|

Bugün
Temel Demirer "Ben, devletime ‘katil’ dedirtmem. Bu
düşünce özgürlüğü degil.” diyen Adalet Bakanı’nın icazetiyle TCK
301 ve TCK 216’dan yargılandı, dün aynı bakanın katlinden
sonra TC tarihinde bir ilk olarak devleti ve hükümeti adına
özür dilediği, onyedi yaşındaki bir çocuğun silahlı polis şiddetiyle
felç kalmasını protesto ederken gözaltına alınan Engin Ceber’in
hapishanede öldürüldüğü cografyada, eğer aklınız ya da kalbiniz
varsa ve onlara ihanet etmiyorsanız yarın sizin başınıza ne geleceği
hiç belli olmaz.
MEHMET ATAK
Büktel'in ön açıklaması:
Mehmet Atak, sağolsun, bir süredir, yazılarını bana da gönderiyordu.
İçlerinden bazılarını yayınlamak istediğim için, Atak'la daha önce
de temas kurmuş ve yazılarını redakte ederek göndermesini
istemiştim. Ama Atak, hatırladığım kadarıyla, yazılarını yayınlamak
üzere yazmadığı ve redaksiyonla uğraşmanın içinden gelmediği yolunda
bir cevap vermişti. Bu durumda, ben de Atak'ın bana gönderdiği
yazıları okumakla yetindim.
Ama gönderdiği son yazısında Atak, 318. Madde yüzünden başının
belada olduğunu söylüyordu. Bu nedenle Atak'a bir mesaj daha
gönderdim:
Bu uzun
mesajının ilk bölümünü (ekmek param için dizi senaryosu yazmakta
olduğum sırada kısa bir ara vererek) okudum. Ama gerisinin çok
uzun olduğunu gördüğüm için okuyamadım. Okumadığım şeyleri
yayınlayamam. Yalnızca ilk bölümü yayınlamak ise, mesajını
sansür etmek olacak. İlk bölümden sonraki bölümleri kısa bir
özetle toparlayarak, "okunur" kılabilmen ve yayınlamama izin
vermen mümkün mü?
Coşkun Büktel / 22
Kasım 2008
Atak'tan gelen cevap şu oldu:
Selam Coskun Bey,
Nasilsiniz?
Alakaniz icin cok sagolun, inanin issizligimda ilik bir pencere
acti.
Altta bir kisaltma yaptim, umarim hala cok uzun degildir. Ve
zamaniniz olur, yayinlamadan bir goz atip, redakte edebilirseniz
cok sevinirim.
Sevgiyle kalin,
Mehmet Atak / 22 Kasım 2008
Atak'ın yazısındaki, çoğu İngiliz alfabeli bir formatta yazılmış
olmaktan kaynaklanan, yazım hatalarını (örneğin, "maşa" yazmak
isterken "masa" yazmış) düzeltmeye başlar başlamaz, bıraktım. Çünkü
düzeltmekle bitecek gibi değildi. Yazarı bile bu düzeltmeye mesai
harcamayı gerekli bulmuyorsa, benim işgüzarlık etmem ille de
gerekmiyordu.
Yazıyı yalnızca bir paragrafı düzeltilmiş olarak, Atak'ın gönderdiği
haliyle ve daha okunaklı bir sayfa düzeniyle yayınlıyorum. Çünkü,
sansürden nefret ediyorum ve Atak sansür ediliyor. Ama bundan
sonraki yazılarını redakte etmek zahmetine yine katlanmazsa, Atak
kendi yazılarını kendisi sansür etmiş ve kendini "ıssızlığa" kendisi
mahkum etmiş olacak.
Coşkun Büktel / 23 Kasım 2008
NOT: Görüntü kalitesi adına,
sayfaya, Atak'ın internette bulabildiğim en yüksek pikselli
fotoğrafını koydum.
MEHMET ATAK'IN
MESAJI
Selam,
Eee kacis yok! TCK 318 sonunda benim cismimi de yakaladi.
Ankara donusu muhtarlikta bir tebligatimin bekledigine dair bir
pusula buldum.
Tebligat Beyoglu 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nden geliyordu. Haziran
ayinda Mehmet Bal’i destekleme eyleminde beraber
gozaltina alindigim Oguz Sonmez, Gursat Ozdamar ve
Serkan Bacak’la birlikte bana da Beyoglu Cumhuriyet
Bassavciligi “halki askerlikten sogutmak” suclamasiyla
TCK 318’den dava acmis ve her birimizin ayri ayri
cezalandirilmalarini talep etmisti.
Cumhuriyet Savcisi Mesut Erdinc Bayhan imzali iddianamede
“Antimilitarist Inisiyatif” uyesi oldugum (ismine bakimca
bir itirazim yok ama degilim, bir de “inisiyatif”
kelimesi resmi tebligatta “insiyatif” seklinde
yazilmisti.) “Mehmet Mehmetcik olmayacak”, “Oldurmeyecegiz
Olmeyecegiz, Kimsenin Askeri Olmayacagiz”, “Reddet Diren
Hayir De Askere Gitme” sloganlarini attigim (Hic bir cumleye
itirazim yok ama ben mesrep olarak slogan atmayan/atamayan bir
insanim.) “Vicdani Retci Mehmet Bal’a Ozgurluk”, “Askeri
Cezaevinde Iskence Var” gibi pankartlar actigim (Yine
cumlelere itirazim yok ama pankart acmadim, ustelik eylemin
finaline yetisebilmistim.) boylece halki askerlikten sogutma
sucu (!?) isledigim ve TCK 37/1 delaletiyle TCK 318/1
ve TCK 53/1’den kamu adina (!?) cezalandirimam talep
edilmisti. Supheli yani “ben”in suclulugumun delili dvd’nin
emanette oldu belirtiliyordu (Sanirim iddianameyi hazirlamadan
dvd’yi seyretme ihtiyaci da duymamislardi keza kolay
karistirilabilecek bir fizigim yok.)
Ayrica tebligatin zarfina durusmaya gitmedigin taktirde CMK
176/2 uyarinca zorla goturulecegim ve CMK 98/3
uyarinca hakkimda yakalama emri duzenlenebilecegi ihtar notu
basilmisti.
Bugun Temel Demirer “Ben, devletime ‘katil’ dedirtmem.
Bu dusunce ozgurlugu degil.” diyen Adalet Bakani’nin
icazetiyle TCK 301 ve TCK 216’dan yargilandi, dun
ayni bakanin katlinden sonra TC tarihinde bir ilk olarak
devleti ve hukumeti adina ozur diledigi, onyedi yasindaki bir
cocugun silahli polis siddetiyle felc kalmasini protesto ederken
gozaltina alinan Engin Ceber’in hapishanede olduruldugu
cografyada, eger akliniz ya da kalbiniz varsa ve onlara ihanet
etmiyorsaniz yarin sizin basiniza ne gelecegi hic belli olmaz.
Nietzsche’nin “soguk canavar” dedigi soyut
devletin, somut ekipmanli soyut aygitlari ve onlarin somut
aktorleriyle insanlar uzerinde tahakkum kurmasinin hukuki
kiliflari TCK 301’ler, TCK 318’ler, simdi celik
cop kullanma hakki da elde eden, pek cok oldurme ve yaralama
vukuatindan beraat ettirilen polis aktorlerinin guc
vesayetlerini percinleyen yeni PVSK’ler boynumuzun
uzerinde sallanirken, Shakespeare’in deyimiyle “ellerindeki
kanin kokusunu Arabistan’in tum esanslarinin cikaramayacagi”
cemil cicekler, ramazan akyurekler vasileri olarak
bazi devlet aygitlarindaki titrlerini muhafaza ederken, biz ne
menem “hur” mahlukat olabiliriz ki bu cografyada?
Bir insanin bir insani oldurmesi cinayettir, bunun savasta
olmasi durumu degistirmez. Bir diri can artik bir oludur.
Oldurmeyi reddetmek, oldurmeyi reddetmeyi savunmak suc degildir,
olamaz, olmamalidir.
Hala yazarini ogrenemedigim bir yazi basligi hatirlarim seneler
oncesinden: “Halkin Askerlikten Sogumasi Haklin Yararinadir”.
Evet bir kac kisiyi bile olsa oldurmek uzerine olan ezberlerini
sorgulamaya, oldurmekten vaz gecmeye ikna etmek icin yuzlerce
yazi yazmaktan, yuzlerce konusma yapmaktan imtina etmem. Ama
iddia edilen fiil gerceklesmedi. Iste traji komik olan bu.
Ustelik bu surecin benim uzerinde bir tacizi var, bu surecin
bizim vergilerimizden karsilanan ekip/ekipman maliyeti var.
Bunlarin hesabini kim verecek?
Son bes senede TCK 301’den 1 481 kisiye dava acilmis ve 745’i
mahkum edilmis. Daha gecen ay uc TCK 318 davasi hatirliyorum:
Gokan Gencay, Bulent Ersoy ve Cezmi Ersoz.
Arat Dink gibi “Yoklugum Turk Varligina Armagan Olsun”
demek icin illa etnik otekilestirilen olmaniz gerekmiyor, dini,
cinsel, cinsiyetsel, sinifsal vb kimliklerinizle
otekilestirilenlerden olmaniz da sart degil. Sadece bir kalbiniz
ve akliniz olmasi, dusunmeniz ve konusmaniz yeterli, karsiligini
mutlaka alacaginiz rahatligiyla “Yoklugum Turk Varligina
Armagan Olsun” diyebilirsiniz.
Evet ben hangi sartta olursa olsun “Bir insanin bir insani
oldurmesi cinayettir” diyorum. Ve hatta vicadini redci
arkadaslar alinmasin ama, askerligi sosyal hizmet olarak ikame
etmeyi kabul eden vicdani reddi biraz takiye buluyor, dogrudan
total reddi teklif ediyorum.
Yarin, sagolsun gonullu olarak yardimci olmayi teklif eden
hukukcu ve insan haklari aktivisti (ki kendisi de defalarca
mevcut TC magduru olmustur) Eren Keskin’le bulusacagim.
Durusmalara girmememin mumkun olup olmadigini ogrenecegim.
Delillere riayet edilirse davadan beraat etmemem icin bir sebep
yok ama mizacim mahkeme surecinde, yukseklik farklari, ayaga
kalkmalar, hiyararsi vb lerine isyan eder de, mevcut hukuk ici
beraat etmisken “mahkemeye hakaret”, “hakime hakaret”
vb bir kilifla bu kez de tutuklu yargilanirsam diye urkuyorum.
Suc olduguna inanmadigi bir suc iddiasi karsisinda Mahmut
Alinak gibi hurriyetini parayla almayi reddetmek,
hurriyetinin metalastirilmasina canak tutmayip, yatmak cok
onurlu da ben artik bu cografyada birakin hapishanelerden,
karakollardan bile canim diri olarak cikabilecegim inancimi
kaybettim. Soyle bir kafayi cevirdigimde Metin Goktepe’lerin,
Ozkan Tekin’lerin, Birtan Altunbas’larin, Siyar
Perincek’lerin, Festus Okey’lerin, Baran Tursun’larin,
Aytekin Arnavutoglu’larin, Feyzullah Ete’lerin,
Engin Ceber’lerin, Serkan Cedik’lerin imgelerini
goruyorum. Tumu artik “olu”!
Sevgiyle kalin,
Mehmet Atak
ps. Asagiya Haziran'da Mehmet Bal eyleminde gozaltina alindiktan
sonra yazdigim yaziyi ve Eylul'de Istabul Valiligi Insan Haklari
Il Kurulu'na verdigim dilekceyi de upload ediyorum.
06-12-2008
KEYFI GOZALTINA ALINMAM KARSISINDA NE YAPABILIRIM?
Selam,
Dun son derece keyfi bir uygulamayla gozaltina alindim ve 4 saat
Taksim Karakolu’nda tutuldum.
Sizden ricam, alttaki metni okumaniz ve yasamimdan gasp edilen 4
saat karsiligi nereye, nasil bir dava acmam gerektigi konusunda
bana fikir vermeniz.
Aylardir, kizimin hastalanmalari harici inimden (evden) adim
atmiyorum. Sadece kendimi gunlerce onceden motive ederek bir kez
zorlukla buldugum Uskudar Adliyesine (uc tane varmis), “Sivil
Itiatsizlik” kapsaminda suca istirak dilekcelerimi vermek,
bir kez Taksim Hill’deki ilk Baris Meclisi toplantisi,
bir kez Woodycik’in Beylerbeyi sirtlarindaki ilk dogum gunu ve
bir kez de Marlene’in (Ayca Telirmak) Kadikoy
Haldun Taner Sahnesi’nde yapilan olum toreni icin, dort ayda
dort kez cikmisim inimden. Curmum kadar da olsa, ciddi mesai
verdigim Irkciliga ve Milliyetcilige DurDe’nin 7 Haziran
gosterisinden, 1 Haziran Kadikoy “Kurt Sorununa Adil ve
Bariscil Bir Cozum” mitingine, Besiktas’taki son Hrant
Dink durusmasina, Fatma Kurtulan, Pinar Selek
durusmalarina, Cihat Burak sergisine, Arabi
seminerlerine, Sahika Tekand’in Festival’de gosterilen
“Karanlik Korkusu”na... katilmak istedigim pek cok yere kendimi
inimden cikmaya motive edemedigim icin gidemedim.
Bu arada Marlene’nin olumunden alti gun sonra evinde
bulunmasindaki issizlik beni cok acitti. Mevcutlarin %80’ninden
daha yetenekli ve donanimli bir oyuncuydu, ama statukolarin
icinde degildi ve statukolardan icazet alma pesinde de
kosmamisti. Bu yuzden de medyada olumunden alti gun sonra
bulunmasi, biraz da kediler aleyhine yeni sehir efsaneleri
yaratma arzusu ve bunun rantinin tamahiyla “ucuncu sayfa haberi”
kontenjanindan yer bulabildi sadece. Kimse oyunculugundan
sahsiyetinden soz eden bir kac satir yazmaya gonullu olmadi.
Senelerdir ticari yazi yazmamama ragmen, hic olmazsa ardindan
bir belge kalsin diye ben talip oldum, Radikal Cumartesi’ye
haber yolladim ama menfi cevap geldi. Belki icinizden birileri
gunluk tuketim zihniyetinden siyrilip, oyuncu-insan Marlene’e
(Ayca Telirmak) dair bir kac satir bir belge birakir. Keske!
Kafamin icinde tetikcilerin (reel ve mecazi manasiyla),
hapishanelere, ailelerine vb para akislarini denetleyip
durduracak bir kanun nasil olmali diye evirip ceviriyordum.
Samast’larin, Hayal’lerin, Malatyali genc katillerin vb, kendi
umarsizliklari icinde fena ezberlerle yikanmis beyinleri
dişında, fakirliklerinin önune ışıltılı bir hediye gibi sunulan
ekonomik boyutun ozendiriciligi durdurulursa, bu genç insanlarin
ellerine bulasan insan kaninin, mevcut sistem icinde ne kadarina
mani olunabilir diye…
Iste bu efkara dalmisken total redci Mehmet Bal’in askeri
tutukevinde ugradigi işkence ve askerlere dövdürülmesi haberini
okudum. Fena ezberlerle beyinleri yikanmis bu maşa genc
insanlarin, hic bir ceza almadan ya da bir kac ay hadi bilemedin
bir kac sene ceza alip yirtacaklari dusuncesi beynimi kemirdi…
Savas Karsitlari’dan Carsamba 1pm’de Galatasaray’da,
Mehmet Bal’a destek icin bir eylem yapilacagi e-mailini alinca,
son donemime pek uymayan, pratiginde beni dahi sasirtan
kendiliginden bir motivasyonla, evden firladim. Disari cikmaya
cikmaya mesafelerin ne kadar zamanda katedilebilecegi ebilitemi
de yitirmisim ki, Galatasaray’a vardigimda eylem bitmek
uzereydi. Basin icin hazirlanmis uc bildiriyi alip, golgeye
cekilip, Yapi Kredi Yayinlari’nin ancak benim gibi kucuk
kiclarin sigabilecegi tozluklarina tuneyip gozatmaya basladim.
Hemen yanimda bir sahisin bazi sahislarin kimliklerini
topladigini fark edince, kimlikleri toplanan sahislari "toplayan
sahisin kimligini gormedem kimliklerini vermemeleri"
konusunda gayri ihtiyari ikaz ettim. Bunun uzerine bu sahis
benim de kimligimi istedi, kimligini gormeden gostermeyecegimi
soyledim, goremeyecegim kadar kisa surede acip kapatti,
goremedigimi ve bu kosulda gostermeyecegimi tekrar ettim, bunun
uzerine kimligini verdi, baktim bir komiserdi. Kimligimi nicin
istedigini sordum, savcidan tebligat geldigini soyledi.
Tebligati gormek istedim, gostermedi ama bu sirada benim
kimligim gitti.
Kimligimi elinde tutan polis mobil bilgisayarindan kontrol edip
verecegini soyledi. Ama kontrolu bir turlu bitmedi, bu arada
tanimadigim uc kisiyle birlikte bir ekip aracina bindirilmeye
calisildim, gerekcesini sordum soylenmedi, nereye goturduklerini
soylemedikleri surece binmemekte diretince "Taksim Karakolu"ndan
ibaret bir cevap aldim.
Taksim Karakolunda nicin getirildigim soylenmeden, haklarim
okunmadan, bir telefon gorusmesi hakkimi kullanip
kullanmayacagim sorulmadan, su dahi icmeden 4 saat goz altinda
tutuldum. Daha sonra IHD'den bir avukat geldi, ki sifahi
olarak dahi avukatligimi verip vermedigim sorulmadigi icin
"hukuk disi" olarak Avukat Fazil Ahmet Tamer bana orada
yardimci oldu.
"Halki Askerlikten Sogutmak Amaciyla slogan attirmaktan"
gozaltina alindigima dair bir tutanak imzalatmaya calistilar,
mesrep olarak slogan dahi atmayan bir sahis olarak reddettim.
Kimin oldugunu unuttugum bir yazi basligini cok severim “Halkin
Askerlikten Sogumasi Haklin Yararinadir”. Guc vesayetinden
igrenirim ama, keske oyle bir gucum olsa da, bir slogan attirip,
devlet ve toplumun bunca yillik yanlis ve ortak ezberlerini
bozdurup, hakli askerlikten sogutabilsem.
Bir insanin bir insani oldurmesi cinayettir, bunun savasta
olmasi durumu degistirmez. Bir diri can artik bir oludur.
Oldurmeyi reddetmek, oldurmeyi reddetmeyi savunmak suc degildir,
olamaz, olmamalidir. Bu cografyanin ilk vicdani redcileri,
Tugrul Eryilmaz’in cikardigi Sokak Dergisi’nin 1989
sonunda yapmis oldugu bir kampanya ile vicdani retlerini
aciklayan Tayfun Gonul ve Vedat Zencir oldu.
Devrin TCK 155’inden vicdani redciler Tayfun Gonul, Vedat
Zincir, Mehmet Bal, Osman Murat Ulke gibi kimisi
dogrudan, kimisi yazi, konusma ve aktivizmle, kimisi de katilim
imzasi atip, kendini ihbar ederek “sivil itiatsizlik” aktivisti
olarak Sanar Yurdatapan, Koray Duzgoren,
Nilufer Akbal, Saruhan Oluc, Lale Mansur,
Etyen Mahcupyan, Omer Madra, Ali Nesin,
Erdal Oz, Husnu Ondul, Zuhal Olcay, Bilgesu
Erenus vd yargilandi, cezalar aldi. Oysa mevcut darbe
Anayasasi’nin bile 25’inci maddesi dusunce ve kanaat
ozgurlugunu, 26’inci maddesi ise dusunceyi aciklama ve yayma
ozgurlugunu guvence altina almaktadir. Ki verilen bu cezalarin
cogu, daha sonra AHIM tarafindan mahkum edilip,
tazminatla cezalandirildilar.
Zaman icinde TCK 155 , TCK 318’e donustu, Yildirim
Turker’den Koray Duzgoren’e, Ragip Duran’dan Taha
Parla’ya, Perihan Magden’den Kursat Bumin’e,
Gunduz Vassaf’tan Sami Hocaoglu’na, Etyen
Mahcupyan’dan Aydin Engin’e, Omer Madra’ya, Ayse Kulin’e,
Ayse Duskan’a, Mehmet Altan’a, Ayse Onal’a,
Vivet Kanetti’ye, Oral Calislar’a, Ragip
Zarakoglu’na pek cok yazar medyada konuyu sicak tutmaya
calistilar, ama maalesef ezberi bozmakta pek yol alinamadi,
kimsenin anasinin karnindan asker dogmadigi idrak edilemedi.
Yazarlar da israrli cabalarinin karsiligini TCK 318’den
yargilanarak odediler.
Vicdani red; kisinin ahlaki tercih, dini inanc ya da
siyasi nedenlerle askere gitmeyi ret etmesidir. Birey, emir
almak ve/veya vermek, itaat etmek ve/veya hukmetmek istemiyor
olabilir. Birey, siddet kullanmayi ve insan oldurmeyi ogrenmeyi
istemiyor olabilir. Birey, savaslara karsi olabilir ve
savaslarin yurutucusu olan ordulara hizmet etmek istemeyebilir.
Birey, dini inanclari gerekcesiyle her turlu siddete karsi
olabilir. Birey, politik gorusleri dogrultusunda ordusuz,
sinirsiz, devletsiz, ozgur bir dunyada yasamak istiyor olabilir.
Ya da israrli liberal durusuyla kimilerini biteviye kizdiran ama
farkli, genis perspektiflerden bakabilirlik melekesine sahip bir
yazar olan Gulay Gokturk’un yazdigi gibi “Oysa bana
gore, son derece temelsiz, keyfi, esitlik ilkesine aykiri bir
hak istegi bu. Avrupa'da 30 yildir 20'ye yakin ulkede
uygulaniyor olmasi da bu durumu degistirmiyor. Evet, temelsiz ve
keyfi... Cunku su soruya verecegi bir cevap yok: Neden askerlik
yapmayi vicdani, dini ve felsefi nedenlerle reddedenlere ret
hakki taniniyor da; diyelim, ailevi, ekonomik ya da psikolojik
nedenlerle askere gitmek istemeyenlere taninmiyor? Neden
bazilarinin vicdani sebeplerle gitmek istemiyorum, deme hakki
oluyor da, bazilarinin da ‘ailevi sebeplerle gitmek istemiyorum’
demeye hakki olmuyor? Bir erkegin askere gittiginde cocuklarina
bakacak kimsesi kalmamasi ve butun ailenin yoksulluga mahkum
edilmesi, felsefi olarak anti militer olmaktan daha mi onemsiz?
Ya da, olum korkusu yuzunden savasmak istememek, oldurmeye karsi
olmaktan daha mi banal? Neden vicdani, dini ya da felsefi
mazeretler, diger mazeretlere gore ‘haklilik’ hiyerarsisinde
daha yuksek bir yere konuyor; daha kutsal ve cignenemez
addediliyor? Hangi gerekcenin ne kadar onemli, ne kadar hayati
oldugu ancak kisinin kendi bilecegi bir seydir. Boyle subjektif
bir temelde hak tanimi, hak duzenlemesi yapilamaz; dolayisiyla
vicdani retciler icin ozel bir duzenleme yapilmasini istemek,
esitlige aykiridir”
Ben Gokturk’un yazdiklarini inanc, ahlak, ideoloji gibi
gerekceler disinda da da, esitlik en alt seviyede saglanmadan
insanlarin askerlik yapmayi reddetme haklari olmasi gerektigi
seklinde okumayi tercih ediyorum. Baslarda sadece solcular ve
escinsellere maledilip, marjinallestiilmeye calisilan “askerligi
red”, dindar Musluman Enver Aydemir misalinde oldugu gibi
artik kendi genislemesini olusturuyor. Ama maalesef hala
devletin ve toplumun yanlis ve haksiz ezberi baskin.
Eger TCK 318’in kaldirilmasini istiyorsaniz, imza vermek icin
ad-soyadinizi yazarak
318ehayir@savaskarsitlari.org'a
bir email atin. Bu arada total redci Halil Savda
hakkinda, Israil’in 2006 yilinda Lubnan’i kusatmasinin ardindan
“Sivillere zarar veren operasyonlarda gorev almak
istemiyorum.” diyerek gorevlerini yapmayi reddeden Israil
askerleri Amir Paster ve Itzik Shabbat’a destek
icin yapilan basin aciklamasindaki sozleri nedeniyle, “halki
askerlikten soguttugu” iddiasiyla dava acildi. Halil Savda,
yargilama sonunda 6 ay hapis cezasina carptirildi. Sivil
Itaatsizlik yoluyla bu suca katilarak destek olmak isterseniz
http://www.antenna-tr.org/imza/gunce...feox=26&lgg=tr
adresinde imza atabilirsiniz.
Donelim, 4 saatimin cebren gaspedildigi Taksim Karakolu
seruvenime. Oyunculuk calismasi yapmis olanlar bilir, belli bir
zumreden bir karakteri oynayacaginiz zaman, o karakterin ait
oldugu zumrenin genel gestuslarini kodlamak icin “Ciftci Pazari”
–baska isimlendirmeleri de var- diye bir egzersiz yapilir. Ben
kendi oyunculuk seruvenimde, bu egzersizi psikolojik boyutlara
da tasidim. Taksim karakolundaki 4 saatimin, buyuk bolumunu bu
egzersizle gecirdim. Polisler genelinde cok gencti, genelinde
aksanliydilar, ifadelerinde dusunce suclularina
(!?), adi (her ne demekse?) suclulara karsi gosterdikleri guc
vesayetinden imtina etmek zorunda kalmanin (adeta hakki
gaspedilmeye duyulan) hiddeti vardi.
Zaman zaman bu karakolda oldurulen Festus Okey dustu
fikrime. Polislerin, darp izlerini ortaya cikarmayacak siddet
kullanma konusunda nasil egitimler almis olabilecekleri uzerine
karanlik kurgular yaptim…
Bu surecte uc kez fiziki temasa, 8 kez "sen" hitabina
maruz kaldim. Taksim Ilk Yardim Hastanesi’ndeki doktora,
fiziksel temasa maruz kaldigimi belirttigimi tutanaga yazmasini
istedim, gecistirmek istedi, israr edince, darp var mi diye
muayene etti, darp izi olacak siddette bir temasa maruz
kalmadigimi, ama iki kez kolum tutularak, bir kez sirtimdan
itilerek musaadem disinda vucuduma temas edildigini, ve iddiam
olarak bunun tutanaga yazilmasinda israr ettim ama yazilip
yazilmadigini bilmiyorum.
Bana kimligimi soran bir sahsin kimligini gormek istemek gibi
mevcut hukuki duzenleme dahilindeki en basit vatandaslik hakkimi
kullandigim icin, maasini benim odedigim vergilerden alan bir
devlet memuru olan komiserin, bunu kendi guc vesayetine tehtid
olarak algilayip kompleks yapmasi neticesinde yalan bir iddiayla
(video kayitlarindan teyid edilebilir) hukuk disi olarak 4
saatim, hurriyrtim gaspedildi. Bu surecteki ekip ve ekipman
masrafiyla, devlet zarara sokuldu ve benim vergilerim keyfi
olarak carcur edildi.
Simdi ben ugradigim bu keyfi taciz karsinda, kim hakkinda,
nerede, nasil bir dava acmam gerektigi ve bu davayi acmamin ne
kadar bir kapitale malolacagini bilmek istiyorum. Bu konudaki
yardimlariniz bekliyorum.
Sevgiyle kalin,
Mehmet Atak
KEYFI GOZALTINA ALINMAM HAKKINDA ISTANBUL
VALILIGI INSAN HAKLARI IL KURULUNA DILEKCE VERDIM
Selam,
Farkli sebeplerden oturu mutemadiyen ertelenmis olsa da, sonunda
Fikret beyle (Ilkiz) bulustuk ve onun tavsiyeleri
dogrultusunda avukatimla bir dilekce hazirlayip, Istanbul
Valiligi Insan Haklari Il Kurulu'na verdim.
Asagiya Istanbul Valiligi Insan Haklari Il Kurulu'na verdigim
dilekcemi, pek cok ornegi gibi TC tarafindan hasir alti
edilmesine karsi takipcisi olmaniz ricasiyla da buraya asiyorum.
11 Haziran 2008 gunu, askeri cezaevinde iskence goren total
redci Mehmet Bal'i desteklemek icin Galatasaray'a
gitmistim. Burada Cevik Kuvvetler tarafindan Oguz Sonmez,
Gursat Ozdaman ve Serkan Bacak'la birlikte
gozaltina alindim. Sebebi insanlari, sivil giysili insanlarin
(ki resmi de olsa farketmez) kendi kimliklerini gostermeden
kimliklerini kontrol etmelerini kabul etmemeleri konusunda
uyarmamdi. Bundan sonra gozaltina alindim ve avukatimin
hazirladigi dilekcede de gorulecegi gibi bir dizi hukuk disi
islemle karsilastim.
Verdigim bu dilekce bir on adimdir ve muhtemelen TC
icinde mevcut hukuksal duzenleme ve zihniyet icinde bir sonuca
vardirilmayacagi icin, sonraki adim icin AHIM'e
gidecegim.
Bu mucadelemi kendi adima onemli kilan uc nokta var. 1- TC'deki
pek cok mevcut uygulama yaninda devede kulak olsa da, birey
olarak ozgurlugumun devletin aygitlarinin aktorleri tarafindan
gaspedilmesi. 2- Insani bir bireysel hak olan total ve vicdani
reddin TC'de de kabul edilmesi mucadelesinin bir parcasi olmak
ve mucadeleyi gundemde tutmak. 3- Insan haklarina cok aykiri,
bireyi devlet karsisinda caresiz birakan yeni PVSK’ na (ki
ciktigindan beri keyfi oldurme oranin artisina dikkat edin
lutfen) dikkat cekmek, gundemda tutulmasina katkida bulunmak ve
degistirilmesi icin mucadele etmektir.
Ki bence TC'de ki mevcut hukuk ve mevcut hukuku uygulama
zihniyeti adina da bir emsal teskil edecektir.
Sevgiyle kalin,
Mehmet Atak
İSTANBUL VALİLİĞİ
İNSAN HAKLARI İL KURULU’NA
Askere gitmemek için vicdani retçi olan Mehmet Bal’ın 6 yıl
cezaevinde yatıp çıktıktan sonra tekrar tutuklanmasını protesto
etmek isteyen 20 kişilik bir grup Galatasaray’da saat
11:00-12:00 surlarında basın açıklaması yaparak Mehmet Bal’ın
serbest bırakılmasını istedi.
11 Haziran 2008 Çarşamba günü yapılan bu basın açıklamasından
sonra son derece keyfi bir uygulamayla gözaltına alındım.
Gözaltına alınmam sırasında gördüğüm kötü davranışın dışında 4
saat süreyle Taksim Karakolu'nda hiç bir neden gösterilmeden
tutuldum.
Galatasaray'da yapılan basın açıklaması bitmek üzereydi. O
sırada geldim. Basın için hazırlanmış olan bildirileri alıp Yapı
Kredi Yayınevinin önünde okumaya başladım.
Bu esnada hemen yanımda bulunan bir şahsın benim gibi orada
duran kişilerin kimliklerini topladığını fark ettim. Bunun
üzerine kendiliğimden kimlikleri toplanan şahısları 'kimlik
toplayan şahsın kimliğini görmeden kimliklerini vermemeleri'
konusunda gayri ihtiyari uyardım.
Bu ikazım üzerine bu şahıs benim de kimliğimi istedi. Kimliğini
görmeden kimliğimi göstermeyeceğimi söyledim. Bunun üzerine
kimliğini göremeyeceğim kadar çok kısa bir sürede sanki kimlik
gösterirmiş gibi yaparak kimliğini açıp kapattı. Kendisinin
kimliğimi göremediğimi ve bu koşulda kendi kimliğimi
göstermeyeceğimi söyledim. Bunun üzerine kimliğini verdi.
Baktığım kimliğine göre komiserdi. Bunun üzerine kimliğimi neden
istediğini sordum. Bana savcıdan tebligat geldiğini söyledi.
Savcılık tebligatını görmek istediğimi söyledim. Sinirlendi ve
göstermedi ama bu sırada benim kimliğimi de alarak gitti.
Kimliğimi elinde tutan polis bilgisayarda kontrol edip geri
vereceğini söyledi. Ama kontrolü bir türlü bitirmedi. Ancak bu
arada zorla ve tanımadığım üç kişiyle birlikte bir ekip aracına
bindirilmeye çalışıldım. Niçin ekip aracına alındığımın
gerekçesini sordum. Kimse bir şey söylemedi. Bunun üzerine
nereye götüreceklerini söylemedikleri sürece binmeyeceğimi
söyleyerek diretince; 'Taksim Karakolu'na dediler.
Taksim Karakoluna niçin getirildiğimi ve neden gözaltına
alındığımı hiç bir biçimde hiç kimse söylemedi. Haklarımı kimse
bana okumadı. Neden gözaltına alındığımı dahi açıklamadı.
Gözaltına alındığıma göre bir yakınıma telefon edip bildirmek
isteyip istemediğim dahi sorulmadı. Su dahi içmeden tam 4 saat
gözaltında tutuldum.
Daha sonra İHD'den bir avukat geldi. Gözaltına niçin alındığım
konusunda hiçbir şey sorulmadan tutulduğum gibi herhangi bir
biçimde avukat isteyip istemediğim veya kendi tanıdığım bir
avukatı çağırıp çağırmayacağım veya gelen kişiyi avukat olarak
kabul edip etmediğim dahi sorulmadan kendiliklerinden
çağırdıkları avukat Fazıl Ahmet Tamer geldi ve bana yardımcı
oldu.
Taksim karakolunda üç kez fiziki temasa, 8 kez 'sen' hitabına
maruz kaldım. Karakolda halkı askerlikten soğutmak amacıyla
slogan attırmaktan dolayı bir tutanağı zorla imzalatmaya
çalıştılar. İmzalamadım. Slogan atmayan bir şahıs olarak
zorlamalarını reddettim.
Mecburen götürdükleri Taksim İlk Yardım Hastanesi'ndeki doktora,
fiziksel temasa maruz kaldığımı belirttim. Tutanağa yazmasını
istedim. Geçiştirmek istedi. Israr ettim. Bu kez “darp var mı?”
diye muayene etti. Darp izi yaratacak şekilde ve şiddette bir
temasa maruz kalmadığımı ama iki kez kolumdan tutularak, bir kez
sırtımdan itilerek fiziken kötü muamele gördüğümü belirterek
bunun tutanağa yazılmasında ısrar ettim. Ancak yazılıp
yazılmadığı konusunda bir bilgim bulunmamaktadır.
Yasal olarak kimliğimi soran kişinin bana kimlik göstermesi
yasal bir zorunluluk olmasına rağmen kimliğini zorla gösteren
emniyet görevlisinden şikayetçiyim.
Taksim Karakolunda keyfi olarak ve yasalara aykırı bir tutumla
kendi keyiflerince zorla 4 saat beni gözaltında tutmaları yasaya
ve hukuka aykırıdır. Sadece göstermedikleri bir savcı
tebligatından bahsederek zorla özgürlüğümden yoksun bırakan
Taksim Karakolu Emniyet görevlilerinden şikayetçiyim.
Şikayetçi olduğum emniyet görevlilerinin kimler olduğunun
tespitini ve haklarında gerekli işlemlerin yapılmasını talep
ediyorum.
BÜKTEL'İN DESTEK GEREKÇESİ:
Mehmet'in ifadesini abartısız ve
inandırıcı bulduğum, yalan söylemiş
olacağına ihtimal vermediğim ve
Mehmet'in maruz kaldığı zorbalığın
gerçekleştiğine ikna olmama rağmen karşı
çıkmazsam, aynaya rahat bakamayacağım
için...
Coşkun Büktel |

MEHMET ATAK
DİLEKÇESİNE DESTEK
Levent Arslan
1 Aralık 2008
Mehmet Atak, Vicdani Retci Mehmet Bal`i destekleyen 20 kisilik grubun Beyoglu`nda yaptigi basin aciklamasi sonrasinda kimlik toplayan bir sivil sahsin, kimligini gostermeden kimlik soramayacagi konusunda diger yurttaslari uyardi.
Mehmet Atak, sivil sahsin sadece kimligini degil, savciligin talimatini da gormek istedi.
Bu nedenle gozaltina alindi.
Bu nedenle haklari ihlal edilerek 4 saat gozaltinda tutuldu.
Mehmet Atak iste bu siradan durumu Istanbul Valiligi Insan Haklari Kuruluna bir dilekceyle bildirdi.
Devlet, Bakanin aciklamasina gore: 1.000.000 asker `kacagini` dogal karsiliyor olmali ki, durustce ret hakkini kullanan Mehmet Bal`i 6 senedir icerde yatiriyordu.
Mehmet Bal Cikti ve cok gecmeden tekrar gozaltina alindi.
Mehmet Atak da bir kucuk grupla birlikte anayasayla guvence altina alinan gosteriye katilma hakkini kullandi.
Mehmet Bal`a reva gorulen zulme demokratik tepkisini gostererek en dogal hakkini kullandi.
Ve guvenligi saglamakla gorevli kimselerin hukuka uygun hareket etmeleri gerektigini soyleyerek, bir yurttasin yapmasi gerekeni yapti.
Mehmet Atak`i yalniz birakmak yalniz kalmaktir, diye dusunerek baslattigim destek kampanyasina katilacaginizi dusunerek bu maili yolluyorum.
Mehmet Atak`i destek Kampanyasinin surduruldugu blog:
Mehmet Atak`in dilekcesini okumak ve desteklemek icin:
Mehmet Atak`in dilekcesini destekleyenleri gormek icin:
levent arslan
muhendis
NOT: Arslan'ın metnini, düzeltme yapmaksızın, kendi imlasıyla aktardık. CB.
|
|