Anasayfa Polemik İnceleme Büktel Hakkında Linkler İletişim

 

 
BÜKTEL'İN GÖR DEDİĞİ      Demirkanlı Yalanları
 
(Büktel'in Link yazıları)



 

DEMİRKANLI, İĞRENÇ BİÇİMDE YAPIŞKAN BİR PROVOKATÖR OLDUĞUNU EN AÇIK VE EN YALIN BİÇİMDE, BU SAYFADA BELGELEDİ:

http://coskunbuktel.com/bukteldemirkanliprovokator.htm




MUSTAFA DEMİRKANLI'DAN COŞKUN BÜKTEL'E GALİZ KÜFÜRLER:

Büktel, sen ne kadar korkak bir adamsın ve sen ne kadar yalanı ilke edinmiş bir adamsın ve sen Büktel ne kadar iftiracı bir adamsın. Adamsan karşıma çık, ne diyeceksen yüzüme söyle, bunu sana defalarca söyledim ve sen hepsinde kaçtın... Sadece yalan, iftira ile yaşamayı tercih ediyorsun. Eğer sen adamsan, karşıma çıkamıyorsan sıkıştığın yerde adımı kullanma! Bu takma ismlilerin sahibi tam bir orospu çocuğudur, bunları bana maletmeye kalkan da kendi sıfatını kendine yakılştırsın ama Büktel bir daha belgesiz konuşmam deme, eğer utanma duygun varsa. Tekrar ediyorum, bu takma isimlileri yaratan Orrospu çocuğudur!!! Sakın bana küfrettin deme! Ben şerefsizlere küfrediyorum, o şerefsiz elini kaldırırsa, "benim o derse" ben de evet o elini kaldırana küfrettim diyeceğim. Karşıma çıkmadan bu iftiralarla yaşamayı tercih ediyorsan bu ancak sana yakışır. Pis iftiracı, yalancı... Yüreğin ve kendine güvenin varsa karşıma çık pis iftiracı... Utanma duygusunu yitirmiş sahte yazar...

KAYNAK: http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=390628257621957&id=100000243596367

 

 

 

Mustafa Demirkanlı, yalan ve iftiralarıyla Coşkun Büktel'e yalnızca mesai kaybettiriyor; ama  ("Evet, İkinci Bir Theope Var" iftirasını başlık yapıp kapaktan vermiş) o iftira kumkuması dezenformatif dergisine reklam vererek Demirkanlı'yı halkın parasıyla destekleyen DT genel müdürü Lemi Bilgin ve İBBŞT genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'na daha fazlasını kaybettiriyor: Bilgin ve Şamlıoğlu'nun sanatçı kimliklerini sıfırlıyor, sanatsal tarihlerini (biyografilerini) kirletiyor. Bana ve Hilmi Bulunmaz'a karşı yazdığı hakaretlerle dolu bir yazısında "İlk tepkim ana avrat sövmek oldu" diye bir cümle kurabilen (Bakınız: "Demirkanlı'nın küfür repertuarı") düzinelerce yalanını belgelediğimiz Demirkanlı öylesine seviyesiz ki, aslında (yalnızca Bilgin ve Şamlıoğlu'nun değil) tek başına, "tüm insanlığın" seviye ortalamasını düşürüyor.

Hiçbir canlıdan doğasına aykırı davranması beklenemez; kuşa "uçma", balığa "yüzme", Mustafa Demirkanlı'ya "yalan söyleme", denemez. O nedenle, biz Mustafa'dan yalnızca nefret ediyor ama ona kızmıyoruz. Biz, esas olarak, Demirkanlı'nın yalan, küfür, iftira, linç tertibi ve hilekârlıklarını halkın parasıyla ödüllendiren Bilgin ve Şamlıoğlu'na kızıyoruz. Demirkanlı'yı eleştirmeksizin, yalnızca, belgelerle ve (caydırıcı olmasına çalıştığımız bir dille, alçaklıkların adını koymaktan çekinmeyerek) teşhir ederken; Bilgin ve Şamlıoğlu'nu ciddi yazılarla eleştiriyor ve suçluyoruz.

COŞKUN BÜKTEL / 31 Aralık 2011
 

 

 

 

Ben, artık, Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle, iğreniyorum!

COŞKUN BÜKTEL / 28 Ağustos 2010

 

 

 

TÜRK TİYATROSUNDA ASRIN (zincirleme) YALANI:


 

ÖZDEMİR NUTKU 2005:

"Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var."

KAYNAK: DT'nin CD kaydı



 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN DERGİSİNDE KAPAK DUYURUSU (Haziran 2009): 

"Evet, ikinci bir Theope var."

KAYNAK: Derginin Haziran 2009 kapağı / Kapağı büyük görmek ve "Evet, İkinci Bir Theope var" başlığını okumak için, lütfen aşağıdaki fotoğrafın üstüne tıklayınız!

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI 2011:

"kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki"

KAYNAK:
http://coskunbuktel.com/bukteldemirkanliikincitheopegercegi%20saptirmak.htm

 

 

 

 

 

HERKES UNUTUYOR: Linç kampanyası bir tane değil, iki tanedir.

1. Linç Kampanyası'nı, (biz sanki "düşman ordusuymuşuz gibi) bize karşı "Beyaz Cephe" açan takma isimli sapık Burak Caney, kendi korsan sitesinde düzenlemişti. Bakınız: http://www.coskunbuktel.com/buktelbulunmazbeyazcephe.htm) Mustafa Demirkanlı sapığın korsan sitesine yazılar yazarak sapık Burak Caney'e destek ve imza vermiş, bununla da kalmayarak sapığa teşekkür etmişti. (Teşekkür için bakınız: http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2007/10/burak-caney-fotoraf-sergisi.html)

2. Linç Kampanyası'nı ise, linçin ana sponsoru (linçi bugün bile hâlâ savunan biricik insan) Mustafa Demirkanlı bizzat kendi adıyla ve linççiliğin bazı önde gidenleriyle "birlikte" düzenlemişti (Bakınız: http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm)

 

COŞKUN BÜKTEL / 20 Aralık 2011

 

 

 

 

KEKEMELERİN KEKELEMEKSİZİN ÜST ÜSTE ÜÇ CÜMLE KURAMAYIŞINA BENZER BİÇİMDE, YALAN SÖYLEMEKSİZİN YA DA GERÇEĞİ ÇARPITMAKSIZIN ÜST ÜSTE ÜÇ CÜMLE KURAMAYAN YALAN MAKİNASI MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN (VAKİT AYIRABİLİP DE SAPTADIĞIMIZ) BAZI "MACERALARINI" OKUMAK İÇİN...

 

Lütfen tıklayınız:

 

 

 

COŞKUN BÜKTEL, FACEBOOK'TA COŞKUN BÜKTEL'İ NASIL VE NİÇİN ENGELLEMEK ZORUNDA KALDI? http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=150749781636503&id=100000243596367

 

 

 

"KORKAK ADAM" DİYE HAKARET EDEREK BENİ ALÇAKÇA KIŞKIRTAN DEMİRKANLI'YA ZORUNLU CEVAP (BAZEN KIŞKIRMAK, KIŞKIRMAMAKTAN YEĞDİR!): http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150748314450711

 

 

 

DEMİRKANLI'NIN ELİNDEN GELDİĞİNCE İYİ NİYETLİ CEVABINA, ELİMDEN GELDİĞİNCE İYİ NİYETLİ BİR CEVAP: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150647829130711



 

"KEMAL'İN ASKERİ" TAKMA İSİMLİ SON SAPIKLA AYDIN BALTACI'NIN DA KATILDIĞI SON TARTIŞMAMIZ: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150790716745711

 

 

 

At hırsızları kadar cahil, bilimdışı ve ahlaksız olup da sürekli seviyeli olmaktan söz eden şu ciğeri beş para etmez sansürcüler yok mu...? http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150866344785711

 

 

BERAAT KARARINA RAĞMEN MUSTAFA DEMİRKANLI BİZE KARŞI TEK SERMAYESİ OLAN "KÜFÜR/HAKARET" TERANESİNDEN VAZGEÇMİYOR!

http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150888362725711

 

 

 

GÜNAY, TOPBAŞ, BİLGİN VE ŞAMLIOĞLU'NUN GÜÇLERİ, DEMİRKANLI KADAR KİRLİ BİR UNSURU TAŞIMAYA DAHA NE KADAR YETECEK? http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150890115405711

 

 

DEMİRKANLI'DAN BÜKTEL'E TAKMA İSİMLERLE YÖNELTİLMİŞ İFTİRALAR

 

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI, TÜRK TİYATROSUNUN "GAMMAZ" "RESMİ YAZAR"LARINI AÇIKLIYOR

 

 

 

LEMİ, AYŞENİL VE MUSTAFA ARASINDA (TİYATROMUZUN SOMUT GERÇEKLERİNE DAYANAN) HAYALİ BİR KONUŞMA

 

 

 

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP

 

 

 

DEMİRKANLI'NIN BÜKTEL'E "FATURANI BEN ÖDERİM" MESAJI VE BÜKTEL'İN TEKME TOKAT CEVABI

 

 

 

ÖZGÜR BAŞKAN ADLI TAKMA İSİMLİ SAPIK SONUNDA "TÜYDÜ"!

 

 

 

HAYATINDA BİR SANİYE BİLE HAKKA, HUKUKA İNANMAMIŞ, BURAK CANEY DESTEKÇİSİ MUSTAFA DEMİRKANLI, HİLMİ BULUNMAZ'I SAVCIYA ŞİKAYET ETTİ

 

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN "LİNK" SAHTEKÂRLIĞI


 

DEMİRKANLI'DAN BÜKTEL'E TAKMA İSİMLERLE YÖNELTİLMİŞ İFTİRALAR

 

 

DEMİRKANLI'NIN KÜFÜR REPERTUARINI OKUMAK İÇİN, TIKLAYINIZ!

 

 

"SUS, SUSMADIKÇA SIRA SANA GELECEK YA DA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ TEŞHİR ETMEK İÇİN NİYE UĞRAŞIYORUZ"

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN "KAFA SIKMA" SEANSLARI (4 BÖLÜM)


 

VANDALLARIN SANAT ZANNEDİP SANAT EDİNDİĞİ
"GERÇEKLERİ SAPTIRMA KURNAZLIĞI",

 

 

DEMİRKANLI YALANLARI genel sayfası

 

 

 

 

Mustafa Demirkanlı, Büktel ile arkadaşlarını ne kadar ve "neresinden" anladı?

4 GÜN ÖNCE (28 Ekim 2011) ÇEKİLMİŞ BİR FOTOĞRAFTA BÜKTEL VE ÇETİNKAYA  

DEMİRKANLI'NIN, 5 YIL ÖNCE (2006) BÜKTEL'E KARŞI YAZDIĞI "BÜKTEL'İ ANLAMAK" BAŞLIKLI YAZISINDAN BİR KEHANET:

Takkeniz düştü, ortalıkta kalıverdiniz. Bundan sonraki süreci yaşanmadan söyleyeyim: Çetinkaya ile birbirinize gireceksiniz, tek müridini de yitireceksin veya onun yöntemlerine uyup kimliksiz-kişiliksiz 4 ncü, 5 nci siteleri yayına sokacak sanal müridler oluşturacaksınız.

 

Sizlere kolay gelsin, yolunuz açık olsun…

 

2 Haziran 2006

 

 Kaynak:  

Mustafa Demirkanlı,

"COŞKUN BÜKTEL'İ ANLAMAK"

 

NOT: 1

Bilindiği üzere, Mustafa'nın daha  2006'da öngörüp sözünü ettiği "kimliksiz-kişiliksiz 4 ncü, 5 nci siteleri yayına sokacak sanal müridler", gerçekten de, daha sonra ortaya çıkmış; ama bu "sanal müridler", Büktel müridleri olmamış; tam tersine, Büktel ve arkadaşlarını, (tıpkı Mustafa ve arkadaşlarının yaptığı gibi) "linç" etmeye çalışan "sanal müridler" olmuşlar ve yine bu "sanal müridler" Mustafa gibi linççilerden destek, teşekkür, hatta ödül almışlardır. Bakınız: Burak Caney.    

NOT 2:

Ben, kendisine hakaret ettiğimi iddia eden Mustafa'yı ne zaman suçlasam, her defasında belge gösteriyor, belgelerin (EĞER SİLİNEREK ÖRTBAS EDİLMEMİŞSE "ORİJİNAL") kaynağına link veriyorum. Yani Mustafa'yı nesnel ve bilimsel bir tutumla suçluyorum ki, bu tutum, üzücü, kırıcı, incitici olabilir ama asla hakaret sayılamaz. "Hakaret" ya da "küfür" sözcükleri, benim nesnel, belgesel ve bilimsel tutumumu tanımlayan sözcükler ASLA olamaz. Ama "hakaret" ya da "küfür" sözcükleri, asılsız, ispatsız, belgesiz, kaynaksız olarak suçlayan Mustafa'nın yaptığı şeyi (Mustafa'nın tutumunu) tanımlamak için, gayet uygun sözcüklerdir: Mustafa'nın tutumunu anlamak için, bakınız:
 

http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm

 

 

 

İFTİRACI VANDALLARIN İSİMLERİ DEĞİŞEBİLİR AMA YÖNTEMLERİ DEĞİŞMEZ

Dün, Burak Caney takma adıyla bir korsan sitede bunu yapıyorlardı:

 

Eser:  Burak Caney

 

(Şimdi kapanmış bulunan tiyatrom sitesinin sahibi Ertuğrul Timur* ile Tiyatro Tiyatro dergisinin ve sitesinin sahibi Mustafa Demirkanlı tarafından desteklenmiş olan korsan sitenin sahibi) takma isimli sapık

 

*Yayıncılığı sırasında sapıkları destekleyip Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ı sansür etmiş olan Ertuğrul Timur, bugün İATP-G tarafından akla zarar bir körlük taklidiyle sansür suçları görmezden gelinerek, aklanmaya çalışılıyor.

