞKAN ADLI TAKMA İSİMLİ SAPIK SONUNDA "TÜYDÜ"!
DEMİRKANLI'NIN KÜFÜR REPERTUARINI OKUMAK İÇİN, TIKLAYINIZ!
BONUS:
Ayrıca bakınız:
Feridun Çetinkaya
İftiracı, linççi ve sansürcü tiyatro yayıncısının pişkini, "Bahar temizliği" yapar kış günü...
Coşkun Büktel,
"Çığ" Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?
Konjonktür değiştikçe, Mustafa Demirkanlı ile Tuncer Cücenoğlu'nun ahlak ilkeleri de değişiyor
"Sabahattin Ali", Tuncer Cücenoğlu'nun "Elinde Kaldı"
Tuncer Cücenoğlu, “Çığ”ın Ayıbını Müjdat Gezen’e de Bulaştırdı
Ayrıca bakınız:
Büktel'e yöneltilen Özdemir Nutku iftirasının Özdemir Nutku ağzından belgesi:
Büktel ve Bulunmaz aleyhine tertiplenen
Linç Kampanyasına imza
atanların listesi
MERAK KONUSU:
BONUS:
Öylesine seviyesizsin ki, tek başına, "tüm insanlığın" seviye ortalamasını düşürüyorsun.
VANDALLARIN SANAT ZANNEDİP SANAT EDİNDİĞİ
"GERÇEKLERİ SAPTIRMA KURNAZLIĞI"
MUSTAFA'NIN "SÖZ DÜELLOSU" TEKLİFİNE SONUNDA EVET DEDİM
|
Mustafa Demirkanlı'nın iki yüzlülüğünü teşhir etmekle niye uğraşıyoruz? Coşkun Büktel / 20 Kasım 2011
Çünkü Kültür
Bakanı Ertuğrul Günay'ın, DT genel müdürü
Lemi Bilgin'in, İBBŞT genel sanat
yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun, fakir
halkın parasını reklam adı altında nasıl bir
adamın cebine (dergisine) akıttığının, halk
tarafından bilinmesini önemsiyoruz.
Keşke bu işlerle
başkaları uğraşsa... Keşke, iftira, linç,
sahtekârlık, vb.nın egemen olduğu tiyatromuzda,
bu egemenliğe karşı sanatsal bir tepki
göstermeye cesaret edebilen kişilerin sayısı
3'le (Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun
Çetinkaya) sınırlı olmasa; keşke tiyatromuzda
bir toplumsal vicdan, ahlaksızlığa karşı bir
toplumsal refleks bulunsa... da ben kendi işimi
yapabilsem.
|
|
MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ, BİR KEZ DAHA, MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN (DÖRT AY ARAYLA YAZILMIŞ) KENDİ İFADELERİYLE VE "ORİJİNAL" KAYNAKLARINA LİNK VEREREK BELGELİYORUZ
Ağustos'ta
(bir ara) insan (güya), Kasım'da kurt...
MUSTAFA, DÖRT AY ÖNCE (30 Ağustos, 23.53'de) GAYET İNSANCA BİR YAKLAŞIMLA "HATA" DİYE NİTELEDİĞİ VE ÖZÜRÜ ZATEN DİLENMİŞ, UZUN UZUN DÜZELTMESİ YAPILMIŞ "HATAMI"; DÜN (19 KASIM, 06.25'de) YİNE KAFAMI SIKARKEN CEPHANESİ TÜKENİP DE SÖYLEYECEK ŞEYİ KALMAYINCA, "İFTİRA" OLARAK NİTELEDİ. MUSTAFA DEMİRKANLI DÖRT AY ÖNCE (Ağustos'ta) NE DEDİ, DÜN (Kasım'da) NE DEDİ? "ORİJİNAL" KAYNAKLARA LİNK VEREREK AŞAĞIDA AKTARIYORUZ. BİZ BİR ŞEY DEMİYORUZ, HER İKİ ALINTIMIZDA DA YALNIZCA MUSTAFA KONUŞUYOR, HER ŞEYİ MUSTAFA DEMİRKANLI KENDİSİ SÖYLÜYOR:
Yoksa senin bu hatanı dilime dolayıp "itira attı" da "iftira attı" diyecek halim yok, olur insan hata yapar.
(ORİJİNAL KAYNAK:
http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150748314450711)
Bre Büktel, iftira attın, sonta kıvır kıvır kıvrandın, "özür dilerim" dedin, şimdi onu da geri alıyorsun, iftira attığını kabul etmiş olduğuna göre, boş verelim özrü, sen iftiranı madalya gibi taşı. Ben Büktel iftira attı, sonra özür diledi, ben de konuyu kapattım lafım -doğru oladığı için- unutayım, her zaman hatırlatayım sana attığın iftirayı.... İftiracı seni...
(ORİJİNAL KAYNAK:
http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=304231069595010&id=100000243596367) Coşkun Büktel: COŞKUN BÜKTEL GİBİ BİR İNSANA ANCAK OROSPU ÇOCUKLARI "İFTİRACI" DİYEBİLİR.
|
DEMİRKANLI
YALANLARI GENEL SAYFAMIZ:
http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm