Anasayfa

Polemik

İnceleme

Büktel Hakkında

Linkler

İletişim

 

 

 
 

 

 

 

“THEOPE”NİN

(GELECEKTE MUHTEMEL)

İKİNCİ BASKISINA ÖNSÖZ

  

 Coşkun Büktel

 

 

 

Theope ilk kez, Ekim 1993’te, bazı arkadaşlarımın (Mustafa ve Burak Dağıstanlı ile Derya Şendil) parasal desteğiyle, amatör koşullarda ve 400 tanesi birinci hamur olmak ve satış dışı tutulmak kaydıyla, 5.400 adet basılmıştı. Bu amatör baskıda, metnin birkaç satırı eksik çıkmıştı ve birkaç tane de dizgi yanlışı vardı.

 

İlk baskının, yalnızca basımı değil, tanıtım ve dağıtımı da amatördü. Paramız bulunmadığından, tek kuruş tanıtım harcaması yapamamış ve kitabın gelirini dağıtım şirketleriyle “adeta yarı yarıya” paylaşmak istemediğimiz için, Theope’yi kendi emeğimiz ve çabamızla dağıtmayı tercih etmiştik. Ahmet Türkoğlu, arabasıyla taşıyarak, Ankara’daki kitapçılara ve tiyatroculara; ben ise sırtımda taşıyarak, İstanbul ve İzmir’deki kitapçılara ve tiyatroculara, kitabı “elden” ve yalnızca yüzde 25 kâr vererek dağıtmıştık. Benim ve Ahmet’in birçok tiyatrocu dostu, kitabın dağıtımında Ahmet’e ve bana yardımcı olmuştu. Hepsine minnettarım.

 

Bilindiği üzere, 1992 yılından itibaren "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" genel başlığıyla dergilerde yayınlamaya başladığım eleştiri yazılarımın ve bu yazılardan oluşan kitaplarımın her biri, belgelere dayalı nesnel ve yaratıcı özellikleriyle tiyatro çevresine adeta birer el bombası gibi düştü. Yazılarımın en “göze çarpan” özelliğini, defalarca yinelediğim şu ilke oluşturmaktaydı:

 

“İnsanları, ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim.”

 

Bu şeffaflık ilkesi, ülkemizin tiyatral, akademik ve tüm kültürel çevrelerinde egemen olan eleştiri anlayışına (“yalakalığa”) taban tabana zıttı ve yazılarım, en çok, bu ilkeyi tavizsiz uygulayışım yüzünden, arı kovanına sokulmuş bir çomak etkisi yaptı. Eleştiri yazılarımın (bir Oğuz Atay deyimiyle) “açıkça, mertçe, Türkçe” yazılmış olması yüzünden, yani yazarlığımın okurlarca en çok takdir edilen o şeffaf ve tavizsiz yaklaşımı yüzünden; Türkiye’nin neredeyse tüm tiyatro yöneticileri, yönetmenleri, eleştirmenleri ve akademisyenleri tarafından, (“sinsice”) aforoz edildim. Bana haddimi bildirmek için, ellerindeki devlet imkânlarını bana yasaklamaktan başka çare bulamayan bu çaresiz zevatın hüküm sürdüğü yerlerde (örneğin, Yücel Erten’in genel müdür olduğu İzmit Şehir Tiyatrosu’nda) değil kitaplarımın bulunması, adımın bile anılması cesaret gerektiriyordu.

 

Bu aforoz koşullarını Theope’nin kitabı için daha da zorlaştıran şey; yazar, yayınevi, çevirmen ve editörlerin cehalet, kötü niyet ve yeteneksizlikleri yüzünden, tiyatro kitaplarının ülkemizde hiç popüler olmayışıydı. Oyun metinleri, çoğu zaman ancak 1.000 adet ve kimi zaman 500 adet (ve kimi zaman ancak Kültür Bakanlığı’nın o kitaptan kütüphaneler için “toplu alım” yapacağını garanti etmesiyle) basılabiliyordu. Çünkü tiyatro kitapları Türkiye genelindeki kitapçı raflarında ancak 150-200 tane satılabiliyordu. Çünkü yayınevlerinin çoğu editörü gibi, tiyatro editörleri de, iyi oyunlar basmak yerine, yakın çevresindeki ahbap çavuşların berbat oyunlarını basmayı tercih ediyorlardı. (Somut konuşmuş olmak adına örnek olarak; bir zamanlar Yapı Kredi Yayınları'nda Ahmet Levendoğlu editörlüğünde yayınlanan ve kısa sürede, yayınevinin yalnızca Levendoğlu editörlüğüne değil, ama tiyatro dizisine de son vermesine yol açan kitapları gösterebiliriz.)  

 

Geneli etkileyen bütün bu olumsuz koşullara, Theope'ye özel olumsuzluklar eklendiği halde, yani; hakkında bir tek övücü yazı yazılmadığı halde, tek kuruş reklam harcaması yapılmadığı halde, sahnede berbat biçimde temsil edilmiş olduğu halde, Kültürsüzlük Bakanlığı'ndan destek görmesi asla söz konusu olmadığı halde, tiyatro esnafının karşı reklamına (aforozuna) da rağmen, Theope’nin "hiçbir" garantiye sahip olmayan 5.400 adetlik o ilk amatör baskısı, sırtımızda taşıyarak yaptığımız amatör dağıtımla, yine de 7 yıl içinde tükendi.

 

Beni aforoz edenler, insanların Theope’yi keşfetmesini ve tutkuyla sevmesini tümüyle engelleyememişti. Theope, tanıdığı herkese Theope hediye eden, Theope okutan fanatik okurlar bile kazandı. Beni aforoz edenler, konservatuar sınavına giren öğrenci adaylarını da tümüyle ürkütemedi. Theope, aforoza rağmen, sınava giren adayların, “sınav parçası” çalışmak için en çok rağbet ettikleri metinlerden biri oldu. Birtakım konservatuar adayları, aforoza rağmen, (çoğu üyeleri beni aforoz edenlerden oluşan, ama içlerinde, bazen yine de, en az bir tane vicdanlı insanın bulunabildiği) jürilerin karşısına çıkıp, Theope’den parçalar oynuyorlardı. Üstelik, o parçalar, onları öylesine “oynatıyordu” ki, Theope oynayarak sınavı kazananlar bile vardı.

 

Theope, önce İstanbul ve sonra Lefkoşa Şehir Tiyatrolarınca ancak “yarım yamalak” ve “berbat” biçimde sahnelendiği halde; ve yazıldığı 1988 yılından beri, meslek onurlarını hiçe sayarak tüm DT genel müdürlerince (Bozkurt Kuruç, Yücel Erten, Tamer Levent, Rahmi Dilligil, Lemi Bilgin, Mine Acar) aforoz edildiği, DT’de bir kez bile sahnelenmediği halde; kısa zamanda adeta klasikleşti. Aforoz edilmiş bu çağdaş tragedya, (sözünü esirgemez eleştirilerinden dolayı yazarına duyulan haksız öfke ve düşmanlık yüzünden) çirkin bir inatla sahnelenmiyor olsa da, Türk tiyatrosunun "en önemli" metni oldu.

 

1993 tarihli ilk amatör baskısı 2000 yılında tükenmiş bulunan Theope’nin ikinci baskısı ancak bugün (ve bu kez profesyonel olarak) gerçekleşiyor. Türk tiyatrosunun (vandal yöneticiler tarafından bugün bile hâlâ) aforoz edilen bu lanetli klasiği, eminim ki, gelecekte, pek çok dilde pek çok baskı yapacak, yurtiçi ve yurtdışı pek çok sahnede pek çok kez coşkuyla alkışlanacak. Tarih, eminim ki, Theope’yi haklı kılacak.

 

Peki ya Theope’yi aforoz edenler?... Devlet imkânlarını kendi hempalarından başkasıyla paylaşmayı reddettikleri için Theope’nin seyirciyle buluşmasına engel olanlar?... Onlar ne olacak? "İnsanların" ve çocuklarının yüzüne nasıl bakacak?

 

Umalım ki, tarih taksiratlarını affetsin!

 

 

NOT: Bu yazıyı, birkaç yıl önce Theope'nin, Elma Yayınları tarafından basılması söz konusu olduğunda yazmıştım. Ama ne yazık ki,  kitap dizildiğinde, yayınevinin, Theope metni üzerinde "editörlük" yapmaya kalkıştığını gördüm ve Elma Yayınları'yla yaptığımız anlaşmadan vazgeçtim.

Bu önsözü ise bugün internet ortamında ve ilk kez yayınlarken, birkaç minik rötuşla güncelleştirdim.

 

Coşkun Büktel / 6 Ağustos 2006

 

 

GÜNCELLEME: Yukarıdaki önsözün başlığını attığımda, Theope'nin ikinci baskısının ne zaman gerçekleşeceği (ya da gerçekleştiğini görmeye benim ömrümün yetip yetmeyeceği) belli değildi. Ne mutlu bana ki, Çitlembik Yayınları yöneticileri, yıllar önce okumuş ve çok sevmiş oldukları bu oyunu, bugüne dek hiç oyun basmamış olmalarına ve kitapla ilgili aforozun yarattığı diğer bütün olumsuz koşullara rağmen, basmayı kabul ederek benimle sözleşme imzaladılar ve kitabın Nisan 2007'de piyasaya çıkması karara bağlandı.

 

Yukarıdaki önsözü yazmamdan sonra, Theope'yle ilgili önemli bir gelişme yaşandı ve Theope'nin Türk tiyatrosunca aforoz edildiği benim güçlü bir tahminim olmaktan çıkıp, CD kaydı ile belgelenmiş "gerçek" bir skandal olarak ortaya çıktı. Ülkenin en ünlü profesörü (Özdemir Nutku), Devlet Tiyatrosu'nun otuz kişilik resmi bir toplantısında, Theope'nin oynanması talebini bastırmak için, daha sonra CD kaydıyla belgelenen şu sözleri söylemişti:

 

“....şimdi efendim bir de, bir dikkatini çekmek istiyorum. Hiç bir şeyle itham etmiyorum. Fransızca’da 16.yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var. Özellikle Fransız filolojisinden ve Fransız dilini bilenler onu biraz şey etmeliler yani, bir bakmalılar. Aradaki benzerliği görmek için. Teşekkür ederim...” 

 

Özdemir Nutku'nun bu iddiasını duyduğumuzda, "Özdemir Nutku Yalan Söylemediyse Belge Göstermelidir" başlıklı bir yazı yayınlayarak Nutku'yu belge göstermeye davet ettik. Nutku, "Coşkun Büktel'e Yanıt" başlıklı yazısında, hiçbir kanıt göstermeden iddiasını tekrarladı. Ne var ki, ilk iddiasında verdiği tarihi unutmuş olmalıydı ki, Nutku, yanıt yazısında, Fransa'daki Theope için bu kez 16. yüzyıl yerine, 17. yüzyıl tarihini veriyordu. Toplantının CD kaydına ulaşan DT sanatçısı Şahin Ergüney, "Theope Konusunda Özdemir Nutku'ya Yanıt" başlıklı yazısında, Nutku'nun toplantıda ne söylediğini kelime kelime ortaya koydu ve o günden sonra, Nutku, Theope konusunda sessizliğe gömüldü. Ne ikinci Theope iddiasının belgesini gösterebildi, ne de Coşkun Büktel'den özür dileyebildi.

Nutku'nun nutku tutuldu ama Nutku'dan çok Nutkucular susmadı ve onlara haddini bildirmekten çekinmeyenler de susmadı ve sonunda Theope tartışmaları yirmiye yakın yazıyla sürdü ve hâlâ da sona ermiş değil.

Theope hakkındaki tartışmaları bilmek isteyecek okurlar için, şu bilgiyi vererek, ikinci baskının önsözünü tamamlamış olalım: Theope'ye karşı ve Theope'den yana tüm yazıları, tek kelime kısaltılmamış olarak ve toplu halde bulmak için, coskunbuktel.com başlıklı internet sitesinde "polemik" düğmesini tıklamak yeterli olacaktır.

 

Coşkun Büktel / 16 Şubat 2007