 

 

Bugün, Mustafa Demirkanlı, bizzat kendi sitesinde bunu yapıyor:

 

Eser: Mustafa Demirkanlı

(DT genel müdürü Lemi Bilgin ile İBŞT genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya tarafından, skandalları teşhir eden Büktel ve Bulunmaz'a saldırması ve skandalları örtbas etmesi için, dergi adı altında yayınladığı "şeye" reklam adı altında sadaka verilerek suni yemle yaşatılan) besleme sapık

 

 

 

 

***

 

Hilmi Bulunmaz, "Demirkanlı Yalanları" üzerine çalışmasını,

(Demirkanlı'nın ortalıktan kaybolması üzerine) bir süre önce

"Yalan 28"de sona erdirmişti. "Yalan 28"e ve diğer 27 yalanın

linklerine ulaşmak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

 

 

YALAN 25

Mustafa Demirkanlı, sırf, yalancı olmayabilseydi, şimdiye dek, 25 Limousine'li filosuyla koca bir "Rent A Car" şirketine sahip olabilirdi.

Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine

 

Hilmi Bulunmaz                                                       26 Ocak 2008

 

Demirkanlı'nın eski yalanlarını bulmak için eski defterleri karıştırmaya üşeniyordum. Yeni yalanlarını ise gündeme getiremiyordum, çünkü Demirkanlı artık yeni yalanlarını kendisi söylemek yerine Burak Caney'e söyletiyordu. Takma ad ardına gizlendiği için, yalanlarının inandırıcı olmasına da artık pek aldırmıyordu. Örneğin, hayatında Ilıcak ailesinden bir tek kişinin yüzünü bile görmemiş olan Coşkun Büktel için, "Coşkun Büktel'in Ilıcak ailesiyle yakınlığını biliyoruz." gibi kuyruklu yalanlar üretmekten bile çekinmiyordu. Bu yalanlara Büktel'den nefret eden kitlenin bile inanmadığını biliyordu ama kaç kişi inanırsa kârdır anlayışıyla ve takma ad güvencesiyle bu yalanları sürdürmekte bizim hâlâ anlayamadığımız bir nedenle, yarar görüyordu/görüyor. Demirkanlı sonunda (nasıl bir lağım sıçanı olduğu ilk bakışta görülebilen), kimseleri inandıramayan Burak Caney'e inandırıcılık kazandırmak için, ona kendi imzasıyla kefil olmaya karar verdi. (Sanki kendisi bir yalan makinası değilmiş gibi, sanki kendi kefaleti geçerli ve inandırıcı olabilirmiş gibi...) Büktel ve Bulunmaz'la artık ilgilenmeyeceği konusundaki sözünü kim bilir kaçıncı kez olmak üzere, bir daha bozdu ve okurlarına Burak Caney'in yalanlarını övüp, onları Burak Caney'in sitesine yönelten bir link yazısı yazdı. Ama son zamanlarda eli öyle alıştığı için, Demirkanlı, kendi imzasıyla yazmakta olduğunu unutup, yalanlarını eskisi gibi kurnazca düzenlemek yerine, Burak Caney'inkiler kadar ahmakça, fütursuzca yumurtlamakta olduğunu fark edemedi. Böylece, 25. yalan için, eski defterleri karıştırmak külfetinden bizi kurtarmış oldu. İşte Demirkanlı'nın "kendi imzasıyla" yayınladığı yirmi beşinci yalan:

YALAN: 25

Mustafa Demirkanlı demişti ki:

"Sırça köşke çıkıp, elle tutulur –doğru veya yanlış- hiçbir şey üretememiş, kendi hayal dünyalarında önüne gelen herkese küfreden Coşkun Büktel ve onun kuyumcu arkadaşını, hiçbirimizin yapamadığı bir kararlılıkla gözler önüne seren Burak Caney'in çabalarına teşekkür için sunuyorum."

(Kaynak: Bulunmaz, "Demirkanlı, Burak Caney mi?"

Not: Demirkanlı'nın yazısına direkt link vermiyoruz, çünkü Sansürcü Timur nam-ı diğer 3. Abdülhamid ve sansürcü Demirkanlı, sitelerindeki bazı yazıları sonradan silip yok edebiliyorlar. İyisi mi, okuru, ilgili yazının bizim sitemizdeki sayfasına gönderiyoruz. Orada, yazının asıl kaynağına zaten mutlaka bir link bulunuyor. Ama o linkin ucundaki asıl kaynağın sansürcüler tarafından silinip silinmeyeceğini, doğaldır ki, garanti edemiyoruz.)

Beni, yani Hilmi Bulunmaz'ı bir yana bıraksak bile, eğer bir ad benzerliği yoksa, yani benim tanıdığım
THEOPE yazarı Coşkun Büktel'den bahsediyorsa; Demirkanlı'nın "-doğru veya yanlış- hiçbir şey üretememiş" sözü dünyanın en ahmakça yalanıdır. Demirkanlı bu ahmakça yalanın yalan olmadığını kanıtlasın kendisine fotoğraftaki Limousine'den kaç tane isterse armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

Not: "Bir düşkünün hatıra defteri" başlıklı bir yazı hazırlıyoruz. Bu yazıda; 1+1=1 (Mustafa Demirkanlı+Burak Caney=Mustafa Caney) denklemini kanıtlayacağız!...
 

Demirkanlı yalancı olmasaydı,                                  bir Limousine filosuna sahip olabilirdi

Mustafa Demirkanlı'nın                                      10 yalanına 10 Limousine!...

Hilmi Bulunmaz, Demirkanlı'nın somut yalanlarını, Demirkanlı'nın kendi cümleleriyle teşhir ediyor ve Demirkanlı'nın Büktel ve Bulunmaz'a yönelik o yalan suçlamalarını kanıtlaması halinde, her kanıt için kendisine bir Limousine armağan etmeye ve Demirkanlı'dan özür dilemeye söz veriyor. Bulunmaz, her yalan için, slogan haline getirdiği şu cümleyi kuruyor:

"Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir..."

Görünen o ki, Demirkanlı insanlara yönelttiği suçlamaları kanıtlamaya da,  Limousine sahibi olmaya da gerek duymuyor.

Bulunmaz'ın açtığı, Limousine hediyeli "Demirkanlı yalanları" sergisini ziyaret etmek için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayınız:

DEMİRKANLI YALANLARI

***

Türkiye'deki en uzun süreli tiyatro dergisinin sahibi Mustafa Demirkanlı'nın bir yalan makinesi olduğu öylesine somut ve kesin bir gerçek ki; Hilmi Bulunmaz, yalnızca Limousine vermeyi vaat etmekle kalmıyor, "Vermezsem adiyim!" diyecek kadar da somut ve kesin konuşuyor.

Mustafa Demirkanlı'nın yalanları sergisi  yeni yeni yalanlarla her gün biraz daha zenginleşiyor

Hilmi Bulunmaz'ın açtığı, Limousine hediyeli "Demirkanlı yalanları" sergisi, 15. yalana ulaştı.

Bilindiği üzere, Hilmi Bulunmaz, Demirkanlı'nın somut yalanlarını, Demirkanlı'nın kendi cümleleriyle teşhir ediyor ve Demirkanlı'nın Coşkun Büktel, Feridun Çetinkaya ve Hilmi  Bulunmaz'a yönelik o yalan suçlamalarını kanıtlaması halinde, her kanıt için kendisine bir Limousine armağan etmeye ve Demirkanlı'dan özür dilemeye söz veriyor. Bulunmaz, her yalan için, slogan haline getirdiği şu cümleyi kuruyor:

"Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir..."

Görünen o ki, Demirkanlı insanlara yönelttiği suçlamaları kanıtlamaya da,  Limousine sahibi olmaya da gerek duymuyor.

Hilmi Bulunmaz, sergiye konmak üzere şimdiden 25 yalan saptadığını, okurları mide fesadına uğratmamak için, hepsini birden gündeme getirmek yerine, yalanları teker teker gündeme getirmekte olduğunu, rakamı 25'in üzerine çıkarmak için, araştırmalarını sürdürdüğünü söylüyor. Araştırma demişken, şu ayrıntıyı da hatırlatalım:

Bulunmaz, Demirkanlı yalanları üzerine araştırmasını, yalnızca, Demirkanlı'nın bize (Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya, Coşkun Büktel) yönelik yalanlarıyla sınırlı tutuyor. Demirkanlı'nın bizden başkalarına yönelik (sayıları kim bilir kaç düzineyi bulan) yalanları hakkında kesin bilgi sahibi olmadığı için, Bulunmaz, başkalarına yönelik yalanlar konusunda Limousine vaat etmeyi göze alamıyor.

Somut olarak saptanabilen Demirkanlı yalanlarının (şimdilik) 15 tanesini aynı sayfada bulmak için, lütfen, aşağıdaki başlığı tıklayıp, Demirkanlı yalanları sergisini ziyaret ediniz:

DEMİRKANLI YALANLARI ONBEŞİBİRYERDE

***

HİLMİ BULUNMAZ'DAN "DEMİRKANLI YALANLARI SERGİSİ" ve BÜKTEL'İN NOTU

Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine

 

YALAN: 23

"Bundan sonraki süreci yaşanmadan söyleyeyim: Çetinkaya ile (Büktel) birbirinize gireceksiniz, tek müridini de yitireceksin veya onun yöntemlerine uyup kimliksiz-kişiliksiz 4 ncü, 5 nci siteleri yayına sokacak sanal müridler oluşturacaksınız"

(Kaynak: Mustafa Demirkanlı; "Coşkun Büktel'i Anlamak...")

Yukarıdaki suçlamaları bir buçuk yıl önce yapmış olan Demirkanlı, Büktel ile Çetinkaya'nın aradan geçen bir buçuk yıl içinde birbirine girdiğini ve Burak Caney'inki gibi kimliksiz-kişiliksiz sanal siteleri Büktel yada Çetinkaya'nın oluşturduğunu kanıtlarsa, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...


Not: Demirkanlı'nın "Büktel müridi" olmakla suçladığı Feridun Çetinkaya'ya neden o kadar kızdığını anlamak için, Çetinkaya'nın "Mustafa Demirkanlı 'İlkel ve İğrenç' Olmaya Devam Ediyor!" başlıklı yazısını okumanızı öneririz.

Çetinkaya'nın söz konusu yazısını okumak için lütfen TIKLAYINIZ


 

BÜKTEL'İN NOTU:

Sansürcü yayıncıların üçlü ittifakı (Mustafa Demirkanlı, A. Ertuğrul Timur, Yaşam Kaya) Bulunmaz'ın yukarıdaki gibi Demirkanlı yalanlarını tek tek bulup yayınlamasını ve Demirkanlı'dan kanıt istemesini "düzeysiz" buluyorlar.

Yaşam Kaya, (hiçbir kanıt göstermeden, hiç utanmadan) Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya iftira ettiğini söyleyip işin içinden çıkıverdiğini sanıyor (Bakınız: Kaya, "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık".)

Nesi iftira, salak?!... Demirkanlı'nın yukarıda "kaynak gösterilerek" aktarılmış o belgeli sözleri söylediği mi iftira? O sözlerin iftira olduğu mu iftira? Bulunmaz, Demirkanlı'nın iftirasına "yalan" derken, kaynak ve belge göstererek konuşuyor. Kaynak ve belgesine güvendiği için "Yalanını kanıtlarsa Limousine bile veririm, vermezsem adiyim" diyebiliyor. Peki sen, Bulunmaz'ı iftirayla suçlarken hangi belgeyi gösteriyor, hangi riske giriyor, neye güveniyorsun? Sadece okurların senden bile ahmak olmasını umuyor, okurların Büktel ve Bulunmaz'a (hakikate) ulaşamayacağına güveniyorsun.

Asıl iftirayı, Bulunmaz'ın iftira ettiğini söyleyerek, "Sayın Demirkanlı'ya '20 ayrı iftira' kampanyanızın da ne kadar komik olduğunu herkes gördü. Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı'nın cevabı size artık bu sezon içinde yeterlidir." diyerek Bulunmaz'a haksız ve kanıtsız biçimde hakaret etmekle sen yapıyorsun. Asıl iftirayı, yukarıda aktardığımız belgelenmiş yalanlarıyla Demirkanlı Büktel'e yapıyor. Demirkanlı'nın o 22 yalan konusunu açıklayabildiği ve Bulunmaz'a cevap verebildiği de, senin salakça, dalkavukça bir yalanın... Demirkanlı hiçbir şeyi açıklayamadı. Sadece yalanlarını tekrarlayarak yalanlarının arkasında durduğunu belirtti, o kadar. (Bakınız: Demirkanlı, "İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler...") Ama yalanlar tekrarlanmakla inandırıcılık kazanmazlar. 40 kez bile tekrarlansalar gerçeğe dönüşmezler. Kanıtlanmış ya da cevaplanmış olmazlar.

Bulunmaz'ın "kaynak ve kanıt göstererek" sergilediği "Demirkanlı yalanları"nı "iftira" diye nitelemek, Bulunmaz'a "iftiracı" diye hakaret etmek, ona haksızca, kanıtsızca iftira etmek demektir.

Birini iftiracı diye suçlamak ağır bir sorumluluktur. Elinde belge ve kanıt olmadan, birine iftira suçu yükleyemez, o kişinin iftira ettiğini söyleyemezsin. Söylersen dangalaklık etmiş olursun. Ve asıl düzeysizlik, dangalaklara dangalak demek, dangalakların adını doğru koymak değildir. Asıl düzeysizlik, sizin gibi sansürcülerin yaptığı gibi, insanları kanıtsız belgesiz suçlamaktır. Bu tür kanıtsız suçlamaları dangalaklık olarak nitelemek ve bu tür dangalaklıklara sert tepki vermek ise sizin gibi sansürcü dangalakların iddia ettiği gibi "düzeysizlik" değil; her dürüst insanın, içinde yaşadığı topluma karşı şeref borcudur. Bu şeref borcunu ödemek yerine, bu borcu ödeyenlere iftira ederek asıl iftiracıyı destekleyen Yaşam Kaya gibi eli kirli sansürcüler ve düzeysiz dangalaklar, sabahtan akşama kadar "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık" diye bağırsalar bile, kimsenin gözünü boyamayı ve alçaklıklarını, dangalaklıklarını ve cahilliklerini (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor.") örtbas etmeyi başaramazlar.

Theope yazarı alçakgönüllü davranıyor ve düzeyden  bahsetmiyor diye, düzeyden (ya da "seviyeden")bahsetmek, cahillere, dangalaklara, iftiracı alçaklara mı kaldı?

Düzeymiş!... Pöh!

 

***


 

Bulunmaz'ın Demirkanlı yalanları sergisi

Yalanların 24'e varması dolayısıyla:

Belgeli yalanların yalan olduğunu reddetmek (ya da Yaşam Kaya'nın yaptığı gibi) onlara "komik" veya "iftira" deyip geçmek; yalnızca belgeleri (hakikati) devekuşu inadıyla görmezden gelmek demek değildir; aynı zamanda, yalanları belgeleyenlere alçakça iftira etmek ve menfaat uğruna yalanları desteklemek demektir. Peki yalan makinesi olduğu belgelenmiş birinden (Mustafa Demirkanlı'dan) ödül almak ne demektir? Bu soruyu cevaplamayacağız; çünkü cevaplamak, (tıpkı ödül alanların —Lemi Bilgin, Ahmet Levendoğlu, Nesrin Kazankaya, Yıldız Kenter, vb— yaptığı gibi) okurların zekâsına hakaret etmek olur. CB

Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya söz verdiği Limousine

 

YALAN: 24

"Ama, gerçekten Zeki Göker zehir akıtıyorsa, öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu ahlaksız (Hilmi Bulunmaz), ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz."

(Kaynak: Mustafa Demirkanlı; "H. HİLMİ BULUNMAZ ve COŞKUN BÜKTEL -1")

Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz'ın, Zeki Göker'i eleştirmek için, Göker'in ölümünü beklediğini iddia ediyor. Biz bu iddianın, yalan olduğunu, iki kere iki dört gibi kanıtladık. Bulunmaz ve Büktel bu iddianın yalan olduğunu; Bulunmaz'ın Göker'i eleştiren eski bir yazısıyla kanıtladı. (Bakınız: Bulunmaz, "MUM'dan bir yaprak:Ben Tiyatrocuyum Soyarım", Mum, Ekim 1994; ayrıca bakınız:Büktel; "DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP".) Bizim kanıtlarımıza karşın, Demirkanlı, aldattığı okurlardan bugün hâlâ özür dilemiş değildir. Belli ki Demirkanlı, ya bizim kanıtımızı geçersiz yada okurları eşek saymaktadır. Demirkanlı, bizim kanıtımızın geçersiz olduğunu kanıtlarsa, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

HİLMİ BULUNMAZ

 

BÜKTEL'İN ESKİ BİR YAZISINDAN BİR ALINTI  24 Nisan 2007

(Okurlara kolaylık olması için, aşağıdaki yazıda, yalan makinesi Demirkanlı'dan alıntıladığımız sözleri, kırmızı harflerle dizdik.)

(...)

Demirkanlı, Bulunmaz'ın "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?" başlıklı yazısından aktardığı yukarıdaki satırlara şu yorumu getiriyordu:

 

(Zeki Göker’in ardından da bu girişli yazıyı yazmıştı, neden sağlığında yazmayıp da öldükten sonra yazdığının gerekçesini ise aşağıdaki yazıda açıklıyordu.

 

Bürütüs'ün ölümüne neden sevindim? 

http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=248&Itemid=39

 


Bakınız: Mustafa Demirkanlı,
"H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

 

Yukarıdaki alıntıya çok dikkat edin: Demirkanlı, Bulunmaz'ın, "ölülerin ardından konuşan, yüzlerine konuşamayan bir korkak" olduğuna, okurları inandırmak istiyor. Okurları bu yargısına inandırmak, inandırıcı olabilmek için kaynak gösteriyor. Hatta kaynağın linkini bile veriyor. Hem de son günlere kadar hiç yapmadığı bir şey yapıp, Bulunmaz sitesinin ana sayfasına değil, Bulunmaz'ın ilgili yazısına (yani kaynağın kendisine) "direkt" link veriyor. (Daha önce yaptığı gibi ana sayfaya link verip, okurlara, kaynak istiyorsanız gidin orada arayıp bulun, demiyor.) Kısacası, Demirkanlı, Bulunmaz'ın ölü ardından konuşan bir korkak olduğu tezini inandırıcı kılmak için, sansürcü alışkanlıklarını bir kenara koyup, uygar, demokrat ve bilimsel bir "görünüm" sunuyor. Anahtar kelime, o işte: "Görünüm".

 

Bütün bunlar yalnızca bir "görünüm". Demirkanlı, kendisini sansürcülükle suçlayan Büktel'in ve Bulunmaz'ın karşısında, kaynak gösterir, link verir gibi yaparken, aslında yalnızca "görüntüyü kurtarmaya" çalışıyor. Kaynak gösteriyor, kaynağa "direkt" link veriyor ama link adresinin hemen ardından şu cümleyi kuruyor:

 

Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir.

 

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

 

Demirkanlı'nın ne yapmaya çalıştığını anladınız mı? Hem okurların güvenini kazanmak için link veriyor, hem de, link verdiği yazıyı uzun, sıkıcı ve önemsiz göstererek, okurların yazıyı okumasını engellemeye çalışıyor. Peki, niye engellemeye çalışıyor? O yazıda, okurların görmesini istemediği bir şey mi var? Elbette!... Elbette var! Bulunmaz'ın yazısındaki o şeyi, Demirkanlı'nın okurlardan saklamaya çalıştığı o şeyi, göstereceğiz. Ama Demirkanlı'nın o şeyi okurlardan hangi nedenle saklamaya çalıştığını açıklayabilmemiz için, önce Demirkanlı yazısından yaptığımız aktarmayı (baştan beri ve yine, aradan bir tek cümle/bir tek kelime çıkarmaksızın) son bir defa daha sürdürmemiz gerekiyor:

 

Gerekçesi ise şuymuş: “Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…”

 

Ama, gerçekten Zeki Göker zehir akıtıyorsa, öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.

Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır. Bu adamdır Coşkun Büktel’in en yakın dostu, yayıncı kankasıdır, sitelerinde birbirlerini pohpohlayıp dururlar.

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)"

Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz için ne diyor? "bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz." diyor.

Peki Demirkanlı, Bulunmaz'a "ahlaksız... insanlıktan nasibini almamış biri... terbiyesiz" diye küfrederken, bu küfürlerini hangi somut gerekçeye dayandırıyor? Şu somut gerekçeye: "ölümü bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı". Peki, Demirkanlı, Bulunmaz'ın, böyle düşündüğünü (yani "ölümü bekleyip...Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye" düşündüğünü) nereden biliyor? Nereden olacak, kaynak gösterdiği ve link verdiği (ama uzun, sıkıcı ve önemsiz olduğunu da belirttiği) Bulunmaz yazısından biliyor.

Oysa Demirkanlı'nın link verdikten sonra, "Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir" diyerek okurların dikkatinden kaçırmaya çalıştığı "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?" başlıklı o yazı önemli. Hele yazının sonundaki notlar bölümü, şu an tartıştığımız konu bakımından çok daha önemli; bakın, yazısının sonundaki notlar bölümünde, Hilmi Bulunmaz ne diyor:

Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…

Önemli not: anlattığımız durumları, bir biçimde, bir yerlerde yazdık. Örnekse bakınız; MuM Kültür-Sanat Dergisi… (Altını ben çizdim CB)

Çok önemli not: ölünceye dek, Zeki ve diğer zekilerin yaptıklarını irdeleyecek, “piyasaya” süreceğim!..

Çok çok önemli not: ABT oyuncusu Kanat Güner neden altın vuruşla intihar etti?!.

(Bakınız: Hilmi Bulunmaz, "Brütüs'ün Ölümüne Neden Sevindim?")

Altını çizdiğim satırlarda Hilmi Bulunmaz ne diyor? Zeki Göker'den yediği kazıkları ve o yazıda Göker'e yönelik suçlamalarını daha önce de bir yerlerde yazdığını söylüyor. Nerede yazmış? Mum dergisinde.

Mum dergisi, Hilmi Bulunmaz'ın Ekim 1994 ile Haziran 1998 arasında, 26 sayı çıkardığı bir dergi. Hilmi Bulunmaz, Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum, Soyarım" başlıklı yazısını, Mum'un Ekim 1994 tarihli daha ilk sayısında yayınlamış. (Bulunmaz bu yazıyı daha sonra internet sitesinde de yayınladı. Bakınız: "Mum'dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum, Soyarım".)

Peki Hilmi Bulunmaz Ekim 1994 tarihli Mum'da Zeki Göker'e yönelik suçlamalarını içeren "Ben Tiyatrocuyum, Soyarım" başlıklı yazısını yazdığında, Zeki Göker hayatta mıydı? Hayattaydı.

Oysa Mustafa Demirkanlı, Bulunmaz'ın, Zeki Göker'i suçlamak için Göker'in ölmesini beklediğini, kendini savunamaz duruma gelmesini beklediğini söylüyor:

(...) bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.

Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.

Sanırım, asıl alçağın, asıl pespayenin, asıl yalancının kim olduğu, iki kere iki dört kadar açıkça anlaşıldı.

Demirkanlı, Bulunmaz'ın Zeki Göker'e ilişkin suçlamalarını, Mum dergisinde de yayınladığını (yani Bulunmaz'ın Göker'i yalnızca ölümünden sonra değil, ölümünden önce de suçladığını) biliyor ama Bulunmaz'a yukarıdaki iftiraları yöneltebilmek için Bulunmaz'ın o açıklamasını bilmezden/görmezden geliyor ve okurların da bilememesi/görememesi için, Bulunmaz'ın yazısının uzun ve sıkıcı olduğunu söylüyor. Bulunmaz, ben bu suçlamaları Zeki Göker ölmeden önce de yaptım diye "özellikle" not düşüyor. Ama Demirkanlı, o nota hiç aldırmadan, Bulunmaz'ı Zeki Göker'in ölmesini ve kendini savunamaz hale gelmesini "beklemekle" suçluyor ve aynı Demirkanlı, kendisinin ürettiği bu yalana dayanarak Bulunmaz'ın ne alçaklığını ne pespayeliğini bırakıyor. Üstelik yine aynı Demirkanlı, yaptığı bu iğrenç şerefsizliğin ardından, bir de kalkmış, yazısını şu ifadelerle bitiriyor:

"artık bu konuda tek laf etmeyi istemiyorum. İğreniyorum çünkü. (...) Daha fazla uzatmayacağım. Her ikisini de Türk tabiplerine havale ediyorum.

Bakınız: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)"

Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa'nın "belgelerle çelişen" kendi sözleri. Mustafa'nın kanıtları ise, ("Theope tesadüfi bir başarıdır" gibi) "kanıta muhtaç" garip iddialardan ve ("Hilmi Bulunmaz Göker'i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir" gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret.

(...)

(24 Nisan 2007'de yazılmış yukarıdaki satırların tamamını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

Coşkun Büktel; "DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP")

***

Demirkanlı, Timur ve Kaya, Burak Caney denen piçi bizim kapımızın önüne bırakmaya çalışıyorlar

BAŞKA KAPIYA!...

tiyatrom.com sahibi A. Ertuğrul Timur'un Demirkanlı yalanlarına verdiği desteği yazmıştık. (Bakınız: Büktel, "Timur'un akılsız ve ahlaksız ittifakları".) Timur, şimdi de, Türk tiyatro tarihini 1907'de başlatan ve Shakespeare'in kaçıncı yüzyılda yaşadığını bile bilmediği halde "İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni" olmakla övünen Yaşam Kaya'yı destekliyor. Büktel ve Bulunmaz'a karşı Demirkanlı ve Kaya ile ittifak kurup, kendi cevap yazısını, Demirkanlı ve Kaya'nın cevap yazılarıyla aynı çerçevede ve "Tiyatro Yayıncılarından Ortak Ses" başlığı altında sitesinin (tiyatrom.com) baş köşesinden anons ediyor.

Kaynak: "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık" (Kaya), "Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz Kirliliği" (Timur) ve "İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler..." (Demirkanlı)

Bilindiği üzere, Büktel, pazarlama başarılarıyla övünen Yaşam Kaya'nın cehaletini, Kaya'nın kendi sözleriyle belgelemişti. (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor.") Tiyatro sanatıyla ilgili olarak en kaba bir tarihsel perspektiften yoksun olan Yaşam Kaya ise, Büktel'e karşı yazdığı cevap yazısında ("Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık"), hiçbir şeyi belgelemeye gerek duymadan, Büktel'i düzeysizlikle suçluyor. 

Kaya'nın hatalarını düzeltip Shakespeare'in kaçıncı yüzyılda doğduğunu ve Türk tiyatrosunun kaçıncı yüzyılda başladığını kendisine hatırlattığı için Büktel'e teşekkür etmek ya da hataları için okurlardan özür dilemek gereğini duymayan "düzeyli" eleştirmen Yaşam Kaya, Büktel'e artık saygısının kalmadığını söylüyor. Ve tabii, cevap yazısında, cevaplaması gereken asıl konulardan (Shakespeare'in yaşadığı yüzyıl ve Türk tiyatro tarihinin başladığı yüzyıl hakkında yaptığı yanlışlardan) zinhar söz etmiyor. Kaya düzeltme için Büktel'e teşekkür etmek zorunda kalmasın ve okurlar Kaya'nın yaptığı yanlışların farkına varmasın diye, Kaya'nın röportajında yer alan somut yanlışlar ("İngilizler, 1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı sarsmıştır. İngiliz tiyatrosu 400 yıllık bir tarihe sahiptir fakat Türk tiyatrosu daha 100 yıllık bir süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir.") bugün (7 Aralık 2007) itibariyle bile hâlâ, fıkra lazı inadıyla, düzeltilmeden bırakılıyor. Okurların somut yanlışlarla dezenforme edilmesine, internette bilgi kirliliği yaratılmasına hiçbiri aldırmıyor.  

Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsü, "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık" (Kaya), "Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz Kirliliği" (Timur) ve "İnternet Kirliliği, Hakaretler ve Gerçekler..." (Demirkanlı) başlıklı yazıları, "Tiyatro Yayıncılarından Ortak Ses" üst başlığı altında yayınlamakla; yani sürekli olarak "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık" diye bağırıp durmakla; kendilerine dair  açıkladığımız (somut olgularla kanıtlanmış) kirli gerçekleri  örtbas edebileceklerini düşünüyorlar.

Hoşlanmadıkları gerçekleri devekuşları gibi görmezden gelmeyi, sansür etmeyi, okurlara "temiz yayıncılık" diye yutturmaya kalkışan bu cahil ama "seviyeli" üç kafadar; bugüne dek Bulunmaz ve Büktel'e Demirkanlı yöntemleriyle çamur atmasından başka hayat belirtisi görülmemiş olan Burak Caney'i de (o arada el çabukluğu marifetiyle) Büktel ve Bulunmaz'a yamıyor; Burak Caney'in ne işle uğraştığını bilen okurların zekâsına küfretmiş olmaya aldırmaksızın, Burak Caney'i Büktel ve Bulunmaz'ın arkadaşı (hatta Bulunmaz'ın ta kendisi) ilan edecek düzeye kadar alçalıyorlar. (Bakınız: Timur, "Kirlenen İnternet Değil, Bu O İnsanların Kendi Beyin ve Söz Kirliliği".) Yani "temiz yayıncılık", "temiz yayıncılık" diye diye, sansürün en kirli yöntemleriyle okurları  dezenforme etmekte sakınca görmedikleri gibi; "düzey", "düzey" diyerek, çirkefliğin en dip düzeyine varmakta da sakınca görmüyorlar.

Burak Caney diye biri cismen yoktur. Burak Caney, yalnızca söylediklerinden ibarettir ve Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsü ne söylüyorsa Burak Caney de onu söylemektedir. Aradaki fark özde değil, yalnızca biçimdedir. Burak Caney,(adını gizlemenin rahatlığıyla) Demirkanlı / Timur / Kaya üçlüsünün söylediklerini onlardan daha rahat (iğrenç) bir üslupla söylemekte; özellikle Demirkanlı'nın iğrenç yöntemlerini kullanarak, Büktel ve Bulunmaz hakkında aslı astarı kanıtı olmayan kasıtlı yalanlar yaymakta; böylelikle, Büktel ve Bulunmaz'ın, Demirkanlı / Timur / Kaya gibi "temiz yayıncılar" hakkında  açıkladığı kirli gerçekleri örtbas etmeye, kendi halince, çabalamaktadır. Caney bu çabasında başarılı olabilseydi, Demirkanlı / Timur/ Kaya üçlüsü, bugün onu bir piç gibi önüne bırakacakları bir kapı arıyor olmayacaklardı.

Ama Caney denen piçlerini bizim kapımıza bırakamazlar. Caney'in yaptıkları ve kiminle uğraştığı kabak gibi ortadayken, Demirkanlı / Timur/ Kaya üçlüsünün, insanları Caney'in kimliği ve aidiyeti konusunda yanıltmaya, onu Büktel ve Bulunmaz'ın kapısına bırakıp Büktel ve Bulunmaz'ı onun düzeyiyle suçlamaya kalkışmaları, umutsuz bir kurnazlıktır. Başaramazlar. Kimseyi inandıramazlar. Piçlerini bizim kapımıza bırakamazlar...

Başka kapıya!...

***

Sansürcü Timur'un akılsız ve ahlaksız ittifakları

tiyatrom.com, Demirkanlı'nın yeni yalanlarını, "Büktel'e karşı olduktan sonra her türlü yalanın başımın üstünde yeri var" dercesine, bağrına basıp ana sayfasının baş köşesine koydu

Türkiye'nin en fazla izlenen tiyatro sitelerinin, kendilerini dezenformasyon misyonuna adamış olmaları; hakikate sahip çıkan insanları karalamak ve hoşlanmadıkları  gerçekleri örtbas etmek için her gün binlerce genç okuru yalanlarla zehirliyor olmaları; ne yazık ki, o sitelerden tanıtım ya da propaganda amacıyla yararlanan (ve kendilerini "muhalif" olarak tanımladıkları halde, aslında haklıdan yana olmaya asla cüret edememiş ve her zaman güçlüden yana tavır göstermiş; hem suçlu hem güçlülere karşı "açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" mücadele etmek riskine asla girmemiş ve muhalefet yapıyorum diye hiçbir risk taşımayan vıdı vıdılarla vakit geçirmiş) tiyatro insanlarımızın umurunda değil.

Çünkü tiyatro insanlarımız adalet duygusuna sahip değil. Bize göre, adalet duygusu bir sanatçıyı sanatçı kılan olmazsa olmazların başında geldiği için de; bize göre tiyatrocularımız sanatçı değil. (Tiyatrocularımızın yalnızca etik kıstaslardan değil, estetik kıstaslardan da sınıfta kaldığını eleştiri kitaplarımızda  ―"Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı"― ve internet yazılarımızda yer alan yüzlerce somut kanıtla zaten belgeledik.)

Tiyatro insanlarımızın, hakikate sahip çıkma bahsinde böylesine "defolu" karakterler sergilemesi ve ahlak dışı, pragmatist bir tavır benimsemesi; kendilerini ahlak ve adalet gibi kavramlarla sınırlamaya zaten gerek görmeyen ve "ticaretine bakan" site sahiplerinin elini fazlasıyla güçlendiriyor. Menfaatlerini azınlığın yanında değil, çoğunluğun yanında gören bu ticaret erbabı, ülkemizde hakikatin hep yalnız kaldığını, örgütlenemediğini fark ettikleri için, çoğunluğun desteklediği yalanlardan yana olmayı daha rantabl buluyor. tiyatrom.com sahibi A. Ertuğrul Timur da, bu ticaret erbabının sıradan bir örneği.

"Yaşasın Sansür" başlığının yaratıcısı olan Timur'u sansürcü tutumu nedeniyle daha önce de bir çok kez eleştirmiş ve kendisiyle polemiğe de girmiştik. (Bakınız: "Yaşasın Sansür" Skandalı.) Timur, sansür, tahrifat, saptırma, dezenformasyon gibi yöntemlere kolayca başvuran bir şahıs olmasına rağmen, kolayca yalan söyleyebilen biri değildir. Hele Mustafa Demirkanlı gibi bir yalan makinesi olmayı göze alabilecek kadar gözü kara hiç değildir. Çok fazla mecbur kalmadıkça, Timur, Demirkanlı yalanları gibi apaçık somut yalanlar söylemeyi tercih etmez. Bünyesinde hâlâ kirlenmedik insani bir şeyler kalmış olması yüzünden yalanı bir yöntem olarak benimsemeyi hâlâ beceremiyor olsa da; enteresandır, bizim Timur, yalancılarla ittifak kurmayı öteden beri kolayca becermekte, yalancıları desteklemekte hiç sakınca görmemektedir. Bu, onun (kendisini fıkra lazına benzetmemize neden olan) tuhaflıklarından biri olsa gerektir; Timur, herhalde, fıkra lazı kurnazlğıyla, yalanı ve yalancıyı desteklemenin yalan söylemekten daha az vahim bir tutum olduğunu zannetmektedir.

Şu an itibariyle 21 rakamına ulaşmış olan "Demirkanlı Yalanları Sergisi"ne zaman zaman link verdiğimiz için, bu sitenin okurları, Demirkanlı yalanlarının ne kadar somut birer gerçek olduğunu ve 21 yalanından herhangi birini kanıtlaması halinde Hilmi Bulunmaz'ın Demirkanlı'ya Limousine vereceğini ve "vermezsem adiyim, kanıtlamazsa Demirkanlı adidir" dediğini biliyorlar. Demirkanlı'nın bu yalan sergisini haftalardır çaresizce ve sessizce izlediğini biliyorlar. Bu yalanlara karşı verilecek cevabı olan dürüst bir insanın daha en başında tepki göstereceğini ve o cevabı vereceğini biliyorlar.

Demirkanlı ancak haftalar sonra, rakam yirmiye dayandıktan sonra nihayet tepki verdi ama cevap veremedi. Çünkü aynı yalanları bir kez daha tekrarlamak o yalanlara cevap vermek anlamına gelmiyor. O yalanları gerçek kılmıyor. Demirkanlı bunun farkında olduğu için, haddini bilmiş ve Bulunmaz'ın yakasına yapışmaya, "ya Limousine'i verirsin, ya da adisin!" iddiasında bulunmaya kalkışmamış. Sadece, kimsenin anlamayacağı karmakarışık cümleler kurarak "Demirkanlı Yalanları Sergisi"ne cevap verir gibi yapmış. "Onca yalanın sergilendiği halde bir tekine bile cevap verememiş olmaktan utanmıyor musun?" diye soranlara "ben cevabımı verdim" diyebilmek için; yeni yeni yalanlarla mürekkep balığı gibi mürekkep salarak, somut gerçekleri bulanık hale getirmeye çalışmış.

Ve bizim Timur, Demirkanlı'yı bu dezenformasyon çabasında da yalnız bırakmamış. Aylar önce iftiracı Özdemir Nutku'nun iftirasını desteklediği gibi, Timur, bugün de yalan makinesi Mustafa Demirkanlı'nın yalanlarını  destekliyor.

Demirkanlı ki daha önce bir yazısının başlığında gerçekleri "yalanlar" olarak adlandırmaktan çekinmemişti (Bakınız: "Yalan 21") o her zamanki geleneksel utanmazlığıyla bir kez daha gerçekleri ters yüz ederek, yazısının başlığında bu defa da yalanları "gerçekler" olarak adlandırıyor. (Bakınız: Demirkanlı, "İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler...")

Ve Coşkun Büktel'in "açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" olarak, gayet "anlaşılır" bir dille açıkladığı belgeli hakikatlere asla itibar etmemiş olan A. Ertuğrul Timur; Demirkanlı'nın "gerçekler" adını verdiği (ve açıklamaktan çok örtbas etmeye yarayan bulanık cümlelerle kompoze ettiği) yeni yalanlarını, "başımın üstünde yeri var" diyerek, sitesinin baş köşesine yerleştiriyor. Okurlarını yalanlar konusunda uyarmaya gerek görmeden... Başka sitelerde yer alan karşı görüşlere link vermeyi asla düşünmeden... Tek yanlı enformasyonla (yalanlarla) okurları zehirlemekte hiç tereddüt etmeden, hiç utanma hissetmeden...

Aşağıda, Timur'un ana sayfasına link veriyoruz. Şu anda baş köşeye Mustafa Demirkanlı'nın (diğer yazarlardan iki kat daha büyük) bir fotoğrafı konarak yazısına link verilmiş. Daha sonra neler olur bilemiyoruz.

www.tiyatrom.com

 

Sansürcü tiyatro yayıncılarının ortak sesi

Alıntılanan metinlerin kaynağını görmek için, sansürcülerin mavi harfli isimlerini tıklayabilirsiniz.

A. ERTUĞRUL TİMUR (tiyatrom.com)

"Ama tiyatrom'da ne Hilmi Bulunmaz'ın, Ne Coşkun Büktel'in yeri yok tiyatrom'u o seviyeye düşürmem hiç kusura bakmayın. Haa cevap hakkı mı? Siz aylardır sitenizde atmadığınız başlık bırakmadınız ben cevap hakkı falan kullanma gereği duymadım, siz yine sitenizde yazın rahatlayın ille de burada cevap hakkı diyorsanız gidin yasal süreçten geçin cevap hakkı alın gelin!"

MUSTAFA DEMİRKANLI (tiyatrodergisi.com.tr)

"Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt haklarını kullanmak isterlerse, şunu bilmeliler ki başvuracakları yer İstanbul Mahkemeleri’dir. Tekzip kararını getirirler ve yanıt hakları sayfalarımızda  yer alır. Biz, Tiyatro Dergisi olarak, ilkel ve iğrenç olmaya devam ediyoruz."

YAŞAM KAYA (tiyatronline.com)

"tiyatro tarihimiz açsından bir çok hamle Tiyatronline sayesinde hayata geçmiştir. Mesela 'ikili polemiklere sayfalarında yer vermemek' tiyatro yayıncılığı adına yapılmış en büyük hamledir." 

 

BERNARD SHAW

"Katletme, sansürün ekstrem biçimidir." 

("Assassination is the extreme form of censorship.") 

(Kaynak: "The Shewing-up of Blanco Posnet" adlı oyununun Önsöz'ünden.)

ARŞİV / 27 MART 2001

Reklam alamadığı

dönemlerde

o da herkesi eleştirirdi:

Demirkanlı'dan, 

Tuncer Cücenoğlu,

Refik Erduran ve Recep Bilginer'e Dedikodu Formatında, Asılsız İspatsız (veya İspatı Demirkanlı'dan Menkul) Hakaretler!

"Şöyle geriye gidip, baktığımda şunu görüyorum. Son 3-4 yıla kadar Refik Erduran, Tuncer Cücenoğlu, Recep Bilginer gibi resmi yazarlar, iktidarla ilişkilerini kurmuş, Ankara koridorlarının yollarını ezberlemiş, bir çoğunun hâlâ 'Koskoca Bakan' dediği siyasileri tanımış, deyim yerindeyse el ense olmuş bu zatlar ortalıkta dolaşırken, gammazladığı Genel Müdür’e, ‘sevgili dostum’ demekten çekinmeyen, çekinmenin ötesinde bir sakınca görmeyen bu zatlar karşısında, göreve gelen siyasiler de ortalıkta sürekli bunları gördüğü için, Türk tiyatrosunu bunların temsil ettiğini sandılar hep. Onların bir suçu yok.
 
"Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları. Korkuttu çünkü, bunlar konuşmaya başlarken; 'Yarın bakanla sabah kahvaltısı yapacağım, senin sorunları anlatırım, çözeriz', 'Ben Ankara’ya gidiyorum Bakan’a söylerim sizin tiyatroya özel önem verir.', 'Bakan yarın İstanbul’da olacak zamanı varsa mutlaka sizin oyuna getireceğim.' gibi cümlelerle durdurdular insanları, insanlar durmaya eğilimliydi çünkü. Ve korktular. Yıllarca."

(KAYNAK: Demirkanlı, "Dünyanın Bütün Sahnelerinde Tiyatronun Evrensel Dostluk Ve Barış Çağrıları")

NOT: Demirkanlı, Coşkun Büktel'i (ve Feridun Çetinkaya'yı) daha 2001 yılında "cevap hakkı istiyorsanız mahkemeye gidin!" diyerek sansür ettiği için; belli ki, Cücenoğlu, Erduran ve Bilginer gibi yazarları Büktel'in de (hem de Demirkanlı'dan çok önce) korkusuzca ama "belgelere dayanır biçimde" eleştiren kitaplarını ("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" 1998, "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı" 2001) görmezden gelmeyi tercih ediyor ve "Kimsede bunlara dokunamadı, dokunmak istemedi, var olduğu sanılan sanal güçleri hep korkuttu insanları" diye, hiçbir araştırma yapmaksızın, asılsız ispatsız "sallayarak", okurlarını, "bunlardan" korkmayan tek kişinin kendisi olduğuna inandırmaya çalışıyor.

NOT 2: Bilindiği üzere, Demirkanlı, 2001 yılında, siyasilerle "deyim yerindeyse el ense olmuş" olmakla suçladığı Tuncer Cücenoğlu'yla, bugün kendisi "deyim yerindeyse el ense olmuş",  2001 yılında "gammaz" olmakla suçladığı Cücenoğlu'yu bugün dergisinin "editörler kurulu"na dahil etmiş ve Cücenoğlu'yla birlikte ikisi, Büktel ve Bulunmaz'a karşı linç kampanyasının suç ortakları ve en azılı kışkırtıcıları olmuşlardır.

Demirkanlı ve dergisini reklam adı altında devlet sadakasıyla besleyen DT genel müdürü Lemi Bilgin ile DT İstanbul müdürü Osman Wöber  arasındaki, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkilere dair bir enstantane...

Hemen her sayısı gecikmeli olarak basılıp dağıtılan dergisinde, reklam olarak verilen DT programlarını, genellikle programların sona erdiği tarihten sonra, bir başka deyişle "iş işten geçtikten sonra" yayınlaması yüzünden, sık sık Hilmi Bulunmaz'ın eleştirilerine hedef olan Mustafa Demirkanlı, her şeye rağmen, "deyim yerindeyse el ense olmuş" ilişkileri sayesinde,(Bulunmaz'ın deyişiyle söylersek) "arka kapağını Lemi Bilgin'e vermeye devam ediyor."

 

 

 

Yalnızca Mustafa Demirkanlı'ya değil; linç imzacısı 1100 vandalın tümüne açık, "büyük fırsat": 

"16. Yüzyılda Fransa'da yazılmış Theope adlı bir oyun var" diyen Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamak için, "Evet, ikinci bir Theope oyunu var" diyecek; ama  bunu yalnızca dedikodu gibi söylemekle kalmayıp arslanlar gibi "belgeleyecek" herhangi bir vandal çıkarsa; o vandalın imzaladığı linç bildirisinde yer alan "iftira" suçlamasını kabul  edecek ve asıl iftiracının Özdemir Nutku ve linç imzacıları değil, ben  olduğumu Taksim meydanında avaz avaz bağırarak ilan edeceğim! 

Madem Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'i kepaze etmek için Genco Erkal dahil 1100 kişi imza verebiliyor; 1100 kişilik bir ekip için, ikinci Theope oyununun kendisini ya da belgesini bulmak o kadar zor olmasa gerek. İşte fırsat: İçlerinden bir tane, 1100 kişiden bir tane "adam" çıksın da, ikinci Theope oyununun belgesini göstererek, imzaladığı bildiride bize (Bulunmaz ve  Büktel'e) yönelik iftira suçlamasının iftira olmadığını (ve dolayısıyla kendisinin bir iftiraya imza atmadığını) belgelesin bakalım.

Ama ben baştan söylemiş olayım: İçlerinden böyle bir "adam", (1100 kişiden bir tek "adam") çıkacağına inanmıyorum. Çünkü belgelemek, iftira atmak kadar kolay değildir. Belgelemek, "bizim" işimiz.

COŞKUN BÜKTEL

NOT: Kendileri linç bildirisini imzalamadıkları halde, dergisine çarşaf çarşaf ilanlar vererek linç kampanyası elebaşısı Mustafa Demirkanlı'nın yalan ve iftiralarını destekleyen ve "suni yemle" besledikleri Demirkanlı'yı üstümüze salan kültür bakanı Ertuğrul Günay ile DT genel müdürü Lemi Bilgin de, ya bizzat kendileri araştırarak ya da kuracakları ekiplere araştırtarak, sunduğumuz bu "büyük fırsatı" değerlendirip ikinci Theope oyununun belgesini bulabilir; böylelikle, hem bizim iftiracı olduğumuzu, hem destekledikleri  linççilerin iftiracı olmadıklarını, hem de kendilerinin (vatandaş parasıyla) iftiracı beslemediklerini kanıtlamış olabilirler.

Evet, sevgili linççiler, hodri meydan:

Bulun Özdemir Nutku'nun söylediği ikinci Theope oyununu, "Lemi Bilgin ve Ertuğrul Günay iftira destekçisi değildir; Mustafa Demirkanlı ve linç imzacıları iftiracı değildir; asıl iftiracı benim!!!" diye anırayım Taksim'in göbeğinde... Hem de hoparlörle.

Ama ikinci Theope oyununu ya da belgesini bulamazsanız, size artık yalnızca, bizi iftirayla suçlayan o bildiriyi ve o bildiriye attığınız imzaları nerenize sokacağınızı bulmak kalıyor.

1. GÜNCELLEME 1 Ağustos 2009:

Bir haftadır bekliyoruz:

Büktel'i  iftiracılıkla suçlayan linç bildirisine imza atmış 1100 kişi içinden bir tek "adam" çıkıp da, "işte ikinci Theope oyununun belgesi" diyerek, Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamaya ve asıl iftiracının Coşkun Büktel olduğunu kanıtlamaya kalkışmadı.

Neden acaba?

Belgeyi mi bulamıyorlar yoksa belge ellerinin altında ama göstermeye tenezzül mü etmiyorlar? Büktel'e iftiracı diyen 1100 iftiracıdan bir teki bile, asıl iftiracının Büktel olduğunu belgelemeye nedense tenezzül etmiyor.

Merak ediyoruz: İftiraya tenezzül edip de, iftirayı belgelemeye veya yanıldığı için özür dilemeye tenezzül etmeyen bu 1100 tuhaf kişi, acaba insan mı, karikatür mü?

 

2. GÜNCELLEME 2 Ağustos 2009

Bir haftayı da geçtik; hâlâ bekliyoruz:

1100 iftiracı içinden bir tek "adam" çıkıp da, "16. Yüzyılda Fransa'da yazılmış Theope adlı bir oyun var" diyen Özdemir Nutku'yu iftira suçundan aklamak için, "Evet, ikinci bir Theope oyunu var" deyip, belgesini gösteremiyor.

Gösteremez; çünkü, Fransa'da 16. ya da 17. Yüzyıl'da yazılmış Theope adlı bir oyun yok. Başka herhangi bir Yüzyılda yazılmış Theope adlı bir oyun da yok. Hatta bırakın oyunu, Theope adlı bir roman, hikaye, opera ya da bale bile yok.

"Var" diyen, "var" demekle yetinmeyip "işte kaynağı, işte belgesi" diyerek iddiasını kanıtlayabilen ve göğsünü gere gere benden sözümü tutmamı ve "iftiracıyım" diye Taksim'de hoparlörle bağırmamı talep edebilen bir  adam (1100 iftiracı içinden bir tek "adam") çıkmadı.

"Çıkmayacak" demiştim, çıkmadı. Rehberi okuyan herkes çıkmayacağını anlardı.

 

3. GÜNCELLEME 3 Ağustos 2009

TÜRK TİYATROSU GUINNESS REKORLAR KİTABINA HEMEN YARIN GİREBİLİR.

Coşkun Büktel'in yeni yazısı... Lütfen... TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

BİR "YÜZSÜZ"DEN, BÜKTEL'E "HODRİ MEYDAN!"

 

 

Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun reklam adı altında sadaka vererek suni yemle beslediği Mustafa Demirkanlı'nın internet sitesinde...

 

Theope yazarı Coşkun Büktel'e "imzasız" yazılarla, kanıtsız, belgesiz, kaynaksız, linksiz biçimde, aklına estiği gibi iftira eden "yüzsüzler", hâlâ cirit atıyor.

 

Herif hem imzasını saklayacak kadar "yüzsüz" korkağın teki, hem de yazısının sonunda "Hodri meydan el mi yaman bey mi yaman görelim Coşkun Efendi!" diye meydan okuyor.

 

Gündemin sıkışık olmadığı bu sıcak yaz günlerinde, "iftiracı yüzsüz"ün “Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı yazısını, ibret verici bir "belge" olarak, ana sayfadan ve virgülüne dokunmaksızın, tam metin olarak yayınlamayı; "kimlerle karşı karşıya" olduğumuzun bir kez daha "belgelenerek" (her zamanki gibi: Mutlaka karşı tarafa linkle "belgelenerek") bir kıl daha netleşmesi bakımından yararlı gördük:

 

iFTİRACI "YÜZSÜZ"ÜN METNİNİN SONUNDA "BÜKTEL'İN NOTU" BAŞLIKLI BİR BÖLÜM BULACAKSINIZ!

 

 

 

Yazan: "YÜZSÜZ"

Kaynak:

Mustafa Demirkanlı'nın internet sitesi

 

 
“Hiç Çıldırma Bre Büktel!”
 

(Metnin "bahar temizliği" öncesindeki orijinal versiyonu)

 

Coşkun Büktel çıldırmış durumda. Ruhunun kirliliğini yansıtan kirli gri sitesinde sarı beyaz kırmızı Çingene çadırı gibi kocaman upuzun cümlelerle haykırıyor, kükrüyor, tehditler savuruyor ne yapacağını şaşırmış gibi dolaşıyor.
    Mustafa Demirkanlı'nın sitesinde daha önce kullanılan ve tam da yerini bulan gamalı haçlı kolajını sanki bir suç unsuruymuş, bir hakaretmiş gibi veriyor.
    Yahu Büktel dur bir sakin ol.
    Ne var şimdi bunda neden yadırgıyorsun? Neden bu küplere binmelerin?
    Ne ektinse onu biçiyorsun, mahsulün hayırlı olsun!
    Sen kimsenin ehemmiyet vermediği bir iftira ile bir hocayı senelerce suçlamadın mı?
    Sana hak vermediğini söyleyenlere faşizanca baskı kurmaya çalışmadın mı?
    Hem delil var deyip hem yasal yollara başvurmak yerine çamur at izi kalsın yöntemini denemedin mi?
    10 yıllık çabana rağmen insanların senin deli saçması iddianı çok da mantıklı bulmaması ile çıldırıp etrafa baskı yapmadın mı?
    Senelerce sözde delil diye giyotin gibi kullandığın video kaydını kendi adınla yayınlamaya çekinip sonra Burak Caney adıyla yayınlatmadın mı?
    Ya da her kim ise bu Burak Caney, o bulup yayınladıktan sonra ancak yayınlamadın mı? Ve pek bir sarıldığın delilin olan videonu da yayınlamana karşın hala sana hak verenlerin sayısı bir elin beş parmağını bile bulabildi mi?
    Sen değil misin bir hocaya attığın iftira ile ve koparmaya çalıştığın fırtına ile baskıcı, despot faşist kimlik sergileyen?
    Sen değil misin belden aşağı iftiralarla bana türlü iftiralar atıp bunu da pişkinlik örneği göstererek mutlu mesut kamera karşısında anlatan?
    Sen değil misin Hilmi Bulunmaz'ı kışkırtıp, tetikçi gibi insanların üstüne salan?
    Sen değil misin yalan haberlerin üstüne atlayıp, yalan olduğu belgelense de pişkince görmezden gelen?
    Cevap hakkını hiçe sayıp "Hilmi'ye yayınlama" dedim diye verdiğin talimatla faşizan despot anti-demokrat kimliğinle övünen?
    Sen değil misin insanların cevap hakkını engelleyip, çöp kutularına attık diye alçakça, faşistçe, despotça davranan?
    Sen değil misin küfürlerle, sövgülerle O...Ç.... ları hakaretleriyle gri ruh sıkıcı sitenin manşetlerini dolduran?
    Sen değil misin sırf sana hak vermiyorlar diye tiyatro örgütlerine kara çalan, lakap takan?
    Sen değil misin emitasyon (çünkü antik yunan çağında yaşamadın günümüzde Antik Yunan yazmak olsa olsa emitasyon olur) Theope'nle kendi kutsal kitabını yaratan ve bu kutsal kitabına tapınmayanları topa tutmaya kalkan?
    Sen değil misin üç kuruşluk bilginle hiç anlamadığın anlayamadığın sosyalizme, 60 gençliğine, 70 gençliğine hakaretvari burun kıvıran?
    Sen değil misin bütün bu ruh halinle faşizmi ruhunun derinliklerinden kusan?
    Neden şimdi bu gocunma?
    Neden despot, baskıcı, ben merkeziyetçi, faşist, sansürcü, dezenformasyoncu, iftiracı ve küfürbaz kimliklerinden söz edilince rahatsız olman? Yarattığın, yaratmaya çalıştığın bu değil miydi? İçindeki canavarı sen besleyip büyütmedin mi? Bu canavar sana sevgili, jeep, şöhret olarak değil de finalde kötü bir dizide senaristlik ve binlerce insanın nefreti ve sadece 3-5 dosttan ibaret bir yaşam getirdiyse bize ne?
    Bütün bunlar sensin! Yüzleşmek istesen de istemesen de sen! Var git şimdi ister aynaya bak, istersen gri sitende biraz daha nefret kus daha da çirkinleş!
    Kimseyi de tehdidinle korkutamıyorsun bilmiş ol!
    Coşkun Büktel, küfür, sövgü, tehditle insanları yıldıramayınca şimdi de mahkemeye vereceğim imasıyla insanları katılmaktan alıkoymaya çalışıyor. Bir despota da ancak böyle yeni bir tehdit yakışırdı. Ver bakalım mahkemeye Coşkun Efendi, bakalım hakimler somut, açık, aleni küfür ve iftiralara, somut o...ç...’na mı değer verecek yoksa 11 yıl öncesinin sözlüğünden atılmış mecazi anlamlı zorlama küfürleştirme çabana mı?
    
    Hodri meydan el mi yaman bey mi yaman görelim Coşkun Efendi!

 

İftiracı bay "Yüzsüz"ün yazısını Demirkanlı sitesindeki orijinal sayfasında okumak için, lütfen aşağıdaki linki tıklayınız:

Mustafa Demirkanlı'nın internet sitesi

 

BÜKTEL'İN NOTU:

İftira yandaşlarının 1100 imzaya ulaşmasına rağmen, iftiraya karşı çıkanların "bir elin beş parmağını bile" bulamadığı konusunda, iftiracı bay "Yüzsüz" haklıdır. Ama bu gerçek, (kelle sayısı çokluğu somut kanıtları örtbas edemeyeceğinden) iftiranın "iftira" olduğu gerçeğini değiştirmediği için; iftiraya karşı çıkabilenlerin "bir elin beş parmağını bile" bulamamış olması ancak şu anlama gelmektedir:

Türk tiyatrosunda "yüzsüzlerin" iftirayı da içeren iğrenç etkinliklerine karşı çıkabilecek kadar vicdan sahibi olan, "insan gibi" insanların sayısı ancak "bir elin beş parmağı" kadardır. Ben, Coşkun Büktel, o beş parmaktan biri olmakla, Theope'yle gurur duyduğum kadar gurur duyuyorum. Utanması gereken yüzlerce kişinin utanmayacak kadar "yüzsüz" olmasıyla ise ilgilenmiyorum.

İftiraya karşı çıkmayarak "yüzsüzlere" bana karşı koz vermiş olan dostlarımdan biri gelip de, hiç utanmadan, "Coşkun niye aleyhinde 1100 imza toplandı?" diye beni suçlamaya cesaret edebilmiş olsaydı; ona yalnızca, Henry David Thoreau'nun Ralph Waldo Emerson'a verdiği ünlü cevaba benzer bir cevap vermekle yetinirdim: "Ahmet, üç beş imza da niye senin aleyhinde toplanmadı?"

Neyse ki, dostlarım, ürkek olsalar bile, dangalak olmadıkları için, yüzsüzlerin yaptığı gibi, o imzalar yüzünden beni suçlamaya kalkışmıyorlar.

Aslında, çevreye pek fazla renk veremeseler bile, o imzayı atan 1100 kişinin en azından 1090 tanesi de, en azından bugün itibariyle, "Biz ne halt ettik de, elin iftiracı linççilerinin ipiyle bu bok kuyusuna indik" diye dövünerek, başını hangi taşa vuracağını belirlemeye çalışıyor.

CB / 4 Ağustos 2010

 

 

 

GÜNCELLEME: Aşağıdaki yayınımızdan "sonra", Mustafa Demirkanlı, iftiracı "Yüzsüz"ün bir yıldır imzasız duran yazısını,  okurlarını "uyarmaksızın", sessizce, gizlice, kendi ismini koyarak imzaladı. Link verdiğimiz sayfada daha bir sürü suç unsurunu aklınca örtbas ettiğini sanan sahtekâr Mustafa'nın bu son alçaklığını, bu kez fotoğrafla belgeledik: KAÇIRMAYIN!

 

 

 

 

GÜNCELLEME 2 6 Ağustos 2010:

 

(Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya, vb gibi "bürokratlar" tarafından reklam adı altında sadaka verilerek suni yemle beslenen) sahtekar Mustafa Demirkanlı'nın, aşağıdaki GÜNCELLEME yazımızda sözü edilen sahtekârlıklarını, yayınladığımız suçüstü fotoğraflarına bakarak okurların kendileri bulabilirler diye düşünmüş, yorgunluk nedeniyle ayrı bir açıklama yazmaya üşenmiştik.

 

Bugün metnin içine bir GÜNCELLEME bölümü ekleyerek, sahtekâr Mustafa'nın sayfada yaptığı sinsi tahrifatı, kolay algılanır bir liste halinde tek tek sıralayarak, daha önce savsakladığımız sorumluluğumuzu yerine getirdik. Eklediğimiz sahtekârlık listesini okumak için, lütfen... TIKLAYIN!

 

 

 

GÜNCELLEME 3:  7 Ağustos 2010

 

Mustafa Demirkanlı, bizim yayınımızdan sonra, sitesinde bir yıldır yüzsüz ve imzasız olarak yayınladığı “Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı yazıdaki orostopolca iftiraların altına iki gün önce kendi imzasını atmak, yazının (bir yıldır boş duran) yazar çerçevesinin içine kendi fotoğrafını koymak zorunda kalmıştı.

 

Ama her sıradan okurun bile kalleşçe, orostopolca yazılmış somut iftiralardan ibaret olduğunu kolayca görebileceği nitelikte olduğu için, bizim ibret verici bir belge olarak ana sayfamızda virgülüne dokunmadan yayınlamaktan çekinmediğimiz “Hiç Çıldırma Bre Büktel!” başlıklı yazının altındaki imzasını, sahtekâr Demirkanlı ancak 24 saat tutabildi. Dünkü güncelleme yazımızdan sonra sahtekâr Demirkanlı, tekrar zikzak yaparak, yazıyı yeniden imzasız ve sahipsiz bıraktı. Yazar çerçevesinden çıkardığı kendi fotoğrafının yerine ise "yüzsüz" bir siluet koydu.

 

Demirkanlı psikopata bağladığı için, bu güncellememizden sonra ne yapacağını kestirmemizin olanağı yok. Yazıyı, daha önce pek çok kez yaptığı gibi tamamen silip sansür edebilir. Yazının altına bir başkasının imzasını atabilir. Yazar çerçevesinin içine, bir dansöz, bir penis, bir ördek, bir çömlek ya da ne bileyim bir gergedan koyabilir. Ya da bir zikzak daha yapıp ismini ve resmini yeniden koyarak yazıyı yeniden sahiplenmeye karar verebilir. Yazıyı silip yerine, "espri" olsun diye "Ufo'lar Coşkun Büktel'i Kaçırdı" biçiminde bir manyak haber veya ne bileyim, örneğin, "Mustafa Demirkanlı onurundan kalan son kırıntıları satıyor! Yok mu arttıran?" diye yeni bir "çığlık" ilanı koyabilir. Bir psikopatın ne yapacağını önceden tahmin etmek mümkün de değil, gerekli de değil. Merak eden okurlar sahtekâr psikopatın bundan sonra neler yapacağını haberimizin ilk bölümünde verdiğimiz linkten takip edebilirler.

 

Peki, biz bu yazıyı neden yazıyoruz? "Yüzsüz" iftiracıların imzasız yazılarına yer verdiği ve bu vahim sahtekârlığı sulandırmak gayretiyle olmadık taklalar attığı sırf bu haberimizdeki belgelerle bile apaçık kanıtlanabilen; bir yalan makinasından daha üretken bir yalancı ve iftiracı olduğu, "Demirkanlı Yalanları" başlıklı sayfamızda onlarca belgesiyle görülebilen; Türk tiyatrosunun yakasına (Hilmi Bulunmaz'ın çok isabetli ifadesiyle) "Kırım Kongo kenesi gibi yapışmış" bu sahtekâr linççiyi, reklam adı altında sadaka vererek, iktidar, neden 20 yıldır besliyor? 20 yıldır Türk tiyatrosunun kanını emip damarlarına sahtekârlık zehri zerkeden bu zavallı psikopata klinik yardım yerine, neden nakdi yardım yapılıyor?

 

Tiyatral medyamız iktidardan beslenmek amacıyla yayın yaptığı için, bizim somut kanıt ve belgelerimizi ortaya koyarak, iktidara bu soruları soramıyor. Aslında tiyatro medyasının linççi yöneticileri, iktidara bizim somut kanıtlı haklı sorularımızı sormak yerine, 20 yıldır iktidardan beslenmeyi başarmış bu sahtekâr psikopatın dümen suyuna girmeyi ve onun (kendilerini de eleştiren Büktel ve Bulunmaz'a karşı) tezgâhladığı iftira ve linç kampanyasına bile katılmayı tercih ediyorlar. Yani tiyatral yayın yapanların genel linççi karakteri göz önüne alınıp onların merceğinden bakıldığında, aykırı görünen şey, "yalan makinasından daha seri yalan üreten bu sahtekâr psikopat" olmuyor; tam tersine, linççi yayıncıların merceğinden bakıldıkta, belgeli, kaynaklı, linkli, bilimsel yayın yapan dürüst insanlar (Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya) "aykırı" görünüyor. Örneğin azılı ve tehditbaz linççilerden Ömer Faruk Kurhan (daha yaygın adlarıyla "Feci Felsefeci Kurhan" ya da "Bileyci Kurhan") bu aykırılık nedeniyle çok kızdığı (aslında ırkçılığın baş düşmanı olan) Feridun Çetinkaya'yı ırkçılıkla suçlayabiliyor (Bkz). Mantık ya da ahlakın pabucunu böylesine çirkefçe dama atmış bu iftiracı linççi Kurhan tayfası (ya da suçlarıyla birlikte tarihe gömmeye ve kirli yüzlerinin belgeleriyle dolu arşivlerini yok ederek unutturmaya  çalıştıkları İATP-G çetesi) on yıl boyunca "tacizci" diye damgalayıp aleyhinde kampanya açarak binlerce imza topladıkları (Bkz) (Bkz) (Bkz) (Bkz) (Bkz) (Bkz) Mehmet Esatoğlu'yla bir gün içinde barışıp kucak kucağa gelebiliyorlar.  Esatoğlu kimseden özür dilemediğini, tacizci olduğunu kabul etmediğini bize söylediğine göre, Feci Felsefeci Bileyci Kurhan'ın İATP-G çetesi üyelerinin ve tacize uğradığını yazmış bütün o kızların, on yıllık iftira kampanyası için Esatoğlu'ndan özür diledikleri anlaşılıyor; ama "taciz diye, taciz diye" on yıldır başlarının etini yedikleri insanlar en küçük bir açıklama yapılmaya veya özür dilenmeye lâyık görülmüyorlar.

 

Oysa, Esatoğlu'na karşı taciz kampanyasına imza vermedikleri için BGST sitesinde yayınlanan ilgili yazısında Esra Aşan, Büktel ve Bulunmaz'ı bile suçlamıştı:

 

"Tavır almakta zorlanılmasının nedenlerinden biri Esatoğlu’na tacizci diyebilmek için ortada ‘yeterli' kanıtın olmamasıymış. Mesela, tiyatrocu Hilmi Bulunmaz bu nedenle net bir tavır almakta zorlandığını dile getirirken; Coşkun Büktel’in vicdanı Esatoğlu’nun tacizci olduğunu söylese de yeterli kanıtları olmadığı için net bir tutum alamıyor. Mağdurların yaptığı açıklamalar yeterli bulunmuyor; çünkü Esatoğlu’nu taciz pratiklerini gerçekleştirirken belgeleyen bir kanıt yok. Taciz karşısında taraf olmak ve Esatoğlu’nu daha fazla onore etmemek için nasıl bir kanıt arandığını bilemiyorum."

 

İyi de o zamanlar Barış Manço Kültür Merkezi'nde sunuculuk yapmasına bile tahammül edemediğiniz Esatoğlu'yla şimdi kucak kucağasınız, yan yanasınız, aynı masadasınız! (Bakınız: Esatoğlu'yla, Esatoğlu'na karşı taciz kampanyası açmış iftiracı linççilerin aynı masadaki "işbirliği" fotoğrafı.) Ne oldu bütün o suçlamalar? Ne oldu bütün o on yıllık kampanya? Siz kucaklaştınız ve konuyu kapattınız, öyle mi? Utanmaz Herifler!... Madem ki, siz karşılıklı anlaştınız, halka bok yemek düşer, di mi? On yıl boyunca tacize karşı imza kampanyalarıyla, taciz suçlaması yazılarıyla meşgul  ettiğiniz,  BarışaRock'u sabote edip ocağına incir dikmek pahasına (Bkz) kan davasına yönelttiğiniz, taciz gibi son derece ciddi bir konudaki duyarlıklarını sömürüp aldatarak imzasını aldığınız insanlara (kamuoyuna) bok yemek düşer, di mi? Onlara bir paragraflık "açık, sarih, belirgin ve net" bir açıklama bile borçlu değilsiniz, di mi? Halka hesap verilmez, halktan "biçimine getirip" oy (imza) alınması yeterlidir, di mi?   

 

Bir de kalkmış bizi küfürbaz olmakla suçluyor, linççi orospu çocukları!...

 

Sizin iftiracı, linççi, tehditçi ve iktidar destekli bir "örgütlü melanet" olmanız sorun değil, bizim belgeli iftiracılara, sahtekârlara "orospu çocuğu" dememiz sorun, öyle mi? Ulan sizin sıfat beğenmemeye ne hakkınız var, dangalak herifler?!... Geri zekâlı, psikopat vandallar!... Bize ancak Rahibe Teresa "küfürbaz" derse ciddiye alıp saygı duyarız. Siz kendinizi Teresa mı sanıyorsunuz, linççi teresler?!...

 

Evet, tiyatro dediğimiz mafyanın yuvası olmuş bu iğrenç bataklığın sivrisinekleri, halka, tiyatro sanatına ve "gerçek" sanatçılara zarar verdikleri halde; sayıca kalabalık oldukları için, iktidar temsilcileri tarafından (Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya gibi "bürokratlar" tarafından) destekleniyor ve besleniyorlar. Beslenemeyenler de, boynunu kırıp beslenme fırsatının (veya sırasının) gelmesini bekliyor; bu arada, "kemiği" hak etmek için, bu eleştirileri yapabilecek vicdan ve cesarete sahip birkaç adama karşı linç ve iftira kampanyaları düzenliyor; kanıtsız, belgesiz, kaynaksız, linksiz ve çoğu zaman da imzasız, kalleş yazılarla, hakikat yanlısı bu birkaç istisnai insana karşı iftiralarla dolu yazılar yayınlıyor; ve en acısı, bu iftira yazılarını yayınlayan site sahibi psikopata, Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya gibi "bürokratların" reklam adı altında sadaka vermesini sağlıyorlar.

 

Biz yayınlanan yazılardaki iftiraları ibret verici birer belge olarak teşhir edince ne oluyor? O iftiralardan korkmadığımızı gören sahtekâr psikopat, bu sefer, internete kendi elleriyle koyduğu o iftira yazılarını, silmeye, değiştirmeye, tahrif etmeye, (Feridun Çetinkaya'nın nefis yazısının, en az yazı kadar nefis başlığında dendiği gibi) Kış ortasında "Bahar Temizliği" yapmaya koyuluyor.

 

Keşke küfürbaz olsaydım da gerçekten küfredebilseydim (küfür neymiş gösterebilseydim) bu sahtekâr orospu çocuklarına... Bana karşı imzasız yazılarla belgelenmiş iftiralar yayan sahtekârlara orospu çocuğu derken, onlara torpil yapıyor, iltimas geçiyormuşum gibi bir duyguya kapılıyor kendimi kötü  hissediyorum.    

 

 

 

 

"HİPNOZLA 7 GÜNDE İNGİLİZCE ÖĞRENMİŞ" BİRİYLE KISA SOHBETİM

 

 

Bir tiyatro kokteylinde, "İngilizce'yi Hipnozla 7 Günde Öğrenin" programına katılmış ve 7 günde İngilizce öğrenmiş biriyle tanıştım.

"What is your name?" diye sordum adama.

Bön bön yüzüme baktı.

"Soruyu anlamadınız mı?" diye sordum.

"Galiba İngilizce bir şey sordunuz, di mi?" diye karşılık verdi.

"Evet," dedim, "İngilizce konuşalım diye basit bir şey sordum."

"Maalesef, burada İngilizce konuşamam, Coşkun Bey!" dedi.

"Nasıl yani? Burası kalabalık diye utanıyor musunuz?"

"Yok canım ben çok sosyal bir insanımdır Coşkun Bey, kalabalığı severim."

"E, öyleyse niye burda İngilizce konuşamıyorsunuz?"

"Şey! İngilizce'yi hipnozla öğrendiğimden, İngilizce konuşabilmek için hipnoza girmem gerek. Ama hipnetorum burda değil."

"Hipnetor mu? O kim?"

"Kurs hocamız. Bizi hipnoza sokan... Kendine 'hipnetor' diyor."

"Anlıyorum... Hocanız kendine gerçekten zengin çağrışımları olan bir isim seçmiş." dedim ve daha fazla samimi olma tehlikesini bertaraf etmek için, kalabalık arasında bir tanıdığımı görmüş gibi yaparak adamın yanından hızla uzaklaştım.

CB / 11 Ağustos 2010

 

GÜNCELLEME (14 Ağustos 2010)

Bir üst kutudaki (henüz bir hafta önce yayınladığımız)

"MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN SON SAHTEKÂRLIĞINI FOTOĞRAFLA BELGELEDİK

başlıklı belgeli habere karşı dilini kedi yutmuş gibi susmaktan başka çare bulamayan, onlarca kez belgelenmiş sahtekârlığını bir kez daha belgelemiş olmamızdan zerre kadar utanmayan "yüzsüz" Demirkanlı; kendisiyle ilgili yazdıklarımıza cevap veremeyince, bu kutuda anlattığımız fıkraya cevap vermiş.

"HİPNOZLA 7 GÜNDE İNGİLİZCE ÖĞRENMİŞ" BİRİYLE KISA SOHBETİM başlıklı fıkramızı, −iğrenç bir mizanpaj ve fıkra metnimizde bulunmayan onlarca anlamsız ve gereksiz ve dikkat çelici bölme çizgisi (/) ekleyip tahrif ederek− yayınlayan, linççi sansürcü Demirkanlı; sansürcüler için gayet doğal olarak, metnin aslına link vermeye elbette ki kalkışmamış.

Ama zavallı sahtekârımızın asıl niyeti bizim fıkramızı yayınlamak olmadığı için, (linççilerin kirli yöntemlerini kullanmaya asla tenezzül etmeyeceğimizi artık herkes öğrendiği halde, belki buna inanacak birkaç dangalak hâlâ bulunur umuduyla) söz konusu fıkramızın başına (orta zekâlı hiçbir okuru kandırması mümkün olmayan) şu ahmakça yalanları ekleyerek, "ben sahtekâr olabilirim ama sen de benim kadar yalancısın" mesajını vermeye çalışmış:

C.B.: Adımı vermeden ve adını vermeden eleştirecek kadar alçak değilim.

“Adımı vermeden ve adını vermeden eleştirecek kadar alçak değilim.” mealinde bir şiarı vardı Sayın Büktel’in, bu cümleyi sitesinden yok ettiği için aklımda kaldığı kadar nakşettim. Sayın Büktel, “Bu yalan, aynen bu cümleyi ispat etsin, bir jeep” demeden önce “Orijinal kaynağı” görünür kılar tabii ki, sitesi 2 gündür sorun yaşıyor, soldaki linkler kullanılmaz durumda, kayıtlar tabii ki elimizde, ama bunlar önemli değil, suç unsurlarını yok etmeye çalışıyor şu sıralar, devam etsin. Önemli olan, “adını vermeden” eleştirmeyen Büktel’in kimi eleştirdiğini anlayanlara bir yarışma sorusu; Aşağıdaki metinde Büktel’in kimi eleştirdiğini anlayan ilk 3 kişiye -Televizyona iş yapmadığımız, altın ticaretiyle uğraşmadığımız için- ancak Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nin 5 yıllık aboneliğini veriyoruz. Jeep’ler filan bizim rüyamıza bile giremiyor, okurlarımız da hayal etmesin. MUSTAFA DEMİRKANLI

(KAYNAK: http://tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=205)

 

BÜKTEL'İN NOTU 15 Ağustos 2010:

Mustafa Demirkanlı adlı sahtekâr, sitemizin tabelasındaki yeni ve bu dönem için çok daha gerekli şiarımızın (sloganımızın) sonunda (bir yıldan fazla süredir) yer almakta olan mavi asteriks (*) linkini tıklayarak, önceki "tabela şiarımıza" (tabela sloganımıza) ulaşabileceğini bilmiyor. Önceki şiarımızın "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" adlı kitabımızda defalarca tekrarlandığını dolayısıyla onu ortadan kaldırmayı asla düşünemeyeceğimizi ve günün birinde kafamıza saksı düşüp de onu kaldırmayı düşünsek bile o şiarımızı sonsuza dek ortadan kaldıramayacağımızı bilmiyor. Sahtekâr Mustafa, sözünü ettiği önceki şiarımızın tam ifadesinin ne olduğunu bile bilmiyor. (Ya da aslında domuz gibi biliyor ama, okurlar Google'da bulamasınlar diye tam ifadeyi yazmak yerine başka bir şey yazıyor.) Önceki şiarımızın tam ifadesi şudur: "İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim."

Yazdığı konuda hiçbir şey bilmeyen, araştırıp öğrenmeye gerek görmeyen, on parmağında on karayla kasten, alçakça, psikopatça iftira atarak, aşağıda aktardığımız yazısında Büktel'in önceki şiarını "sitesinden yok ettiği"ni söyleyen (yani Kış ortasında "Bahar Temizliği" yaptığını iddia ederek Büktel'e iftira eden); bu apaçık iftirayı telaffuz ederken kösele suratında en küçük bir utanç belirtisi görülmeyen; okurları Büktel hakkında dezenforme etmek uğruna her türlü iğrençliği göze aldığı fark edilen; zavallı sahtekâr Demirkanlı'yı eleştirmenin bir anlamı ve yararı bulunmadığını biliyoruz. O nedenle biz bu yazıları, bir sahtekar psikopatı rehabilite etmek amacıyla değil; onu reklam adı altında sadaka vererek besleyip büyüten ve üstümüze salıp bize musallat eden iktidar temsilcisi "bürokratları" (Ertuğrul Günay, Lemi Bilgin, Ayşenil Şamlıoğlu, Orhan Alkaya, vb gibi) eleştirmek ve okurları aydınlatmak amacıyla yayınlıyoruz.

 

 

 

 

ARŞİV 24 Nisan 2007:

 

 
 
 
Beni bu defa da Hilmi Bulunmaz üzerinden

suçlamaya kalkan

 

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA)SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP

 

 

(...)

Mustafa Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka bir isim ardına gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi kalmadığı için "hacklendim" numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney sapığını tekrar devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa, Demirkanlı'ya cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için ("tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım, aslında şöyle demek istemiştim" tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla değil, Büktel'in kendi ifadeleriyle "somut" olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney sapığını asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı'yı da cevaplamayacağım.

Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak zorunda değilim. Büktel/Demirkanlı Polemiği'ndeki yazılara rağmen Demirkanlı'nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir.

Coşkun Büktel / 24 Nisan 2007

 

Yazının tamamını okumak için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA)SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP

 

NOT: Benim, onca yazıdan sonra, artık  iftira makinası, linççi sapık Demirkanlı için söylenecek yeni bir şeyim yok. Ama o sapığı bir iftira enstrümanı olarak kullanmak üzere, reklam adı altında sadaka vererek, devlet bütçesinden besleyenlere (Lemi Bilgin, Ertuğrul Günay, Ayşenil Şamlıoğlu, vb.) daha söyleyecek pek çok şeyim var. İnadına besleyin siz bu apaçık iğrenç iftiraları!... Umarım, Tarih taksiratınızı affeder.

Ben, Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle, iğreniyorum!

 

DEMİRKANLI'NIN, (önceki yazılarımla belgelenerek mahkum edilmiş iftiralarını, okurların balık hafızasına güvenerek bir kez daha piyasaya sürmek amacıyla)   yazdığı son "yazıyı"(!) okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!

 

***

 

 

DÖRT YIL ÖNCE (6 MAYIS 2006) BEN DEMİŞİM Kİ:

 

 

 

 

 

(...)

 

Demirkanlı, “sunuşunun” ikinci paragrafına şu yalanla başlıyor

 

Efendim, Büktel, vakti zamanında  —Rahmi Dilligil zamanında—Devlet Tiyatroları’na sanatçı kadrosundan girmek istemiş, oyunculuk yapmayacağına göre sanatçı kadrosuna giremeyeceği iletildiğinde de: “Öyleyse ben de onlardan yönetmen kadrosu isterim!” demiş.  

 

Peki bunu kime demişim? İstanbul DT müdürü Nesrin Kazankaya’ya... Peki Kazankaya’ya bunu söylediğimde, Kazankaya’nın genel müdürü Rahmi Dilligil miydi, yoksa Lemi Bilgin miydi? Lemi Bilgin’di... Oysa Demirkanlı, olayın Rahmi Dilligil zamanında geçtiğini özellikle vurguluyor. Dönem belirtmek zorunda olmadığı halde, cümlenin içine iki tire koyarak parantez açıyor ve cümlenin akışını bozarak, anlattığı olayın -Rahmi Dilligil zamanında- yaşandığını özellikle belirtiyor. Peki Demirkanlı bu adi yalana niçin başvuruyor?  

 

Bu apaçık adi yalanın, yalandan çok daha öte, çok daha iğrenç ve sinsi bir yönü var. Demirkanlı, bu yalanla, beni, (şu günlerde zimmet suçundan mahkûm olmasıyla yeniden gündeme gelen) Rahmi Dilligil ile ilişkilendirmeye çalışıyor. Oysa “sunuşunu” yaptığı  yazımda Rahmi Dilligil’in adı yalnızca bir tek cümle içinde geçmektedir. O cümle de şundan ibaret (anlaşılır olması için, önündeki ve ardındaki cümleyle birlikte aktarıyorum):

 

“Dramaturg olarak girmek istesem, çok daha önce girerdim. Genel müdürken Rahmi Dilligil, eski eşim DT oyuncusu Nalan Örgüt ve DT yönetmeni Şakir Gürzumar aracılığıyla bana dramaturg kadrosunu teklif etmişti. Reddetmiştim.”

 

Yani, Demirkanlı’nın iddia ettiğinin tersine, ben, Rahmi Dilligil zamanında herhangi bir kadroya girmek için başvuru yapmadığım gibi, bana gelen teklifi de reddetmişim. Yani, Demirkanlı’nınki yalan değil, katmerli yalan. Dilligil zamanında benim öyle bir başvurum varsa, Demirkanlı belgelemek zorundaydı.

 

(KAYNAK: Büktel, "MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR" 6 MAYIS 2006)

 

Peki demirkanlı yukarıda belgesini bir kez daha sergilediğim dört yıl önceki o "katmerli" yalanından (iftirasından) utanmış, pişman olmuş ya da ders almış mı? Ne gezer!...

 

 

BUGÜN (24 AĞUSTOS 2010) LEMİ BİLGİN VE AYŞENİL ŞAMLIOĞLU'NUN REKLAM ADI ALTINDA SADAKA VEREREK DEVLET BÜTÇESİNDEN BESLEDİĞİ, ON PARMAĞINDA ON İFTİRA KARASIYLA, LİNÇÇİ MUSTAFA  DEMİRKANLI, HÂLÂ KALKMIŞ, TABİİ Kİ HİÇBİR BELGE YA DA TANIK GÖSTERMEDEN, COŞKUN BÜKTEL'İN, DT'YE GİREBİLMEK İÇİN ESKİ EŞİNİ KULLANDIĞINI ÜSTELİK BİR DE BUNU GİZLEDİĞİNİ YAZABİLECEK KADAR ŞEREFSİZLEŞEBİLİYOR:

 

 

 

 

(...)

 

Coşkun Abin açıklamamış ama ben açıklayayım, eski eşinin katkısı, ricasıyla Devlet Tiyatroları'na girecekti,

 

(KAYNAK: Demirkanlı, “Lütfen benim Aşil topuğum(*) olma" ve "yakinda pembe dizi yazmaya baslarsan valla sasirmam:)” 24 Ağustos 2010) (Sansürcü Demirkanlı, yukarıda aktardığımız ifadesini, daha önce pek çok kez yaptığı gibi, metinden silip çıkarabilir veya metni toptan yok edebilir ya da linkini değiştirebilir. Garantili olması için, Demirkanlı'nın yazısını yayınlamış olan Hilmi Bulunmaz'ın ilgili sayfasına da link verelim: tiyatroyun.blogspot.com)

 

 

NOT: Devlet bütçesiyle bu şerefsiz iftiraları besleyen Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun tarih taksiratlarını affeder mi bilmem ama ben, kendi payıma affetmeyeceğim, çünkü:

 

Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle, iğreniyorum.

 

CB / 30 Ağustos 2010

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖNEMLİ NOT: Yayınımız her an kesilebilir!

 

 

 

 

 

 

 

Türk Ticaret adlı hosting şirketinin (daha önce de sık sık olduğu üzere, geçen ay üç gün boyunca kendi arızaları yüzünden yayın yapamadığımız, yani 0 trafik yaptığımız halde) aylık trafik aşım bedeli olarak haksız biçimde ve hiçbir belgeye dayanmaksızın belirlediği 90 TL ceza bedelini ödemek niyetinde olmadığımız için, yayınımız her an kesilebilir.

 

 

 

 

 

Onlar yayınımızı kesmeden önce başka bir hosting sitesiyle anlaşma sağlayabilirsek, bize aynı adresten ulaşabileceksiniz. Olmazsa, gelişmeleri, size (bugüne dek fazlasıyla ihmal ettiğimiz) blogspot adresimizden aktarmaya çalışacağız. Lütfen not alın: www.coskunbuktel.blogspot.com.

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖNEMLİ GÜNCELLEME 6 Ekim 2010

 

 

 

 

 

 

Aşağıdaki notumuzla ilgili olarak, Mustafa Demirkanlı'nın bu gece (bana ve benden başkalarına da) gönderdiği "Faturanı ödeyebilirim" başlıklı, yine yalan ve iftira dolu mesajı ve Demirkanlı'ya ağzının payını (bininci kez) veren karşı mesajımı okumak için, lütfen, TIKLAYINIZ!

 

 

 

 

 

 

 

BONUS:

"Sıfır sansür" ilkemizden yararlanarak, Demirkanlı'nın hastalıklı fikir ve yorumlarını facebook sayfamızda yaymakta olan

ÖZGÜR BAŞKAN ADLI TAKMA İSİMLİ SAPIK SONUNDA "TÜYDÜ"!

 

 

 

BÜKTEL/DEMİRKANLI /BULUNMAZ POLEMİĞİ

 

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)

 

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'YA YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E SANATSEVERLER DEĞİL, ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR  

COŞKUN BÜKTEL

 

MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR   önemli

COŞKUN BÜKTEL

 

 

ARTIK SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP  COŞKUN BÜKTEL

 

COŞKUN BÜKTEL'İ ANLAMAK...

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

KİM DEĞİŞTİ?

COŞKUN BÜKTEL

 

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(2 VE SON)

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP                                                                             

COŞKUN BÜKTEL

 

HAY ALLAH

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

DEMİRKANLI, YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR

HİLMİ BULUNMAZ

 

VEKALET DÖNEMİ

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

YALANI YALANLA ÖRTMEK

HİLMİ BULUNMAZ

 

(Yukarıdaki başlığı taşıyan yazı, tiyatrom.com'da yayınlanması için, 2 Ağustos 2007'nin ilk dakikalarında ―tam olarak, saat 00.29'da― A. Ertuğrul Timur'a gönderilmiş, henüz/hâlâ yayınlanmamıştır. Büyük ihtimalle, Bulunmaz'ın önceki yazısı gibi, cevabıyla aynı anda yayınlanacaktır.

 

GÜNCELLEME: tiyatrom.com'un sahibi A. Ertuğrul Timur, Bulunmaz'ın "Yalanı Yalanla Örtmek" yazısını sansür etmiş, asla yayınlamamıştır.)

 

 

YALANI YALANLA ÖRTMEK 

HİLMİ BULUNMAZ

 

 

KIVIRTMA COŞKUN

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

 

SKANDAL KONUSUNDA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İFTİRALARINI HİLMİ BULUNMAZ NASIL YANITLADI?

BULUNMAZ / DEMİRKANLI

 

COŞKUN BÜKTEL BULAŞMA, İŞİNE BAK!

MUSTAFA DEMİRKANLI

 

İŞ YAPAN, BULAŞIR!

HİLMİ BULUNMAZ

 

DEMİRKANLI YALANLARI

Linkler

 

TAMAM, DÜRÜSTLERE İNANMIYORSUNUZ, PEKİ YALANCILARA İNANMAYA NE DERSİNİZ?!

COŞKUN BÜKTEL / MUSTAFA DEMİRKANLI

 

 

DEMİRKANLI BİLE BİLE YALAN SÖYLEYEN ADİ BİR İFTİRACIDIR!

 

BÜKTEL VE DEMİRKANLI'NIN "YEDİ TEPELİ AŞK SANSÜRÜ" ÜSTÜNE YAZDIKLARI YAZILARDA YER ALAN BENZERLİKLER

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN SON SAHTEKÂRLIĞINI FOTOĞRAFLA BELGELEDİK.

 

 

DEMİRKANLI'DAN BÜKTEL'E TAKMA İSİMLERLE YÖNELTİLMİŞ İFTİRALAR

 

 

DEMİRKANLI'NIN BÜKTEL'E "FATURANI BEN ÖDERİM" MESAJI VE BÜKTEL'İN TEKME TOKAT CEVABI

 

 

ÖZGÜR BAŞKAN ADLI TAKMA İSİMLİ SAPIK SONUNDA "TÜYDÜ"!

 

 

HAYATINDA BİR SANİYE BİLE HAKKA, HUKUKA İNANMAMIŞ, BURAK CANEY DESTEKÇİSİ MUSTAFA DEMİRKANLI, HİLMİ BULUNMAZ'I SAVCIYA ŞİKAYET ETTİ

 

 

DEMİRKANLI'NIN KÜFÜR REPERTUARINI OKUMAK İÇİN, TIKLAYINIZ!

 

BONUS:

Ayrıca bakınız:

 

Feridun Çetinkaya

 

İftiracı, linççi ve sansürcü tiyatro yayıncısının pişkini, "Bahar temizliği" yapar kış günü...

 

 

Coşkun Büktel,

 

"Çığ" Aslında Nedir Neyi Sarsıyor?

 

Konjonktür değiştikçe, Mustafa Demirkanlı ile Tuncer Cücenoğlu'nun ahlak ilkeleri de değişiyor      

 

"Sabahattin Ali", Tuncer Cücenoğlu'nun "Elinde Kaldı"

 

Körler Körleri izliyor

 

Cücenoğlu nihayet utandı

 

Tuncer Cücenoğlu, “Çığ”ın Ayıbını Müjdat Gezen’e de Bulaştırdı

 

 

Ayrıca bakınız:

Büktel'e yöneltilen Özdemir Nutku iftirasının Özdemir Nutku ağzından belgesi:

İftira CD'si

 

Büktel ve Bulunmaz aleyhine tertiplenen

Linç Kampanyasına imza atanların listesi



 

MERAK KONUSU:

Arşiv: SANSÜRCÜ LİNÇÇİ MUSTAFA DEMİRKANLI, FERİDUN ÇETİNKAYA'YA "IRKÇILIĞIN AVUKATI" DİYE İFTİRA ATAN BİR YAZIYI SİTESİNDE YAYINLADIĞI HALDE, ÇETİNKAYA'NIN GÖNDERDİĞİ CEVAP YAZISINI NEDEN YAYINLAMADIĞI; ÇETİNKAYA'NIN (ENGİZİSYON'DA BİLE TANINAN) CEVAP HAKKINI NİÇİN TANIMADIĞI, ÇETİNKAYA'YI NİÇİN EN AŞAĞILIK (EN SAVUNULAMAZ, EN AÇIKLANAMAZ) BİÇİMDE AÇIKÇA SANSÜR ETTİĞİ KONUSUNDA HESAP VERMEYE DE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMIYOR.

 

 

BONUS:

 

Öylesine seviyesizsin ki, tek başına, "tüm insanlığın" seviye ortalamasını düşürüyorsun.

 

VANDALLARIN SANAT ZANNEDİP SANAT EDİNDİĞİ
"GERÇEKLERİ SAPTIRMA KURNAZLIĞI"

 

MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -1

MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -2


MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -3

MUSTAFA DEMİRKANLI, "kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki" ŞEKLİNDEKİ APAÇIK YALANININ HESABINI VERMEYE ÖLDÜR ALLAH YANAŞMADI -4

MUSTAFA'NIN "SÖZ DÜELLOSU" TEKLİFİNE SONUNDA EVET DEDİM

MUSTAFA'NIN HALUK BİLGİNER'CE AÇILMIŞ "YAVŞAK DAVASI"NDA ÇIKAN KARAR HAKKINDA FACEBOOK'TA BAŞLATTIĞI TARTIŞMA

 

HİLMİ BULUNMAZ'IN KIRIM KONGO KENESİNE BENZETTİĞİ MUSTAFA DEMİRKANLI, "SIFIR SANSÜR" İLKEMDEN ÖZGÜRCE YARARLANARAK İYİCE MUSALLAT OLUP, KIŞKIRTMAYI VE KAFA SIKMAYI DÜN DE SÜRDÜRDÜ!

 

 

Mustafa Demirkanlı'nın iki yüzlülüğünü teşhir etmekle niye uğraşıyoruz?

Coşkun Büktel / 20 Kasım 2011

 

Çünkü Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın, DT genel müdürü Lemi Bilgin'in, İBBŞT genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun, fakir halkın parasını reklam adı altında nasıl bir adamın cebine (dergisine) akıttığının, halk tarafından bilinmesini önemsiyoruz.

Yani bizim önemsediğimiz şey, (2005'te
Özdemir Nutku'nun "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var" demesinden sonra, 2009'da dergisinin kapağında "Evet, İkinci Bir Theope Var" başlığı attığı halde, iki gün önce "kimse ikinci bir Theope var demedi ki" diyebilmiş) iftiracı Demirkanlı'nın kendisi değil... Biz halkın bizzat kendi parasıyla ve Kültür Bakanlığı, İBBŞT ve DT'nin izni, desteği ve aracılığıyla ve "kasıtlı olarak" dezenforme edilmesini önemsiyoruz.

Keşke bu işlerle başkaları uğraşsa... Keşke, iftira, linç, sahtekârlık, vb.nın egemen olduğu tiyatromuzda, bu egemenliğe karşı sanatsal bir tepki göstermeye cesaret edebilen kişilerin sayısı 3'le (Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya) sınırlı olmasa; keşke tiyatromuzda bir toplumsal vicdan, ahlaksızlığa karşı bir toplumsal refleks bulunsa... da ben kendi işimi yapabilsem.

Kimse bana, "yeter artık, herkes durumu anladı, sen bak kendi işine" demesin! Durumu herkesin anladığına dair belirtiler görmedikçe, imzalı tepkiler yayınlanmadıkça, "sus, susmadıkça sıra sana gelecek" korkusu egemen oldukça, kimsenin anlatmaya çalıştığım şeyi anladığına ikna olamam.

 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ, BİR KEZ DAHA, MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN (DÖRT AY ARAYLA YAZILMIŞ) KENDİ İFADELERİYLE VE "ORİJİNAL" KAYNAKLARINA LİNK VEREREK BELGELİYORUZ

 

Ağustos'ta (bir ara) insan (güya), Kasım'da kurt...


Coşkun BÜKTEL /
20 Kasım 2011

 

MUSTAFA, DÖRT AY ÖNCE (30 Ağustos, 23.53'de) GAYET İNSANCA BİR YAKLAŞIMLA "HATA" DİYE NİTELEDİĞİ VE ÖZÜRÜ ZATEN DİLENMİŞ, UZUN UZUN DÜZELTMESİ YAPILMIŞ "HATAMI"; DÜN (19 KASIM, 06.25'de) YİNE KAFAMI SIKARKEN CEPHANESİ TÜKENİP DE SÖYLEYECEK ŞEYİ KALMAYINCA, "İFTİRA" OLARAK NİTELEDİ. MUSTAFA DEMİRKANLI DÖRT AY ÖNCE (Ağustos'ta) NE DEDİ, DÜN (Kasım'da) NE DEDİ? "ORİJİNAL" KAYNAKLARA LİNK VEREREK AŞAĞIDA AKTARIYORUZ. BİZ BİR ŞEY DEMİYORUZ, HER İKİ ALINTIMIZDA DA YALNIZCA MUSTAFA KONUŞUYOR, HER ŞEYİ MUSTAFA DEMİRKANLI KENDİSİ SÖYLÜYOR:


MUSTAFA DEMİRKANLI (30 AĞUSTOS, 23.53, 2011)

Yoksa senin bu hatanı dilime dolayıp "itira attı" da "iftira attı" diyecek halim yok, olur insan hata yapar.

(ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150748314450711)

MUSTAFA DEMİRKANLI (19 KASIM, 06.25, 2011)

Bre Büktel, iftira attın, sonta kıvır kıvır kıvrandın, "özür dilerim" dedin, şimdi onu da geri alıyorsun, iftira attığını kabul etmiş olduğuna göre, boş verelim özrü, sen iftiranı madalya gibi taşı. Ben Büktel iftira attı, sonra özür diledi, ben de konuyu kapattım lafım -doğru oladığı için- unutayım, her zaman hatırlatayım sana attığın iftirayı.... İftiracı seni...

(ORİJİNAL KAYNAK: http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=304231069595010&id=100000243596367)

ARŞİV

Coşkun Büktel: COŞKUN BÜKTEL GİBİ BİR İNSANA ANCAK OROSPU ÇOCUKLARI "İFTİRACI" DİYEBİLİR.

 

TÜRK TİYATROSUNDA ASRIN (zincirleme) YALANI:


 

ÖZDEMİR NUTKU 2005:

"Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış Theope diye bir oyun var."

KAYNAK: DT'nin CD kaydı



 

MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN DERGİSİNDE KAPAK DUYURUSU (Haziran 2009): 

"Evet, ikinci bir Theope var."

KAYNAK: Derginin Haziran 2009 kapağı / Kapağı büyük görmek ve "Evet, İkinci Bir Theope var" başlığını okumak için, lütfen aşağıdaki fotoğrafın üstüne tıklayınız!

 

 

MUSTAFA DEMİRKANLI 2011:

"kimse ikinci bir Theope oyunu var demedi ki"

KAYNAK:
http://coskunbuktel.com/bukteldemirkanliikincitheopegercegi%20saptirmak.htm

 

 


DEMİRKANLI YALANLARI GENEL SAYFAMIZ:

http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm